Ruhun Kalıcılığı Burhanı

28.11.2025 17:05
3
A+
A-

Ruh Kalıcı ve BağımsızdırAllah yolunda öldürülenleri sakın “ölüler” sanmayın. Hayır, onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar.(1)

Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin; hayır, onlar diridirler, fakat siz bunu anlamazsınız.(2)

De ki: “Size vekil (görevli) kılınan ölüm meleği hayatınıza son verecek, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”(3)

Yukarıdaki ayetlerde kullanılan tabirler, ruhun kalıcı ve ölümsüz olduğunu gösteren gayet net delillerdir.

İnsanın hayatı ölümle birlikte son bulmuş olsaydı, şehitler hakkında bile bu tabirlerin hiçbir anlamı olamazdı.

İlk iki ayet Allah yolunda şehit olanlarla, onların ruhunun ölümsüzlüğü hakkındadır; üçüncü ayetse geneldir ve bütün insanların yüce Allah’a döndürüleceğini belirtmekte, bu nedenle de bütün insanların -ruhunun- ölümsüz ve kalıcı olduğunu ispatlamaktadır. [Üçüncü ayetin orijinalinde “yeteveffakum” fiili kullanılmıştır. Bu kelime, vefa kelimesinin türevidir.] Müfredat adlı eserinde Râgıb’ın da belirtmiş olduğu gibi “vâfi” kelimesi “kemale varan, tam ve olgunlaşmış olan” anlamını vermektedir. Bu durumda Arapça “teveffi”nın anlamı “tamamen almak” şeklindedir ki bu tabir, ölümün yok oluş demek olmadığını, bilakis “tam kabzetme” ve “tam alma” (teveffi) anlamına geldiğini gösterir.

Ey Peygamber, senden ruh hakkında sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin işlerindendir ve size ilimden, ancak pek az bir şey verilmiştir.(1)

Aslında insan, bir nevi ölüm olan rüya ve uykuyu her gün yaşamakta ve fizikî olarak vücudu hiçbir değişime uğramadığı hâlde uyku veya ölüm anında kendi varlığında çok ilginç bir değişime şahit olmaktadır.

İşte bu gerçek, insanoğluna fizik ve beden dışında bambaşka bir cevher daha verilmiş olduğunu gösteriyor.Ruhun varlığını hiç kimse inkâr etmiş değildir, hatta materyalistler bile ruh diye bir varlığın mevcut olduğunu kabul etmektedirler. Nitekim bugün dünyanın bütün üniversitelerinde “ruh bilimi” olan psikoloji diye bir bilim dalı vardır ve bu dalda ciddi inceleme ve araştırmalar yürütülmektedir.

Maddecilerle Allah’a inananlar arasında bu konudaki tek ihtilaf, ruhun bağımsız olup olmadığıdır. İslâm bilim adamları zengin İslâmî kaynaklardaki bilgilere dayanarak ruhun bağımsız ve ölümsüz olduğunu vurgulamaktadırlar.

Ruhun bağımsızlığını ispatlayan birçok delil vardır, biz burada öncelikle aklî delilleri ele alacak, sonra da naklî delillere değineceğiz.

Kur’ân’a inananlar, Allah’ın buyruğunun en güzel delil olduğunu bildiklerinden bu tartışma götürmez gerçeğe zaten iman etmiş ve ruhun baki ve ölümsüz olduğuna inanmışlardır.

Ruhun Bağımsızlığının Aklî Delilleri

1- Aklıselime sahip herkes bilen, irade sahibi olan ve anlayan “ben”in; bilgi, irade düşünce ve idrakten ayrı bir gerçek olduğunu pekâlâ bilir ve bunu bütün varlığıyla hisseder.

Çünkü “benim fikrim”, “benim iradem”, “benim idrakim” derken kendimizin “-ben”imizin- fikir, irade ve idrakten başka bir şey olduğunu ve bunların “ben”in bir parçası [veya benliğe ait gerçekler] olduğunu açıkça ifade etmiş olmakta ve “ben” dediğimiz zaman bunun beyin, kalp, sinir… vb.’den tamamen ayrı ve farklı bir varlık olduğunu söylemekteyiz. İşte bu “ben”, bahsimize konu olan “ruh”tur.

