Hz. Meryem’in Hayatı, Faziletleri ve İslam’daki Yeri

23.10.2026 19:38
Paylaş
A+
A-

Örnek şahsiyetleri ve tertemiz insanları tanımak, kulluk ve kemal yolunda yaşamanın yolunu bize öğretir. Bu yazıda, Hz. Meryem’in yüce şahsiyeti ve onun hayatından bazı kesitlerle tanışıyoruz.

Peygamberler Neslinden

Hz. Meryem, iki bin yıldan daha uzun bir süre önce İsrailoğulları arasında dünyaya geldi. Değerli babası İmrân’dı. İmrân, ilahî peygamberlerden biri sayılıyordu ve Allah, bu tertemiz kızı ona ileri yaşlarında lütfetmişti. Hz. Meryem’in annesinin adı “Hanne” idi.

İmrân, sadık bir rüyada çocuk sahibi olacağı müjdesini almıştı. Bundan dolayı, çocuğu dünyaya geldiğinde onu mabette hizmet etmek üzere adayacağına dair adakta bulundu. Bir süre geçti ve Meryem’in babası, çocuğunun doğduğu günü göremeden dünyadan göçtü. Annesi Hanne, bir yandan eşini kaybetmenin acısıyla hüzünlüydü, diğer yandan da çocuğunun doğacağı ümidiyle geleceğe gözlerini dikmişti.

Nihayet mukaddes Meryem dünyaya geldi. Fakat erkek çocuk bekleyen annesi, Meryem’in babasının adağını nasıl yerine getireceğini ve bu kızı mabedin hizmetine nasıl adayacağını düşünmeye başladı. Ancak her hâlükârda Meryem büyüdü, Yüce Allah’ın kabulüne mazhar oldu ve annesi onu mabet ehline teslim etti; böylece onun bakımını üstlenecek ve kendisini o mukaddes mekânın hizmetine vereceklerdi.

Allah bu bebek hakkında şöyle buyurmaktadır: “Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel ve uygun bir şekilde yetiştirdi.”(1) Böylece Allah’ın özel inayetine mazhar oldu ve bu Rabbânî lütuf, hayatının bütün aşamalarında onunla birlikteydi.

İlâhî Terbiye

Hz. Meryem, İmrân ailesine verilmiş ilahî bir armağandı. Yavaş yavaş büyüdü ve özel bir eğitim ve terbiyeden geçmesi gereken bir yaşa ulaştı. Annesi onu mabede götürdüğünde, Beytülmakdis mabedinin ruhbanları onun bakımını ve terbiyesini üstlenme şerefine nail olmak istiyorlardı. Ancak Meryem’in teyzesinin eşi olan Hz. Zekeriyyâ, onun bakımını ve terbiyesini bizzat kendisi üstlenmek istiyordu. Bu nedenle kura çekmek zorunda kaldılar. Nihayet kura Zekeriyyâ’nın adına çıktı ve o, Meryem’in terbiyesini ve gözetimini üstlendi. Onu evine götürdü ve Meryem, Beytülmakdis mabedinde ibadet ve hizmetle meşgul olabilecek bir yaşa gelinceye kadar uzun bir süre eşiyle birlikte onun bakımını yaptı.

Meryem’in hayatında ve çocukluk döneminde özel tecelliler görülmektedir. Kur’an, Meryem’in ilahî terbiye altında bulunduğuna işaret etmektedir. Zekeriyyâ’nın Beytülmakdis mabedinde onun için ayırdığı oda üst kattaydı ve o hücreye yalnızca kendisi merdiven yardımıyla ulaşabiliyordu. Ne zaman ona su ve yiyecek götürmek için oraya gitse, Meryem’in yanında hazır bir sofra görüyordu; sofrada cennet meyveleri ve yiyecekler bulunuyordu. Bu manzara karşısında hayrete düşüyordu; çünkü kendisinden başka hiç kimsenin oraya ulaşma imkânı yoktu. Meryem’e: “Bu yiyecekler ve meyveler nereden geliyor?” diye soruyordu. Meryem ise şöyle cevap veriyordu: “هو من عند الله انّ الله یرزق من یشاء بغیر حساب؛(2) Bu yiyecek Allah katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.”

