Kıyamın Başlangıcı

01.01.2026 16:56
0
A+
A-

Bahsimizin bu bölümünde, Hatemu’l-Muhaddisin Hacı Şeyh Abbas Kummî’nin (r.a) ünlü eseri “Müntehe’l-Amal”dan iktibasla İmam Hüseyin’le (a.s) ailesinin ve yarenlerinin nasıl şehit düştüklerini kısaca anlatmak, böylece iki cihan serveri Hz. Resul-i Ekrem efendimizin (s.a.a) mübarek Ehlibeyti’ne reva görülenlerin anılmasına vesile olmak istiyoruz.

İkinci imam Hz. Hasan-ı Müçteba’nın (a.s) şahadetinden sonra Irak Şia’sından bir grup, İmam Hüseyin’e mektup yazarak Muaviye’yi hilafetten azletmek ve halife olarak İmam Hüseyin’le (a.s) biatleşmek istediklerini bildirdiler. Ancak İmam (a.s), mevcut şartlarda bunu doğru bulmadığını ve Muaviye’nin ölümünü beklemelerini tavsiye etti.

Muaviye Hicret’in 60. yılı recebin 15. gecesi ölünce, oğlu Yezid onun tahtına geçerek halifeliğini ilan etti. Yezid’in ilk icraatı; Medine valisi Velid b. Utbe’ye İmam Hüseyin (a.s), Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zübeyr ve Abdurrahman b. Ebubekir’den derhâl biat alması, biat etmeyenin de hemen öldürülüp başının kendisine gönderilmesi fermanını vermek oldu.

İmam Hüseyin (a.s), Velid’le yaptığı görüşmede Yezid’e biat etmeyi reddederek Mekke’ye gitmek üzere Medine’den ayrıldı. Onun iyiliğini isteyen kimi Müslümanlar, insanların vefasız olduğunu ve bu yolculuktan vazgeçmesini öğütlüyorlardı.

Bunlardan biri de Ümmü’l-Müminin Ümmü Seleme idi. İmam’ı (a.s) caydırmak için ona: “Oğlum!” diyordu, “Irak’a giderek beni üzme! Ceddin Resulullah’tan (s.a.a) senin Irak’ta şehit edileceğini duydum ben!”

İmam’ın (a.s) cevabı şaşırtıcıydı:

Anacığım! Yemin ederim ki, bunu ben de biliyorum! Ama şahadete koşmaktan, gerekirse bu yolda ölüme gitmekten başka çarem yok. Zira ben sadece Rabbimin emrettiği şekilde davranıyor, O’nun rızasına uygun yaşıyorum. Allah’a yemin ederim ki, öldürüleceğim günü de, katilimin kim olacağını da, nereye defnedileceğimi de, ailem ve dostlarımdan kimlerin benimle birlikte öldürüleceğini de biliyorum! Anacığım! Rabbime andolsun ki, Irak’a gitmesem de öldürecekler bunlar beni!

İmam (a.s), ceddi Resulullah’ın (s.a.a) mübarek türbesini ziyaret edip onunla vedalaştıktan sonra hicrî 60. yılın recep ayının 28’ine denk gelen pazar gecesi ailesi ve bir grup yakın dostlarıyla birlikte Mekke’ye doğru yola çıktı. Yanındakilerden bazıları, Medine’den kaçan İbn Zübeyr’in yaptığı gibi, kendilerinin de sapa yollardan gitmelerini, böylece düşmanın takibinden kurtulabileceklerini önerdiyse de, İmam (a.s): “Rabbim, benimle düşman arasında gerekli hükmü verecektir; ana yoldan çıkıp sapa yolu tercih edemem!” diyerek gizli hareket etmeyi reddetti.

İmam Hüseyin’in (a.s) kervanı Şaban ayının 3. günü cuma akşamı Mekke’ye vardı.

Dört bir yandan hacca gelen Müslümanlarla birlikte, Mekke ahalisi de akın akın İmam’ı (a.s) ziyarete geliyor, onunla görüşmek için bütün Müslümanlar şevkle bekliyordu. Ziyarete gelenler arasında, İbn Zübeyr de vardı.

