Hicret’in dördüncü yılı, Şaban ayının üçünde,(1) Hz. Ali (a.s) ve Hz. Fatıma’nın (s.a) ikinci evlatları, vahiy ve velâyet evinde dünyaya gözlerini açtı. Haber Resulullah’a (s.a.a) ulaştığında, hemen Hz. Ali (a.s) ile Hz. Fatıma’nın (s.a) evlerine varıp Esma’dan(2) bebeği getirmesini istedi. Esma beyaz bir kundağa sardığı bebeği Hz. Resul-i Ekrem’e (s.a.a) verdiğinde, Hz. Peygamber (s.a.a) bebeğin sağ kulağına ezan, sol kulağına da ikame okudu.(3)
Bu kutlu doğumun birinci veya -bir diğer rivayete göre- yedinci günü vahiy meleği Hz. Cebrail (a.s) Hz. Resulullah’a (s.a.a) nazil olarak şöyle dedi:
Allah’ın selâm ve salâtı sana olsun, ya Resulullah! Bu kutlu bebeğe Harun’un küçük oğlu “Şübeyr”in(4) Arapçası olan”Hüseyin” adını ver.(1) Çünkü Harun, İmran oğlu Musa’ya ne menziledeyse, Ali de sana o menzilededir. Şu farkla ki sen, peygamberlerin sonuncususun.
İşte böylece, Hz. Fatıma’nın (a.s) ikinci evladına Allah tarafından “Hüseyin” adı verilmiş oldu.
Hz. Hüseyin’in (a.s) doğumunun yedinci gününde, Hz. Fatıma (a.s), çocuğu için akika olarak bir kurban kestirdi; saçını tıraş etti ve kesilen saçların ağırlığınca gümüş sadaka verdi.(2)
Hz. Hüseyin ve Peygamber
Hz. Hüseyin b. Ali’nin (a.s) doğumundan (Hicret’in dördüncü yılı) Hz. Resulullah’ın (s.a.a) irtihaline kadar (altı yıl ve birkaç ay sonrası) insanlar, Hz. Peygamber’in İmam Hüseyin (a.s) hakkındaki önemli açıklamalarını duymuş ve gösterdiği eşsiz sevgiyle bu İmam’ın makam ve mertebesini iyice anlamışlardı.
Selman-ı Farisî şöyle anlatır: Allah Resulü’nün (s.a.a) Hüseyin’i (a.s) dizlerinin üzerine oturttuğunu gördüm, onu öpüyor ve şöyle buyuruyordu:
Sen büyüksün, büyük birinin oğlusun ve büyük insanların babasısın. Sen imamsın ve bir imamın oğlu ve imamların babasısın. Sen Allah’ın hüccetisin ve Allah’ın hüccetinin oğlu ve Allah’ın hüccetlerinin babasısın ki, bunlar dokuz kişidir ve onların sonuncusu, onların Kaimi (İmam-ı Zaman) olacaktır.(3)
Enes b. Malik şöyle rivayet eder:
Peygamber’e (s.a.v): “Ehlibeyt’inizden kimi daha çok seviyorsunuz?” diye sorduklarında, Peygamber şöyle buyurdu: “Hasan ve Hüseyin’i.”(1)
Hz. Resulullah (s.a.a) Hasan ve Hüseyin’i (a.s) defalarca bağrına basar, onları öper koklardı.(2) Muaviye’nin avenelerinden ve imamet hanedanının düşmanlarından olan Ebu Hüreyre dahi şöyle itiraf etmektedir:
Resulullah (s.a.a) Hasan ve Hüseyin’i omuzlarına almış bize doğru gelmedeydi, bize ulaştığında şöyle buyurdu:
Bu iki evladımı seven beni sevmiştir, onlara düşmanlık besleyen bana düşmanlıkta bulunmuştur.(3)
Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ve Hz. Hüseyin (a.s) arasındaki en güzel, en samimî ve en açık manevî ilişkiyi, Peygamber’in şu sözlerinden anlayabiliriz:
Hüseyin bendendir ve ben de Hüseyin’denim.(4)
İmam Hüseyin Babasıyla
İmam Hüseyin’in (a.s) mübarek ömrünün altı yılı, Hz. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) ile geçmişti. Allah Resulü (s.a.a) vefat ettikten sonra otuz yıllık bir süreyi de babası İmam Ali’yle (a.s) geçirdi. Hükümde insaftan ayrılmayan, kulluk ve taharetle ömrünü geçiren, sadece Allah’ı gören ve sadece O’nu isteyen ve sonunda O’na ulaşan bir babaydı o. Hilafeti zamanında bir lahza dahi onu rahat bırakmamışlardı. Aynı şekilde hilafetini gasp ettiklerinde, ona zulümden başka bir şeyi reva görmemişlerdi.