Hz. Meryem’in çocukluk ve gençlik yılları işte böyle, Hz. Zekeriyyâ’nın gözetimi ve denetimi altında ve Rabbin özel inayetleriyle geçiyordu. Hatta cennet meyveleri ve yiyecekleri Allah tarafından kendisi için hazırlanıyordu; böylece her bakımdan daha büyük bir feyzi almaya hazır hâle gelsin ve ilahî peygamberlerin en büyüklerinden birinin annesi olma şerefine nail olsun. Öyle bir peygamber ki daima annesinin adıyla anılır ve ona “Meryem oğlu İsa” denilir.

Seçilmiş Hanım

Hz. Meryem’in özelliklerinden biri, bu tertemiz hanımın “seçilmiş” olmasıdır. Hem Kur’an’da Allah’ın kelamıyla hem de rivayetlerde Allah Resûlü’nün (s.a.a.) diliyle bu özelliğe işaret edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de Rabbin mukaddes Meryem’e hitabında şöyle buyrulmaktadır: “یا مریم انّ الله اصطفاک و طهّرک و اصطفاک علی نساء العالمین؛(3) Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, tertemiz kıldı ve seni âlemlerin kadınları üzerine seçkin kıldı.”

Allah’ın bu ayette onun temizliğine ve seçilmişliğine şahitlik etmesi, Meryem’in yüce makamını göstermektedir. Bu ayette “اصطفاک” ifadesi iki kez kullanılmıştır. Müfessirlerin belirttiğine göre bunlardan biri, Beytülmakdis’te hizmet etmek üzere seçilmesine; diğeri ise Hz. İsa’yı dünyaya getirmek üzere seçilmesine işarettir. Yahut biri, cennet yiyeceklerinden yararlanmak üzere seçilmesine; diğeri Allah’a ibadet etmek veya Hz. İsa’nın annesi olmak üzere seçilmesine işarettir. Ya da bunlardan biri, Meryem’in ibadetinin Allah tarafından kabul edilmesine; diğeri ise onun diğer kadınlardan üstün ve seçkin kılınmasına işarettir.(4)

Kur’an, Hz. Meryem’den “Sıddîka” ifadesiyle söz eder ve onu Allah’ın kelimelerine ve semavî kitaplara iman eden ve onları gerçek anlamda tasdik eden bir mümin olarak tanıtır.(5)

Çeşitli rivayetlerde Hz. Resûlullah’ın (s.a.a.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: Cennet kadınlarının en üstünleri dört kişidir: Hz. Hatice, Hz. Fâtıma Zehrâ (s.a.), Hz. Meryem ve Âsiye (tevhid inancına sahip olan ve şehit edilen Firavun’un eşi).(6)

Bir gün Allah Resûlü (s.a.a.), Fâtıma Zehrâ’ya (s.a.) şöyle buyurdu: “Kızım, dünya kadınlarının hanımefendisi olmana razı değil misin?” Hz. Fâtıma (s.a.) sordu: “Öyleyse Hz. Meryem’in durumu nedir? (Kur’an onu dünya kadınlarının seçkini olarak tanıtmaktadır.)” Hz. Resûlullah (s.a.a.) cevap verdi: “O, kendi döneminin dünya kadınlarının hanımefendisiydi; fakat sen her iki âlemde de bütün kadınların hanımefendisisin….”(7)

Bu hadis, İmrân kızı Meryem’in yüce makamını ve seçkinliğini göstermektedir; öyle bir hanım ki Allah’a ibadet etmek, O’nun huzurunda secdeye kapanmak, Rabbin huzurunda huşû ve boyun eğmek onun sürekli hâllerindendi. Nitekim Allah ona şöyle hitap etmiştir: “Ey Meryem! Rabbinin huzurunda ibadet et ve secdeye kapan; rükû edenlerle birlikte rükû et.”(8) O, Allah tarafından, Mesih İsa gibi büyük bir peygamberin annesi olacağı müjdesini aldı. O peygamber, Allah’ın dergâhına yakın olanlardan, secde makamında itibarlı ve Cenâb-ı Hakk’ın salih kullarından biriydi.(9)

Büyük İmtihan

Tertemiz ve mukaddes Meryem’in hayatındaki en önemli bölümlerden biri, evlenmemiş olmasına rağmen Hz. İsa’ya hamile kalmasıydı. Elbette bu ilahî mucize ve şaşırtıcı hadise, birçok söz, söylenti ve ithama zemin hazırladı. Ancak hem Allah onun ismetine ve temizliğine şahitlik etti hem de bebeği beşikte dile gelerek annesini ithamlardan akladı.

