Taklit Nedir? İslam’da Taklidin Hükmü, Delilleri ve Şartları

26.08.2026 14:21
1
A+
A-

Taklit Nedir?

Taklit (Arapça: تقلید), İslam dininde teklif yaşına ulaşmış bir kişinin ameli hükümlerde ve fıkhi konularda müçtehidi taklit etmesi ve ona uyması anlamına gelen fıkhi bir terimdir.

Teklif yaşına ulaşmış kişi, dini hükümler karşısındaki vazifesini belirlemek için şu üç yoldan birini seçmelidir:

  • Kendisi müçtehit olmalıdır.
  • İhtiyata göre amel etmelidir.
  • Bir müçtehitten taklit etmelidir.

Buna göre kişi, fıkıh alanında uzmanlaşmamışsa, uzman bir müçtehidin fıkhi öğretilerine göre amellerini yerine getirir.

Usul-u dinde taklit caiz değildir. Kişi, araştırma ve inceleme yoluyla dinin asıllarına inanıp iman etmelidir. Bu esaslar arasında şunlar yer alır:

  • Allah’ın birliği
  • Peygamberler
  • Kur’an
  • Dinin temel inançları

Taklidin Etimolojik Anlamı

“Taklit” Arapça bir kelimedir. “K-l-d” kökünden ve tef’il babında bir mastar olarak kullanılır.

Sözlükte şu anlamlara gelir:

  • Bir şeyin birisiyle birlikteliği
  • Bir şeyi birine bağlı ve ona mülazım kılmak[1]
  • Bir işe boyun eğmek[2]
  • Birini takip etmek
  • Birinin peşi sıra gitmek

Fıkıh Terimi Olarak Taklit

Fıkıh teriminde taklit, din hükümlerinde bir müçtehidi takip etmek veya belirli bir müçtehidin füru-u din, yani namaz, oruç ve hac gibi ibadetlerle ilgili görüş ve kararlarına göre amel etmek demektir.[3]

“Taklit” kelimesi fıkıh kitaplarında başka anlamlarda da kullanılmıştır.

Taklid-i Hedy

Taklid-i Hedy bunlardan biridir. Taklid-i Hedy, kıran haccında kurban kesmek için deve, sığır veya koyun gibi bir hayvanı işaretlemek anlamına gelir.[4]

Bu taklit, çoğu fakihin görüşüne göre tahyir-i vaciptir.[5]

Şia Mezhebinde Taklidin Geçmişi

Şia mezhebinde taklit, imamların (a.s) döneminde başlamıştır.

İmamlar (a.s), takipçilerini hadis ravilerine[6] veya kendilerine yakın olan şu kişiler gibi güvenilir yarenlerine yönlendirmekteydiler:

  • Zürare b. A’yan
  • Yunus b. Abdurrahman
  • Aban b. Tağlib
  • Zekeriya b. Âdem
  • Muhammed b. Müslim
  • Ebu Basir[7]

İmamlar (a.s) bazen deelerihabını camilerde ve umumi merkezlerde fetva vermeleri ve halka doğru yolu göstermeleri için teşvik etmekteydiler.[8]

İmamlar Döneminde Taklide Duyulan İhtiyaç

İmamların (a.s) çağında taklidin ortaya çıkmasının ve imamların (a.s) bu işe teşvik etmesinin çeşitli nedenleri vardı:

  • Şehirlerin birbirinden uzak olması
  • Halkın yolculuk yapma imkânlarının sınırlı olması
  • İmamlara (a.s) ulaşmanın zor olması
  • Birçok alanda takiyenin uygulanması
  • İmamlara (a.s) doğrudan müracaat edilmesi durumunda çeşitli zorluk ve sıkıntıların yaşanması

O dönemin risalet ve nübüvvet çağına yakın olması, şer’i hükümlerin oluşturulması ve delillendirilmesinin çok karmaşık olmaması nedeniyle, müracaat edenlerin şer’i vazifelerini müçtehitlerden öğrenmeleri o kadar da zor değildi.[9]

Küçük Gaybet Döneminde Taklit

Küçük gaybet döneminde şer’i hükümlerde taklide duyulan ihtiyaç daha fazla hissedilmeye başlandı.