Kûfe Halkı İmam’ı (a.s) Davet Ediyor

Muaviye’nin öldüğünü ve İmam Hüseyin’in de (a.s) Yezid’e biat etmeyerek Mekke’ye hareket ettiğini öğrenen Kûfe halkı, şehrin ileri gelen Şiîlerinden Süleyman b. Surad el-Huzaî’nin evinde toplanıp meşverette bulundu. Bu müşavere sonrası İmam Hüseyin’e (a.s) bir mektup yazarak onu Kûfe’ye davet ettiler. Kûfe’ye gelmesi hâlinde Emevî hanedanının zalim iktidarına son verilmesi için İmam’ın yanında olacaklarını, Kur’ân hükümlerine ve asil Sünnete dayalı gerçek bir İslâm iktidarının kurulması yolunda İmam’ın yardım ve liderliğine ihtiyaçları olduğunu bildirdiler.

Bu mektup, hicrî 60. yılı ramazanının 10. günü Mekke’de İmam’ın (a.s) eline ulaştı. Bunu yığınlarca mektup izledi. Kûfe halkının ileri gelen büyükleri ve kabile reisleri ardı ardına İmam’a (a.s) mektup yazıp onu ısrarla Kûfe’ye davet ediyorlardı. Kimi zaman bir günde İmam’ın (a.s) eline ulaşan mektupların sayısı 600’ü buluyordu. Mektuplarda İmam’ın (a.s) gerçek bir İslâm devleti kurmak için Kûfe’ye gelmesi rica ediliyor, emrine amade olduklarını ve ona biatlerini bildiriyorlardı. Derken, Kûfe’den ulaşan mektupların sayısı 12 bini buldu…

Bunun üzerine İmam (a.s), Haşimoğulları’nın önde gelenlerinden olan amcası oğlu Müslim b. Akil’i bir mektupla birlikte Kûfe’ye yolladı. Mektupta şöyle deniliyordu:

Bismillahirrahmanirrahim

Hüseyin b. Ali’den, müminlerin ve Müslümanların ileri gelenlerine…

Hâni ve Said sizin mektuplarınızı bana ulaştırdılar. Sizin bana gelen elçilerinizin sonuncusuydular. Anlattığınız, sözünü ettiğiniz her şeyi anladım. Tümünüzün ortak görüşüşudur: “Başımızda bir imam yoktur. Gel, belki Allah senin aracılığınla bizi hak ve hidayet üzere birleştirir.” Size kardeşim, amcamın oğlu, ailemin güvenilir mensubu Müslim b. Akil’i gönderiyorum. Eğer, elçilerinizin bana anlattığı ve benim de sizin mektuplarınızda okuduğum gibi ileri gelenlerinizin, görüş sahiplerinizin ve faziletlilerinizin görüşünün aynı noktada birleştiğini bana yazarsa, inşallah derhâl yanınıza gelmek üzere yola çıkarım. Ömrüm hakkı için, Allah’ın kitabına göre hükmeden, adaleti egemen kılan, dine boyun eğen, kendini Allah’a adayan kimseden başkası imam olamaz. Vesselâm.

İmam mektubu yazdıktan sonra zekâ, ilim, tedbir, dürüstlük ve cesaretiyle tanınan amcaoğlu Müslim b. Akil’i çağırarak ona verdi ve Kays b. Musahhar Seydâvî, Umare b. Abdullah Selulî ve Abdurrahman b. Abdullah Erhebî’yle birlikte Kûfe’ye gitmesini ve Kûfelilerden kendisi adına biat almasını istedi. Bu arada Müslim’e takvalı olmasını, Allah’tan korkmasını, sırları gizli tutmayı bilmesini ve insanlara karşı her zaman sevgi ve şefkatle davranmasını öğütleyerek, Kûfe halkının İmam’a (a.s) biat konusunda samimî olduklarını ve bu konuda birlikte hareket ettiklerini müşahede etmesi hâlinde bunu kendisine mektupla bildirmesini söyledi.

Bu arada İmam (a.s) Ahnef b. Kays, Münzir b. Carud, Yezid b. Mes’ud Nehşelî ve Kays b. Heysem gibi Basra şehrinin de önde gelenlerine mektup yazarak onları hakka davet edip Allah’ın hükümlerinin icrası ve Resulullah’ın (s.a.a) Sünnetinin ihyası yolunda kendisine yardımcı olmaya çağırdı. Bu şahısların birçoğu İmam’ın (a.s) çağrısına olumlu cevap vermiş, hatta o Hazrete yardım etmek için hareket hazırlıklarına başlamışlar, ancak İmam’ın (a.s) şahadet haberini aldıklarından yerlerine oturmuşlardır.