2- Bir insan, bütün vücudunu ve bedenini yok saysa ve fizikî organlarından tamamen ayrılmış olduğunu farz etse dahi yine de kendisinin “var” olduğuna inanır ve bunu hisseder. Bedeninin hiçbir organı artık var olmadığı hâlde, insanın “var”lığını hissettiği ve bütün kalbiyle varlığına inandığı bu şey, her şeyden bağımsız olarak varlığını sürdürebilen “ruh”-tan başkası değildir.

3- İnsan, hayatı boyunca bir tek “benlik” ve kişilik taşımaktadır. Mesela şimdiki “ben”imiz, on yıl önceki “ben”imizdir ve her ikisi de bizi tarif etmektedir; aynı şekilde bilgi, güç ve yaşamımızın tekâmül bulmuş olduğu 50 yıl sonraki “ben”imiz de yine aynı bendir. Yaşam boyunca bütün hücrelerin, hatta beyin hücrelerinin de defalarca değiştiği ve geride bıraktığımız her gece ve gündüz sürecinde milyonlarca hücrenin ölüp, yerini milyonlarca yeni hücreye bıraktığı bilim tarafından ispatlanmış bir gerçektir ve bütün bu değişimlere rağmen değişmeyen ve sabit kalan tek şey “ben”dir. Bu, tıpkı bir tarafından su verilip diğer tarafından fazla suyu akıtılan bir havuza benzer; bu havuzun dış görünüşüne bakanlar onu hep aynı durumda görse de, gerçekte havuzun suyu sürekli değiştirilmektedir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Eğer insan sırf vücut organlarından müteşekkil ve sadece etle kemikten ibaret olsa ve ruh diye bir şey var olmasaydı geçmişte yaptıklarından sorumlu tutulmaması gerekirdi.

Yani mesela on yıl önce bir suç işlemiş birinin bugün yargılanmaması icap ederdi. Zira bilim, her 7 yılda bir, insanın bütün hücrelerinin değiştiğini ispatlamıştır. İnsan her zaman bütün yaptıklarından sorumluysa ve bunu bizzat kendisi de itiraf ediyorsa bunun nedeni bütün hücreleri değişse de kendisinin, yani “ben”inin değişmediği ve değişmeyeceğidir; işte bu “ruh”tur.

Vücut organları insanın sadece birer parçasıdırlar ve insan etle kemikten ibaret değildir. Bütün bunlar değişmekte, ama insanın kendisi olan “ben”i bütün hayatı boyunca asla değişmeden kalmaktadır. Vücudundan başka bir varlık ve cevher daima onunla birliktedir ve bu cevherin adı “ruh”tur.

Ruhun Bağımsızlığının Naklî Delilleri

İslâm tarihi, ölümden sonra ruhlarla gerçekleştirilen irtibatlara ait örneklerle doludur, bunlardan bir kaçını aktarmamız yararlı olacaktır:

1- Bedir Savaşı’ndan sonra Hz. Resulullah (s.a.a) öldürülen müşriklerin cesetlerinin büyük bir çukura (kör bir kuyuya) atılmasını emretti. Bütün cesetler buraya döküldükten sonra onlara doğru eğilip “Rabbimin vaadine ulaştınız mı, biz O’nun vaadinin hak olduğunu gördük!” diye seslendi. Sahabe, “Birer leşe dönüşmüş olan o cansız cesetlerle mi konuşuyorsunuz?” diye sorunca o “Onlar benim sözlerimi sizden daha iyi duymaktadırlar!” buyurdu.(Başka bir nakilde de, “Sizler benim sözlerimi onlar kadar duyamıyorsunuz.” ibaresi kayıtlıdır.)(1)

2- Selman-ı Farisi, İmam Ali (a.s) tarafından Medain’e vali olarak atanmıştı. Esbağ İbn Nebâte şöyle anlatıyor:

