Mead

28.11.2025 15:46
1
A+
A-

Tevhid dışında hiçbir inanç konusu mead ve ahiret inancı kadar önemli değildir. Kur’ân’da mead hakkında yaklaşık 1200 ayet vardır. Meattan söz edilmeyen bir sayfaya rastlamak hemen hemen mümkün değildir. Yine yaklaşık otuza yakın yerde Allah’a imandan sonra, ahirete imandan söz edilmekte ve “Allah’a ve ahiret gününe inanırlar…” şeklinde tabirler kullanılmaktadır. Öyleyse mead ve ahirete inanç olmaksızın Allah’a, O’nun hikmet, adalet ve kudretine edilen iman da kâmil olmayacaktır.

Mead İnancının Etkileri

1- Meada inanmak insanın yaşamına anlam kazandırır ve dünya hayatını amaçsızlık ve kofluktan kurtarır.

2- Mead inancı insanın tekâmül seyrinden sapmasını önler ve ne yapacağını bilememe şaşkınlığından kurtarır.

3- Meada inanmak bütün ilâhî kanunların uygulanması, hakkın yerine getirilme garantisidir ve zorluklar karşısında insana güç verir.

4- Mead inancı bireyin nefsini temizleyip kendisini arıtmasına, dinî vazifelerini yerine getirmesine, fedakârlık ve özveride bulunmasına yarar.

5- Bütün hata ve cinayetlerin kökü olan dünyaya tapınma ruhunu yok eder ve günahı terk etmeyi sağlar.

Sonuç olarak mead inancı insanların amelleri üzerinde fevkalade derin ve yaygın etkiler yaratır. Zira insanların davranışları, inançlarının yansımalarıdır aslında. Başka bir deyişle bir insanın davranışı onun dünya görüşüyle doğrudan ilgilidir. Kıyamet gününe inanan biri kendisini ıslah etme ve türlü davranışlarına çeki-düzen verip sorumluluklarını yerine getirme konusunda çok ciddi ve titizdir. Ne zaman bir şey yapmaya niyetlenecek olsa, onun etki ve sonuçlarını adeta görür gibi olur, bu nedenle de her zaman davranışlarına dikkat eder. Buna karşılık, ölümden sonraki dünyayı önemsemeyen veya buna inanmayanlar için dünya hayatı anlamsız, boş ve monotondur. Dünya yaşamının ötesindeki ahiret dünyasını görmek, ana rahmindeki cenin için dünya hayatını yok saymak gibidir. Ceninin dünyası bu durumda karanlık bir zindandan ibaret olacaktır. Sahi, dünya yaşamının sonu ebedi yokluk ve hiçlik farz edilecek olursa pek karanlık ve dehşet dolu bir yaşam demektir bu. En müreffeh yaşam bile bu durumda boşu boşuna ve anlamsız bir yaşam sayılacaktır! Bir süre ham ve tecrübesiz yaşayıp sonra pişmek, bir süre sıkıntılı bir tahsil hayatı, ardından aile kurmak ve derken yaşlanıp ölmek ve yok olup gitmek midir hayat? Bunun bir anlamı var mıdır sahi? O zaman, niçin yaşıyoruz biz? Yemek yemek, elbise giymek, çalışıp çabalamak ve bu monotonluk yıllarca tekrarlanıp durmaktadır. Bütün bunlar niçin? Sonu nedir bunun? Şu engin gökyüzü, şu uçsuz bucaksız yeryüzü, bunca tahsil edip ilim öğrenme, tecrübe edinme, bunca öğretmen, bunca üstat, bunca zahmet; hepsi birkaç gün yaşayıp sonra da ebediyen yok olup gitmek için midir? Meada inanmayanlar için işte bu hayat tamamen boş ve anlamsızdır… Meada inananlar ise dünya hayatını ahiret hayatının tarlası olarak görürler… Bu dünya tohumun serpildiği ve gerekli zahmetlerle ekinin bakılıp kollandığı yerdir, bu tarlanın mahsulü ise ebedi ve ölümsüz bir hayatta toplanıp önümüze konulacaktır. Dünya bir köprü ve geçit gibidir, asıl menzile varmak için buradan geçilmesi gerekmektedir.