Kûfe’de Cereyan Eden Olaylar

Müslim b. Akil çok zor ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Kûfe’ye vardı ve Muhtar b. Ebu Ubeyde Sakafî veya Müslim b. Avsece’nin evine konuk oldu. Onun gelmesi Kûfe halkını pek sevindirmişti. Bu yüzden şenlikler tertipleyen şehrin ahalisi akın akın Müslim’i görmeye geliyor, İmam Hüseyin’in (a.s) mektubunu öğrenen herkes, sevinç gözyaşları dökerek onun adına Müslim’e biat ediyordu. Kısa zamanda, biat edenlerin sayısı 18 bine ulaşmıştı. Müslim, biat edenlerin sayısı ve şehrin bu durumunu İmam Hüseyin’e (a.s) yazarak Kûfe’ye gelmesinin uygun olacağını bildirdi.

Diğer taraftan, Emevî iktidarının şehirdeki taraftarları, Kûfe’nin son durumunu ve Müslim’e yapılan biatin tehlikeli boyutlara vardığını Şam’da bulunan Yezid’e bildirerek, Kûfe valisi Numan b. Beşir’in bu olayların üstesinden gelmede yetersiz kaldığını, bu Şia kıyamını durdurabilecek birini Kûfe’ye göndermesinin zarurî olduğunu haber verdiler.

Yezid, Hıristiyan danışmanı Sircun’la meseleyi konuştuktan sonra Basra valisi Ubeydullah b. Ziyad’ı Kûfe valiliğine atadı ve ona gönderdiği fermanda, derhâl Kûfe’ye hareket etmesini, Müslim’i tutuklamasını veya öldürmesini, bunlar da olmazsa onun şehirden uzaklaşmasını sağlamasını istedi. Babası gibi kendisi de son derece aşağılık bir karaktere sahip olan ve Emevî iktidarının en acımasız ve hilekâr piyonlarından biri olarak ün salan İbn Ziyad, derhâl yola çıktı ve gece karanlığında Kûfe’ye vardı.

Şehre girdiğinde tanınmamak için yüzünü örten İbn Ziyad’ı bazı saf insanlar İmam Hüseyin (a.s) zannederek selâmlamış, etrafına toplanarak sevgi gösterisinde bulunmaya başlamış, ancak onun kim olduğunu öğrenince, hemen etrafını boşaltmışlardı.

Ertesi gün İbn Ziyad bütün ahalinin şehrin büyük camiinde toplanmasını emretti, bizzat minbere çıkıp cemaati etkilemeye ve akla gelebilecek türlü tehdit ve vaatlerde bulunarak onları Müslim’e destek vermekten vazgeçirmeye çalıştı ve Yezid’e karşı çıkanların sonunun çok kötü olacağı telkininde bulundu. Bu arada kabile reisleriyle şehrin ileri gelenlerine, Yezid’in hilafetine muhalif olanları kendisine bildirmemeleri hâlinde mallarının ve canlarının mubah sayılacağını duyurdu.

Şehirdeki bu gelişmeleri öğrenen Müslim, kıyamla ilgili gizliliğin bozulmaması için Muhtar’ın evinden ayrılarak Hâni b. Urve’nin evine gizlendi. İmam’ın (a.s) Şiîleri burada gizlice Müslim’le görüşüp biat ediyor, Müslim de biatlerine sadık kalacakları ve bunun gizliliğini koruyacakları konusunda onlara yemin ettiriyordu. Böylece Müslim’e biat edenlerin sayısı 25 bine ulaşırken, İbn Ziyad onun nerede saklandığını hâlâ öğrenememişti.

Ancak, İbn Ziyad’ın etrafa yerleştirdiği casuslar, Müslim’in Hâni’nin evinde saklandığını öğrenmekte gecikmediler. İbn Ziyad bir komployla Hâni’yi hükümet konağına getirtip tutukladı; ancak yapılan bütün baskı ve işkencelere rağmen Hâni, Müslim’i teslim etmemekte direndi. Bu arada Hâni’nin işkence altında yaralanıp hapse atıldığını öğrenen Müslim, Kûfe halkını kıyama davet etti. Kısa zamanda cami ve pazar yeri Müslim’in çağrısına koşanlarla dolmuş, İbn Ziyad iyice sıkışmıştı. İbn Ziyad, Kûfe’nin ileri gelenleri ve kabile reisleri arasında kendisine uşaklık eden bazılarını, öfkeli kalabalığın arasına yayarak tehdit ve vaatlerle halkın Müslim’i yalnız bırakmasını sağlamaya çalıştı.

