Hz. Muhammed’in Hicreti ve İslâm Tarihinin Başlangıcı

Hedef Uğrunda Terk-i Vatan

Yüce Peygamber (s.a.a), İslâm’a karşı başlatılan toplu ve yoğun muhalefet furyasını Mekkelilerin yüz hatlarından okuyor ve böylesi sapkın bağnazlık ve cahillik bataklığına gömülü insanların kolay kolay inanç ve davranışlarından vazgeçemeyeceğini biliyordu. Onların kurtulması Müslümanların takatleri kesecek fedakârlıklarda bulunmalarına, zahmetlere göğüs germelerine, yılmadan-yıkılmadan yola devam etmelerine ve çok yönlü bir mücadeleye girişmelerine bağlıydı.

Resulullah (s.a.a) isabetli görüşüyle bu karanlık ve engebeli tabloyu görmüştü. Böylesi bir basiretle de risalet ve tebliğ bayrağını omuzlarına almış, sabır ve direnişi şiar edinmişti.

Hz. Peygamber (s.a.a), muhaliflerin bütün engellemeleri karşısında on üç yıl boyunca mücadele etti.(1) İslâm düşmanları da şeytanî komplolarından el çekmedi ve var güçleriyle Resulullah (s.a.a) ve İslâm aleyhinde çalıştılar.

Böyle bir ortam ve atmosferde, Resulullah’ın (s.a.a) evrensel misyonu, faaliyet merkezinin ve tebliğ üssünün değiştirilmesini ve daha sakin ve uygun bir yere hicret edilmesini gerektiriyordu.

Yesrib İslâm’ı Kabullenme Hazırlığında

Bir hac mevsimiydi ve Hazrec kabilesinin büyüklerinden bazıları Mekke’ye geldiler ve Mescidü’l-Haram’da Allah Resulü (s.a.a) ile görüştüler. Resulullah (s.a.a), görüştüğü bu insanları, barış ve kardeşlik dini olan İslâm’a davet etmişti. Evs kabilesiyle olan köklü çekişmelerinden bıkıp usanan bu insanlar, yitiklerini bulmuş ve can-ı gönülden İslâm’ı kabul etmişlerdi.

Hazrecliler, şehirlerine dönerken Resulullah’tan (s.a.a) bir tebliğci ve din öğretici istediler. Allah Resulü (s.a.a) Mus’ab b. Umeyr’i görevlendirip onlarla gönderdi. Böylece Yesrib şehrinin halkı, İslâm güneşinin doğuşundan haberdar oldu ve yeni dini öğrenmeye akın ettiler. Yesrib halkının İslâm dinini kabullenmesine zemin oluşturan en önemli etken, Kur’ân’ın nurlu ve cezp edici ayetlerini duymak olmuştu.

Evs ve Hazrec kabilelerinin büyükleri İslâm’ı kabul etmiş ve Müslüman olmuşlardı. Mus’ab bu haberi Resulullah’a (s.a.a) iletti. Aynı yılın hac mevsiminde, hac ziyareti için Mekke’ye gelen Yesrib halkının büyük bir bölümü, bir gece yarısı gizlice Resulullah (s.a.a) ile görüştü. Yesribli Müslümanlar bu görüşmede, İslâm fidanının meyve vermesi için Resulullah’a (s.a.a) biat etti ve kendi kadın ve çocuklarını korudukları gibi Peygamber’i (s.a.a) de koruma ve himaye etme sorumluluğunu üstlendiler.(1)

Resulullah’ı (s.a.a) Öldürme Komplosu

Henüz şafak sökmemiş ve gecenin karanlık yüzü ağarmamıştı ki Kureyş mensupları, Yesrib halkının Peygamber’e (s.a.a) biat edişinden haberdar oldular. Bu biati bozmak ve dolayısıyla da Peygamber’in (s.a.a) ilerlemesini önlemek amacıyla harekete geçtiler.

Öncelikle Kureyş’in hakemlik için toplandığı Daru’nNedve’de bir danışma komitesi oluşturuldu. Uzun uzadıya yapılan müzakerelerden sonra sinsice ve şeytanî bir karar alındı. Bu karar uyarınca her kabileden bir kişi seçilecek ve bu seçilen şahıslar geceleyin Peygamber’in (s.a.a) evine saldıracak ve onu öldüreceklerdi. Böylece de İslâmî davetin kökü kazınmış olacaktı.(1)

Yüce Allah, düşmanların plan ve komplosunu Peygamberi’ne (s.a.a) bildirip geceyle Mekke’den çıkmasını emretti.(2)

Hz. Muhammed (s.a.a), hicrete dair vahyin gelmesinden sonra doğduğu toprakları terk etmeye karar verdi.