Kur’ân’ın tabiriyle bu menzil bambaşkadır:

Cennette insanların arzu ettiği ve gözlerin zevk aldığı her şey var…(1)

Böylesine muazzam bir dünyayı ne gözler görmüş, ne de kulaklar duymuştur. Böylesine bir makama ulaşabilmek için çalışıp gayret göstermek ne kadar da tatlı ve güzeldir sahi. Bu durumda zorluklara ve sıkıntılara katlanmak ne kadar da kolay gelmektedir insana. Zira sonunda ebedi huzur olan bir yaşam vardır önünde.Evet, ölümden sonraki dünyaya inanmanın ilk etkisi insanın yaşamına gaye ve anlam kazandırmasıdır. Zira kıyamete inananlar için ölüm bir yok oluş değil, yepyeni ve ölümsüz bir hayata açılan bir penceredir.

Kur’ân Açısından Meada İnanmanın Etkileri

Mead inancı insanların eğitim ve yetişmesinde önemli faktörlerdendir. Bu yüzden iyi ameller işleyip topluma hizmet etme yolunda ciddi bir etken sayılmakta, günah ve hatadan caydırma yolunda güçlü bir rol oynamaktadır. Bu nedenle olsa gerek ki Kur’ân’da eğitimle ilgili konuların önemli bir kısmı bu bağlamda ele alınmıştır.

Bazı ayetlerde meada inanmak bir tarafa, ölümden sonra bir başka yaşam ve dünyanın var olabileceğini düşünüp bu ihtimali dikkate almanın bile derin ve köklü etkileri olduğu ifade edilmektedir:

1- “Yoksa onlar, diriltileceklerini sanmıyorlar mı? Büyük bir günde, insanların, Âlemlerin Rabbi için kalkacağı günde.”(1)

2- Bir başka ayette, diğer bir dünyanın varlığından ümitvar olmanın bile, insanın günah işlemekten vazgeçip iyi amele yönelmesi için yeterli olacağı vurgulanır:Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.(2)

3- Kur’ân; insanın yaptığı iş ve davranışların ebedileştiğini ve kıyamet günü artık ondan ayrılmayacağını hatırlatarak şöyle buyurur:Herkesin yaptığı hayırlı işleri önünde hazır bulduğu ve ne kötülük işlediyse (onu da yanında hazır görüp) onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını arzu ettiği o günü düşünün.(3)

4- Kıyamete inanan biri hiçbir iyi veya kötü işi küçük görmez, zira Kur’ân’da buyrulduğu üzere bir zerrenin bile hesabı görülecektir:Zerre kadar iyilikte bulunan onu görecektir, zerrece kötülük yapan da onu görecektir.(4)

Asr-ı Saadet döneminde Mescid-i Nebi’ye gelen biri “Ya Resulullah, bana Kur’ân’ı öğret!” dedi. Hz. peygamber (s.a.a) sahabeden birini, ona Kur’ân’ı öğretmekle görevlendirdi. Hemen oracıkta mescidin bir köşesine çekilip Kur’ân dersine başladılar, sahabe Zelzele Suresi’ni öğretiyordu, yukarıdaki ayeti duyan adamcağız bir an durakladıktan sonra sakin bir sesle “Bu sözler vahiy midir?” diye sordu. Sahabe “Evet” deyince “Bu kadarı benim için yeterli, ben gereken dersi bu ayetle almış oldum!” dedi ve ekledi: “Büyük-küçük bütün iyi ve kötü amellerimizin hesabı görüleceğine göre benim durumum belli oldu artık. Bir tek bu cümle hayatım boyunca yeter bana!” Adamcağız bunu söyledikten sonra kendisine bu ayeti öğreten sahabeyle vedalaşıp mescitten ayrıldı. Ona ayeti öğreten sahabe Hz. Resulullah’a (s.a.a) gidip durumu anlatınca Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu:

Üzülme, o adam gitti, ama gerekli her şeyi anlayıp gitti.5- Kıyamete inanan kimse Allah yolunda en büyük zorluklara bile katlanır ve ahiret saadetini elde edebilmek için dünya hayatını feda etmekten çekinmez.