Diğer yandan, tellalları hükümet konağının damına çıkararak blöf yöntemine başvurdu. Tellallar şöyle bağırıyordu:

Ey ahali! Kendinize acıyorsanız, hemen dağılın! Şam’dan gönderilen büyük bir ordu birazdan burada olacak; böyle bir orduyla baş edemezsiniz! Eğer emirlere karşı gelmez ve isyanı bırakıp evlerinize dönerseniz, İbn Ziyad, Yezid’in sizi affetmesini sağlayacak ve alacağınız ödülü iki katına çıkaracaktır!

Bu tehdit, şantaj ve blöfler giderek etkili olmaya başlamış, korkak ve dönek Kûfelileri ürkütmeye yetmişti. Göz açıp kapayıncaya kadar şehrin yönetimini ele geçirebilecekken, yayılan söylentilere kanıp Müslim’den uzaklaşmaya, evlerine dönmeye başladılar. Derken, akşam namazı sırasında onca kalabalıktan sadece otuz kişi Müslim’in arkasında namaza durdu!

Müslim camiden çıktığında, yanında sadece 10 kişi kalmış, birkaç adım sonra onlar da kaçarak Müslim’i yalnız bırakmışlardı! Korkaklar şehrinde Müslim yapayalnızdı şimdi. Tek başına sokaklarda dolaşıyor, kimse ona kapısını açmıyordu!

Müslim’in Şahadeti

Gece yarılarına doğru Tav’a adlı yaşlı bir mümine kadın, Müslim’i evine aldı. Müslim bütün geceyi dua ve ibadetle geçirdi. Sabaha doğru Tav’a’nın toy oğlu vaat edilen yüklüce ödülü alabilmek için Müslim’i ihbar etti.

İbn Ziyad vakit kaybetmeden Muhammed b. Eş’as komutasında kalabalık bir silahlı grubu oraya gönderdi. Evin avlusundan gelen nal sesleriyle kılıcına sarılan Müslim yiğitçe bir çarpışmayla, içeriye giren birkaç kişiyi saf dışı bırakarak sokağa çıkmayı başardı.

Kûfe sokakları, tarih boyunca ilk ve belki de son kez böylesine inanılmaz bir çarpışma sahnesine tanıklık ediyordu. Bir tarafta kimi kimsesi olmayan, o şehirde tamamen garip olup bir tek yardımcısı dahi bulunmayan mert ve tek başına bir yiğit vardı. Diğer tarafta ise, tarihî kaynaklarda da belirtildiği üzere bir gündür aç ve susuz kalan, bütün bir geceyi dua ve ibadetle geçiren, inanılmaz bir ihanete uğrayıp yapayalnız bırakılan ve sadakatsiz, korkak ve hain bir halka yardıma koşmakta olan İmam Hüseyin’in (a.s) başına gelecekleri tahmin ederek gam ve kedere boğulan bu cesaret ve vefa timsalinin karşısındaki tepeden tırnağa silahlı, gözünü kan bürümüş haramiler güruhu bulunmaktaydı. Bu da yetmezmiş gibi bu haramiler güruhuna eşlik edip destek veren dönek bir ahali!

Evet, bir gün öncesine kadar vefa ve sadakat yeminleri edip biatte bulundukları yiğit Müslim’e, evlerinin damından, penceresinden taş ve ateş yağdıran Kûfe halkının bu inanılmaz ihanet ve dönekliği de, tarih kaynaklarının en ibret verici sayfalarını teşkil eder bugün.

Ama Müslim, Resulullah’ın (s.a.a) Ehlibeyti’nin ellerinde yetişip terbiye görmüş bir inanç timsalidir. Müminlerin Emîri Haydar’ın kardeşinin oğludur o. Ali (a.s), Hazma (a.s) ve Hüseyin’in (a.s) kanı dolaşmaktadır Müslim’in damarlarında. Nitekim bütün bir şehre karşı tek başına durmaktan korkmadı. Amansız bir çarpışma başlamıştı şimdi. Müslim yiğitçe vuruşurken, şu şiiri haykırıyordu şehvetlerinin esiri olan zavallılar güruhuna:

Batıla teslim olmayacağıma yeminliyim ben! Ölümüm ancak hürce olur; batıla eğilmeden!

Müslim, ettiği yemine canı pahasına sadık kaldı ve görülmemiş bir kahramanlık sergileyerek bu çarpışmada tek başına kırk beş saldırganı öldürdü, bu amansız dövüş sırasında inanılmaz bir güç ve cesaret örneği sergiledi. Hatta tarihî kaynaklarda tek eliyle kavradığı bir saldırganı yerden sökercesine kaldırıp dama fırlattığı yazılıdır. Nihayet uzun direnişten ve sayısız yaralar aldıktan sonra göğüs göğse çarpışmada onunla baş edemeyeceğini anlayan düşman, arkadan saldırıp onu sırtından mızrakla vurdular.

