İnsanın alınyazısı, sonunda ya cennette ya da cehennemde noktalanacaktır. Bu, kıyametin sonu ve yeni hayatın başlangıcıdır. Cennet, türlü maddî ve manevî nimetler yurdu; cehennem ise türlü azap, sıkıntı ve işkenceler diyarıdır. Cennetle cennetliklerin sıfatları ve buradaki türlü nimetler hakkında pek çok ayet ve hadis vardır. Bu nimetler ruhanî ve cismanîdir; daha önce meadın ruhanî-cismanî olduğunu görmüştük, bu nedenle de hem ruh, hem beden için hazırlanmış nimetlerdir bunlar.
Şimdi bu nimetlerin neler olduğuna kısaca bakalım:
1- Cennet bahçeleri: Kur’ân-ı Kerim’de 100’den fazla ayette “cennet” veya “cennetler” tabiri geçer; dünya bahçeleriyle kıyaslanamayacak bahçeler ve bağlardır bunlar… Esasen dünya yaşamımızda bizim için idraki ve tasavvuru dahi imkânsızdır…
2- Cennet köşkleri: Bu köşklerden yer yer “harika (tayibe) mekânlar” şeklinde söz edilmesi cennet ehlinin yaşayacağı bu mekanların akla gelebilecek bütün rahatlık ve özelliklere sahip olduğunu göstermektedir.
3- Çeşit çeşit halılar ve tahtlar: Cennetteki ilginç nimetlerden biri de, çeşitli tabirlerle ifade edilen güzel ve rahat halılarla tahtlardır.
4- Cennet yiyecekleri: Kur’ân ayetleri, cennet yiyeceklerinin çok çeşitli olduğunu gösteriyor, nitekim “diledikleri her şeyi bulacaklardır.” tabiri çok geniş anlamlıdır ve cennet yiyeceklerinin önemli bir bölümü türlü meyvelerdir.
5- Tahur şarapları: Cennet içecekleri çok çeşitli, leziz ve neşe vericidir ve Kur’ân’ın da tabiriyle “içenlere zevk verir”, tadı hiçbir zaman bozulmaz, daima tazedir, berrak ve hoş kokuludur.
6- Elbiselerle süsler: Elbise, insan için önemli bir süstür, ayet ve hadislerde cennet giysileri çeşitli ifadelerle tabir edilmekte ve bu tabirlerle tavsiflerden, cennet giysilerinin çok güzel ve çekici olduğu anlaşılmaktadır.
7- Cennet eşleri: Eş, insanın huzur vesilesi, hatta manevî zevkidir. Kur’ân ve hadislerde bu cennet nimetinden sıkça söz edilmekte ve çeşitli tabirlerle tavsiflerde bulunulmaktadır. Cennetteki eşler dış görünüm ve huy bakımından gerekli bütün mükemmelliklere sahiptirler.
8- Arzu edilen her şey: İnsanın canının çektiği ve görmekten zevk aldığı her şey cennette vardır. Cennet nimetleri hakkındaki en ilginç tabir budur, yani insanın ruhuna ve fiziğine hitap eden bütün zevkler cennette mevcuttur.
Ruhî Hazlar
Cennetteki ruhanî ve manevî nimetler, maddî nimetlerden çok daha üstün ve görkemlidir. Ancak, manevî nimetler tavsife sığmadığından, yani anlatılması güç ve tarifi mümkün olmayıp ancak bizatihi tadılması ve bilfiil algılanması hâlinde anlaşılması mümkün bulunduğundan, Kur’ân ve hadislerde bunlara genellikle dolaylı işaretlerde bulunulmaktadır.
Cennetteki manevî nimetler özetle şunlardır:
1- Özel bir saygınlık: Cennete girildiği andan itibaren özel bir saygı başlar, melekler cennet ehline fevkalade saygı gösterirler. Her kapıdan melekler içeriye girip “Gösterdiğiniz sabır ve dirençten dolayı selâmlarız sizi! Ne güzel sona kavuştunuz!” derler.