Bir gün Selman’ı ziyarete gittim, hastaydı, günbegün fenalaşıyordu. Öleceğinden emin olunca bir gün beni çağırıp “Esbağ” dedi, “Sevgili Resulullah (s.a.a) bana, ölümüm yaklaştığında bir ölünün benimle konuşacağını buyurdu, beni bir mezarlığa götürür müsün?”Onu mezarlığa götürdük, kendisini kıbleye doğru çevirmemizi söyledi, kıbleye dönünce yüksek sesle “Selâm olsun size ey belâ diyarının ehli! Selam sizlere, ey dünyadan yüz çevirenler!” diye seslendi.Bu sırada ölülerden birinin ruhu Selman’ın selâmına karşılık vererek “istediğin soruyu sorabilirsin!” dedi. Selman “Sen cehennem ehli misin, cennet ehli mi?” diye sorunca, ruh “Yüce Rabbim beni rahmetine alarak affetti, şimdi cennet ehliyim.” diye cevapladı. Selman ondan nasıl öldüğünü ve öldükten sonra başından neler geçtiğini sordu, o da hepsini cevapladı; ruhla olan bu söyleşisinden sonra Selman da öldü.”(1)

3- Bir başka olay da şöyledir: Hz. Ali (a.s) Sıffin Savaşı dönüşünde Kufe şehrinin arka kısmında yer alan bir mezarlığın yanından geçerken durdu ve mezarlığa doğru dönerek şöyle buyurdu: Ey karanlık ve dehşetengiz kabirlerdekiler! Siz bu kafilenin önünde gidenler oldunuz, biz de sizin ardınızdan gelmekteyiz…

Ancak, sizin evleriniz başkalarının eline geçmiş durumda şimdi. Eşleriniz başkalarıyla evlendi ve malınız mülkünüz bölüştürülüp paylaşıldı. Bizim size haberimiz bunlar… Söyleyin bakalım, sizde ne haberler var? İmam Ali (a.s) bunları söyledikten sonra yanındaki ashabına dönüp “Şunu bilin ki” buyurdu, “Eğer onların konuşmalarına müsaade verilmiş olsaydı en iyi azığın takva ve Allah korkusu olduğunu söylerlerdi size!”(1)

Mead Hem Beden, Hem Ruhladır

Ölümden sonraki hayat ruhun hayatı mıdır? Yani vücut çürüyüp gidecek ve ahirette sadece ruh mu yaşayacaktır? Yoksa ahiret hayatı sadece fizikî vücudun yaşayacağı bir hayat olup ruh da bedenimizin bir parçası mıdır? Yoksa hem ruh, hem yarı cisimle mi yaşanacaktır? Bu dünyadakinden daha üstün olan bir “lâtif cisim” mi vardır? Yoksa ölümden sonraki hayat hem şu beden ve hem ruhla birlikte yaşanacak ve bu ikisi ahirette tekrar bir araya mı gelecektir?

Yukarıdaki teorilerden dördünün de kendine has savunucuları vardır.

Ehlibeyt’e tâbi olan Müslümanlar, çok sayıda ayet ve hadise dayanarak, yeniden diriliş ve ahiret hayatının hem ruh, hem bedenle olacağına ve bunda hiçbir şüpheye yer bulunmadığına inanırlar:

1- İnkârcılar birçok defa “Kemiklerimiz çürüyüp toprağa karıştıktan sonra nasıl bir daha diriltileceğiz!” diye sorduklarında ayet inmiş ve onlara gereken cevaplar verilmiştir, Kur’ân’da meadla ilgili delillerin işlendiği bahsimizde bunları etraflıca anlattık ve mesela Yâsin Suresi’nin 80. ayetinde meadın hem ruhî hem cismî boyutlu olduğunun açıkça belirtildiğini hatırlattık.

2- Bir başka örnek, Kıyamet Suresi’nin 3 ve 4. ayetlerindeki şu buyruktur:İnsanoğlu, öldükten (ve toprak olduktan) sonra onun kemiklerini tekrar bir araya getirerek düzüp koşamayacağımızı mı sanıyor? Buna elbette kadirizdir, hatta onun parmak uçlarındaki (kendine özel) çizgi ve hatları bile tıpkı ilk hâli gibi yaratırız.Bu ayette kemiklerin -iskelet- ve parmak uçlarının yeniden yaratılacağı buyrularak meadın ruhî ve cismî boyutlu olduğu açıkça vurgulanmaktadır.