İmam Mehdi’nin (a.f) tevkisinde, kendisine sorulan soruların cevaplarında, yeni konuların hükümlerini öğrenmek için fakihlere müracaat edilmesi gerektiği bildirilmiştir.[10]

Büyük Gaybet Döneminde Taklit

Büyük gaybet döneminde de taklit konusu Şialar arasında devam etmiştir.

Her ne kadar sonraki dönemlerde usulcüler ve ahbariler arasında taklidin şartları ve kuralları hakkında fikir ayrılıkları ortaya çıkmışsa da taklit, Şia fıkhının temel konularından biri olmayı sürdürmüştür.[11]

Taklit Hükümlerinin Fıkıh Risalelerinde Yer Alması

İçtihat ve taklit hakkındaki tartışmaların, usul-u fıkıh ilminin düzenlenmeye ve yazılı hâle getirilmeye başlandığı dönemlere dayandığı anlaşılmaktadır.

Bu konu, İmamiye’nin usul kitaplarının yazılmaya başlandığı ve Seyyid Murtaza’ya ait ez-Zerîa ilâ Usûli’ş-Şerîa kitabının kaleme alındığı asırdan itibaren incelenmeye başlanmıştır.

İstidlal içerikli fıkıh kitaplarında da zaman zaman taklitle ilgili bazı konular ele alınmıştır. Bu konular özellikle şu başlıklar incelenirken gündeme getirilmiştir:

  • Camiu’ş-Şerait, yani fetva verebilecek özelliklere sahip fakihin şartları
  • Emr-i bi’l-ma’ruf
  • Nehy-i ani’l-münker[12][13]

Onuncu yüzyıldan sonra taklit hakkında el-İçtihad ve’t-Taklid veya başka unvanlar altında doğrudan ve bağımsız kitaplar yazılmaya başlanmıştır.

Şeyh Ensari’den sonra taklit hükümlerinin fıkıh risalelerinin başında yer alması yaygınlaşmıştır. Günümüzde de fıkıh risalelerinin başında ilk olarak şu konular ele alınmaktadır:

  • Taklit hükümleri
  • Taklit merciinin şartları
  • Müçtehidin özellikleri
  • Müçtehitlerin fetvalarına müracaat etme yöntemleri

Seyyid Muhammed Kazım Tabatabai Yezdi’nin kaleme aldığı el-Urvetu’l-Vuska adlı eserin yazıldığı dönemde de fıkıh kitaplarında ilk olarak içtihat ve taklit konuları ele alınmaktaydı.[14][15]

Şia Fıkhında Taklit Hükümleri

Şia fakihlerinin meşhur görüşüne göre içtihat, ihtiyat ve taklit, mükellefin seçmesi gereken üç yoldan biridir.

Buna göre kişi, dini hükümler konusunda kendi vazifesini bilmek için şu yollardan birini izlemelidir:

  • Kendisi müçtehit olmalı ve hükümleri doğrudan istihraç etmelidir.
  • Müçtehit değilse ihtiyata göre amel etmelidir.
  • Tüm şartlara sahip bir müçtehide müracaat etmeli ve onun verdiği hükümlere göre amel etmelidir.

İstihraç, dini metinlerden ve Kur’an’dan hükümleri çıkarmak anlamına gelir.

Taklidin Caiz Olduğunun Delilleri

Şia fakihleri, ameli hükümlerde bir müçtehidi taklit etmeyi caiz bilmektedirler.

Taklidin cevaz ve gerekliliğine dair deliller şu başlıklarda ele alınmaktadır:

  • Akli deliller
  • Kur’ani deliller
  • Hadis delilleri
  • Âlimlerin görüş birliği

Taklidin Akli Delilleri

İnsanın her alanda uzmanlık elde etmesi mümkün değildir. Ancak kişi, istediği bir veya birkaç alanda uzmanlaşabilir. Doktor, mühendis ve bilim insanı olmak buna örnek olarak verilebilir.