Allah, bakire olan ve evlenmemiş bulunan mukaddes Meryem’in İsa gibi bir evlat dünyaya getirmesini irade etmişti. Bir defasında yıkanmak ve ardından mabede dönmek üzere mabetten teyzesinin (Zekeriyyâ’nın eşinin) evine gittiğinde, ilahî melek Cebrâil güzel bir genç suretinde onun karşısında tecessüm etti. Meryem bu manzara karşısında endişelendi, Allah’a sığındı ve bütün varlığını hayâ kapladı. İlâhî melek şöyle dedi: “Ben, sana tertemiz bir evlat bağışlamak üzere Rabbinin gönderdiği elçiyim.” Meryem dedi ki: “Ben evlenmedim ve hiçbir insan bana dokunmadı; nasıl çocuk sahibi olabilirim?” Melek cevap verdi: “Rabbin böyle dilemiştir ve bunun Kendisi için kolay olduğunu buyurmuştur. Bu hadise, insanlar için Allah tarafından bir nişane olacaktır. Bu, Allah’ın kesin iradesidir ve mutlaka gerçekleşecektir.”

Kur’an’ın ve dinî metinlerin bildirdiğine göre Cebrâil, bu asil ve tertemiz hanımın elbisesinin yakasına üfledi ve onun üflemesiyle Meryem hamile kaldı.(10)

Meryem’in hamileliği yavaş yavaş belli oldu ve belirlenen vakitte, Filistin’de Beytüllahim’de bir hurma ağacının gölgesinde İsa dünyaya geldi. İnsanların ithamları başladı. Bu sözler ve yaşananlar, iffetli olan ve hiçbir günaha bulaşmamış bulunan Meryem’e son derece ağır geldi. Öyle ki Kur’an’ın açık ifadesiyle, bu hadiseden önce ölmüş ve tamamen unutulmuş olmayı diledi: “یا لیتنی متّ قبل هذا و کنت نسیاً منسیاً”.(11)

Fakat Allah onunla birlikteydi. Allah’ın emriyle Meryem hurma ağacının dallarını silkeledi; hurma mevsimi olmadığı hâlde ağaçtan taze hurmalar döküldü ve Meryem onlardan yedi. Ayağının altından bir pınar kaynadı ve onun suyundan içti. Beytülmakdis’te ibadet ettiği dönemde mihrabının yanında semavî bir sofra şeklinde ortaya çıkan bu ilahî lütuf, bu dönemde de Allah’ın bu hâlis kulunun yardımına, tesellisine ve himayesine yetişti. Diğer taraftan henüz beşikte bir çocuk olan Mesih İsa, Allah’ın izniyle dile geldi; kendisini Allah’ın kulu olarak tanıttı ve Allah tarafından kendisine kitap ve din verilmiş bir peygamber olduğunu bildirdi. Asla bedbahtlardan olmadığını söyledi ve Allah’ın iradesiyle varlığının daima hayır ve bereket kaynağı olacağını ifade etti.(12)

İsa’nın beşikte konuşması, kendisini peygamber olarak tanıtması ve saadetten, salâhtan, nübüvvetten, namazdan, zekâttan ve anne-babaya iyilikten söz etmesi; bütün bunlar bu doğumun, bu çocuğun ve annesinin mucizevî yönünün deliliydi ve Âlemlerin Rabbinin bu hadisenin içine yerleştirdiği yüce bir hikmetten haber veriyordu.

