Yolun Zorlukları
Kureyş büyükleri, Hz. Peygamber (s.a.a) genel davetini başlattığı günden itibaren mümkün olan her yolu deneyerek onu engel olmaya çalıştılar. Her zaman olduğu gibi önce servet, altın-gümüş ve makam vaadinde bulundular. Bekledikleri sonuca bu yolla ulaşamayacaklarını anlayınca tehdit, baskı ve işkence yolunu tuttular.
Böylece de Hz. Muhammed’in (s.a.a) hayatında yeni bir fasıl açılmış oldu.
Saygı unutulmuş, ahlâkî ve insanî değerler saf dışı edilmişti. Artık İslâm dininin ilerleyişini engelleyerek Kureyş büyüklerinin çıkarlarını korumak amacıyla düşmanlık ve kin silahı çıkmıştı ortaya.
O dönem insanlarının fikrî olgunluktan yoksunlukları, doğru yola ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) davetine muhalefet nedenlerinden biri olduğu inkâr edilemez bir gerçektir. Ancak Kureyş’in muhalefetinin nedeni kesinlikle bu türden değildi. Yeni Peygamber’in (s.a.a), ağaçtan yontma, taştan yapma put ve heykellere değer vermediği, saygı göstermediği ve “Bu ruhsuz taş parçalarından ne bekliyorsunuz?!” sözü duyulduğu günden itibaren Kureyş’in muhalefeti artmıştı.
Bir yandan Kureyş’in, ata yadigârı ve etik değerlerinden addettikleri taş ve ağaç ürünü tanrılarına yöneltilen eleştiri, diğer yandan da yeni Peygamber’in getirmiş olduğu yepyeni öğretilerin, sınıfsal çıkarlarıyla çatışıyor olması, onları çılgına çevirmişti.
Kureyş’in ileri gelenleri, önceden olduğu gibi zayıf tabakayı ve toplumun büyük bir kesimini oluşturan köleler topluluğunu sömürmek istiyordu. Faizle beslenen servet sahipleri, kurmuş oldukları faiz sistemini sürdürerek zahmetçi ve emekçi sınıfın kanını emmek düşüncesindeydi. Güç ve kuvvet sahibi zorbalar, kılıç ve mızrak zoruyla savunmasız ve güçsüz halkın mal ve namusunu sahiplenmeyi sürdürmek istiyordu…
Böylesi yanlış ve sapık sosyal sistem ve yapıya savaş açan bu yeni dinin, çıkarları tehlikeye düşen kesimlerin yoğun muhalefetiyle karsılaşması kaçınılmaz bir gerçekti.
Yeni dine cephe açan muhalif kanatın önderliğini Ebu Cehil, Ebu Süfyan, Ebu Leheb, Esved b. Abd-i Yagus, As b. Vail, Utbe, Şeybe, Velid b. Muğire, Akabe b. Ebî Muayt gibi tanınmış kimseler üstlenmişti.
Kureyş’in Yoğun Baskı ve Eziyetleri
Kalleşçe iftiralar zinciri, bedenî eziyetler, iğrenç küfürler, ekonomik ambargo ve baskılar… muhalif kanatın, Hz. Muhammed’e (s.a.a) ve dostlarına karşı alçakça uyguladığı yöntemlerin başlıcalarıdır. Aşağıda bunun bazı örneklerine kısaca değineceğiz:
1- Bir gün Kureyş’ten bazıları, içinde ölü yavrusu bulunan koyun işkembesini adamlarına vererek Hz. Muhammed’in (s.a.a) üzerine atmalarını istediler. Onlar da bu koyun işkembesini, bir köşede oturmakta olan Hz. Muhammed’in (s.a.a) üzerine atarak önderleri tarafından verilen emri uyguladılar.(1)
2- Tarık Muharibî şöyle der: Bir gün Peygamber’i (s.a.a) insanlar arasında gördüm, yüksek sesle: “Ey insanlar, Allah’tan başka ilâh yoktur, deyin ve kurtuluşa erin.” diyordu. İnsanları İslâm dinine ve tevhit inancına davet ediyordu. Ebu Leheb de adım adım Hz. Muhammed’i (s.a.a) izliyor ve ona taş atıyordu. Peygamber’in (s.a.a) ayağı kanamıştı; ama yine de insanları aydınlatmaya devam ediyordu. Ebu Leheb ise: “Ey insanlar, bu adam yalancıdır; sözlerini dinlemeyin ve ona kanmayın!” diyordu.(2)
Resulullah’a (s.a.a) iman eden yeni Müslümanlar da o Hazretle birlikte en acımasız ve insanlık dışı işkencelere tâbi tutuluyorlardı.
