Bureyr b. Hudayr ile Vehb b. Abdullah’ın Şahadeti

11.01.2026 15:45
0
A+
A-

Bureyr b. Hudayr’ın Şahadeti

Bureyr son derece dindar, takvalı ve dürüst bir insandı. Kûfeli ve “Hemdân” kabilesinin büyüklerinden olan Bureyr, o bölgenin en güzel ve en doğru Kur’ân okuyanı olduğundan, “Kur’ân Okuyanların Baş Tacı” anlamında, “Seyyidu’l-Kurâ” namıyla meşhurdu. Bureyr er meydanına çıkınca Sa’d oğlu Ömer’in ordusundan Yezid b. Ma’kil onun karşısına dikildi. Kısa bir konuşmadan sonra mübahalede bulunduklarını ilan ettiler ve “Kim batıl yoldaysa, Allah diğerinin eliyle onu öldürsün!” diyerek çarpışmaya başladılar. İlk hamleyi Yezid yaptı; ama Bureyr saldırıyı kolayca atlattı. Sıra ona geldiğinde, bir vuruşta Yezid’in başını burnuna kadar yardı ve böylece batıl, cansız vücuduyla yere kapaklandı.

Yezid ordusundan bir başkası onun intikamını almak için Bureyr’e saldırdı. Bureyr ani bir hamleyle onu da alaşağı ederek göğsüne oturdu; ama tam bu sırada Yezid ordusundan bir başkası arkadan kalleşçe saldırarak mızrağını Bureyr’e sapladı. Böylece yiğit bir çarpışmadan sonra Kur’ân karilerinin baş tacı Bureyr de şahadet şerbetini içmiş oldu.

Bureyr, Kûfe ve çevresindeki şehirlerde pek sevilip sayılan biriydi. Kerbelâ faciasından sonra Bureyr’in katili evine döndüğünde, karısı: “Duydum ki Kur’ân karilerinin baş tacı olan yiğit Bureyr’i öldürmüş, büyük bir cinayet işlemişsin; yemin ederim ki, artık seninle konuşmayacağım!” diyerek kocasını dışladı.

Vehb b. Abdullah’ın Şahadeti

Vehb b. Abdullah b. Hubâb el-Kelbî eşi ve annesiyle birlikte İmam’ın (a.s) kervanındaydı.

Annesinin teşvikiyle er meydanına çıktı, çok iyi savaştı. Çok sayıda düşmanı hakladıktan sonra kervana dönüp annesine:

“Şimdi benden razı mısın anne?” diye sordu. Annesi: “İmam Hüseyin’in (a.s) safında savaşarak şehit düşmedikçe, senden razı olduğumu söyleyemem!” dedi. Bunun üzerine Vehb tekrar atını er meydanına sürüp şu şiiri haykırdı:

Anacığım, söz veriyorum:

Düşmana mızrağım ve kılıcımla vuracağım.İmanlı bir genç gibi savaşacağım onlarla!

Vehb yiğitçe çarpışarak çok sayıda düşmanı yere serdikten sonra kolunu kaybetti. Bunu gören annesi, çadırının direğini kaparak meydana koştu ve oğluna: “Vehb! Anam-babam sana kurban olsun ey oğlum!” dedi, “Yılma, Resulullah’ın Ehlibeyti’ni savunmak için savaşa devam et!”

Vehb, annesini geri çevirmek için uğraştıysa da, yiğit kadın bunu kabul etmeyerek: “Seninle birlikte kanlar içinde şehit düşünceye kadar savaşacağım!” dedi.

Bu sırada İmam (a.s) yüksek sesle: “Allah senden razı olsun ey mümin kadın! Kadınların yanına dön, Allah sana rahmet eylesin, dön!” diyerek bu yiğit anayı geri çağırınca, İmam’ın (a.s) emrine itaat edip geri döndü. Vehb de, şehit oluncaya kadar çarpıştı ve nihayet, annesinin gözleri önünde şehit düştü. Vehb’in eşi, onun yanına koşup yüzünü yüzüne koyarak ağlamaya başladı. Bunu gören Şimr, kölesini göndererek Vehb’in eşini de bir gürz darbesiyle öldürttü. Bu mümin kadın, Kerbela’da şehit düşen ilk kadındır.

Vehb’den sonra Amr b. Halid Seydavî’de İmam Hüseyin’den (a.s) izin alarak savaş meydanına çıktı ve yiğitçe çarpışarak o da şehit düştü. Onu, oğlu Halid takip etti ve o da şahadete nail oluncaya kadar vuruştu. Onları, Sa’d b. Hanzele Temimî’yle Ümeyr b. Abdullah Mezhicî izledi, onlar da şehit düştüler.