Dini hükümleri elde etme noktasında da kişinin uzmanlaşması mümkündür. Böyle bir kimse müçtehit olarak dini hükümlere ulaşabilir.

Ancak nasıl doktor olmayan bir kişi ihtiyaç hâlinde doktorun talimatlarına uyuyorsa, dini hükümler konusunda uzmanlaşmamış bir kişinin de bu alanda uzmanlaşmış bir müçtehide müracaat etmesi mantıklıdır.

Buna göre müçtehit olmayan kişinin, müçtehidin dini metinlerden çıkardığı hükümlere uyması akli açıdan makul kabul edilmektedir.

Taklidin Kur’ani Delilleri

Kur’an’da iki tür taklitten söz edilmiştir:

  • Beğenilen ve caiz olan taklit
  • Beğenilmeyen ve kınanan taklit

Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde şu kişileri taklit etmek kınanmıştır:

  • Şirk liderleri
  • Müstekbirler
  • Mutaassıp kişiler
  • Cehalet üzere yaşayan atalar

Kur’an, usul-u dinde körü körüne taklit etmeyi cahilce ve akıl dışı bir davranış olarak değerlendirmektedir.

Tövbe Suresi ve 31. ayetinde Yahudilerin dini önderlerini sorgusuz sualsiz ve gözü kapalı şekilde takip ve taklit etmeleri kınanmıştır.[16]

Âlimlere Müracaat Etme

Müfessirler ve fakihler, caiz ve beğenilen taklit hakkında da bazı ayetleri delil olarak zikretmişlerdir.

Tövbe Suresi’nin 122. ayeti, din konusunda tefakkuh etmek için sefere çıkılmasının gerekliliğine delalet etmektedir. Dini öğrenmek ve öğrendiklerini başkalarına öğretmek de bu kapsamda değerlendirilmiştir.[17]

Kur’an’da ayrıca, âlim olmayan kişilerin âlim ve fakihlere müracaat etmesi teşvik edilmiştir.

Nahl Suresi’nin 43. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun.

Enbiya Suresi’nin 7. ayetinde de benzer şekilde şöyle buyrulmaktadır:

Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz.

Müfessirler bu ayetleri, âlim ve müçtehitlere müracaat etmenin gerekliliği şeklinde yorumlamışlardır.

Allame Tabatabai, bu ayetin külli ve akli bir asıl olduğunu belirtmiş ve ayeti, âlim olmayanların âlim olanlara müracaat etmesi şeklinde açıklamıştır.[18]

Taklidin Hadis Delilleri

Taklidin caiz olduğuna dair İmamiye fakihlerinin ortaya koyduğu hadisler birkaç kategoriye ayrılmaktadır.

Fakihleri Taklit Etme Hadisi

İmam Hasan Askeri’den (a.s) nakledilen bir hadiste “taklit” kelimesi veya türevleri doğrudan geçmektedir.

Hadiste şöyle denilmektedir:

Fakihlerden nefsini ve dinini koruyan, heva ve hevesi karşısında durabilen ve Allah’ın emirlerine itaat eden kimselere avam halkın taklit etmesi gerekir.[19]

Bununla birlikte bazı fakihler bu hadisin senedine yönelik itirazlarda bulunmuşlardır.[20]

Hadis Ravilerine Müracaat

İmamların (a.s) Şialarını hadis ravilerine yönlendirdiğini bildiren hadisler de taklidin delilleri arasında zikredilmiştir.