Nitekim Hz. Musa’nın (a.s) mucizelerini gören sihirbazlar onun gerçekten yüce Allah tarafından gönderildiğini anlayınca derhal iman etmişlerdir. Firavun “Ellerinizi, ayaklarınızı kestirip sizi darağacında sallandırırım!” diye tehdit savurunca da; “Dilediğini yap! Senin yapabileceğin şey, en fazla bizim dünyamıza dokunabilir.

Biz gerçekten Rabbimize iman ettik artık! Günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak sürüklediğin suçumuzu Allah affetsin!”(1)

dediler.Buna karşılık, bir de inanmayanların durumuna bakalım:

De ki: “En fazla ziyana uğrayanlarınızın kim olduğunu haber vereyim mi size? Dünya hayatında bütün çabaları boşa gitmişken, güzel iş yaptıklarını zannedenler! Onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdir, bu nedenledir ki yaptıkları her şey boşa gitmiştir.”(1)

Kur’ân’da Meadı İspatlayan Deliller

İlk Yaratılışı Hatırlatma:

Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O’dur, bu O’na pek kolaydır.(1)

Başlangıçta sizi yarattığı gibi (kıyamette) yine sizi döndürecektir.(2)

İnsan der ki: “Ben öldükten sonra gerçekten tekrar diriltilecek miyim?” İnsan önceden bir hiç iken bizim onu yaratmış olduğumuzu hiç düşünmez mi?(3)

Bizi bir daha kim (hayata) döndürebilir? diye sorarlar, de ki: “Sizi ilk defa yaratan Allah!”(4)

Bir bedevi, çölde bir insan kemiği bulmuştu; aceleyle şehre gelip Hz. Resulullah’ın (s.a.a) huzuruna çıktı ve elindeki kemiği göstererek “Şu çürümüş kemiği kim diriltecekmiş tekrar?” diye bağırdı. Bu sırada şu ayet nazil oldu: De ki: “Onları ilk defa yaratıp inşa eden (tekrar) diriltecek olandır. O, her yaratmayı bilir.”(5)

Yine şöyle buyurulur:Ey Meadı inkâr edenler, ilk yaratılışı bildiğiniz hâlde yine de düşünmez misiniz?(1)

…İlk yaratmaya başladığımız gibi yine onu eski durumuna iade edeceğiz (döndüreceğiz). Bu bizim üzerimizde bir vaattir, mutlaka yerine getireceğiz.(2)

Yukarıdaki ve benzeri ayetler, ilk yaratılış ve insanın yoktan var edilmesine binaen, mahlukatın tekrar yaratılması ve insanın yeniden diriltilmesinin yüce Allah için pek kolay olduğunu gözler önüne sermektedir.

Esasen sınırsız bir gücü ve kudreti olan yüce Allah için her şey kolaydır, ilk kez yaratmakla kıyamette yeniden diriltmek O’nun için aynı şeydir:

O’nun gücü noksanlıktan münezzehtir,Yaratmak ve götürmek rahattır O’na,Sana ve bana zor olan her ne varsa,Mükemmel kudretiyle kolaydır O’na.

Yüce Allah’ın Mutlak Kudreti ve MeadYüce Allah’ın Kudreti:

Yüce Allah’ın sıfatlarından biri de, tevhit bahsinde değindiğimiz “sonsuz ve sınırsız kudrete sahip olmasıdır.” Göklerin, galaksilerin ve saman yollarının uçsuz bucaksızlığı, evrendeki sayısız gezegenlerle muazzam yıldızlar ve akla hayale gelmeyecek türlü mahlûklar; hep yüce Allah’ın sonsuz kudretinin nişaneleridir. Bu hakikatlerin ışığında, insanların tekrar diriltilmesinin yüce Allah için işten bile olmadığı kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Gökleri ve yeri yaratan ve bunların yaratışında acze düşmeyen yüce Allah’ın, ölüleri diriltmeye pekâlâ kadir olduğunu bilmezler mi? Evet, O her şeye kadirdir.(1)

Gökleri ve yeri yaratanın, bunların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Elbet yeter, O bilge Yaratıcındır.(2)

