İmam’ın (a.s) kervanı bu konaklama yerini de geride bırakarak yoluna devam etti ve nihayet hicrî 61. yılı muharrem ayının 2. günü Neyneva mıntıkasında bulunan Kerbela’ya vardı. Burada İbn Ziyad’ın habercisi, Hürr’e bir ferman getirdi. Fermanda şöyle yazılıydı:
Bu ferman eline geçtiğinde dünyayı Hüseyin’e dar et. Onu mamur olmayan ve su bulunmayan, kuraklık bir yerde tut! Bu emri yerine getirdiğini bana bildirinceye kadar habercim senin yanından ayrılmayacak!
Hür bu mektubu İmam’la (a.s) yârenlerine okudu, İmam’ın kervanının önünü keserek hemen mamur yerlerden uzak ve suyu da bulunmayan o beldede durmalarını istedi.
İmam (a.s): “Hiç olmazsa şu yakınlardaki bir köy veya su bulunan mamur bir yerde konaklamamıza izin ver.” dediyse de, Hür bunu reddederek: “Vallahi İbn Ziyad’ın emrine karşı gelemem! Şu gönderdiği habercisi benim ne yaptığımı rapor ediyor ona!” dedi.
İmam’ın (a.s) ashabından Züheyr b. Kayn: “Ey Resulullah’ın (s.a.a) evladı, izin ver bu güruhla savaşalım!” dedi, “Zira bunlarla savaşmak, geriden gelmekte olan daha büyük bir orduyla savaşa girmekten daha kolaydır!”
İmam (a.s): “Hayır.” dedi, “Savaşı başlatan taraf olmak istemem!”
Hemen orada konaklanması, çadırların oraya kurulması emrini verdi.
Günlerden perşembe, Hicret’in 61. yılı, muharreminin 2. günüydü.
Ertesi gün Ömer b. Sa’d komutasında 4 bin kişilik bir ordu daha gelerek Hürr’ün ordusuna katılıp İmam’ın (a.s) kervanının karşısında karargâh kurdu.
Ömer, İmam’a (a.s) bir haberci göndererek amacının ne olduğunu ve buraya neden geldiğini sordu. İmam (a.s) ona: “Sizin şehrinizin insanları yığınlarca mektup yazıp beni davet ettiler. Şimdi eğer gelişimden memnun değilseniz, kendi yurduma geri dönerim.” cevabını yolladı.
Sa’d oğlu, İmam’ın (a.s) bu cevabını İbn Ziyad’a yazarak durumu rapor etti ve İbn Ziyad’ın bu durumda İmam’ın (a.s) Medine’ye dönmesine izin vereceği ve böylece İmam’la savaşma gibi bir kara lekenin kendi alnına sürülmeyeceği ümidiyle beklemeye başladı. Ama çok geçmeden İbn Ziyad’dan olumsuz cevap gelmiş, mektuba da şu mazmundaki şiiri eklemişti:
Pençemize düşen av, kurtulmaya çalışıyor şimdi; ama ona kurtuluş yok!
İbn Ziyad mektupta: “Hüseyin’le yanındakilerden, Yezid’e biat etmelerini iste!” diyordu.
Sa’d oğlu Ömer, İmam’ın (a.s) Yezid’e kesinlikle biat etmeyeceğini çok iyi bildiğinden, İbn Ziyad’ın bu teklifini ona iletmedi.
Çok geçmeden İbn Ziyad’dan gelen bir başka haberci, İmam’la Fırat suyu arasına asker yerleştirilmesi ve İmam’ın (a.s) kervanına bir damla bile su ulaşmasına izin verilmemesi fermanını getirdi. Bu emir üzerine Sa’d oğlu Ömer Fırat sahili önüne 500 asker yerleştirerek İmam’ın (a.s) kervanına suyu kesmiş oldu!
Bu emir, İmam’ın (a.s) şahadetinden üç gün önce yürürlüğe konulmuştur. Bu nedenledir ki, şehit olduğu Aşura günü İmam’ın (a.s) kervanında bir damla su yoktu. Sadece erkekler değil, kervandaki kadınlarla çocuklar da susuzluğun korkunç pençesinde kıvranıyordu.