Yere kapanan Müslim’in üzerine çullanan çakallar sürüsü onu kıskıvrak bağlayıp İbn Ziyad’a götürdüler. Müslim’le İbn Ziyad arasında, onun iman, direnç ve mertliğin; İbn Ziyad’ınsa küfür, alçaklık ve rezaletin timsali olduğunu belgeleyen ilginç bir diyalog geçti. Aldığı derin mızrak yarasına rağmen kendisine boyun eğdiremeyeceğini anlayan İbn Ziyad, Müslim’in öldürülmesini emretti.

Sarayın damına çıkarılan Müslim’in mübarek başını burada kesip pak bedenini damdan aşağı attılar. Müslim’in şahadeti Hicret’in 60. yılı zilhiccesinin 9. günü olan Arefe günü vuku bulmuştur. Bu cinayetin ardından İbn Ziyad bir başka caniliğe daha imza atarak 89 yaşındaki ihtiyar Hânî b. Urve’nin de Kûfe çarşısında boynunu vurdurdu.

Böylece Kûfelilerin korkak, gevşek ve dönek davranışları sonucu bu şehirde kıvılcımlanan kıyam hareketi noktalandı ve İbn Ziyad gibi bir cani, bütün Irak’ta egemenlik kurarak inisiyatifi ele geçirdi.

İmam Hüseyin Irak’a Hareket Ediyor

İmam Hüseyin (a.s) hac merasiminin başladığı zilhicce ayına kadar Mekke’de kalmış, hatta haccını yerine getirmek için ihrama girmişti. Ancak, Yezid’in kiralık katillerinin de ihrama bürünerek hacı kılığında Mekke’ye girdiklerini ve ihramda bulunduğu sırada kendisini yakalamak veya öldürmekle görevlendirildiklerini öğrenince, hac ihramını umreye dönüştürüp tavaf ve sa’ydan sonra Irak’a doğru yola çıktı. Bu sırada şu ünlü konuşmasını yaptı:

Ölüm, Âdemoğulları için yazılmıştır. Tıpkı genç kızların boyunlarına bir gerdanlığın takılması gibi. Benden öncekilere kavuşmayı ne çok istiyorum! Yakub’un Yusuf’a kavuşmayı istemesi gibi. Ölüp düşeceğim bir yer seçildi benim için ve ben bu yere gidiyorum. Nevavis ve Kerbela arasında çöl kurtlarının vücudumu parçaladıklarını, aç karınlarını ve boş ambarlarını benimle doldurduklarını görür gibiyim. Kalemle yazılmış bir günden kaçış yoktur. Allah’ın rızası biz Ehlibeyt’in rızasıdır. Allah’ın verdiği musibetlere sabredeceğiz ve O, sabredenlerin ecrini bize verecektir. Resulullah’ın (s.a.a) vücudunun parçası olanlar, asla ondan ayrı düşmezler; kutsal hazirede onun çevresinde toplanacaklar. Onları görünce, gözleri aydınlanacak ve onların aracılığıyla vaadi yerine gelecektir. Kim bizim uğrumuza canını vermeye ve Allah’la buluşmaya hazır ise, bizimle gelsin. Çünkü ben sabahleyin inşallah yola çıkacağım.

Böylece İmam Hüseyin (a.s), ailesi ve yârenlerinden oluşan bir grupla birlikte 8 zilhicce salı gününde Mekke’den ayrılıp hızla Irak’a doğru yola koyuldu.

İmam’ın (a.s) Irak’a doğru yola çıktığını öğrenen İbn Ziyad, Husayn b. Numeyr’i kalabalık bir orduyla Kûfe dışına, Kadisiye’ye göndererek ondan şehre ulaşan bütün yolları kontrol etmesini istedi.

Bu arada İmam da (a.s) Müslim’in (a.s) şahadet haberi henüz kendisine ulaşmadan önce Batnu’r-Ramme bölgesindeki “Hacir” denilen yerden geçerken, Kays b. Musahher Seydâvî’yle Kûfe halkına bir mektup daha gönderdi. Bu mektupta şöyle buyurmaktaydı:

Bismillahirrahmanirrahim. Hüseyin b. Ali’den mümin ve Müslüman kardeşlerine. Selâm üzerinize olsun. Size kendisinden başka ilâh olmayan Allah’ı överim.