İnsan, onun kemiklerini tekrar düzüp koşamayacağımızı mı sanıyor? Buna elbet kadiriz, onun parmaklarının uçlarını bile yeniden yaratmaya kadiriz.(3)

İnsan, kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alaka (embriyo) oldu, derken Allah onu yarattı ve bir düzen içinde ona biçim verdi. Böylece ondan erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. Öyleyse Allah’ın ölüleri diriltmeye de gücü yetmez mi?(4)

De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın da böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın. Sonra ahiret yaşayışını da meydana getirecektir. Şüphesiz, Allah her şeye güç yetirendir.”(5)

Allah’ın Adaleti ve Kıyamet MeselesiYüce Allah’ın Adaleti ve Mead: Yüce Yaratıcı’nın emirleri karşısında insanlar iki gruba ayrılmaktadır:

O’na teslim olup itaat gösterenler, isyan edip günah işleyenler. Aynı şekilde insanlar birbirlerine karşı da iki gruptur:

Bir grup haksızlıkta bulunur ve zalimlik ederken diğer grup mazlumdur, olmadık eziyetlere katlanır, işkenceler görürler. Yine yaşam düzeyi açısından da kimileri ne pahasına olursa olsun müreffeh ve rahat bir yaşam sürdürürken, kimileri bütün yaşamları boyunca yoksulluk çekip sıkıntı ve mahrumiyet içinde hayatlarını sürdürürler. Öyleyse yüce Allah’ın adaleti, bu dünyadan sonra bir kıyametin, ödül ve cezanın olmasını ve bütün bunların hesap-kitabının yapılmasını gerektirmektedir:

Kötülüklere batıp günah işleyenler, kendilerini iman edip salih emellerde bulunanlar gibi kılacağımızı ve hayatlarıyla ölümlerinin bir olacağını mı sanıyorlar? Ne kötü hüküm veriyorlar. Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı, öyle ki, her nefis kazandıklarıyla karşılık görsün. Onlara zulmedilmez.(1)

Mümin insanla fâsık insan bir midir? Elbette ki bir değildir!(2)

Müslümanları, suçlu günahkârlarla bir mi tutarız? Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz?(3)

İman edip salih amellerde bulunanları, yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlarla bir mi tutacağız? Ya da muttakilerle fâcirleri bir mi tutacağız?(4)

Sizin tümünüzün dönüşü O’nadır. Allah’ın hak vaadidir bu; iman edip salih amellerde bulunanlara adaletle karşılık (ödül) vermek için yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek (kendisine doğru döndürecek) olan O’dur. İnkâr edenler ise; küfürleri dolayısıyla, onlar için cehennemde kaynar sudan bir içki ve acı bir azap vardır.(5)

Kur’ân ve Mead

Yaratılışın Felsefesi: Mead

Kur’ân’da yaklaşık 100 defa yüce Allah “Hakîm” sıfatıyla tanımlanmakta ve O’nun hikmetlerinin nişaneleri bütün varlık âleminde kolaylıkla görülebilmektedir. Ölümün insanoğlu için her şeyin sonu olduğu varsayılıp bu dünyadan sonra kıyamet diye bir olayın gerçekleşmeyeceği zannedilecek olursa yaratılış boşuna ve abes yere gerçekleşmiş demektir.

Oysa yüce Allah Hekîmdir ve Hekîm olanın bir işi boşuna yapması kesinlikle mümkün değildir. Varlık âlemindeki bunca hikmet ve inceliğin boşuna olduğu ve varlığın sonunun yokluk olacağı düşünülebilir mi sahi?