İmam Hüseyin (a.s) tüm bu müddet zarfında can ve başla babasının emirlerine itaat etmişti ve Hz. Ali’nin (a.s) hilafette bulunduğu birkaç yıllık kısa müddette ağabeyi Hz. Hasan (a.s) gibi, İslâm’ın hedeflerine ulaşması doğrultusunda fedakâr bir asker gibi çarpışıyordu. “Cemel,” “Sıffin” ve “Nehrevan” savaşlarına da katılmıştı.(1)
Böylece babası Emîrü’l-Müminin’i (a.s) ve Allah’ın dinini savunmuş, bazen de halkın önünde hilafet gasıplarına itirazda bulunmuştu.
Ömer’in hükümeti zamanında, İmam Hüseyin (a.s) mescide girmiş, onu Resulullah’ın (s.a.a) minberinde konuşuyorken görünce, derhal minbere çıkarak: “Babamın minberinden aşağı in.” demişti.(2)
İmam Hüseyin Kardeşi İmam Hasan’la
Hz. Ali’nin (a.s) şahadetinden sonra, Allah Resulü’nün (s.a.a) buyrukları ve Emîrü’l-Müminin’in (a.s) vasiyetleri üzerine Müslümanların imameti ve rehberliği Hz. Ali’nin (a.s) büyük evladı Hasan b. Ali’ye (a.s) intikal etti. Böylece İmam Hasan b. Ali’nin (a.s) sözlerine uymak ve ona itaat etmek, bütün Müslümanlara farz ve gerekli oldu. İmam Hüseyin (a.s), Muhammedî vahiy ve Ali velâyetiyle yetişmişti ve kardeşiyle aynı görüşteydi. Dolayısıyla onunla daima birlikte çalışıyordu.
İslâm’ın ve Müslümanların maslahatı ve Allah’ın emri üzerine, İmam Hasan (a.s) Muaviye ile sulh etti ve birçok zorluklara tahammül etti. İmam Hüseyin (a.s) kardeşinin bu zor anlarında onu yalnız bırakmadı. Zira kardeşinin yaptığı bu anlaşmanın İslâm’ın ve Müslümanların lehine olduğunu biliyordu. Onun için de kardeşine asla karşı çıkmadı.
Hatta bir gün Muaviye, İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’in (a.s) huzurunda İmam Hasan ve babaları Emîrü’lMüminin Ali’nin (a.s) aleyhinde konuşunca, İmam Hüseyin (a.s) Muaviye’nin bu davranışını kınayıp kötü davranışından vazgeçmesini anlatmak için savunmaya kalktı. Ancak kardeşi onu sükûta davet etti ve İmam Hüseyin (a.s) ağabeyinin tavsiyesi üzerine hemen geri döndü. Ardından İmam Hasan’ın (a.s) kendisi Muaviye’ye gereken sert ve açık cevabı vererek onu susturdu.(1)
1- İmam Hüseyin’in (a.s) doğum tarihiyle ilgili başka nakiller de vardır. Biz, Şia kaynaklarının en makbul olanını aktardık. Bk. İ’lamu’l-Verâ, Tabersî, s.2132- Buradaki Esma, muhtemelen Yezid b. Seken Ensarî’nin kızıdır. Bk. A’yanu’ş-Şia, cüz: 11, s.1673- el-Emali, Şeyh Tusî, c:1 s.3774- Harun Peygamber’in (a.s) üç oğlu vardı. Bunlardan Şeber, Hesen (Türkçede Hasan diyoruz) kipinde; Şubeyr, Huseyn (Hüseyin) kipinde ve Muşbir ise Muhsin kipindedir. Hz. Resulullah (s.a.a) Menzile Hadisi’ndeki manaya binaen, evlatlarına bu isimleri vermiştir. Bk. Tacu’l-Arus, 3/389. İbranicede Şeber, Şubeyr ve Muşbir, Arapçadaki Hasan, Hüseyin ve Muhsin ile aynı manayı taşımaktadır. Bk. Lisanu’lArab, 6/601- Meani’l-Ahbar, s.572- İslâmî kaynaklarda akika konusu önemle vurgulanmış ve çocuğun sağlığı için çok etkili olduğu hatırlatılmıştır. bk. Vesailu’ş-Şia, 15/1433- Maktel-i Harezmî 1/146; Kemalu’d-Din, Şeyh Saduk, s.152.1- Sünen-i Tirmizî, 5/3232- Zehairu’l-Ukbâ, s.1223- el-İsabe, 11/3304- Sünen-i Tirmizî, 5/324. Bu bölümde Ehlisünnet kaynaklarındaki rivayetler de aktarılmış.1- el-İsabe, 1/3232- Tezkiretu’l-Havas, İbn Cevzî, s.34; el-İsabe, 1/333. Tarihçilerin yazdığına göre bu olay sırasında İmam Hüseyin (a.s) 10 yaşındaydı.1- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.173.
Kaynak: İmam Hüseyin (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.