3- Bir diğer örnek de insanların kabirlerinden kalkacağının buyrulduğu ayetlerdir. Kabirler bedenlerin gömülü olduğu yerlerdir. İslâm uleması ruh olmadan vücudun dirilemeyeceğini belirtmişlerdir. Çünkü ruhsuz vücut, bilinen anlamdaki ölü bedendir. Bundan dolayı bu ve benzer ayetler cismî ve ruhî meada delil teşkil eder.Kıyamette hiç şüphe yoktur, Allah kabirlerdekileri kesinlikle diriltecektir.(1)

Aynı şekilde Yasin Suresi’nin 51 ve 52. ayetleriyle daha birçok ayette de bu noktaya işaret edilir.

4- Cennetteki türlü maddî nimetlerden söz eden ve burada meyveler, nehirler, yiyecekler, içecekler, çeşitli giysiler vb. maddî zevkler olduğunu hatırlatan ayetler de ruhî ve cismî meadı ispatlamaktadır. Cennet zevklerinin sırf maddî olmadığı, cennette manevî ve ruhî nice zevkler de olduğu bilinmektedir, ileride cennetle ilgili bahsimizde bunu açıklayacağız inşallah. Rahman Suresi’ndeki ayetler de meadın hem ruh, hem bedenle olduğunu ve cennette maddî ve ruhî zevkler bulunduğunu açıkça göstermektedir. Cennet nimetleri dünyadakilerden farklı ve çok daha üstün olsa da bu ayetler meadın iki boyutlu olduğuna delil teşkil eder.

5- Suçlu günahkârların göreceği azaplardan söz eden ayetlerde genellikle fizikî azaplar vardır ve vücudun acı çekeceği belirtilmektedir, bu ayetlerden birkaçını aktarıyoruz:Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak…(1)

Ateşin içinde yüzükoyun sürüklenecekleri gün “Cehennemin dokunuşunu tadın.” denecek.(2)

Kızgın bir ateşe yollanırlar. Kaynar bir kaynaktan içirilirler. Onlar için zehirli olan dari (kuru, pis kokulu ve acı) dikeninden başka bir yiyecek yoktur; ne doyurup semirtir, ne açlığı giderir.(3)

Ayetlerimize karşı inkâra sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp döküldükçe azabı tatmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz. Gerçekten Allah güçlü ve üstün olandır, hikmet sahibidir.(4)

Yukarıda zikredilen ayetlerin benzerleri Kur’ân’da sıkça tekrarlanmaktadır, cehennemle ilgili bahsimizde etraflıca değineceğimiz bu ayetler meadın hem ruh, hem bedenle olacağına delalet etmektedir. Zira meadın sadece ruhsal olması hâlinde, fizikî azapların hiçbir anlamı olmayacağı ortadadır.

6- Kur’ân’da, beden uzuvlarının kıyamette dile gelip konuşacağına dair ayetler vardır, meadın ruhî ve cismî olduğuna delil teşkil eden bu ayetlerden de birkaç örnek aktaralım:

Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz. Günahtan ve sevaptan yana kazandıklarını elleri bize söylemekte, ayakları aleyhlerinde şahitlik etmektedir.(1)

Sonunda oraya geldikleri zaman işitme, görme duyuları ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. Kendi derilerine derler ki: “Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?” Derler ki: “Her şeye nutku verip konuşturan Allah bizi konuşturdu.” Sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülüyorsunuz.(2)

7- Hz. İbrahim (a.s) olayında diriltilen 4 kanatlı hayvan türü ile ilgili ayetler (Bakara, 260), dirilen Yahudinin kıssasıyla ilgili ayet (Bakara, 71), Üzeyir (Ermiya) Peygamber’in (a.s) kıssası (Bakara, 259), Hezgil Peygamber’in (a.s) kıssası ve çok sayıda ölünün dirilmesi olayı (Bakara, 244), Hz. İsa’nın (a.s) eliyle ölülerin diriltilmesi (Mâide, 110 ve Âl-i İmran, 48), Hz. Musa (a.s) döneminde 70 kişinin öldükten sonra dirilmesi (Bakara, 55) vb. gibi bizzat bu dünyada ölülerin ruh ve bedenleriyle diriltilişinden söz eden ayetler, meadın hem ruh, hem de bedenle olacağını ispatlayan en muhkem delillerdir.

Berzah Veya Küçük Kıyamet

Bu dünyaya adım atan herkesin şu dört dönemle yüz yüze gelmesi kaçınılmazdır:

1- Dünya yaşamı olan doğumdan ölüme kadarki dönem.