Ama sonra, Müslim b. Akil’in mektubu bana ulaştı. Mektubunda, iyi düşüncelerinizi, ileri gelenlerinizin bize yardım etmek ve hakkımızı talep etmek noktasında görüş birliği içinde olduklarını bildiriyordu. Allah’tan, işimizi güzel kılmasını ve bundan dolayı size büyük bir mükâfat vermesini diledim. Zilhicce ayının sekizi olan terviye günü, size katılmak üzere Mekke’den ayrıldım. Elçim size geldiğinde, yapmanız gerekeni hızla ve kararlılıkla yapın. Şu günlerde size geleceğim. Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Kays b. Musahher bu mektubu götürürken, Kadisiye denilen yerde Husayn b. Numeyr tarafından yakalandı. Üstünü aramak istediklerinde ise, mektubu parçalayıp yok etti. Kays’ı alıp İbn Ziyad’a götürdüler. Aralarında şu konuşma geçti.

— Kimsin?

— Ali ve oğullarının Şiîlerinden biriyim!

— Mektubu neden yırttın?

— Senin okumamam için.

— Mektup kimden kimeydi?

— Efendim Hüseyin’den, adını bilmediğim bazı Kûfelilere.

— Bana ya o mektuptakilerin adını vereceksin ya da ahaliye bir konuşma yapıp Hüseyin’e, babasına ve kardeşine söveceksin. Yoksa seni paramparça ederim!

— Mektuptaki isimleri sana söylemeyeceğim. Ama ikinci şartı yerine getirerek ahaliye bir konuşma yaparım.

Kays, sözlerinin ardından minbere çıktı ve halka yaptığı konuşmaya besmeleyle başladı. Allah’a hamdüsenada bulunduktan sonra Resul-i Ekrem’le (s.a.a) onun pak Ehlibeyti’nin imamları olan Hz. Ali (a.s), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin’e (a.s) çokça salât ve selâm gönderip İbn Ziyad’la babasına ve zalim Emevî sultanlarına lanet okudu. Ardından ahaliye şöyle seslendi:

Ey ahali! Ben, Hüseyin tarafından size elçi olarak gönderildim. Hacir’de ondan ayrılıp size geldim. Ona yardım etmek isteyenler onun çağrısına uysunlar!

Kays’ın konuşmasını duyan İbn Ziyad, öfkeden deliye dönmüştü. Adamlarına Kays’ı sarayın damına çıkarmalarını, bu cesaret ve sadakat timsali mümini oradan aşağı atmalarını emretti.

Böylece Kays da, şahadet şerbetini içmiş, tertemiz bir yürek ve parlak bir alınla Rabbine kavuşmuştu.

Hürr b. Yezid Riyahî’nin Ordusuyla Karşılaşma

İmam Hüseyin (a.s) Kûfelilere verdiği sözü tutarak yoluna devam ediyordu. Çok geçmeden Müslim’le Hâni’nin acı şahadet haberini aldı. Bu haber İmam’ı pek üzmüş, pek sarsmıştı; her ikisini de rahmetle anıp övdü. Müslim’in şahadet haberini getirenler, İmam’ın Kûfe’ye gitmemesi ve geri dönmesi için ısrar ettiler. İmam, Akil’in oğulları ve akrabalarına dönüp: “Bu konuda sizin fikriniz nedir?” diye sordu.

Onlar: “Vallahi! Müslim’in katillerinden intikam almadıkça veya bu yolda onun gibi şehit düşmedikçe dönmek istemeyiz!” dediler.

İmam (a.s) da onları tasdik ederek: “Vallahi! O iki yiğit insandan sonra bu dünya hayatının hayrı kalmadı artık!” buyurdu ve Kûfe’ye doğru harekete devam edilmesini emretti.

Yolculuk sırasında konakladıkları bir başka menzilde, İmam’ın (a.s) etrafa gönderdiği elçi ve habercilerden birinin daha şehit edildiği haberi ulaşınca İmam (a.s) kervandakileri toplayıp şöyle buyurdu:

Taraftarlarımız bizi yalnız bırakmış. Bu durumda, sizden geri dönmek isteyenler dönsünler, biatimi üzerlerinden kaldırdım.

Dünya malı ve makamı için o Hazret’in etrafına toplanan çıkarcılar, İmam’dan (a.s) bunu duyar duymaz hemen dağılıp ayrıldılar. Sadece kendi ailesiyle yakınları ve İmam’a inanç ve yakinle iman etmiş olan bir avuç sadık yâreni kaldı onunla.