3- Bir gün Resulullah (s.a.a), İslâm düşmanlarınca işkence edilen Ammar-ı Yasir ve ailesini görüp şöyle buyurdu:
Ey Ammar ailesi! Müjdeler olsun size ki varacağınız yer cennettir!(3)
İbn Esir şöyle yazar:
Ammar, babası ve annesi müşriklerin ağır baskı ve işkencesi altındaydı. Sıcak havada müşrikler tarafından evlerinden dışarı çıkarılıyor ve iman etmiş oldukları yeni dinden dönmeleri için güneşin kavurucu sıcağı altında işkence görüyorlardı. Ammar’ın annesi Sümeyye, Ebu Cehil’in vurmuş olduğu darbe ile şehit oldu. İslâm uğrunda şahadete ulaşan ilk Müslüman, Ammar’ın annesi Sümeyye’dir.Ammar’ın babası Yasir de müşriklerin işkenceleri altında can verdi. Ammar da ağır ve dayanılmaz işkenceler altındaydı; ama o takiye yaparak ölümden kurtuldu.(1)
4- Bilal-i Habeşî köle biriydi; Hz. Muhammed’e (s.a.a) iman etmiş ve onun dostları arasında yerini almıştı. Bu yüzden de efendileri tarafından sürekli olarak dayanılması güç baskı ve işkenceler altında tutuluyordu. Bilal’in Peygamber’e (s.a.a) imandan vazgeçmesi ve yeniden putlara tapması isteniyordu. Bilal, öğlenin sıcağında yanmış-kavrulmuş çöl kumları üzerine yatırılıyor ve göğsüne de çok büyük bir taş koyuluyordu. Bütün bu tehdit ve işkenceler karsısında Bilal direniyor ve tek bir kelime söylüyordu: “Ehed, ehed=Birdir, birdir!” Yani: “Allah birdir, O’ndan başka tanrı yoktur; asla şirk ve putperestliğe dönmeyeceğim.”(2)
Baştan da belirttiğimiz gibi amacımız, müşrikler tarafından uygulanan baskı ve işkencelere kısaca değinmek ve kitabın kapasitesinin dışına çıkmamaktır. Bu yüzden ne yazık ki, Resulullah’ın (s.a.a) ve ilk Müslümanların yaşam öykülerini ayrıntılarıyla buraya taşıyamıyoruz. Ancak İslâm düşmanlarının, İslâm ve Müslümanlara karşı açtıkları savaşta mümkün olan her şeyi denediklerinin ve her türlü vesileyi kullandıklarının altını çizmek gerekir. Müşrikler tarafından başlatılan bu mücadelelere çok kısa olarak değineceğiz:
1- İktisadî Mücadele: Kureyş’in önde gelenleri, Hz. Muhammed’e (s.a.a) ve dostlarına karşı çok sıkı ekonomik savaş başlatmışlardı. Ekonomik baskı çok yoğun bir şekilde sürdürülüyordu ve bu arada Müslümanlarla alışverişin her türü de yasaklanmıştı.
2- Psikolojik Mücadele: İlk Müslümanların direnç ve azmini kırmak için onlarla evlenmek yasaklanmış, Kureyş’in onlarla her türlü ilişkisi kesilmiş ve Resulullah (s.a.a) da büyücülük, yalancılık… gibi iftiralara maruz bırakılmıştı. Bu, tam anlamıyla psikolojik bir savaştı.
3- Bedenî Eziyet ve İşkenceler:
Yeni dini, önderini ve izleyicilerini ezmek için seçilen insanlık dışı bir başka uygulamaydı bu. İlk Müslümanların bazılarının ölümüyle sonuçlanan bu kalleşçe mücadele, hakikatte İslâm’ın ilerlemesini engellemek için seçilen bir savaş yöntemiydi.
Kureyş’in İslâm’a, Resulullah’a (s.a.a) ve Müslümanlara karşı kullandığı bütün bu insanlık dışı uygulamalara rağmen, İslâm dini ilerlemeye devam etti. Hz. Muhammed (s.a.a), insanları doğru yola davetini sürdürdü ve Müslümanlar da tutmuş oldukları yolda azimle yürüdüler. İnançları uğrunda işkencelere katlandılar, eziyetlere göğüs gerdiler, acılar yüklendiler, sürgünler yaşadılar ve sıkıntılara sabrettiler.
Sadr-ı İslâm Müslümanlarının içinde bulundukları durumdan ve yaşadığı şartlardan elde edilebilecek çok önemli bir sonuç vardır. İslâm dini düşmanların dediği gibi kılıç zoruyla değil, İslâm düşmanlarının kılıç ve mızrakları karşısında Müslümanların on üç yıllık sabır ve direnişi sayesinde ilerlemiştir.
1- A’lamü’l-Vera, yeni baskısı, s.572- Menakıb, c.1, s.513- A’lamü’l-Vera, yeni basım, s.58.1- el-Kâmil, İbn Esir, Beyrut 1385 h.k basımı, c.2, s.66–67 2- el-Kâmil, İbn Esir, Beyrut 1385 hicrî kamerî, c.2, s.66–67.
Kaynak: Hz. Muhammed (s.a.a) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.