2- Huzurlu ortam: Cennet “Daru’s-selam”dır, güvenlik ve huzur diyarıdır: “Cennete girin! Artık sizin için hiçbir korku ve üzüntü yoktur!”(1)
3- Vefakâr dostlar ve arkadaşlar: En güzel manevî zevklerden biri kemal sahibi iyi ve samimi arkadaşlara sahip olmaktır. Kur’ân bunu “… ne de güzel arkadaşlar bunlar… Bu, yüce Allah’ın lütfü ve bağışıdır elbet.” şeklinde beyan eder.
4- Sevgi dolu davranışlar: Cennet ortamı sevgi ve samimiyet doludur, neşeli bir ortamdır, orada boş sözlerden eser yoktur, sadece selâm vardır.
5- Fevkalade bir neşe ve sevinç: “Onların çehresinde taptaze bir canlılık, neşe ve nimetin sevincini görürsün…”(2)
“O gün öyle çehreler vardır ki nurlu, güleç, sevinçli ve mutludurlar…”(3)
6- Yüce Allah’ın rızasını hissetmek: Sevgilinin rıza ve hoşnutluğunu hissetmek, en büyük manevî hazlardan biridir. Âl-i İmran Suresi’nin 15. ayetinde cennetteki yemyeşil bağlarla bahçeler ve tertemiz eşlerden sonra “Allah’ın hoşnutluğu”ndan söz edilir: “Allah onlardan, onlar da Allah’tan razı ve hoşnutturlar, büyük kurtuluş işte budur”(4)
7- Cennet nimetleri ebedi ve ölümsüzdür: İnsan her zaman ölmekten, yok olup gitmekten korkar; oysa cennet ve nimetleri ebedi ve ölümsüzdür. Orada yok olma ve ölüm korkusu yoktur ve bu büyük bir değerdir: “…Cennet meyveleri, yiyecekleri ve gölgeleri daimî ve ölümsüzdür”(1)
8- Akla hayale gelmeyecek şeyler: “Orada gözlerini aydınlatacak ne ödüller olduğunu hiç kimse bilemez…” Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurur:Hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı ve hiçbir kalbin (düşüncenin) tasavvur dahi etmeyeceği nimetler vardır cennette…(2)
Cehennem ve Cehennemlikler
Cehennem, Allah’ın gazap ve hışmının merkezidir. Cehennem azapları hem ruhsal, hem fizikseldir. Cehennemde sadece manevî ve ruhî azap olduğunu zannedenler, Kur’ân’daki birçok ayeti görmezden gelmiş olurlar. Mead bahsimizde yeniden diriliş ve ahiret hayatının hem ruh, hem vücutla, yani ruhanî ve cismanî olacağını belirtmiştik; cennetle cehennemde de aynı durum söz konusudur.
Cehennemliklerin Fizikî Azapları
1- Azabın şiddeti: Cehennem azabı o kadar şiddetli ve dayanılmazdır ki günahkâr insan buradan kurtulmak için eşini, çocuklarını, kardeşini, dostunu, kabilesini, hatta bütün yeryüzünü feda etmeye hazırdır: …O gün hiçbir yakın dost, yakın dostu sormaz. Onlar, birbirlerine gösterilirler, bir suçlu günahkâr o günün azabına karşılık olmak üzere oğullarını fidye olarak vermek ister. Kendi eşini ve kardeşini… Ve onu barındıran aşiretini de… Yeryüzünde bulunanların tümünü verse de (cehennemden) bir kurtulsa… Hayır, hiçbiri kabul edilmez…(1)
2- Cehennemliklerin yiyecek ve içeceği: “Şüphesiz, günahkârların yiyeceği zakkum ağacıdır, metal eriyiği gibi karınlarında kaynayıp durur, kaynar su misali âdeta…”(2)
3- Cehennemliklerin giysileri: “O gün günahkârları bir arada zincirlere vurulmuş olarak görürsün, elbiseleri katrandandır ve yüzlerini ateş sarmıştır…”(3)
“Kâfir olanlara ateşten elbiseler giydirilir; başlarına öyle bir yakıcı ve kaynar sıvı boca edilir ki, içlerini dışlarını bir anda yakıp eritiverir…”(4)
4- Türlü azaplar: Cehennemdeki her şey azap vericidir, zira orası gazap ve öfke merkezidir: “Ayetlerimize karşı inkâra sapanları hiç şüphesiz, ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe, azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Gerçekten Allah güçlü ve üstün olandır, hikmet sahibidir.”(5)
Cehennem azabı hakkındaki bu ayetler, cehennem ehlinin çarptırıldığı cezanın tasavvur dahi edilemeyecek kadar acı ve çetin olduğunu göstermektedir.
