Şefaat meselesi en önemli dinî ve îtikâdi meselelerden biri olup Kur’ân-ı Kerim ile masumların rivayetlerinde bundan sıkça söz edilmektedir. Konuyu açıklığa kavuşturabilmek için öncelikle birkaç noktayı belirtmekte yarar var:
1- “Şefaat” ne demektir?” Lisanu’l-Arab adlı büyük dil sözlüğünde şefaat terimi şöyle açıklanmaktadır:
Başkası için bir şey istemek… Başkası için bir şey isteyene “şefaatçi (şafi)” denilir.Râgıb’ın el-Müfredât’ında da “şefea” terimi şöyle açıklanır:
Birinin diğerine katılıp destek ve araç olmasına şefaat denilir; böylece onun tarafından ve onun adına, onun isteklerini dile getirir ve bu isteklerine kavuşmasında kendisine yardımcı olur.
Hz. Ali (a.s) bu konuda şöyle buyurur:
“Şefaat eden kimse, onun yardımıyla insanın uçup menzile varabildiği bir kanat yerindedir…”(1)
2- Bizim bahsettiğimiz şefaatin bir tarafında yüce Allah vardır; yani şefaatçi, Allah’la kullar arasında bir vasıtadır. Bu şefaat, iki mahlûk arasındaki bir şefaat değildir. Başka bir deyişle şefaat, güçlü ve üstün bir insanın, kemal mertebelerini kat etmesine yardımcı olmak amacıyla zayıf birine destek vermesi ve onun yanında yer almasıdır. Allah’ın seçkin velilerinin, kullara şefaatçi olmaları bir takım usul ve prensipler çerçevesinde gerçekleşmektedir ve burada adam kayırma söz konusu değildir; şefaatle torpil arasındaki fark da budur zaten.Şefaatin İspatı
3- Şefaat konusu Şia’nın zarurî inançlarından olup buna birçok ayet ve hadisle de delil gösterilmiştir:O’nun katında, izin verdiğinin dışında hiç kimsenin şefaati yarar sağlamaz.(1)
O gün, Rahman olan Allah’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.(2)
O’nun izni olmadıkça kimse şefaatçi olamaz.(3)
O’nun izni dışında kim şefaat edebilir?(4)
Allah’ın kendisinden hoşnut oldukları kimseden başkası için şefaatçi olmazlar…(5)
Şefaatin ancak yüce Allah’ın izni ve O’nun rızasıyla mümkün olabileceğini açıklayan bütün bu ayetler şefaatin en güçlü delilleridirler. Hz. Resulullah (s.a.a) ve masum Ehlibeyt’inin şefaati de yüce Allah’ın izniyledir.Burada şu soru akla gelebilir:
Kur’ân ayetlerinden bazılarında şefaat neden reddedilmektedir? Mesela Müddessir Suresi’nin 48. ayetinde “Artık şefaat edenin şefaati onlara yarar sağlamaz.”buyrulmakta ve bir başka ayette de şöyle denilmektedir:
Ve kimsenin kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, kimsenin diğeri yerine cezalandırılmayacağı, kimsenin şefaatinin kabul edilemeyeceği, kimseden bir fidye, tazminat alınmayacağı ve hiçbir yardımda bulunulmayacağı günden korkun…(1)
Cevap şudur:
İlk ayette kendilerinden söz edilenler “namaz kılmayı ve yoksulların karnını doyurmayı terk eden ve kıyameti yalanlayanlardır.” Ayet, bu tür insanlara şefaatin hiçbir yararı olmayacağını vurgulamaktadır ki, bizzat bu ayetin kendisi de zımnen şefaatin varlığının ispatıdır.
Çünkü ayetteki anlam şefaatin var olduğu, ama bazı suçlu ve günahkârlara yararı olmayacağı yönündedir. İkinci ayette de ilk ayettekine paralel bir anlamda, Yahudilere özel olan bir hitap vardır. Bu kavim, Allah’a düşmanlık besliyor, küfür yolundan gidiyor, hatta Allah’ın en sevgili kulları olan peygamberlerini öldürüyordu.
Bu nedenle de, söz konusu Yahudiler için kimsenin şefaatinin Allah katında kabul görmeyeceği ifade edilmektedir. Görüldüğü gibi daha önce sıraladığımız onca ayet ve mütevatir hadislere ilave olarak bu ayetler de şefaatin varlığını ispatlamakta, ancak son kategorideki bu ayetler, belli bazı insanların şefaate layık olmadığını ve bu ilâhi lütuftan yararlanamayacaklarını hatırlatmaktadır.
