Son Öğle Namazı ve Habib b. Mezahir’in Şahadeti

11.01.2026 16:00
1
A+
A-

Öğle vakti girdiğinde, İmam’ın yârenlerinden Ebu Sümame Amr b. Abdullah Seydavî İmam’ın (a.s) huzuruna varıp: “Canım sana feda olsun ey Eba Abdullah! Düşmanların, savaş ve caniliklerini sürdürüp giderek sana yaklaşmaktalar; ama yemin ederim ki, ben senin uğruna şu başımı vermedikçe ve bedenim kanlar içinde yere serilmedikçe, sana el süremeyeceklerdir! Şimdi eğer izin verirsen, şu son öğle namazımı senin imametinde kıldıktan sonra Rabbimle buluşmak isterim!” dedi.

İmam (a.s) başını kaldırıp göğe baktıktan sonra şöyle buyurdu:

Namazı hatırladın; Rabbim seni namaz kılan ve zikredenlerden eylesin. Evet, namazın fazilet vaktindeyiz!

Ardından şöyle buyurdu:

Şu güruha söyleyin, savaşı biraz durdursunlar da namazımızı kılalım!

İmam’ın (a.s) yârenleri onun bu isteğini ilettiklerinde, Yezid ordularının saflarından Husayn b. Temim: “Sizin namazınızı Allah kabul etmez!” diye bağırdı.

Bunun üzerine Habib b. Mezahir: “Ey anlamaz cahil!” dedi, “Allah Resulü’nün biricik evladının namazı kabul olmayacak da, seninki mi kabul olacak?!”

Bu sözler üzerine Husayn, Habib’e saldırdı. Habib de kılıcını savurarak ona saldırdı. Atının yüzüne inen darbeden kurtulan Husayn yere yuvarlanır yuvarlanmaz arkadaşları koşup onu Habib’in elinden kurtardılar. Habib savaşmaya devam ederken şu recezi okuyordu:

Ben Habib’im! Babam Muzahhar’dır! Er meydanlarının yiğidi, savaş fırtınasının dinmez aleviyimdir! Siz eşkıyalar güruhu sayıca çok fazla ve tepeden tırnağa silahlı olsanız da, biz daha vefalı ve daha dirençliyiz! Bizim hüccet, imam ve delilimiz çok daha liyakatli, dürüstlüğümüz aşikâr ve besbellidir. Allah indinde sizden daha takvalı ve özrümüz daha makbuldür!

Bu şiiri okuyarak yiğitçe vuruşan Habib, ileri yaşına rağmen onlarca düşman askerini hakladıktan sonra şahadet şerbetini içti.

Habib b. Mezahir Esedî, Müminlerin Emîri İmam Ali’nin (a.s) en yakın yârenlerinden ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) pak Ehlibeyti’nin (a.s) ilmini sinesinde taşıyan nadide müminlerdendi.

Bu yiğit insan, hür insanların baş tacı İmam Hüseyin’in (a.s) de en samimî ve en fedakâr yârenleri arasındaydı. Habib’in şahadeti İmam’a (a.s) ağır gelmiş, onun ardından İmam (a.s) pek mahzun bir sesle şöyle buyurmuştu:

Başıma gelen musibetler ve ashabımın önde gelenlerinin can verip şehit düşmesi nedeniyle, Rabbimden sevap ve mükâfat ummaktayım. Allah’ın selâmı üzerinize olsun ey Habib, sen büyük insandın ve her gece bir kez Kur’ân hatmederdin!

Cabir b. Urve Gıfarî adlı ünlü sahabî de, İmam’ın saflarındaydı. Bedir ve Huneyn gazvelerinde Hz. Resulullah’la (s.a.a) birlikte cihat eden bu yaşlı ve onurlu sahabe, başındaki sarığı çözerek kuşak yapıp belini sıkıca sardı. Yaşlılıktan pek uzamış olan gür kaşlarını bir bezle alnından sarıp bağlayarak savaşmaya hazırlandı. Onu seyreden İmam (a.s) gülümseyerek: “Ey ihtiyar adam! Allah Teâlâ senin bu gayretini mükâfatlandırsın.” buyurdu.

Hüseynî Kerbela’nın bu yaşlı yiğidi korkusuzca düşmana saldırdı ve inanılmaz bir güç ve cesaret sergileyerek bütün tarihî kaynaklarda da kaydedildiği üzere altmış düşmanı cehenneme gönderdikten sonra şehit düştü. Allah’ın sonsuz selâm ve rahmeti ona olsun.

İmam Hüseyin (a.s), Züheyr b. Kayn’la Said b. Abdullah Hanefî’ye, cemaat namazını kıldırırken kendi önünde durmalarını söyledi. Bu iki yiğit, İmam’ın (a.s) öğle namazını kıldırdığı sırada onun önünde kalkan gibi durarak kendisini düşmanın oklarına ve kılıçlarına siper ettiler. İmam (a.s) yârenlerinin yarısına korku namazı kıldırırken, diğer yarısı da düşmanın saldırılarına karşı koymadaydı. Birinci grup diğeriyle yer değiştirerek aynı şekilde onlar da cemaat namazını tamamladılar.

Said b. Abdullah Hanefî kendisini İmam’a (a.s) siper etmiş, namaz boyunca Hazrete gelen bütün ok, kılıç ve mızraklar ona saplanmıştı. Namaz bittiğinde o da yere kapanıp son nefesini verdi. Sayısız kılıç ve mızrak yarasına ilaveten vücuduna 13 ok saplanmıştı!