Nâfi b. Hilal Cemelî’ye geldi sıra. Er meydanına çıkıp: “Hilal Cemelî’nin oğluyum ben! Ali’nin yoluna baş koyanlardanım!” diyerek er istedi. Yezid ordusundan Müzahim b. Hurays ona karşı çıkarak: “Ben de Osman’ın yoluna baş koyanlardanım!” deyince, Nâfi dedi ki: “Sen ancak şeytanın yoluna baş koyanlardansın!” Ardından bir hamlede Müzahim’i cehenneme yolladı.

Bu yiğitlikleri gören Amr b. Haccac, Yezid ordusuna dönerek: “Aptallar!” diye haykırdı, “Kimlerle savaştığınızın farkına varamadınız mı hâlâ?! Bunların üzerine yiğit olmadığını, bunların cesaret sütü içerek büyümüş, ölümden korkmayan şahadet aşığı kahramanlar olduklarını görmüyor musunuz?! Sakın bunlarla teke tek savaşa girmeyin, kesinlikle canınızı yitirirsiniz! Baksanıza, sayıları çok az, kısa sürede erir giderler. Andolsun ki, birlik olup sadece taşlasanız hepsini öldürebilirsiniz!”

Sa’d oğlu Ömer onu tasdik ederek: “Haklısın, çok doğru söyledin!” dedi ve hemen habercilerini ordu içine salarak: “Kimse onlarla teke tek çarpışmaya girmeyi kabul etmesin!” direktifi verdi.

Bu direktifin ardından Amr b. Haccac, komutasındaki birliklerle Fırat tarafından İmam’ın küçük ordusunun sağ kanadına saldırdı. Bu kısa, ama şiddetli çarpışmada “Müslim b. Avsece Esedî” aldığı yaralarla kendisinden geçti. Fakat Yezidî birlikler, saldırıyı sürdüremeyerek geri çekilmek zorunda kaldılar. Her tarafı kaplayan toz bulutları dağılınca, Müslim b. Avsece’nin yerde yattığını gördüler. İmam (a.s) hemen onun yanına koşup Müslim’in başını kucağına alarak: “Allah sana rahmet eylesin ey Müslim.” buyurdu ve şu ayeti okudu:

Onlardan (müminler) kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir, kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.(1)

Bu sırada orada bulunan Habib b. Mezahir: “Ey Müslim!” dedi, “Seni bu hâlde görmek çok zor geliyor bana. Cennet senindir, bilmiş ol!”

Müslim, kısık bir sesle: “Rabbim sana da böyle hayırlı müjdeli haber nasip etsin!” dedi.

Habib: “Senden sonra sağ kalacağımı bilsem, bir vasiyetin var mı diye sorar, onu canla başla yerine getirirdim.” dedi, “Ama biliyorsun ki çok geçmeden ben de sana kavuşacağım!”

Müslim son nefeslerini veriyordu, İmam’ı (a.s) işaret ederek: “Tek vasiyetim, kanının son damlasına kadar onu savunmandır!” dedi.

Habib şefkatle gülümseyerek: “Kâbe’nin Rabbine yemin ederim ki öyle olacak!” dedi. Müslim bu cümleyi beklercesine gülümseyip son nefesini verdi ve Rahman’ın sonsuz rahmetine kavuştu.

Sa’d oğlu Ömer’in ordusu tekrar toplu bir hamle başlattı. Şimr, emrindeki birliklerle İmam’ın küçük ordusunun sol cenahına saldırdı. İmam’ın (a.s) bir avuç adamı bu sele karşı kahramanca direniyor, inanılmaz bir güç ve cesaretle vuruşarak haramiler ordusunu hazan yaprağı gibi döküyor, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) şanlı ailesi olan imameti ve Velâyet-i Kübra’yı canla başla müdafaa ediyordu. Sayıca çok az olan bu serdengeçti müminler, Yezid ordularını perişan etmiş, dört bir yandan saldıran koca orduyu çil yavrusu gibi dağıtmışlardı.

Ömer b. Sa’d’ın komutanlarından Urve b. Kays, adamlarının bozguna uğradığını görünce, Ömer’e dönüp dehşetle bağırdı: “Hey! Şu bir avuç adamın, koca orduyu nasıl perişan ettiğini görmüyor musun?! Okçularına şunları hemen ok yağmuruna tutmalarını emretsene!”

Sa’d oğlu Ömer, okçulara işaret verdi. Okçu birlikleri komutanı olan Husayn b. Temim, beş yüz okçusuyla İmam’ın (a.s) bir avuç adamını ok yağmuruna tuttu. Okçular, süvarilerle birlikte, atlarını da acımasızca vuruyordu.

Bu amansız ve eşitsiz savaş öğlen vaktine kadar sürdü. İmam’ın (a.s) adamları sayılı ve çok az olduğundan her biri şehit düştüğünde yokluğu hemen belli oluyor; ama Yezid’in on binleri aşan ordusundan bir hamlede 100 kişi yere serilse dahi, hissedilmiyordu bile!

Bu çarpışmada her iki taraftan da birçok telefat veriliyordu. Bu şekilde öğle olmuştu!

1- Ahzâb Suresi, 23.

Kaynak: İmam Hüseyin (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.