Ruhî Azaplar
1- Bitmez tükenmez bir hasret, dert ve üzüntü: “…Ne zaman cehennemin dertleriyle üzüntülerinden sıyrılmaya kalkışacak olsalar derhal döndürülürler ve “Tadın yakıcı azabı!” denir onlara”(1)
2- Sürekli aşağılanıp, küçük düşürülme: “Kâfir olup ayetlerimizi yalanlayanlar için aşağılayıcı bir azap vardır…”(2)
Kur’ân’da birçok ayet, cehennem ehlinin fevkalade aşağılanıp zillete düşürüleceğinden söz eder, zira onlar dünyada müminleri aşağılık sayıyor, küçümsüyorlardı.
3- Alabildiğine aşağılayıp kınama ve azarlama: Cehennemlikler “Ya Rabbi! Bizi cehennemden çıkar, bir daha geçmişte yaptıklarımıza dönersek kesinlikle zalim kimseler oluruz!” dediklerinde kendilerine “Defolun cehenneme ve benimle konuşmayın!” denilir.(3)
Ayetin orijinalinde geçen “ihseû” kelimesi, köpeği kovmak için kullanılan bir Arapça terimdir, cehennemdeki günahkârlarla zalimleri aşağılamak için bu tabir kullanılmaktadır.
4- Cehennem azabı ve cezası ebedidir: “Allah’a ve Resulüne itaatsizlikte bulunan kimse için içinde ebediyen kalacağı cehennem ateşi vardır.”(4)
Cehennem ehlinden bazılarının çarptırıldığı “müebbet” cezası çok zor ve büyük bir azaptır. Zira bir sorunun biteceği düşüncesi ve bir gün kurtuluş ümidinin olması büyük bir avuntudur, ama sorunun hiç bitmeyeceğini ve kurtuluş yolu olmadığını bilmek o sorunu kat kat artıran bir derttir. Kaldı ki yüce Allah’ın rahmetinden uzaklaştırılmak en büyük ruhî dertlerden biridir zaten.
Nitekim İmam Ali (a.s) Kumeyl duasında şöyle der:
“Her derde katlanır insan, ama senden ayrı düşmeye kim katlanabilir?”
Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Bir insan en fazla 100 yıl günah işlemiş olabileceği hâlde milyarlarca yıl, hatta ebediyen azap görmesi doğru mudur? Bu soru cennet için de geçerlidir, ama orada yüce Allah’ın lütuf ve bağışlarının ebediliği söz konusudur. Cehennemde ebedi azaba mahkûm olmak yüce Allah’ın adaletiyle bağdaşır mı?
Cevap şudur:
Bazı günahların örneğin küfre sapmak, doğal etkisi ebedi azaptır. Mesela bir şoför trafik kurallarından birini çiğneyip de kazaya sebebiyet verdiği ve birinin ayaklarını kaybetmesine yol açtığında bu olay birkaç saniye içinde, hatta bir anda vuku bulmaktadır, ama zavallı kazazede artık hayatının sonuna kadar ayaklarından mahrum yaşamaya mahkûm olmaktadır. Bir kibrit çöpü, koca bir şehri yakıp kül edebilir.İnsanın amelleri de tıpkı böyledir.
Kur’ân “Yaptığınızdan başka şeyle cezalandırılmazsınız asla.”(1) buyuruyor.
Cehennemde ebedi kalış, bizzat işlenen amelin kendi sonucudur.
1- A’râf, 49.2- Mutaffifin, 24.3- Abese, 39.4- Mâide, 119.1- Ra’d, 35.2- el-Mizan, Mecmau’l-Beyan vb. tefsirler.1- Mearic, 10-15.2- Duhan, 43-46.3- İbrahim, 49-50.4- Hacc, 19-21.5- Nisâ, 56.1- Hacc, 22.2- Hacc , 57.3- Mü’minun, 107-108.4- Cin, 23.1- Yâsin, 54.
Kırk Derste Ehlibeyt İnançları / Üstad Asgar Kaimi