Ali’nin (a.s) Fedakârlığı

Hz. Muhammed (s.a.a), Yesrib’e hicret etmekle görevlendirildikten sonra Ali’yi (a.s) çağırarak ona sırlarını açtı.

Sahiplerine ulaştırması üzere yanında bulunan emanetleri teslim etti ve şöyle buyurdu:

Ben hicret etmeliyim ve sen de benim yatağımda yatmalısın.Ali (a.s) kendisine verilen emirleri kabul ederek Resulullah’ın (s.a.a) yatağında yattı ve onu tehdit eden tehlikeler karşısında kendini hedef kıldı.(3)

Ali’nin (a.s) bu fedakârlığı öyle samimî, candan ve önemliydi ki, yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’de onu övmüş ve methetmiştir.(4)

Peygamber, Sur Mağarasına Gidiyor

Gecenin ilerlemesiyle düşmanlar da plânlarını uygulamak üzere Peygamber’in (s.a.a) evini kuşattılar. Ama Peygamber’in (s.a.a) yardımcısı ve koruyucusu olan yüce Allah, Hz. Muhammed’i (s.a.a) bu tehlikeden de kurtardı.

Resulullah (s.a.a) Yâsîn Suresi’nin ayetlerini okuyarak evden çıktı ve kestirme bir yol seçerek Mekke dışında olan Sur mağarasına doğru ilerledi.

Olaydan haberdar olan Ebu Bekir de Peygamber (s.a.a) ile birlikte yola koyuldu.(1)

Evin etrafını kuşatan kâfirler, kılıçları kınından çıkararak Peygamber’in (s.a.a) yatağına doğru saldırıya geçtiler. Fakat Hz. Muhammed’in yatağında Ali’yi (a.s) görüp olanca şaşkınlıkla: “Muhammed (s.a.a) nerde?” diye sordular.

Ali (a.s) şöyle buyurdu:

Ben sizin onu gözetleyen bekçiniz miyim? Sizin amacınız onu çıkartmaktı, o da kendiliğinden şehirden çıktı, gitti.(2)

Kurdukları plânın suya düştüğünü gören Kureyş, işin peşini bırakmadı. Buldukları bir ayak izini takip ederek Hz. Muhammed’in (s.a.a) sığındığı mağaranın önüne kadar ilerlediler. Yüce Allah bir kez daha Elçi’sini (s.a.a) korudu ve böylece onların şeytanî çabaları sonuçsuz kaldı.

Yesrib’e Doğru

Peygamber (s.a.a) Sur mağarasında üç gün kaldıktan sonra Yesrib’e doğru hareket etti.(3)Suraka b. Malik isminde Mekkeli biri, Hz. Resulullah’ı (s.a.a) takip etmeye başladı; ancak atının ayağı üç kez yere gömülüp sonunda onu yere fırlatınca, pişman olarak geri döndü.(1)

Allah Resulü (s.a.a), rebiyülevvel ayının on ikinci günü -Medine’nin yakınında bulunan- Kuba’ya vardı(2) ve birkaç gün(3) orada kaldı.

Ebu Bekir ısrarla Resulullah’ın (s.a.a) Yesrib’e hareket etmesini istediği hâlde Peygamber bunu kabul etmedi ve Ebu Bekir’e şöyle buyurdu:

Ali, beni canıyla korumuştur; o, Ehlibeyt’imin en hayırlısıdır; amcamın oğlu ve kardeşimdir. Ali yanıma gelinceye kadar buradan ayrılmayacağım.(4)

Ali (a.s) kendisine verilen görevi yerine getirdikten sonra Kuba’da bekleyen Resulullah’a (s.a.a) vardı. Ali’nin (a.s) ayakları parçalanmıştı ve güçlükle yürüyebiliyordu. Hz. Peygamber (s.a.a) şefkatle Ali’yi (s.a.a) kucaklayıp bağrına bastı. Ağzının suyunu Ali’nin ayaklarına sürdü. Ali’nin parçalanmış ayakları hemen iyileşti ve daha sonra birlikte Yesrib’e doğru hareket ettiler.(5)

Peygamber’in Yolunu Gözleyen Yesrib

Yesrib çok başkalaşmış ve büyük bir heyecan şehre hâkim olmuştu. Yesrib halkı her gün her köşe-bucakta toplanarak Peygamber’in (s.a.a) yolunu bekliyordu.