Yüce Allah’ın şu koskoca kâinat büyüklüğünde böyle bir sofra açıp insanoğlu için gerekli her şeyi hazırladığı hâlde insanın ölümüyle her şeyin son bulduğuna ve şu muazzam sofranın boşuna serilip kolayca da dürülüp kaldırılacağına inanmak mümkün müdür gerçekten? Rabbim! Sen şu kâinatı boşuna yaratmadın.(1)

Sonuç olarak Âlim ve Hekîm yaratıcıya inanmak, ölümden sonraki hayata inanmakla eşanlamlıdır. Yani tevhide inanan kimse, mutlaka kıyamete de inanacaktır. Bu hakikatle ilgili olarak Kur’ân’da geçen ayetlerden bazılarını aktarıyoruz:Sizleri boşuna yarattığımızı ve bize doğru dönmeyeceğinizi mi sandınız?(1)

Biz göğü, yeri ve ikisinin arasındakileri boşuna yaratmadık; bu kâfir olanların bir zannıdır sadece, ateşten (görecekleri azaptan) dolayı vay onların hâline!(2)

Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri hakkın dışında bir amaçla yaratmadık. Hiç şüphesiz, o saat de yaklaşarak gelmektedir. Öyleyse onlara karşı güzel davranışlarla davran.(3)

İnsan kendi başına ve sorumsuz bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken Allah onu yarattı ve bir düzen içinde biçim verdi. Böylece ondan erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. (Bunları yapabilen) Allah, ölüleri diriltmeye kâdir değil midir?(4)

Kur’ân’da Meadla İlgili Açık Örnekler

Hz. Üzeyir (Ermiya) Peygamber (a.s)Ermiya (Üzeyir) harabeye dönüp tamamen viran olmuş bir şehrin kenarından geçerken hayretle “Yüce Rabbim bu ölüleri nasıl diriltecek?” dedi. Bunun üzerine Allah onu 100 yıl ölü bıraktı ve -100 yıl- sonra diriltip “Burada ne kadar kaldın?” diye sordu. O, “Bir gün veya bir günden az bir zaman kalmış olmalıyım” dedi. Allah ona “Hayır” dedi, “Sen yüz yıldır buradasın, ama yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış! Bir de eşeğine bak, onun nasıl çürüyüp dağılmış olduğunu gör! Seni insanlara ibret belgesi kılmak için bunu yaptık. Şimdi şu kemiklere bak, onları nasıl bir araya getirip üzerlerini etle bürüdüğümüzü gör!” Üzeyir olup bitenleri anlayınca “Yüce Rabbimin her şeye kadir olduğunu biliyorum.” dedi.”(1)

Birçok rivayette, bu harabe şehrin Beytü’l-Mukaddes olduğu ve Buhtu’n-Nasr tarafından viran edilip harabeye çevrildiği geçer. Hz. Üzeyir veya diğer adıyla Ermiya Peygamber (a.s) eşeğine binmiş, bu harabe şehrin kenarından geçiyordu, yanında yiyecek ve içecek de vardı. Bütün evlerin yıkılıp harabe olduğunu, herkesin öldüğünü, ölülerin kemiklerinin çürüyüp her tarafa dağıldığını görünce bu elîm ve hazin manzara karşısında yüreği burkularak “Rabbim bunları bir de ne zaman ve nasıl diriltecek, kim bilir?” diye aklından geçirdi. Yüce Allah, sevgili Peygamberine pratik bir uygulamayla cevap verip onun ve merkebinin canını aldı ve yüz yıl sonra önce Hz. Üzeyir’i (a.s) sonra merkebini diriltti. Yiyecek maddesi çabuk bozulması gerekirken hiç bozulmamış olduğunu gördü, ölünün nasıl diriltildiğine de bizzat şahit olarak yüce Rabbinin eşsiz kudretini bilfiil müşahede etmiş oldu.

Hz. Üzeyir (a.s) kıssası, mead ve yeniden diriliş mevzuuna verilebilecek en güzel örnek ve delillerden biridir. Nitekim Hz. Üzeyir (a.s) merkebinin nasıl canlandığını seyrettikten sonra “Yüce Rabbimin her şeye kadir olduğunu bilirim.” demiştir.