Hz. Meryem, evladını büyüttü. Çocukluğundan itibaren Allah’ın seçilmiş peygamberi olan İsa, yavaş yavaş büyüdü ve annesiyle birlikte Mısır’a gitti. Birkaç yıl sonra yeniden Filistin’e döndüler. Çocukluk dönemindeki bedensel gelişimi olağanüstüydü ve normal gelişimden daha hızlı gerçekleşiyordu. Allah, İsa’ya kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretti; onu geçmiş dinler ve semavî şeriatlarla tanıştırdı ve insanları hidayet etmekle görevlendirdi. Allah’ın seçkin kullarından olan en büyük ilahî peygamberlerden birinin annesi olma şerefi de Hz. Meryem için ebediyen baki kaldı.

İman Örneği

Her ne kadar Hristiyanlar Hz. Meryem hakkında özel inançlara sahip olsalar, onu mukaddes kabul edip resim ve heykellerini Hristiyanlığın bir nişanesi ve sembolü olarak her yerde bulundursalar ve ona tevessül etseler de bazıları onu “Tanrı’nın annesi” olarak görür ve Mesih İsa hakkında sahip oldukları yanlış inancı onun annesi hakkında da dile getirerek onu ibadet sınırına varacak ölçüde överler.(13)

Tertemiz Meryem’in İslâmî kaynaklardaki siması son derece parlak ve övgüye değerdir. Rivayetlerde ondan “Muhaddese”, “Âbide”, “Azrâ” ve “Betûl” gibi lakaplarla söz edilmiş ve cennet kadınlarından biri olduğu bildirilmiştir.

Kur’an, kadınlar arasından iman sahiplerine örnek, model ve rehber olan iki kişiden söz etmektedir. Bunlardan biri, Hz. Musa’ya ve onun Rabbine iman etmiş, Firavun’dan ve onun zulümlerinden uzak duran bir mümin hanım olan Firavun’un eşi “Âsiye”dir. Onun arzusu, Rabbin rahmeti ve yakınlığı altında cennette bir makama sahip olmaktı. Diğeri ise iffetini ve namusunu koruyan İmrân kızı “Meryem”dir. Allah, Cebrâil vasıtasıyla Kendi ruhundan ona üfledi ve Mesih İsa dünyaya geldi. O, Allah’a ve semavî kitaplara iman eden bir hanımdı: “… و صدّقت بکلماتِ ربّها و کتُبه و کانت من القانتین”.(14)

Kur’an-ı Kerim’de “Meryem Suresi”nin bulunması ve bu surede onun ve evladı İsa’nın özelliklerinin anlatılması, İslâm mektebinin bu örnek anneye ve Mesih’i yetiştiren bu hanıma verdiği önemin bir göstergesidir. Belki de bu anne ve evladın şahsiyeti hakkındaki en güzel tasvirlerin ve gerçeğe en uygun şahsiyet betimlemelerinin, ifrat ve tefritten uzak, onun temizliğini ve iffetini öven İslâm ve Kur’an’ın bakışında yer aldığı söylenebilir.

İslâm’ın bu imanlı ve örnek kadın hakkındaki görüşünün açıklanmasının İslâm’ın hak oluşunu ortaya koyduğu sahnelerden biri de Habeşistan’a hicret eden Müslümanların başkanı Ca‘fer b. Ebî Tâlib’in sözleridir.

İslâm’ın ilk dönemindeki Müslümanlar, Mekke’de Kureyş kâfirlerinin işkence ve eziyetlerinin artmasıyla büyük sıkıntı ve baskı altında kaldıklarında, hicretin beşinci yılında Allah Resûlü’nün (s.a.a.) emriyle Habeşistan’a hicret ettiler. Kâfirler, muhacirleri geri getirmek üzere o ülkeye bazı kimseler gönderdiler. Muhacir Müslümanlara sığınma hakkı tanıyan Habeşistan hükümdarı Necaşî, Mekke’den gönderilen müşriklerin iddiası karşısında: “Müslümanların sözlerini de dinlemeliyim.” dedi. Bu nedenle Ca‘fer-i Tayyâr’la (muhacirlerin başkanı) yaptığı görüşme sırasında, onların Allah tarafından peygamberlerine indirildiğini söyledikleri şeylerden bir bölümünü okumasını istedi. Ca‘fer b. Ebî Tâlib de zekâsını ve zamanı iyi değerlendirme kabiliyetini ortaya koyarak Meryem Suresi’nden bazı ayetler okudu. Hristiyan olan ve Hz. Meryem ile Hz. İsa’ya iman eden Necaşî, Müslümanların semavî kitabında mukaddes Meryem’in iffet ve temizliğine ve Mesih İsa’ya dair bu kadar övgüyü işitince son derece etkilendi ve ağladı. Müslümanların iddiasının hak olduğunu kabul etti; Mekke müşriklerinin elçilerini başarısızlığa uğratarak eli boş geri gönderdi ve şöyle dedi: “Ülkeme sığınan muhacir Müslümanları asla size teslim etmeyeceğim.”(15)