İbn Ziyad, sürekli yeni birlikler yollayarak Sa’d oğlu Ömer’in ordusunu takviye ediyordu. Çok geçmeden İmam’ın (a.s) bir avuç kervanının karşısına dikilen ordudaki atlı asker sayısı otuz bini bulmuştu. İbn Ziyad, “Şimr b. Zilcevşen” adlı adamıyla Sa’d oğlu Ömer’e gönderdiği fermanda: “Ya Hüseyin’i Yezid’e biat ettir ya da onu öldür. Bunu yapamayacaksan, ordunun komutasını Şimr’e devret!” diyordu.
Şimr, tarihe “Tâsua” günü olarak geçen muharrem ayının 9’u perşembe günü Ömer’i, İmam Hüseyin’e (a.s) saldırarak herkesin işini bitirmesi için kışkırtmaya başladı. Ömer, İmam’ın kervanının çadırlarına saldırılmasını emredince, ordu harekete geçti. İmam Hüseyin (a.s) aralarında Züheyr b. Kayn’la Habib b. Mezahir’in de bulunduğu 20 süvariyi yiğit kardeşi Ebu’l-Fazl el-Abbas (a.s) komutasında ileri göndererek onların amaçlarını sormasını istedi. Ömer’in ordusundakiler, İbn Ziyad’ın “Hüseyin teslim olmazsa onunla savaşın.” emri verdiğini söylediler.
Bunu İmam Hüseyin’e (a.s) ilettiklerinde, İmam (a.s) kardeşi Ebu’l-Fazl Abbas’a şöyle dedi:
Onlara söyle, bu gece bize müsaade etsinler. Son gecemi namaz ve duayla geçirmek istiyorum. Çünkü Rabbim de bilir ki ben, geceleri O’na ibadet etmeyi, Kur’ân okumayı, namaz kılıp dua ederek istiğfarda bulunmayı pek severim!
Sa’d oğlu Ömer önce İmam’ın (a.s) bu isteğini reddettiyse de, yanındaki bazı komutanların ısrarı üzerine İmam’a (a.s) bir gece mühlet vermeyi kabullendi.
Evet, Aşura akşamı gelip çatmıştı. İmam Hüseyin (a.s) pek sevdiği ashabıyla yârenlerinin toplanmalarını istedi. Bu sırada orada bulunan Ehlibeyt’in 4. nuru İmam Zeynelabidin (a.s) şöyle anlatır:
İmam’a yaklaştım. Arkadaşlarına ne dediğini duymak istedim. O sırada hastaydım. Babamın arkadaşlarına şöyle dediğini duydum: “Allah’a en güzel övgülerle hamd ediyorum. Bollukta da, sıkıntıda da O’na hamd olsun. Allah’ım! Bizi peygamberlikle onurlandırdığın, bize Kur’ân’ı öğrettiğin, bizi dinde derin anlayış sahibi kıldığın, bize kulaklar, gözler ve kalpler verdiğin için sana hamd ediyorum. Allah’ım! Bizi sana şükredenlerden kıl.””Bilesiniz ki ben, arkadaşlarımdan daha vefalı ve daha iyi arkadaşlar, ailemden daha iyi ve daha akrabalık bağlarını gözeten bir aile bilmiyorum. Bana karşı bu tavrınızdan dolayı Allah sizi hayırla mükâfatlandırsın. Haberiniz olsun, bizim şu toplulukla karşı karşıya kaldığımız son gün olduğunu sanıyorum. Bilesiniz ki, hepinize izin verdim. Hepiniz serbest olarak çekilip gidebilirsiniz. Bundan dolayı sizi kınayacak değilim. İşte gece basmış bulunuyor, her tarafı gecenin karanlığı kapladı. Bu geceyi fırsat bilin. Her biriniz, benim ailemden bir adamın elinden tutun ve gecenin karanlığına karışıp dağılın. Beni bunlarla yalnız bırakın. Çünkü onların istediği benim, siz değilsiniz.”Bunun üzerine İmam’ın (a.s) kardeşleri ve akrabaları şöyle dediler:
“Bunu nasıl yaparız biz?! Neden? Senden sonra hayatta kalabilmek için mi?! Allah böyle bir onursuzluğa düşürmesin bizi!Bu cevabı veren ilk kişi, İmam’ın çok sevdiği yiğit Abbas’tı. Diğerleri de Abbas’ınkine benzer şeyler söyleyerek İmam’ı (a.s) asla yalnız bırakmayacaklarını vurguladılar.