“Şeraf” denilen menzilden sabahın erken saatlerinde ayrılmadan önce İmam Hüseyin (a.s) kervandaki gençlere, yanlarına mümkün mertebe bol su almalarını emretti. Oradan ayrılan kervan öğleye kadar durmadan Kûfe’ye doğru ilerledi.

Öğleye doğru gençlerden biri yüksek sesle tekbir getirince, İmam da tekbir getirip: “Ne var? Bir şey mi gördün?” diye sordu. Delikanlı: “Hurmalıklar gördüm.” deyince, kervandaki tecrübeli yârenler: “Allah’a andolsun ki biz buralarda hurmalık bir alan görmemişiz!” dediler. Onun gösterdiği tarafa dikkatlice bakınca kalabalık bir ordunun kendilerine doğru yaklaştığını gördüler.

İmam (a.s) hemen kervanı toparlayıp çok yakınlarında bulunan “Zû Husem” dağının eteklerine karargâh kurdu. Çok geçmeden “Hür b. Yezid er-Riyahî” komutasındaki 1000 kişilik bir ordu, öğlenin kavurucu sıcağında gelip bu küçük kervanın karşısına dikildi. İmam (a.s) yârenleriyle birlikte kılıç kuşanıp bu ordunun karşısına geçti.

Hür ile adamlarının susuzluktan helâk olacak raddeye geldiğini gören İmam (a.s) onunla ordusuna, hatta onların hayvanlarına bile su verilmesini emretti.

İmam’ın (a.s) bu yiğit ve cömert kişiliği Hür’le ordusunu pek mahcup etmişti; İmam’ın (a.s) adamları leğenlerle kovalara su doldurup onların hayvanlarına bile su vermişlerdi!

Öğle vakti girdiğinde, ezan okundu ve İmam Hüseyin (a.s) iki ordunun arasında durarak Allah’a hamdüsenada bulunduktan sonra şöyle dedi:

Ey İnsanlar! Ben, ancak mektuplarınız bana ulaştıktan ve elçileriniz bana geldikten sonra size geldim. Şöyle demiştiniz: “Hemen bize gel; çünkü bizim bir imamımız yoktur. Belki yüce Allah, senin sayende bizi hak ve hidayet üzerinde birleştirir…” Ben de, yerimden yurdumdan göçtüm, kalkıp size geldim işte! Eğer siz hâlâ bu söz üzere iseniz, işte ben size geldim; bana, sözlerinize ve ahitlerinize güvenmemi sağlayacak bir işaret verin (ahdinizi ve biatinizi yenileyin). Yok, eğer bunu yapmayacaksanız, benim gelişimden hoşnut değilseniz, size gelmek üzere ayrıldığım yere geri dönerim.

Hürr’ün ordusundan çıt çıkmıyor, kimse söyleyecek söz bulamıyordu. Sonra Hürr’e dönüp şunları söyledi: “Arkadaşlarına namaz kıldırmak ister misin?” Hür: “Hayır.” dedi, “Sen namaz kılacaksın, biz de sana uyacağız.” Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s) onlara namaz kıldırdı. Her iki ordu, İmam’ın (a.s) arkasında cemaatle namazı kıldıktan sonra İmam (a.s) kısa bir hutbe vererek şöyle buyurdu:

Ey insanlar! Şunu biliniz ki, eğer siz, Allah’tan korkar ve hakkı ehli için tanırsanız, Allah’ı razı kılmış olursunuz. Biz, Muhammed’in (s.a.a) Ehlibeyt’iyiz. Sizin bu yönetiminize, hakları olmadığı hâlde onu ele geçiren ve size zulüm ve düşmanlıkla hükmeden şu güruhtan daha lâyığız. Eğer bizi istemiyorsanız, hakkımızı tanımıyorsanız ve şu andaki düşünceniz, mektuplarınızda yazdıklarınızdan, elçilerinizin bana bildirdiklerinden farklı ise, o zaman size arkamı döner giderim.

Hür, şaşkınlıkla: “Vallahi, sözünü ettiğin o mektuplarla habercilerden benim haberim yoktur!” dedi.

