Allah Resulü (s.a.a) torunları Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s) hakkında şöyle buyurur: “Benim bu iki oğlum imamdır; ister yerlerinde otursunlar ister kıyam etsinler.” Bu rivayette geçen yerinde oturmak ve kıyam etmek tabirleri mecazîdir. Anlatılmak istenen zahirî hilafeti elde etmeye çalışmak ve düşmanlara karşı kıyam etmek veya her ikisinden de sarfınazar etmektir.
Hz. Peygamber şöyle buyurur: “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir.” İmam Hasan babasının vasiyeti üzerine hilafete seçildi. Halk da ona biat etti. Altı ay boyunca, Muâviye’nin hükümet ettiği Şamat ve Mısır dışında kalan İslâm topraklarını babasını örnek alarak yönetti. İmam Hasan, bu süre zarfında Muâviye’nin fitnesini bertaraf etmek için ordu kurdu ancak sonunda halkın Muâviye’ye aldandığını, ordu komutanlarının Muâviye ile mektuplaştıklarını ve kendisini tutuklayıp düşmana teslim etmek için onun emrini beklediklerini fark etti. Bunun üzerine çaresiz barış önerisini kabul etti.
İmam Hasan bazı şartlar ileri sürerek Muâviye ile barış imzaladı. Ancak Muâviye sözünde durmadı ve anlaşmayı feshedip Irak’a girdi ve orada hutbe okuyarak şöyle dedi: “Ben sizinle namaz kılıp oruç tutmanız için savaşmadım; tek hedefim sizi yönetmekti ve hedefime ulaştım.” Sözlerine “Şimdi Hasan’a verdiğim sözler ayağımın altındadır” diye devam etti.
İmam Hasan barıştan sonra yaklaşık dokuz buçuk yıl Muâviye’nin göz hapsinde, zorlu şartlar içerisinde yaşadı. Evinin içinde bile can güvenliği yoktu. Nitekim sonunda Muâviye’nin kışkırtmasıyla eşi tarafından zehirlenerek şehid edildi. İmam Hasan’ın şehadetinden sonra değerli kardeşi İmam Hüseyin, Allah’ın emri ve kardeşinin vasiyetiyle halife oldu ve halka doğruyu göstermek için harekete geçti. Ancak şartlar İmam Hasan’ın dönemindeki şartlarla aynıydı. Muâviye sahip olduğu güçle İmam Hüseyin’in elinden bütün imkânları aldı.
Dokuz buçuk yıl sonra Muâviye öldü ve saltanata dönüştürdüğü hilafeti oğlu Yezid’e miras bıraktı. Yezid, riyakâr babasının aksine gurur sarhoşuydu, açıktan içki içer, kötülük yapardı; başına buyruktu. Yezid yönetimi ele geçirir geçirmez Medine valisine İmam Hüseyin’den kendisine biat alması, aksi takdirde İmam’ın başını kendisine getirmesi emretti. Vali, emir gereği kendisinden biat isteyince İmam Hüseyin süre istedi ve aynı gece dostlarıyla birlikte Mekke’ye hareket edip İslâm’da resmî sığınak olan Kâbe’ye sığındı.
Orada geçirdiği birkaç ay sonunda Yezid’in hiçbir şekilde peşini bırakmayacağını anladı. Biat etmediği takdirde öldürüleceği kesinleşmişti. Öte yandan Kâbe’de ikamet ettiği sürede Irak’tan binlerce mektup almıştı. Iraklılar mektuplarda kendisine yardım edeceklerini, Emevi zulmüne karşı harekete geçeceklerini vaat ediyorlardı. İmam Hüseyin genel durumdan hareketinin zahirî bir ilerleme kaydedemeyeceğini biliyordu. Bununla birlikte Yezid’e biat etmeyerek öldürülmeyi göze aldı ve ailesi ve ashabıyla birlikte bir hareket başlatarak Mekke’den Kufe’ye hareket etti.