2- Berzah âlemi denilen “ölüm anından, kıyametin kopmasına kadarki” dönem.

3- Büyük kıyamet.

4- Cennet veya cehennem.”Berzah”, iki şey arasındaki mesafe veya tampon bölge anlamını taşır. Buradaki berzah “dünyayla ahiret arasındaki âlem”dir. Ruh bedenden ayrıldığında, adına “misalî beden” denilen latif bir cisme girer ve kıyamet kopup da gerçek bedene dönünceye kadar onunla kalır.Ölüm anında insan dünya hayatıyla ahiret hayatı arasındaki sınırda yer alır.

İmam Ali’nin (a.s) da buyurmuş olduğu gibi:

Her evin bir kapısı vardır ve ahiret evinin kapısı da ölümdür.(1)

Bazı hadislerdeki bilgilere göre ölüm anında insana bir takım hakikatler aşikâr olmaktadır; o anda insan:

1- Ölüm meleği ve diğer melekleri görür.

2- Hz. Resulullah’ı (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamları’nı görür.

3- Kendisinin cennet veya cehennemdeki yerini görür.

4- Amelleri gelir ve bütün hayatını nasıl geçirdiğini görür.

5- Topladığı malları görür.

6- Evlatlarını, akrabalarını ve dostlarını görür.

7- Şeytan’ı görür.

Bütün bunlar, yani ölüm anı, iyi insanların bile korkulu rüyası olup herkes bu andan yüce Allah’a sığınır. Zira o anda insan, dünya perdesinin arkasında, yani berzah âlemindeki bazı olayların gerçek yüzünü görüp aslını anlar, dünyada işlediği amellerin sonuçları kendisine aşikâr olur, iyiliklerinin ne kadar az, hata ve günahlarının ne kadar fazla olduğunu görür.

Bu nedenle, geçmişinden büyük bir utanç ve pişmanlık duyarak işlediği hataları telafi edebilmek için dünyaya geri döndürülmesinde ısrar eder:Sonunda, onlardan birine ölüm gelip çattığı zaman “Rabbim!” der, “Beni geri çevirin!” Belki daha önce dünyada yaptıklarımı (hata, günah ve isyanlarımı) telafi eder ve salih amel işlerim!” (Ama ona) “Hayır!” diye cevap verirler, “Öyle değil, onun bu dediği sadece kuru lâftan ibarettir!”(1)

Yani sadece lafta kalacak bir pişmanlıktır bu; geriye döndüğünde yine önce yaptığı şeyleri yapacaktır! Nitekim suçlular yakayı ele verdiklerinde böyle derler, ama kurtuldukları veya serbest bırakıldıklarında genellikle geçmişte yaptıklarını tekrarlarlar.

Hz. Lokman, evladına şöyle öğüt vermektedir: …Evladım, bil ki şu dünya derin bir deryadır ve nice insanlar bu deryada boğulup gitmiştir. O hâlde bu dünyada Allah’a imanı kendine gemi edin, takvayı azık ve Allah’a tevekkülü de yelken et! Böylece kurtulursan bil ki bu, Rabbinin rahmeti ve sana merhametindendir, helak olursan bu da senin kendi günahlarındandır! İnsanın hayatındaki en zor anlar dünyaya geldiği gün, öldüğü gün ve dirileceği gündür.(1)

Berzahın varlığını ispatlayan birçok ayet ve hadisin yanı sıra ruhla kurulan birçok irtibatta da aklî ve duyu yoluyla bu gerçek ispatlanmış bulunmaktadır.

Berzahla İlgili Ayetler

Onlardan birine ölüm gelip çattığı zaman “Rabbim, beni geri çevirin.” der, “Belki geride bıraktığım dünyada salih bir amel işlerim.” Hayır, asla doğru söylemiyor o; bu söylediği yalnızca kuru laftan ibarettir. Yeniden diriltilip kaldırılacakları güne kadar onların önünde bir engel (berzah) vardır.”(2)

Bu ayette çok sarih bir ifadeyle berzahtan söz edilmektedir. Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Hayır, onlar diridirler, Rableri katında rızıklanırlar.(3)

Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin, hayır, onlar diridirler, fakat siz bunu anlamazsınız.(4)

