Mukaddes İslâm dininin üç esasından birisi meâd inancıdır; yani Yüce Allah’ın ölümden sonra herkesi yeniden diriltip hesaba çekeceğine, iyilere ödüllendirip onlara ebedî nimet bahşedeceğine; kötülere ise yaptıklarının karşılığını vereceğine imandır. Bütün bunlar Kıyamet Günü’nde olacaktır.
İslâm Öncesi Dinlerde Meâd İnancı
Allah’a ibadet etmeye davet eden, insanlara iyiliği emredip kötülükten sakındıran bütün dinlerde meâd inancı vardır; bütün bu dinlerde insanın öldükten sonra başka bir hayat süreceğine inanılır. Bütün dinlerde salih amelin beraberinde güzel bir ödülü getireceği konusunda herhangi bir tereddüt yoktur. Bu ödül bu dünyada görülmeyeceğinden doğal olarak ödül başka bir dünyada, başka bir hayatta görünür hale gelecektir. Ayrıca arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan antik mezarlarda, insanların ölümden sonraki hayata inandıklarını gösteren işaretlere rastlanmıştır. Söz konusu mezarlardan, meâd inancının bir yansıması olarak, insanların, ölünün öbür dünyada rahat etmesi için birtakım törensel uygulamalar yaptıkları anlaşılmaktadır.
Kur’ân-ı Kerim’de Meâd
Kur’ân-ı Kerim’de meâd, her türlü şüphe ve kuşkuyu bertaraf etmek için, yüzlerce ayette insanlara hatırlatılır. Bazı ayetlerde insanın basireti artırmak, ilk eşyanın yaratılışı hakkında iphamı uzaklaştırmak için Allah’ın mutlak kudret sahibi olduğu hatırlatılarak şöyle buyrulur: “İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir. Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: ‘Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?’ De ki: “Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir.”(1)
Kimi zaman da insanı yeryüzünün bahar mevsimdeki dirilişi, kış mevsimindeki ölümü üzerine düşünmeye davet ederek Allah’ın kudretini hatırlatır: “Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın ayetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.”(2)
Bazen de akıl yürütmelere başvurarak insanın Allah vergisi fıtratını bu gerçeği itiraf etmeye çağırır: “Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık.” [Eğer amaç bu olsaydı, yani insan birkaç gün oyalanıp uyuyup ölseydi, ardından bir başka insan gelip aynı şeyleri yapsaydı dünyanın yaratılışı boş yere olurdu, bir oyuncaktan farksız olurdu; Allah böylesi boş bir işle iştigal etmekten beridir.]“Bu (yaratılanların boş yere yaratıldığı iddiası), inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden dolayı vay inkâr edenlerin haline! Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız? “ [Bu dünyada Salih amel işleyenlerle fesat çıkaranlar amellerinin tam karşılığını görmezler. Başka bir dünya olmazsa bu iki grupta yer alanlar amellerine uygun karşılığı alamazlar. Bu durumda her ikisi de Allah katında eşit olur. Bu ise Allah’ın adaletine aykırıdır.]”(3)
Ölen Bedendir, Ruh Değil
İslâm’a göre insan bedenden ve ruhtan oluşan bir mahlûktur. İnsanın bedeni maddedir ve bu açıdan maddenin yasalarına bağımlıdır; yani bir hacmi ve ağırlığı vardır; hayatı zamanla ve mekânla sınırlıdır; sıcaktan, soğuktan vb. etkilenir; zamanla eskir (yaşlanır), çözülür ve sonunda bir gün Allah’ın emriyle parçalanarak yok olur. Ama ruh madde değildir; maddenin yukarıda zikrolunan hiçbir yasasına tabi değildir; bilakis ilim, düşünce, irade, şefkat, kin, sevinç, üzüntü gibi sıfatlar ona aittir. Nasıl ki ruh maddî sıfatlara sahip değilse, ruhsal sıfatlar da maddî özelliklere sahip değildir. Kalp, akıl ve bedeni oluşturan diğer parçalar sayısız faaliyetlerinde ruha ve ruhsal sıfatlara tabidirler. Bedenin hiçbir parçasını yönetim merkezi olarak tayin etmek mümkün değildir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargâha (ana rahmine) yerleştirdik. Sonra bu az suyu “alaka” haline getirdik. Alakayı da “mudga” yaptık. Bu “mudga”yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık.”(4)
İslâm’a Göre Ölümün Anlamı
Buraya kadar söylenenleri göz önüne aldığımızda İslâm açısından ölümün bir yok oluş olmadığı anlaşılır. İslâm’a göre ölüm yokluk kabul etmeyen insan ruhunun bedenle ilişkisini bitirmesidir. Beden yok olurken ruh yaşamaya devam eder. Yüce Allah buyurur: “(Kâfirler dediler ki:) ‘Biz toprakta yok olduktan sonra mı, biz mi yeniden yaratılacakmışız?’ Hayır, onlar Rablerine kavuşmayı inkâr etmektedirler. De ki: ‘Sizin için görevlendirilen ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz!’”(5)
Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurur:“Sizler yok olmayacaksınız; bir evden bir başkasına geçeceksiniz.” Berzah: İslâm’a göre insan öldükten sonra dünyadaki hayatına göre bir hayat sürer; iyilerden ise nimetlendirilir, kötülerden ise azaba uğrar. Kıyamet koptuğunda ise topluca hesaba çekilmek için hazırlanır. İnsanın kıyamete dek içerisinde yaşadığı âleme berzah âlemi adı verilir. Yüce Allah şöyle buyurur: “Onların önlerinde, diriltilip mezarlarından çıkarılacakları güne dek bir berzah var.”(6)
Yine şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. Onlar diridir ve Rableri katında rızıklanırlar.”(7)
Kaynak:
Temel Dini Bilgiler/ Allame Muhammed Hüseyin Tabatabaî——-1- Yâsîn, 79. 2- Fussilet, 39.3- Sâd, 27-28.4- Müminûn, 14-15. 5- Secde, 10-11. 6- Müminûn, 100.7- Al-i İmran, 169