Amr b. As’a yazdığı mektup:
Gerçekten sen dinini; sapıklığı aşikâr, perdesi açılıp ayıbı görünen bir kimsenin dünyasına uydurdun. O, meclisindeki saygın kimseleri ayıplar, yumuşak huylu kimseleri de sefih olarak değerlendirir. Aslanın avladığı avın artığını yemek isteyen köpeğin, onun peşinden gidip pençesine göz diktiği gibi (sen de Muaviye’nin) peşinden gittin ve ihsanını diledin.
Önüne bir parça atmasını umarak hem dinini hem de dünyanı kaybettin. Oysa hakka sarılıp bağlanmış olsaydın istediğine kavuşurdun.
Allah bana güç verir ve desteklerse seni ve Ebu Süfyan’ın oğlunu yaptıklarınızdan dolayı cezalandıracağım. Eğer bundan aciz olursam ve siz sağ kalırsanız, önünüzdeki ceza sizin için daha kötüdür. Ve’s-Selâm.
Amr b. Âs’a mektupları:
Sen, sapıklığı ortada olan, perde açılmış, ayıbı görünmüş bulunan birisine uydun; dînini, ona uyup dünyâsını elde etmesi için sattın. O, kendisiyle düşüp kalkanı ayıplara atar; yüceyse aşağılatır; akıllıysa, hilmi varsa şaşkına döndürür; işe yaramaz bir hâle getirir. Köpeğin avladığı avın artığını yemek için arslanın pençesine sığındığı gibi sen de onun izine uydun, artığını umdun, Dünyân da elinden çıktı gitti, âhiretin de. Gerçeğe sarılsaydın dilediğini elde ederdin.
Allah sana ve Ebu Süfyânoğlu’na karşı, bana bir nüsrat vermeyi mümkün kılarsa yaptığınızın cezâsını veririm; buna imkân olmaz da siz kalırsanız, önünüzdeki cezâ, daha da kötüdür, daha da çetindir size vesselâm.(1)
…
1 – Amr b. Âs, Hicretin sekizinci yılında Hâlid b. Velid ve Abd’üd-dâr oğullarından Osman b. Talha’yla Müslüman oldu. Hz. Rasûl-i Ekrem’in (s.a.a), oğulları Abdullah’ın vefatından sonra Âs, Hz. Peygamber (s.a.a) geçerlerken “ebter geçiyor” demişti. Ebter, soyu kesilmiş, hayırsız kişi anlamına geldiği gibi söylenmekte teeddüb ettiğimiz başka bir anlamı da vardır. Bu münâsebetle “Kevser suresi” (108) nâzil olmuş, Hazreti Peygamber’in (s.a.a) soyunun kesilmeyeceği, kendilerine hadsiz, hesapsız hayır ve bereket, sonsuz, sayıya sığmaz ümmet, çok sahâbe, şefaat ve cennette “Kevser” denen nehir veya havuzun verildiği, asıl soyu kesilenin, Hazreti Peygamber’e buğzeden Vâil olduğu beyan buyrulmuştur; bâzılarına göreyse bu sûrede kastedilen kişi, Amr’dır (Tabrasi: Mecma’ül-Beyan, 10, 1379, s.550-584; Et’Tecrid, 2, Kitâbu Tefsir’il-Kur’an, s.120; A. Gölpınarlı: Kur’an-ı Kerim ve Meâli; İst. Remzi K. 1377 H. 1958, c. 2, Açılama, s.128). Amr, Kuzâa boyuna gönderilen orduya kumandan tayin edilmiş, Umân’a âmil olmuş, Hz. Peygamber’in (s.a.a) ebediyete intikâllerine kadar orada kalmıştı. Ebubekir zamanında Şam ve Filistin’le Kudus’ü, Mısır’ı ve Raka’yla Trablus’u teshir etti. Ömer’in halifeliği zamânında, Mısır’da pek çok arâziye sâhip olmuşken Ömer, bütün arâzisini, malını mülkünü zaptedip beytülmâle verdi. Osman’ın zamanında Mısır’dan
azledildi; Filistin’e çekildi; işin sonunu düşünerek hiçbir harekete karışmadı. Cemel savaşından sonra oğulları Abdullah ve Muhammed’i de alarak
Şam’a, Muâviye’ye, Osman’ın kanından Ali’nin sorumlu olduğunu yaymasını, Sıffin’de, Kur’ân’ın hakem yapılmasını telkin eden Amr’dır. Hicretin otuz
dördüncü yılı şevvalinin ilk günü ölmüştür; ölümünde yetmiş yaşındaydı (Tekıyh, 2, s.333; El-Beyanu ve’t-Tebyin, Üsd’ül-Gaabe, İstiâb, Târih’ul-Hamis, El- Kâmil, Mürûc-üz Zeheb, İkd’ül-Ferid, Nakd’üt-Tevârih, Ravzat’ül – Ebrâr, Câmi’ul – Hikâyât, Kitâb’ül – Fahri ve Mesâhir’ün- Nisâ’dan naklen
Fetret’ül-İslâm; s.73-78 1. kısmın 5. bölümündeki 64. hutbenin notlarına da bk.)