İmam Mehdi’nin (a.f) tevkii bu hadislerden biridir.[21]

Belirli Kişilere Müracaat

İmamların (a.s), takipçilerini dini hükümleri öğrenmeleri için belirli kişilere yönlendirdiğini bildiren hadisler de taklide delil olarak gösterilmiştir.[22]

Ashabın Fetva Vermesi

İmamların (a.s), kendi yarenlerini halka fetva vermeye teşvik ettiğini veya onların verdikleri fetvaları onayladığını ortaya koyan hadisler de bu kapsamda değerlendirilmiştir.[23]

İlme Dayanmayan Fetvalardan Kaçınma

İlimsiz fetva vermekten veya kıyas ve kişisel görüşe dayalı fetvalardan kaçınılmasını bildiren hadisler de imamlar (a.s) tarafından nakledilmiştir.[24]

Bu hadislerin anlamı, şer’i delillere dayanarak fetva vermenin caiz olduğudur.[25]

Fakihlerin Fetvalarına Uymanın Cevazı

Şia imamlarının (a.s), şer’i kurallara göre fetva veren kimseleri taklit etmenin caiz olduğunu onayladığını ortaya koyan hadisler de bulunmaktadır.[26]

Âlimlerin Görüş Birliği

İcma veya fakihlerin görüş birliği, şer’i hükümlerde taklidin caiz olduğuna dair başka bir delildir.

Şia fakihleri, mükelleflerin şu yollardan biriyle dini hükümleri öğrenmeleri gerektiğini kabul etmektedir:

  • İçtihat seviyesine ulaşmak
  • İçtihat seviyesine ulaşmış birini taklit etmek
  • İhtiyata göre amel etmek

Bu görüş birliği, taklidin caiz ve gerekli olduğuna dair delil olarak değerlendirilmiştir.[27]

Bilindiği gibi icma, Şia fıkıh kaynaklarından biridir.

Taklitsiz Amel

Taklit etmek, bir amelin doğruluğunu tek başına garanti etmez. Taklit, doğru amele ulaşmak için izlenen yollardan biridir.

Müçtehit olmayan bir kişi bir müçtehidi taklit etmezse veya müçtehidini doğru ölçütlere göre seçmezse, yaptığı ameller şartlara sahip bir müçtehidin fetvalarıyla uyumlu olduğu takdirde ameli doğru kabul edilir.

Bu nedenle kişi, geçmişte yaptığı amellerin doğru olup olmadığını öğrenmek için yaşayan müçtehitlerden birini doğru kriterlere göre seçmelidir.

Namaz ve oruç gibi birçok genel hüküm, bütün müçtehitlerin fetvalarında ortaktır. Geçmişte yapılan ameller bu fetvalarla uyumluysa, onları yeniden yerine getirmek gerekmez.

Fetvalar arasındaki farklılıkların az olduğu konularda ise kişi mevcut müçtehidine müracaat etmelidir.[28]

Taklidin Yasak Olduğu Yerler

Müçtehit olan bir kişinin başka bir müçtehidi taklit etmesi caiz değildir.

Müçtehit olmayan kişilerin de bazı konularda taklit etmeleri caiz değildir. Bunların en önemlileri şunlardır:

Açık ve Bedihi Hükümler

Kişiye açık ve bedihi olan hükümlerde taklit caiz değildir.

Akıl sahiplerinin nezdinde taklit, bilgi ve kesinliğin kişi için açık ve net olmadığı durumlarda söz konusu olabilir.[29]

Usul-u Din

Usul-u din gibi kişinin derin bir şekilde inanması gereken konularda taklit caiz değildir.

Bunun nedeni, taklidin her durumda kesinlik oluşturmamasıdır.[30]

Bununla birlikte bazı fer’i dini inançlarda cahil ve bilgisiz bir kişinin âlim ve bilen birine müracaat etmesi, mükellef açısından kesinlik oluşturabilir. Örneğin kişinin, kendisinden sonra imam ve halife seçmesi için Hz. Resul-i Kibriya’ya (s.a.a) müracaat etmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.

Ancak bu konu, taklidin terimleşmiş ölçütlerinden sayılmamıştır.