İmam (a.s), Akil’in evlatlarına: “Müslim’in şahadeti size yeter.”buyurdu, “Bundan fazla belaya uğramanızı istemem. Sizden biatimi kaldırdım, dilediğiniz yere gidin!”Ancak, onlar da İmamlarını yalnız bırakmayacaklarını vurgulayarak şöyle dediler:
Sizi bırakırsak insanlar ne der? Biz insanlara ne deriz hem! Büyüğümüzü, imamımızı ve kendi amcaoğlumuzu düşmanlarının ortasında tek başına bıraktık; onu korumak için bir tek ok, bir tek mızrak atmadan, kılıçlarımızı kullanmadan onu bırakıp döndük mü diyelim?! Hayır, vallahi böylesine yakışıksız bir şeyi yapacak değiliz biz. Canımızı, malımızı ve ailemizi sana feda eder, senin başına gelen bizim de başımıza gelinceye kadar düşmanlarınla savaşırız! Senden sonraki hayatı Allah kahretsin!
Bu sırada Müslim b. Avsece ayağa kalkarak şöyle dedi:
Ey Allah Resulü’nün oğlu! Senden nasıl vazgeçer, seni nasıl bırakırız biz? Bu durumda, Rabbimizin huzuruna çıktığımızda, senin üzerimizdeki hakkına dair hangi özrü öne sürebiliriz? Hayır, Allah’a yemin ederim ki seni yalnız bırakmam asla; mızrağımı düşmanlarının göğsüne saplamadıkça, kılıcımın kabzası elimde olduğu sürece düşmanlarına kılıç sallamadıkça nasıl vazgeçerim seninle olmaktan? Savaşacak silahım olmasa, düşmanlarına karşı taşla savaşırım vallahi! Allah’a andolsun ki, Resulullah (s.a.a) konusunda sana karşı vazifemizi yerine getirdiğimizi Rabbimize göstermediğimiz sürece sana yardım etmekten vazgeçmeyiz! Sana yardım konusunda öylesine azimliyim ki, vallahi bu yolda öldürüleceğimi ve sonra dirilip tekrar öldürüleceğimi, yakılacağımı, külümün rüzgârlara savrulacağını ve bunu bana 70 kez tekrarlayacaklarını bilsem, uğruna vuruşarak ölümü kucaklayıncaya kadar senden vazgeçmem, seni asla bırakmam! Kaldı ki, ölüm ve şahadet sadece bir defadır ve ondan sonra ebedî saadet ve ölümsüz bir onur vardır!
Müslim’den sonra Züheyr b. Kayn ayağa kalkarak şöyle dedi:
Rabbimin senden ve ailenin gençlerinden ölümü uzaklaştırması için bir değil, bin kez ölmeye, ölüp dirilip yine ölmeye can atmaktayım ben!
Ashabının her biri buna benzer şeyler söylediler. İmam (a.s) onlara hayır duasında bulundu. Bu sırada İmam’ın yârenlerinden Muhammed b. Beşir Hazremî’ye, oğlunun sınır yollarından birinde esir düştüğü haberi geldi, Muhammed: “Oğlumun esaretinden sonra yaşamak istemem.” dedi. İmam Hüseyin onun böyle söylediğini duyuca yanına gidip: “Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun, ben biatimi senden kaldırıyorum, git oğlunu kurtar.” buyurdu; ancak Muhammed: “Seni bırakacak olursam, yırtıcı hayvanlar parçalasın beni!” diyerek İmam’ı yalnız bırakmayacağını söyledi.
O gece İmam (a.s) bütün çadırların birbirine açılmasını ve çadırların etrafına hendek kazılarak içinin kamış ve çalı çırpıyla doldurulmasını istedi. Böylece düşmanın arkadan çadırlara saldırması engellenmiş oluyordu.
Yine o gece, pek sevdiği büyük oğlu Ali Ekber’i (a.s) otuz atlı ve yirmi piyadeyle Fırat’a gönderdi. Çetin bir çarpışmadan sonra çok büyük zorluklarla birkaç kırba su temin edilmişti. İmam (a.s) ailesiyle ashabını toplayarak: “Bu, sizin içeceğiniz son sudur.” buyurdu, “Bu sularla abdest alın, gusledin, elbiselerinizi yıkayın; çünkü yarın elbiseleriniz kefeniniz olacak!
Hüseynî kervan, o geceyi sabaha kadar dua, ibadet, tazarru ve Kur’ân tilavetiyle geçirdi; Yezidî ordu sabaha kadar bu sesleri dinledi…
1- Ahzâb/23.
Kaynak: İmam Hüseyin (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.