Bu savaşı başlatan Aişe bint-i Ebu Bekir, bir deve üzerinde savaşı körükleyip yönettiği için bu savaşa deve anlamına gelen “Cemel Savaşı” denmiştir. Halife Osman, galeyana gelen halk tarafından linç edilip öldürüldüğünde, Aişe Mekke’deydi. Haberi aldığı zaman: “Osman’a lanet olsun, yaptıklarının karşılığını buldu!” demişti.
Amcasının oğlu olan Talha’yı halife yaparlar düşüncesiyle kendi konumunu güçlendirmek için hemen yola çıkarak Medine’ye gelmiş, ama halkın Hz. Ali’ye (a.s) biat ettiğini duyunca, ümitsizliğe kapılıp öfkelenmişti. Hz. Ali’nin (a.s) halife olmaması için inanılmaz bir komploya başvurarak ona iftira atma yolunu seçen Aişe, Mekke’de söylediğinin tam tersini Medine’de söyleyerek: “Vallahi Osman haksız yere öldürüldü. Vallahi onun kanının hesabını sormak için ayaklanacağım!” dedi.
İbn Ümm-ü Kilab, Aişe’nin bunu söylediğini duyunca, ona şöyle dedi:
“Üzerine yemin ettiğin Allah’a yemin olsun, ‘Bu Yahudi kılıklı herif(1) kâfir oldu, gebertin onu!’ dediğin zamanlarda Osman’ın öldürülmesi için ilk nifak tohumunu bizzat sen atmıştın.”(1)
Talha ve Zübeyr de ilk önce İmam Ali’ye (a.s) biat etmişlerdi; ama daha sonra İmam’a gidip iktidara ortak olmak istediklerini belirtip Basra’yla Kûfe’nin valiliğini kendilerine vermesini talep ettiklerinde, taleplerinin geri çevrilmesiyle İmam’ın karşısında yer almışlardı. Hatta İmam Ali (a.s) beytülmal taksim edilirken Ömer döneminde onlara yapılan ayrıcalığı kaldırarak Talha’yla Zübeyr’e de herkes gibi 3 dinar verince, Talha: “Bu hükümetten bizim payımıza ancak, bir köpeğin burnuna yapışan miktar kadar yiyecek düşecek!” demişti. İşte bu nedenlerle, Aişe, Talha ve Zübeyr, İmam Ali’ye (a.s) karşı savaş açarak Cemel Savaşı’nın baş aktörleri oldular.
Savaştan Önce Öğüt
Abdullah b. Abbas şöyle anlatır:
Rebeze denilen yerde İmam Ali’nin (a.s) huzuruna vardım. Yırtılan çarığını tamir ediyordu. Bana: “Sence şu çarık ne kadar eder?” diye sordu. Çok eskimişti, bu yüzden: “Hiç değeri yoktur.” dedim. “Bu hâliyle ne kadar eder?” diye sorunca da: “Bir dirhemden daha az.” dedim. Buyurdu ki:
Vallahi, şu köhne çarıkları, size hükümet etmekten daha çok seviyorum. Sadece bir hakkı ihya edebilme veya bir batılı giderebilme ümidiyle avunarak sürdürüyorum bu işi!
Sonra oradaki cemaate dönüp şöyle dedi:
Allah Teâlâ sevgili Peygamber’ini gönderdiği dönemde hepiniz cahillik içindeydiniz… O, halkı yüce insanî makama ve kurtuluşa ulaştırdı… Halkı ve yakınlarını doğru yola yöneltti. İşte o dönemlerde onun sadık bir takipçisiydim ben, onun inancı ve fikirleri doğrultusunda çok çalıştım, asla korkmadım ve asla zaaf göstermedim. Allah’a yemin ederim ki, (geçmiş zamanda) kâfir oldukları hâlde onlarla (Kureyşlilerle) savaştım. Bugün de sapmış ve aldatılmış oldukları hâlde onlarla savaşıyorum. Bugün benim yolum ve yöntemim, Resulullah’ın (s.a.a) emri üzerine bina edilmiştir. Hakkın güneşini ortaya çıkarmak için batılın siyah perdesini parçalayacağıma yemin ederim!(1)
Savaş başlamadan önce askerlerine şöyle talimat verdi: Sakın savaşı ilk siz başlatmayın! Önce yumuşak bir dille konuşun onlarla. Evlerine, çadırlarına ulaşacak olursanız, sakın haddi aşmakla aranızdaki edep hicabını yırtmayın. Evlerinden içeri girmeyin, mallarına dokunmayın. Size ve büyüklerinize dil uzatıp küfredecek olsalar bile, hiçbir kadına eziyet etmeyin!
Sonra İmam (a.s) elinde tuttuğu Kur’ân’ı kaldırarak şöyle buyurdu:
Aranızdan kim bu Kur’ân’ı alıp onları Allah’ın Kitabı’na davet edebilir? Ancak, bilmelisiniz ki, bunu yapacak kimse bu yolda öldürülecektir!