İmam (a.s), yanındaki yârenlerinden Ukbe b. Sem’an’a dönüp: “Şu mektupları getir!” dedi. Ukbe, birkaç heybeyle gelip heybelerdeki mektupları Hürr’ün önüne döktü. Hür ne diyeceğini bilemiyordu. Sonunda dedi ki: “Ben size bu mektupları yazanlardan biri değilim. Bize, seninle karşılaştığımız zaman, Kûfe’ye Ubeydullah’a götürünceye kadar senden ayrılmamamız emredildi.” İmam öfkeyle: “Neler söylüyorsun sen?! Ölüm bundan daha yakındır sana!” diye çıkışarak adamlarına dönüp toparlanmalarını ve Medine’ye geri döneceklerini söyledi.

Kervan, Medine’ye dönmek için hareket edeceği sırada Hür, ordusuyla önlerini kesip engelledi. Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s) Hürr’e: “Anan, yasını tutsun! Ne istiyorsun?” dedi. Hür, ona şu karşılığı verdi: “Eğer senin içinde bulunduğun bu durumda bir başka Arap olsaydı ve bu Arap bana senin söylediğin bu sözü söyleseydi, kim olursa olsun, anası için bu ifadeleri mutlaka kullanırdım. Fakat Allah’a yemin ederim ki, senin annenden, gücümüzün yettiği en güzel şekilde söz etmekten başka bir şey yapamam.”

İmam: “Söyle o zaman, ne yapmak istiyorsun?” diye çıkıştı. Hür: “Sizi İbn Ziyad’a götüreceğim.” diye cevap verdi. İmam: “Gelmiyorum, bunu kabul edemem!” deyince, Hür: “O zaman ben de sizi bırakmam!” dedi.

Söz uzuyor, Hür ne yapacağına karar veremiyor, İmam (a.s) da esareti kabullenmiyordu. Sonunda Hür: “Ben sizinle savaşmakla görevli değilim; görevim sizi bırakmamak ve Kûfe’ye götürmektir. Madem bunu kabul etmiyorsun, o zaman ne Medine’ye, ne de Kûfe’ye gitmeyen bir güzergâh seç. Ben de bu arada İbn Ziyad’a mektup yazıp durumu sorayım; senin gibi yüce bir şahsiyetle savaşmaktan beni kurtaracak bir yol bulunur belki!” dedi.

Bunun üzerine İmam Hüseyin (a.s) Kadisiye ve Uzeyb yolundan sola dönen güzergâhta hareket etti. Hürr de ordusuyla birlikte uzaktan onları izliyordu.

Uzeyb Hecanat bölgesine vardıklarında, Kûfe’den gelen ve aralarında Nâfi b. Hilal, Mücemme b. Abdullah ve Tirimmah b. Udey’in de içinde olduğu dört atlı İmam Hüseyin’in (a.s) kervanına katıldı.

Hür, onların Kûfeli olduğunu ve hepsini tutuklayıp Kûfe’ye göndermesi gerektiğini söylediyse de, İmam Hüseyin (a.s) onları koruyarak şöyle dedi:

Bunlara dokunamazsın; bunlar tıpkı benimle birlikte buraya gelen ashabım gibidirler; onları canım gibi korur, himaye ederim ve eğer bana verdiğin sözü tutmayacak olursan, seninle savaşırım!

Hür onları tutuklamaktan vazgeçmişti. İmam (a.s) onlardan Kûfe’nin son durumunu sordu. Mücemme b. Abdullah: “Kûfe’nin ileri gelenleri ve kabile reisleri çok büyük rüşvetlerle sattılar kendilerini, size karşı her zulüm yapmaya hazır durumdalar; aleyhinize el birliği ettiler: Halkın geriye kalanının kalbi sizinle; ama kılıçları size karşı!” dedi. İmam: “Size gönderdiğim Kays b. Musahhar’dan ne haber?” diye sorunca: “İbn Ziyad’ın adamları onu yakaladı.” dediler, “İbn Ziyad ondan, size ve babanız Ali’ye küfür etmesini istedi; ama o tam tersini yapıp rahmetle andı ve İbn Ziyad’la babasına herkesin önünde lanet okudu ve halkı size yardıma davet ederek Kûfe’ye doğru gelmekte olduğunuzu bildirdi. Bunun üzerine İbn Ziyad onu sarayın damından aşağı atarak öldürttü!”

Bu haber İmam’ı (a.s) ağlatmıştı, gözlerinden mübarek gözyaşları süzülürken şöyle diyordu:

Onlardan (müminler) kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir, kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde sözlerini değiştirmemişlerdir.(1)

Allah’ım! Cenneti onlara ve bize (ebedî) mekân kıl!

1- Ahzâb/23

Kaynak: İmam Hüseyin (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.