Ehl-i Sünnet de inanç konularında taklidi caiz kabul etmemektedir. Zira bu gibi konularda bir inanca ulaşmak için tefekkür ve araştırma istenmiş, taklit ise kınanmıştır.

Zuhruf Suresi’nin 22. ayeti, geçmiştekilerin yöntemlerini herhangi bir gerekçe olmaksızın takip etmeyi uygun bulmamaktadır.

Hz. Resulullah (s.a.a) da ilahi marifetle ilgili ayetler üzerinde tefekkür etmeye çağırmıştır.[31]

Ehl-i Sünnet Mezheplerinde Taklit

Taklit konusu, Ehl-i Sünnet mezhepleri arasında tarih boyunca büyük iniş ve çıkışlar yaşamıştır.

Tarihin belirli dönemlerinde çeşitli mezhepler ortaya çıkmış ve bu çok sayıdaki mezhebin varlığı, anlaşmazlıkları da beraberinde getirmiştir.

Bu anlaşmazlıklar sonunda içtihat kapısının kapanmasına ve mezheplerin sınırlandırılmasına neden olan bir süreç yaşanmıştır.

Sonunda yedinci asırda şu dört mezhep resmiyet kazanmıştır:

  • Hanefilik
  • Şafiilik
  • Malikilik
  • Hanbelilik

Bu dönemde diğer mezhepleri kabul etmek ve takip etmek yasak ilan edilmiştir.[32]

İçtihat Kapısının Açık Olmasını Savunan Âlimler

Ebu’l-Feth Şehristani (ö. 548) ve Ebu İshak Şatibi (ö. 790) gibi geçmiş dönem Ehl-i Sünnet âlimleri, içtihat ve fetva kapısının kapanmasına karşı çıkmışlardır.

Bu âlimler, içtihat kapısının yeniden açılmasını istemişlerdir.[33]

Son yüzyılda ise Ehl-i Sünslam ve El-Ezher ulemasından bazıları, İslam’ın ilk dönemlerinde Müslümanların istedikleri sahabeyi takip ettikleri yönündeki icmaya dayanarak dört mezhebin içtihat tekelini geçersiz saymıştır.

Böylece bilimsel içtihat yeniden önem kazanmaya başlamıştır.[34]

Sonuç

Taklit, müçtehit olmayan mükellefin ameli ve fıkhi hükümleri, gerekli şartlara sahip bir müçtehidin fetvalarına göre yerine getirmesidir.

Şia fıkhında mükellef, dini hükümler karşısında üç yoldan birini izler:

  • İçtihat
  • İhtiyat
  • Taklit

Usul-u din konularında ise körü körüne taklit caiz değildir. Bu konularda kişinin araştırma, inceleme ve tefekkür yoluyla inanca ulaşması gerekir.

Kaynakça

[1] Lisanu’l-Arab, c. 11, s. 276.

[2] Keşşaf, Istılahatu’l-Fünun ve’l-Ulum, c. 1, s. 500.

[3] Urvetu’l-Vuska, c. 1, s. 4; Rahman Sitayeş, c. 1, s. 3752.

[4] Lisanu’l-Arab, c. 11, s. 276, “k-l-d” maddesi; Zubdetu’l-Beyan, s. 380.

[5] Haşimi Şahrudi, Ferhengi Fıkh-ı Mutabık-ı Mezheb-i Ehlibeyt, c. 2, s. 582.

[6] Hürr-ü Amuli, c. 27, s. 137, 140, 142, 149 ve 150.

[7] Hürr-ü Amuli, c. 27, s. 140, 142, 145, 147 ve 148.

[8] Neccaşi, s. 10.

[9] Rahman Sitayeş, Danişname-i Cihan-ı İslam, “Taklit” maddesi.


Bu makale konuyu genel bakımdan ele alan ve açıklayıcı amaçla hazırlanmış bir metindir. Fıkhi hükümleri ayrıntılı olarak anlamak için yeterli değildir. Dini amellerin uygulamalarını öğrenmek için güvenilir bir fıkıh kaynağına başvurulmalıdır.