Hz. İbrahim (a.s)İbrahim dedi ki: “Rabbim, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster.” Allah ona “İnanmıyor musun?” deyince “Elbet inanıyorum, ama kalbimin tatmin olmasını istiyorum.” dedi. (Bunun üzerine Allah) şöyle buyurdu: “Öyleyse dört çeşit kuş (horoz, tavus, güvercin ve karga) tut ve onları kestikten sonra çağır, süratle koşup sana gelirler. Bil ki Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.”(1)

Müfessirler, bu ayetin tefsirinde şöyle yazmışlardır:

Hz. İbrahim (a.s) bir gün bir deniz kenarından geçerken sahilde bir leş gördü, akbabalar başına üşüşmüş, leşi parçalayıp yiyorlardı. Bu manzarayı gören Hz. İbrahim (a.s) yüce Allah’ın ölüleri nasıl dirilttiğini merak etti, çünkü gördüğü leş paramparça olmuş, hatta bir kısmı onu yiyen akbabaların bir parçası olmuştu artık!

Allah’ın ölüleri dirilteceğinden zerrece şüphesi bulunmayan ve meada yakin ilmiyle iman etmiş olan Hz. İbrahim (a.s) bir ölünün nasıl dirildiğini merak etmiş, bunu bizzat görmek istemişti. Bu ayet ve iniş sebebi de cismanî meadın en güzel delillerinden biridir.

İsrailoğulları’ndan Bir Maktul

Hani, bir kişiyi öldürmüştünüz ve bu konuda birbirinize düşmüştünüz. Oysa Allah, gizlediklerinizi açığa çıkaracaktı. Bunun için de “Cesede, kestiğiniz ineğin bir parçasıyla vurun.” demiştik. Böylece Allah, ölüleri diriltir ve size ayetlerini gösterir ki, akıllanasınız.(2)

İsrailoğulları’nın ileri gelenlerinden biri şüpheli bir şekilde öldürülmüştü. Katilin kim olduğu konusunda İsrailoğulları arasında anlaşmazlık çıktı, her kabile diğerini suçluyordu, büyük bir karışıklık çıkmak üzereydi. Hz. Musa’dan (a.s) yardım istediler, o da Allah’ın emriyle, bir inek kesmelerini ve kesilen hayvanın bir uzvuyla ölüye vurmalarını söyledi.

Böylece ölü, kısa bir süre için dirilip katilinin kim olduğunu söyledikten sonra tekrar öldü ve ölümden sonra insanların dirilebileceğine ve kıyamete bir delil teşkil etmiş oldu.

Hz. Musa’nın Kavminden 70 Ölünün Dirilmesi

Ve demiştiniz ki: “Ey Musa, biz Allah’ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız.”

Bunun üzerine yıldırım gelmiş, sizi almıştı (öldürmüştü) ve siz bakıp duruyordunuz. Sonra, şükredesiniz diye ölümünüzden sonra dirilttik.(1)

İsrailoğulları’nın temsilcileri Hz. Musa’yla (a.s) birlikte Tur Dağı’na giderek, Allah’ı gözleriyle görmek istediklerini söylediler. Bunun üzerine öldürücü bir yıldırım indi, dağ paramparça oldu, Hz. Musa (a.s) bayıldı, İsrailoğulları’nın temsilcileri öldüler. Sonra, şükrederler diye Allah onları tekrar diriltti. Bu olay da, öldükten sonra dirilme ve mead konusunda Kur’ân’da geçen delillerden biridir.

1- Zuhruf, 71.1- Mutaffifin, 5-7.2- Kehf Suresi, son ayet.3- Âl-i İmrân, 29.4- Zilzal Suresi, son ayet.1- Tâha, 75.1- Kehf, 104.1- Rum, 27.2- A’râf, 29.3- Meryem, 66-67.4- İsrâ, 53.5- Yâsin, 80.1- Vâkıa, 61.2- Enbiyâ, 104.1- Ahkâf, 33.2- Yâsin, 81.3- Kıyamet, 3-4.4- Kıyamet, 36-40.5- Ankebut, 20.1- Casiye, 21-22.2- Secde, 18.3- Kalem, 35-36.4- Sâd, 28.5- Yunus, 4.1- Âl-i İmrân, 191.1- Mü’minun, 115.2- Sâd, 27.3- Hicr, 85.4- Kıyamet, 36-40.1- Bakara, 259.1- Bakara, 260.2- Bakara, 72-73.1- Bakara, 55,56.

Kırk Derste Ehlibeyt İnançları / Üstad Asgar Kaimi