Yol üzerinde Kufe’ye yetmiş kilometre mesafedeki Kerbela’da düşmanın kalabalık ordusuyla karşılaştı. İmam Hüseyin yol boyunca insanları kendisine yardımcı olmaya çağırdı ve beraberindekilere ölümü göze aldığını söyleyerek onları yola devam etmekte veya geri dönmekte özgür bıraktı.
Bu yüzden düşman ordusuyla karşılaştığında yanında beraberindekilerden yalnızca kendisine gönül vermiş, canından geçmiş dostları kalmıştı. İmam Hüseyin ve beraberindekiler sayıca az olduklarından savaş günü düşman askerlerince kolaylıkla etrafları kuşatıldı. Üstelik suya ulaşmaları da engellenmişti. Böyle bir durumda biat etmekle öldürülmek arasında seçim yapmaları istendi.
İmam Hüseyin biata yanaşmadı; ölümü göze almıştı. Sabahtan ikindi vaktine değin ashabıyla birlikte düşmanla savaştı ve bu savaşta çocuklarını, kardeşlerini, yeğenlerini, amca oğullarını ve dostlarını kaybetti. Şehit olanların sayısı yetmişi buluyordu. Yalnızca hasta olduğu için savaşamayan oğlu İmam Seccad hayatta kalmıştı. Düşman askerleri İmam Hüseyin’i öldürdükten sonra malını yağmaladılar ve ailesini esir edip, Kerbela şehidlerinin kesik başlarıyla birlikte onları Kufe’ye, oradan da Şam’a götürdüler.
İmam Seccad’ın esareti sırasında Şam’da yaptığı konuşma ve Hz. Zeyneb’in Kufe’de İbn Ziyad’ın ve Şam’da Yezid’in meclisinde halka hitaben yaptığı konuşmalar hakkı örten perdeyi araladı ve Emevi zulmünü, güneş misali, bütün insanlığın gözlerinin önüne serdi.
Sonuç itibariyle İmam Hüseyin’in, oğullarının, akrabalarının, dostlarının mübarek kanının dökülmesi, kadın ve çocukları nın esaretiyle sonuçlanan Hüseynî hareket sahip olduğu özelliklerle insanlık tarihi boyunca bir benzerine rastlanmayacak kendine özgü bir olaydır. İslâm’ın Kerbela olayı sayesinde zinde kaldığını ve bu olay olmasaydı, Emevilerin İslâm’ın kökünü kazıyacaklarını söyleyebiliriz.
İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in Yöntemleri Farklı mıydı?
Hz. Peygamber’in nassıyla hak imam olan İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in yöntemleri zahirde farklıymış gibi görünür. Üstelik bazı yazarlar, iki kardeş arasındaki görüş ayrılığının derinlere dayandığını dahi iddia etmişlerdir.
Onlara göre İmam Hasan kırk bin silahlı insana sahip olmasına rağmen savaş yolunu seçmemiş, İmam Hüseyin’in ise (akrabaları dışında) kırk kişiyle savaşa kalkışmış, hatta süt çocuğunu dahi bu yolda kurban vermiştir. Ancak dikkatli bir araştırma bu görüşün doğru olmadığını ortaya koyar.
Nitekim İmam Hasan nasıl Muâviye’nin saltanatında hiç muhalefet etmeden dokuz buçuk yıl yaşamışsa İmam Hüseyin de kardeşinin şehadetinden sonra dokuz buçuk yıl boyunca muhalefete kalkışmadan Muâviye’nin saltanatında yaşamıştır.
Buna göre yöntem farkının kaynağını Muâviye ile Yezid’in yönetim tarzındaki farklılıkta aramamız gerekir; iki imamın görüş ayrılığında değil. Muâviye, dinî hükümlere kayıtsız birisi değildi. Kendisini sahabî ve vahiy kâtibi olarak tanıtırdı. Hz. Peygamber’in eşi olan kız kardeşi sayesinde “Müminlerin Dayısı” lakabını almıştı. Öte yandan İkinci Halife’nin inayetlerine mazhar olmuştu ve halk halifeye saygı duyuyordu.