Bir başka soru da, bazı ayetlerde şefaatin neden sadece Allah’a mahsus olduğunun belirtildiğidir, mesela Kur’ân’da “Sizin için Allah’tan başka hiçbir veli ve şefaat edici yoktur.”(2)buyruluyor.
Veya başka bir ayette, “De ki, şefaatin tümü Allah’ındır.” deniliyor.(1)
Bu sorunun da cevabı şudur:
Esas itibarıyla şefaatin sahibi Allah’tır ve O’ndan başka aslında hiçbir şefaat sahibi yoktur. Ama bu, yine bizzat yüce Allah’ın izniyle bazılarının şefaatte bulunmasıyla çelişmez. Nitekim daha önce de örneklerini aktardığımız ayetlerde olduğu gibi, bizzat Kur’ân, yüce Allah’ın razı olduğu ve izin verdiği kimselerin şefaatte bulunacaklarını vurgulamakta ve sonuçta, belli şartlarda belli insanların şefaatçi olacaklarını ispatlamaktadır.
Şefaatin Felsefesi
Şefaat, çeşitli açılardan yapıcı ve olumlu etkileri olan önemli bir eğitim meselesidir; bu etkilerden birkaçını sıralayalım:
1- Veliler ve şefaatçilerle manevî irtibat kurmak: Kıyamet gününe inanan, o günden korkup çekinen ve Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) ve Ehlibeyt’in şefaatinden ümit var olan birinin onlarla kendisi arasında olumlu bir irtibat kurmalıdır. Onları incitecek şeylerden uzak durmaya, rıza ve hoşnutluklarına yol açacak şeyleri yapmaya gayret göstereceği ortadadır.
Zira şefaatin mana ve mefhumundan; şefaatçiyle şefaat edilen arasında manevî bir bağ bulunması gerektiği kolayca anlaşılmaktadır.
2- Şefaat şartlarına haiz olmak: Daha önce aktardığımız ayetlerle birçok hadiste, şefaate nail olabilmek için bir takım şartlar gerektiği geçmektedir. Şefaatten ümit var olan biri elbette ki bu şartları yerine getirmeye çalışacaktır ki bunların en önemlisi yüce Allah’ın rıza ve iznidir. Yani şefaat bekliyorsak, Yüce Rabbimizi razı ve hoşnut edecek bir şey yapmamız ve şefaatten mahrum kalmamıza yol açabilecek şeylerden uzak durmamız gerekir.
Şefaatin Şartlarından Bazılarıa
a) Asıl şartlardan biri imandır; inancı ve imanı olmayan kimse şefaate nail olamaz.
b) Namazsız niyazsız biri olmamalı, hatta İmam Cafer Sâdık’ın (a.s) buyruğu esasınca namazı hafife almamalıdır.
c) Zekâtı terk eden biri olmamalıdır.
d) Haccı terk eden biri olmamalıdır.
e) Zalim olmamalıdır; zira zalimler için asla şefkatli bir dost ve iyi bir şefaatçi yoktur.
Müddessir Suresi’nde şunların şefaate mani olduğu buyrulur:
1- Namaza önem vermemek
2- Yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine karşı kayıtsız kalmak.
3- Batılla meşgul olmak.
4- Meadı kabul etmemek.
Bütün bunlar, şefaat umanların kendi amel ve davranışlarını gözden geçirip düzeltmelerine, gelecek konusunda daha olumlu ve iyi kararlar vermelerine neden olmaktadır.
Binaenaleyh şefaatin olumlu ve yapıcı etkileri olup önemli bir eğitici faktör durumundadır.
1- Nehcü’l-Belâğa, 63. hikmet.1- Sebe, 23.2- Tâha, 109.3- Yunus, 3.4- Bakara, 255.5- Enbiyâ, 28.1- Bakara, 48.2- Secde, 4.1- Zümer, 44.
Mead konusunda şu kaynaklardan yararlandık:– Nehcü’l-Belâğa– Biharu’l-Envar, Allame Meclisi– Tesliyetu’l-Fuad, Merhum Tayyib– Mehaccetu’l-Beyzâ, Merhum Feyz-i Kaşanî– Felsefi, Mekarim, Kıraati ve Sultâni gibi alimlerin “Mead” adlı eserleri– Tefsir-i Numune, Ayetullah Nasır Mekarim– Çok yararlandığımız Peyam-ı Kur’ân tefsiri, c.5-6.
Kırk Derste Ehlibeyt İnançları / Üstad Asgar Kaimi