Tertemiz Meryem’in Allah katındaki makamı son derece yücedir ve daha önce de belirtildiği gibi, cennetin en üstün dört hanımından biridir.

Ömrün Sonu

Hz. Meryem, tamamını temizlik, ibadet ve evladını layıkıyla terbiye etmekle geçirdiği bir ömrün (51 veya 63 yıl) ardından, bir rivayete göre “Mısır”da, başka bir rivayete göre ise “Nâsıra”da vefat etti.

Kaynaklardan birinde şöyle nakledilmiştir: Hz. Meryem, Nâsıra’ya hicret ettikten sonra evladıyla birlikte Lübnan dağlarında yaşıyor; kır bitkileri, ağaç yaprakları ve zaman zaman çiftçilerin buğday başaklarıyla besleniyordu. Günler bu şekilde geçiyordu. Bir gün Hz. İsa, yiyecek temin etmek veya insanları hidayet ve irşat etmek için annesinden ayrıldı. Annesinin yanına döndüğünde onun vefat etmiş olduğunu gördü. İsa (a.s.), Hz. Meryem’in derin bir uykuya daldığını zannetti. Saatlerce bekledi ancak annesi uyanmadı. Dikkatle baktığında annesinin dünyadan göçtüğünü anladı. Birden gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Melekler ona eşlik ettiler ve Meryem’in kefenlenmesi ve cenaze hazırlıklarının yapılmasında yardımcı oldular. Böylece Hz. Meryem, 63 yaşında Allah’a kavuştu.(17)

Her ne kadar tarihî kaynaklarda ve tefsir kitaplarında Hz. Meryem’in hayatının son günleri ve yılları ile vefatının nasıl gerçekleştiğine dair açık bir açıklama bulunmasa da dinî ve tarihî metinlerde onun hakkında aktarılan bu kadarlık bilgilerden hareketle Hz. Meryem’in imanlı, Allah’ı tanıyan, tertemiz, ihlâslı, ibadete düşkün, salih evlat yetiştiren ve iyi ameller işleyen bir hanım olduğu söylenebilir. Bereketli hayatı herkes için bir örnektir ve temiz yaşantısı, ruhunun paklığı ve her türlü kirden uzak oluşu sebebiyle semavî dinlerin bütün mensupları tarafından saygı görmekte ve mukaddes kabul edilmektedir.


Dipnotlar

[1] Âl-i İmrân (3), ayet 37.

[2] Aynı yer.

[3] Aynı yer, ayet 43.

[4] Allâme Tabâtabâî, Tefsîrü’l-Mîzân, c. 3, s. 295; Tabersî, Mecma‘u’l-Beyân, c. 2, s. 440.

[5] Mâide (5), ayet 75 ve Tahrîm (66), ayet 12.

[6] Bihârü’l-Envâr, c. 13, s. 161.

[7] Beşâretü’l-Mustafâ, s. 69.

[8] Âl-i İmrân (3), ayet 43.

[9] Aynı yer, ayet 46.

[10] Meryem (19), ayetler 17-22.

[11] Aynı yer, ayet 23.

[12] Aynı yer, ayetler 24-32.

[13] Tefsîrü’l-Mîzân, c. 6, s. 244.

[14] Tahrîm (66), ayet 12.

[15] Ca‘fer Sübhânî, Furûğ-ı Ebediyet, s. 308, bi‘setin beşinci yılı olayları.

[16] Allâme Bahrânî, el-Avâlim, s. 43.

[17] Riyâhînü’ş-Şerîa, c. 2, s. 280; naklen: Abbâs Refîîpûr, Hz. Meryem, Üsve-i Necâbet.

Yazar: Cevâd Muhaddisî

Paylaş