Üstelik o dönemde sahabî olmak halkın gözünde çok değerliydi. Ebu Hureyre, Amr As, Semere, Mugire b. Şube vb gibi Muâviye’de saygındı ve valilik gibi ülke yönetimi açısından hassas bir görevi vardı. Sahabenin fazileti, dinî dokunulmazlığı ve her açıdan mazur olduklarıyla ilgili rivayetler ortalıkta dolaşıyordu. Muâviye’nin yaptığı her iş böylelikle gerektiğinde düzeltiliyor veya tevile çalışılıyordu. Düzeltilemediği ve tevil edilemediği durumlarda ise hediyelerle itirazcının ağzı kapatılıyordu.
Hiçbir şeyin kâr etmediği durumlardaysa taraftarları itirazcıyı ortadan kaldırıyordu; nitekim Muâviye’nin sahabî taraftarları on binlerce Şiî’yi, başka Müslümanları, üstelik sahabeden bir grubu öldürmüşlerdi. Muâviye bütün işlerinde haktan yana tavır sergiler, sabır gösterirdi. Kendine özgü bir üslupla halkın sevgisini kazanmıştı. Kimi zaman hakarete uğradığı da olurdu; ama o, güler yüz gösterir, affederdi. Muâviye böyle bir ruh haline sahip bir siyasetçiydi. İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e görünüşte saygılı davranır, onlara değerli hediyeler gönderirdi.
Öte yandan Ehlibeyt’in fazileti hakkında hadîs nakledenlerin can, mal ve namus dokunulmazlığı olmadığını, sahabenin faziletine dair hadîs rivayet edenlerin ise ödüllendirileceğini açıkça ilan ederdi. Hatiplere minberlerde İmam Ali’ye lanet okumalarını emretmişti. Muâviye’nin emriyle İmam Ali taraftarları bulundukları yerde öldürülürdü.
Bu işte o kadar aşırı gittiler ki İmam Ali’nin düşmanlarını bile onu sevdikleri gerekçesiyle öldürdüler. Bütün bu söylediklerimizden anlaşılan şudur: İmam Hasan kıyam etmiş olsaydı İslâm’ın zararına sonuçlanır, kendi kanının ve dostlarının kanlarının akmasından başka bir işe yaramazdı. Üstelik Muâviye İmam Hasan’ı öldürtür, kamuoyunu yatıştırmak için de arkasından yas tutup kan davası güder ve Şiîlerden intikam almak isterdi. Nitekim Osman’ın arkasından bu şekilde davranmıştı.
Yezid’in siyaseti, babasının siyasetine hiç benzemiyordu. Yezid kendini beğenmiş, kayıtsız bir genç idi. Zorbalıktan başka bir şey bilmez, halkına hiç değer vermezdi. Yezid, perde arkasında İslâm’a verilen zararları kısa süren hükümeti döneminde ortaya çıkardı; artık perde kalkmıştı. Hükümetinin birinci yılında Hz. Peygamber’in ailesini katletti. İkinci yılında Medine’yi yakıp yıkarak üç gün boyunca Medinelilerin canını, namusunu ve malını askerlerine mubah kıldı. Üçüncü yılda Kâbe’yi tahrip etti. Hüseynî hareket bu yüzden halk arasında kabul gördü, günden güne etkisi yayıldı ve görünür hale geldi.
Önce kanlı bir inkılâp gibi görünen kıyam sonları Müslümanlardan büyük bir topluluğu hak ve hakikat taraftarlığına sevk ederek Ehlibeyt dostlarını meydana getirdi. Bu yüzden Muâviye, oğlu Yezid’e İmam Hüseyin’e karışmamasını vasiyet etmişti.
Kaynak: Temel Dini Bilgiler / Allame Muhammed Hüseyin Tabatabaî