Medine Alevîlerinden Hüseyin b. Ali, Abbasî yönetiminden ve onların bitmek bilmeyen zulümlerinden gına gelmişti. İmam Musa Kâzım’ın (a.s) rızasını alarak(1) Halife Hâdî’ye karşı kıyam edip yaklaşık üç yüz kişiyle Medine’den Mekke’ye doğru hareket etti.
Derken Hâdi’nin ordusu Fahh adı verilen bir bölgede onları kuşatarak hepsini öldürdüler ve böylece Kerbela faciasına benzer bir facia onların da başına geldi.
Şehitlerin başlarını bedenlerinden ayırarak Medine’ye getirdiler ve içlerinde İmam Kâzım’ın (a.s) da bulunduğu Ali Oğullarından bir grubun olduğu mecliste sergilediler. Bu manzara karşısında hiç kimseden bir ses çıkmadı. Ancak İmam Musa Kâzım (a.s), Fahh kıyamının önderi Hüseyin b. Ali’nin başını görünce şöyle buyurdu:
“İnna lillah ve inna ileyhi raciûn (Biz Allah’tanız ve O’na dönücüleriz).” Vallahi Müslüman ve dürüst bir kişi olduğu hâlde şehit edildi. Çok oruç tutar, geceyi çokça ibadetle geçirir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırdı. Ailesinde onun gibi biri yoktu.(2)
Hâdi, siyasî ahlâk dışında, kişisel özellikler bakımından da sapık, şarap içen, zevk-u sefa düşkünü bir kişiydi. Bir defasında Yusuf Saykal’a güzel sesle okuduğu birkaç beyitlik şiir için, bir deve yükü kadar dirhem ve dinar vermişti.(1) İbn Dabb adında biri şöyle diyor:
Bir gün Hâdi’nin yanına gittiğimde şarap içmekten ve uykusuzluktan dolayı gözlerinin kızardığını gördüm. Benden, şarap hakkında bir kıssa istedi; ben de şiir kalıbında bir şeyler söyledim. Hâdi okuduğum şiirleri yazdı ve bana kırk bin dirhem verdi.(2)
Meşhur bir Arap müzik bilimcisi İshak Mevsılî: “Hâdi yaşasaydı, evlerimizin duvarını altınla yapmamız gerekecekti.” diyor.(3)
Hâdi, hicrî 170 yılında öldü ve ondan sonra İslâm padişahlığına Harun geçti!(4)
O zaman İmam Musa Kâzım (a.s) kırk iki yaşındaydı.
Harun’un dönemi, Abbasîlerin güç, kudret, yağmalama ve zorbalıklarının zirvesiydi.
Harun, biat merasimi bittikten sonra, İranlı Yahya Bermekî’yi vezir seçti ve bütün işler, atamalar, azletmeler konusunda ona tam yetki verdi. O zamanın geleneğine göre bu yetkiyi desteklemek için de kendi yüzüğünü ona verdi.(5)
Kendisi de beytülmali şarap içmek, zamparalık yapmak, mücevherler satın alıp har vurup harman savurmak ve zevk-u sefa sürmek için sorumsuzca zayi etmekle meşguldü.
İki veya dört yaşındaki bir koyunun bir dirheme satıldığı o dönemde beytülmal geliri beş yüz milyon iki yüz kırk bin dirhemdi.(1)
O, bu büyük geliri harcamaya koyuldu. Okuduğu bir methiye karşısında Eşca adında bir şaire bir milyon dirhem verdi.(2)
Şair Ebu’l-Atahiye’ye ve müzisyen Musulî’ye birkaç beyit şiir ve birazcık saz çalıp şarkı söylemelerine karşı yüz bin dirhem ve yüz takım elbise verdi.(3)
Harun’un sarayında çok sayıda güzel sesli ve çalgıcı kadınlar toplanmıştı. Ayrıca o zamanın çeşitli saz ve çalgı aletleri de vardı orda.(4)
Harun mücevherlere çok ilgi duyardı; bir defasında bir yüzük satın almak için yüz bin dinar ödedi.(5)
Mutfağının günlük masrafı on bin dirhemdi ve bazen onun için otuz çeşit yemek hazırlanıyordu.(6)
Harun bir gün deve etinden bir yemek getirmelerini istedi. Yemek gelince Cafer Bermekî şöyle dedi:
– Halifemiz kendisine getirilen bu yemeğin kaç paraya mal olduğunu biliyorlar mı?
– Üç dirhem.
– Hayır vallahi, şimdiye kadar dört bin dirhem harcanmıştır bunun için.
Çünkü Halife ansızın deve eti isterse, hazır olsun diye bir süredir her gün bir deve kesiyorlardı!(7)
Harun kumar oynadığı gibi bolca şarap da içiyordu. Hatta bazen bu işi meclisinde hazır olan insanlarla birlikte yapıyordu.(1)
Bütün bunlara rağmen halkı aldatmak için gösteriş olarak bazı İslâmî şiarları da yapmaktan geri kalmıyordu. Hacca gidiyor ve bazen bazı vaazlarda kendisine vaaz ve nasihat etmelerini söyleyip, ardından ağlıyordu.
1- Makatilu’t-Talibiyyin, s.4472- Makatilu’t-Talibiyyin, Mısır baskısı, s.453.1- Tarih-i Taberî, c.10, s.592, Liden basımı2- Tarih-i Taberî, c.10, s.593, Liden basımı3- Hayatu’l-İmam, c.1, s.4584- Tarih-i Yakubî, c.2, s.407, Beyrut basımı5- Tarih-i Taberî, c.10, s.603.1- Hayatu’l-İmam, c.2, s.292- Hayatu’l-İmam, c.2, s.393- Hayatu’l-İmam, c.2, s.324- Hayatu’l-İmam, c.2, s.625- el-İmamet ve’s-Siyase, c.26- Hayatu’l-İmam, c.2, s.397- Hayatu’l-İmam, c.2, s.40.1- Hayatu’l-İmam, c.2, s.70.
Kaynak: İmam Musa Kâzım (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.