Nitekim Peygamber (s.a.a) cuma günü(1) Yesrib şehrine vardı. Yesribliler sevinçten ne yapacaklarını bilemiyorlardı. Hz. Peygamber’in (s.a.a) nurlu yüzüne öylece baka kalmışlardı…

Hz. Muhammed (s.a.a) Yesrib şehrine yerleşerek adalet ve iman doğrultusunda İslâm’ın, yani büyük bir medeniyetin temelini atmış oldu.

Hz. Peygamber’in (s.a.a) Yesrib’e gelmesiyle şehrin adı da değiştirildi ve “Medinetü’n-Nebi=Peygamber’in Şehri” adını aldı.(2) Ayrıca bu yıl, bu önemli tarihî vakıa -hakka kulluğun ve adaletin zaferi- hasebiyle tarihin başlangıcı olarak kabul edildi ve İslâm güneşinin doğmasıyla adeta insanlar yeniden doğmuş oldu. Kof ve kokuşmuş ahlâk yargıları, inançsal ve yaşamsal değerler yıkıldı; yerine de tam anlamıyla yaratılış ve hayat gerçekleriyle uyumlu İslâm’ın getirdiği değer sistemi oturtuldu.

Hicretten Bir Ders

Hz. Peygamber’in (s.a.a) bu hicreti on dört asır önce gerçekleşmiştir. Bugün tarihi yeniden araştırmalı ve Müslümanları, katlandıkları zorluklar sonrasında hicret ederek bir başka noktada İslâm’ın temelini atmaya mecbur eden neden ve etkenleri bir kez daha tespit etmeye ve anlamaya çalışmalıyız.

Kureyş’in eziyet, baskı ve işkencelerinden kurtulduktan sonra birçok yönden rahat ve müsait bir bölgeye yerleşen Müslümanlar, keyif düşkünlüğünü ellerinin tersiyle itti ve İslâm medeniyetini oluşturmak ve yaymak için gecelerini gündüzlerine katarak vasfı mümkün olmayan bir azimle çalıştılar. Bu fedakârlıklar ve dur durak bilmeyen gayretler sonucunda da düzensizlikten ve kölelik hayatından kurtulup İslâm’ın sunduğu mutluluk ve yücelik yoluna ulaştılar.

Müslümanların, Allah’a iman ve Peygamber’in (s.a.a) emirlerine itaat sonucu gerçekleştirdikleri bu kutsal devrimin, bu yüce medeniyetin anısı ve de Müslümanların bu uğurda çektikleri acılar ve azimli gayretleri, her yıl “hicret”in yıldönümü münasebetiyle ihya edilmeli ve bu örnek/model Müslüman halklara tanıtılmalıdır.

1- el-Kâmil, İbn Esir, Beyrut 1385 h.k basımı, c.2, s.108.1- A’lamü’l-Vera, Necef 1390 h.k basımı, s.55–61.1- Tarih-i Taberî, c.3, s.1229; A’lamü’l-Vera, s.61–622- Tarih-i Taberî, c.3, s.1231; Biharu’l-Envar, c.19, s.603- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.481; Tarih-i Taberî, c.3, s.12324- Biharu’l-Envar, c.19, s.78. Ahzâb Suresi, 23.1- Tarih-i Taberî, c.3, s.12342- A’lamü’l-Vera, s.633- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.486; Biharu’l-Envar, c.19, s.69.1- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.489; Biharu’l-Envar, c.19, s.882- Kâmilü’t-Tevarih, Beyrut 1385 h.k basımı, c.2, s.1063- Tarih-i Taberî, c.3, s.12454- Biharu’l-Envar, c.19, s; 1165- Kâmilü’t-Tevarih, Beyrut 1385 h.k basımı, c.2, s.106.1- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.494; Biharu’l-Envar, c.9, s.1222- Mu’cemu’l-Buldan, «Yesrib» maddesi; Mecmau’l-Bahreyn, «Yesrib» maddesi.

Kaynak: Hz. Muhammed (s.a.a) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.