Bu iki ayet berzah âlemini ispatladığı gibi şehit olanların da rızıklandığını göstermektedir; buna karşılık, kâfirler azap görmektedirler:Sabah akşam onlara sadece azabın ateşi sunulur, kıyamet saatinin koptuğu gün “Firavun çevresini azabın en şiddetli olanına sokun!” denecek.(1)

İmam Cafer Sâdık’tan (a.s) şöyle anlatılır:

Firavun soyu ve çevresi dünyada (berzahta) her sabah ve her akşam ateşle karşılanacaklar, kıyamette ise azabın en şiddetlisine uğratılacaklardır.(2)

Bu ayette sarih bir üslupla Firavun çevresinin iki tür azaba yakalanacağı belirtiliyor:

1- Berzahta gece-gündüz ateş görecekler;

2- Kıyamette en acı azaba yakalanacaklardır.Öbür Dünyanın İlk Menzili:

Kabir

Kabir Soruları:

İnsan kabre konulduğunda adları “Nekîr” ve “Münker” (veya : Nâkir ve Nekîr) olan iki melek gelip tevhit, nübüvvet, velayet, namaz vb. farzlarla ilgili sorular soracaktır.

İmam Cafer Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

Şu üç şeyi inkâr eden bizim Şiamız değildir: Mirac, kabir suali ve şefaat!

İmam Zeynelabidin (a.s) cuma günleri Mescid-i Nebi’de vaazda bulunur, Müslümanlara nasihat ederdi. Bu nasihatler pek çoklarınca ezberlenmiş ve yazılmıştır, bunlardan birinde İmam (a.s) şöyle buyuruyor:

Ey insanlar! Takvalı olun, Allah’tan korkun ve bilin ki O’na doğru döndürüleceksiniz. Herkes bu dünyada yaptığı iyilikleri yanında bulacak, yaptığı kötülüklerle günahları görünce de onlarla kendisi arasında büyük bir mesafe olmasını arzulayacak. Yüce Allah sizi uyarmakta ve bundan sakındırmaktadır:

Yazıklar olsun sana ey gafil insan! Senden gaflet edilmediği hâlde sen gaflettesin! Ey Âdemoğlu! Ölüm sana en hızlı yaklaşan şeydir! Pek bir şey kalmadı artık, seni yakaladı yakalayacak… Ecelinin gelip çattığını, ölüm meleğinin ruhunu kabzettiğini ve senin son yalnızlık evine girdiğini şimdiden görür gibiyim! Ruh tekrar sana dönüyor, Nekir’le Münker melekleri seni pek çetin bir suale çekmeye geliyor. Dikkatli ol! Sana ilk soracakları şey ibadet ettiğin rabbindir, sana gönderilen peygamberindir, inandığın dinindir, okuduğun Kur’ân ve velayetini kabullendiğin imamın ve harcayıp gittiğin şu ömründür! Ömrünü nasıl harcadığının, kazandığın malları nasıl elde ettiğinin ve nelere harcayıp telef ettiğinin hesabını soracaklar sana! O hâlde gözlerini dört aç, çok dikkatli ol ve kendin hakkında düşün. Sınava girmeden, sorgu-suale tutulmadan önce kendini hazırla.(1)

1- Âl-i İmrân, 169.2- Bakara, 154.3- Secde, 11.1- İsrâ, 85.1- İbn Hişam Siyeri, c.1, s.639.1- Biharu’l-Envar, c.1, s.315; Mead, Muhammed Taki Felsefi.1- Nehcü’l-Belâğa, Feyzu’l-İslâm, vecizeler, 125. hikmet.1- Hacc, 7.1- Tevbe, 35.2- Kamer, 48.3- Gaşiye, 4-7.4- Nisâ, 56.1- Yâsin, 65.2- Fussilet, 20-21.1- Nehcü’l-Belâğa Şerhi, İbn Ebi’l-Hadid.1- Mü’minun, 99-100.1- Biharu’l-Envar, c.6, s.250.2- Mü’minun, 99-100.3- Âl-i İmrân, 169.4- Bakara, 154.1- Mümin, 46.2- Biharu’l-Envar, c.6, s.285.1- Biharu’l-Envar, c.6, s.223.

Kırk Derste Ehlibeyt İnançları / Üstad Asgar Kaimi