Züheyr b. Kayn da çok yaman bir savaş verdi. Çok sayıda düşmanı hakladıktan sonra iki kişinin namertçe saldırısıyla atından yere düştü. İmam (a.s) buyurdu ki:

Yüce Rabbim seni kendisinden uzak tutmasın; sapıklardan bir gruba lanet ederek onları domuz ve maymuna dönüştürdüğü gibi, seni öldürenlere de lanet etsin!

İmam’ın (a.s) safındaki yârenlerden biri de, ünlü ok atıcısı Nâfi b. Hilal’di. Zehirli oklarıyla çok sayıda düşmanı haklamış, okları bitince kılıcını sıyırıp düşmana saldırmıştı. Yiğitçe bir çarpışmadan sonra etrafını sarıp kollarını kırdılar. Şimr onu esir alıp Sa’d oğlu Ömer’e götürdü ve onu öldürmesini istedi. Ömer: “Onu sen getirdin, istersen kendin öldür!” dedi.

Nâfi’den son sözü sorulduğunda: “Bizim şahadetimizi, yaratıklarının en aşağılık olanının eliyle gerçekleştirdiği için Rabbime şükürler olsun!” dedi ve Şimr’in eliyle şehit oldu.

Artık sayıca çok azalan İmam’ın yârenleri birer birer veya ikişer ikişer er meydanına çıkıp korkusuzca çarpışıyor ve İmam Hüseyin’in (a.s) gözleri önünde âdeta vefa ve iman sınavı vererek şehit düşüyor, zulme eğilmeyen dimdik duruşları ve açık alınlarıyla tarihin silinmez sayfalarına kaydediliyorlardı.

Kûfe şehrinin tanınmış simalarından ve namlı yiğitlerinden olan Abdullah b. Urve Gıfarî’yle kardeşi Abdurrahman, İmam’a (a.s) gelip: “Allah’ın selâmı üzerine olsun ey Eba Abdullah! Sayıca pek azaldık ve düşman size epey yakın şimdi! Biz seni savunup uğrunda şehit olmayı istiyoruz!” diyerek savaş izni istediler.

İmam (a.s): “Size de selâm olsun! O hâlde çıkın meydana.” diyerek izin verdi. İki kardeş, İmam’ın (a.s) gözleri önünde şehit düşene kadar yiğitçe çarpıştılar.

Ardından, amcaoğlu ve aynı anneden kardeşler olan Seyf b. Hâris b. Seri ile Malik b. Abd b. Seri ağlayarak İmam’ın (a.s) huzuruna çıktılar. İmam (a.s):

“Ey kardeşimin oğulları, neden ağlıyorsunuz?” diye sordu. “Yemin ederim ki çok geçmeden gözleriniz, yüce Rabbimin mükâfatı olan ebedî cennetle aydınlanacaktır.”

“Allah bizi size feda eylesin!” dediler, “Vallahi kendimize değil, size ağlıyoruz biz. Düşman dört bir yandan sizi kuşatmış ve biz onları dağıtamıyoruz!” İmam (a.s) buyurdu ki:

Rabbim bu üzüntünüz ve bu fedakârca kaygınız hatırına takva sahiplerine verdiği en üstün mükâfatla mükâfatlandırsın sizi!

Bu iki mümin de, İmam (a.s) ile vedalaştıktan sonra er meydanına çıkıp şehit düşene kadar yiğitçe çarpıştılar.

Şia’nın önde gelen hatip ve yiğitlerinden olan “Hanzala b. Es’ed Şibâmî” İmam Hüseyin’in (a.s) önünde durarak ona atılan oklara ve mızraklara göğsünü siper ediyor ve şöyle haykırıyordu: “Ey kavim! Ben, Ahzab Savaşı’nda kâfirlerin başına gelen azabın sizin de başınıza gelmesinden korkarım! Nuh, Âd, Semud ve diğer kavimlere inen azap size de inecektir! Ey topluluk! Hüseyin’i öldürmeyin, aksi takdirde yüce Allah sizi azabıyla helâk eder!”

İmam (a.s) Hanzala’ya hitaben şöyle buyurdu:

Allah sana rahmet etsin ey Hanzala! Sen kendilerini hakka davet ettiğinde bunu reddederek sana ve arkadaşlarına küfür ettikleri zaman bu güruh Allah’ın azabına uğramayı hak etmiş oldu zaten! Kaldı ki şimdi elleri senin kardeşlerinin kanına da bulanmış durumda!

Hanzala: “Doğru buyurdunuz efendim.” dedi, “Canım size feda olsun! Ben de Rabbime kavuşmak, kardeşlerimin koştuğu ilâhî rızaya ulaşmak isterim!”

İmam (a.s) dedi ki:

Evet, senin için hazırlanmış olana koş! Bu, hem dünyadan, hem dünyalık olan her şeyden çok daha hayırlıdır elbet! Sana ölümsüzlük kazandıracak olan ve zevali bulunmayan saltanata koş!

Hanzala, İmam’la (a.s) vedalaşırken: “Selâm olsun sana ey Eba Abdullah! Allah’ın selâmı ve rahmeti sana ve ailene olsun!” dedi, “Rabbim bizi ve sizi cennette birlikte kılsın!”

İmam (a.s): “Âmin! Âmin!” buyurdu.

Hanzala, duraksamadan her yanı sarmış olan düşman ordusuna saldırdı ve şahadet sahiline canını ulaştırıncaya kadar yiğitçe çarpıştı.

Kaynak: İmam Hüseyin (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.