Kûfeli bir genç hemen ayağa kalkıp: “Ey Müminlerin Emîri! Ben.” dedi. İmam onu duymazdan gelip sözlerini tekrarladı. O genç bu görevi istediğini tekrar bildirince, İmam (a.s) Kur’ân’ı ona verip gönderdi.
Genç; Aişe, Zübeyr ve Talha’nın ordusunun karşısına çıkıp elindeki Kur’ân’ı havaya kaldırarak onları Allah’ın Kitabı’na uymaya davet etti. Ancak Aişe’nin ordusundan biri onun Kur’ân’ı tutan elini kesti. Genç, Kur’ân’ı diğer eline aldı ve aynı sözleri tekrarladı. Bu defa da diğer kolunu kestiler. Yiğit genç Kur’ân’ı göğsüne bastırarak şehit düştü.
Bu sahne karşısında çok öfkelenen büyük sahabe Ammar-i Yasir, Aişe’nin ordusunun karşısına dikilerek savaştan vazgeçmelerini ve kardeşkanı dökmemelerini istedi. Aişe’ye yaklaşarak: “Ne istiyorsun sen?” diye sordu. Aişe: “Osman’ın kanının intikamını almak istiyorum.” deyince, Resulullah’ın (s.a.a) büyük sahabesi Ammar: “Bugün Osman’ın kanının davasına giriştiği yalanını uyduran ve aslında bizzat kendisi zalim olan kimseye Allah lanet etsin!” diyerek Aişe’yi kınadı. Bu söz Aişe’nin adamlarını öfkelendirmişti. Ammar’ı ok yağmuruna tuttular.
Ammar geri dönüp İmam Ali’ye (a.s): “Ne bekliyorsunuz? (Siz sulh için çabalarken,) onlar savaştan başka bir şey istemiyorlar.” dedi.(1)
Savaş Başlıyor
Ammar’a karşı başlatılan ok yağmuru devam etti. İmam’ın (a.s) saflarındaki üç asker atılan oklarla şehit düşünce, İmam (a.s) yapılan işlere Allah’ı şahit tuttu ve Resulullah’ın (s.a.a) kendisine miras bıraktığı özel zırhı giyerek Zülfikar adlı ünlü kılıcı kuşandı. Resul-i Ekrem’in “Kartal” adıyla meşhur sancağını da oğlu Muhammed Hanefiye’ye verdi.
İki ordu karşı karşıya gelip savaş düzeni aldılar. Aişe yerden bir avuç çakıl alıp İmam’ın ordusuna doğru savurdu ve “Kör olun!” diye bağırdı. Bu fitne ateşini yakan üç kişiden biri olan Zübeyr, savaştan önce İmam’ın (a.s) yaptığı bir hatırlatmayla kendisine gelmiş, tövbe edip Aişe’nin ordusundan ayrılmıştı. Bu kısa görüşmede İmam (a.s) ona şöyle buyurmuştu:
Resulullah’ın (s.a.a) sana: “Ey Zübeyr! Andolsun ki, sen zalim olduğun bir hâlde Ali’yle savaşmaya kalkışacaksın!” buyurduğunu hatırlıyor musun?
İmam Ali (a.s), gerekli bütün uyarılardan sonra, başka çare kalmayınca, Aişe’nin ordusuyla savaşa girdi. Bu savaşa bizzat katılmış ve kısa sürede düşman ordusunun kalbine yaklaşmıştı. Adamları bu durumu görünce korkup onu: “Eğer sana bir şey olursa biz öndersiz kalırız. Biraz yavaş ol. Biz bu işi yapmaya yeteriz.” diyerek durdurmaya çalışıyorlardı. İmam (a.s) ise bu sözlere cevaben: “Ben sadece Rabbimin rızası ve gideceğim ahiret yurdunu düşünürüm!” demişti.
Aişe ve Talha’nın ordusundan bir grup asker, Aişe’nin bindiği devenin etrafını koruma amacıyla sarmışlardı. İmam’ın (a.s) emriyle devenin ayakları kesildi. Deve yere yıkılınca savaş durmuş ve Aişe ve Talha’nın askerleri kaçmaya başlamıştı.
İmam Ali (a.s), Aişe’yi Basra’ya gönderip orada bir eve yerleşmesini sağladı ve Aişe’nin ordusunda olup da silahını yere atan herkesi hemen orada affederek evine-barkına gitmesine izin verdi; hatta can düşmanı Mervan da teslim olanlara katılınca, İmam onu bile affetti.
Savaşın tam anlamıyla bitip komplolara son verilmesiyle İmam, Aişe’yi kardeşi Abdurrahman’ın koruması altında saygınlığını da koruyarak kendi evine gönderdi.(1)
1- Ünlü bir ihtiyar Yahudi’nin ismi.1- Kamil-i İbn Esir, s.105.1- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.118–119.1- Fezailu’l-İmam Ali, s.134–135.1- Fezailu’l-İmam Ali, s.128–151.
Kaynak: İmam Ali (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.