وَ مِن کِتابٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
إِلى مُعاوِيَةِ
فَسُبْحَانَ اللهِ! مَا أَشَدَّ لُزُومَکَ لِلأَهْوَاءَ الْمُبْتَدَعَةِ، وَ الْحَيْرَةِ الْمُتَّبَعَةِ، مَعَ تَضْيِيعِ الْحَقَائِقِ وَ اطِّرَاحِ الْوَثَائِقِ، الَّتِي هِيَ للهِ طِلْبَةٌ، وَ عَلَى عِبَادِهِ حُجَّةٌ. فَأَمَّا إِکْثَارُکَ الْحِجَاجَ عَلَى عُثْمَانَ وَ قَتَلَتِهِ، فَإِنَّکَ إِنَّمَا نَصَرْتَ عُثْمَانَ حَيْثُ کَانَ النَّصْرُ لَکَ، وَ خَذَلْتَهُ حَيْثُ کَانَ النَّصْرُ لَهُ، وَالسَّلامُ.
Muaviye’ye yazmıştır:
Fesuphanallah! Nefsinin hevasıyla sonradan uyduğun asılsız şeylere bağlılığa ne kadar da şiddetle sarılmış, şaşkınlığa tâbi olmuşsun! Hem de Allah’ın hesabını isteyeceği, kullarına delil kıldığı hakikatleri kaybedip ahitleri terk etmişsin.
Osman’a ve katillerine dair haddinden fazla ve lüzumsuz sözlerine gelince… Sen Osman’a yardımı kendin için faydalı olduğu zaman yaptın, tam yardımına ihtiyacı olduğu zaman ise onu horlayıp yardımsız bıraktın. Ve’s-Selâm.
Allah Allah, şaşarım şuna; sonradan icâd ettiğin, nefsinin hevasını uyup düzüp koştuğun asılsız şeylere ne kadar da sıkı sarılmışsın; şaşkınlığa ne kadar da tez yapışmışsın; hem de Allah’ın dileyip soracağı, kullarına delil olarak sunduğu ve hesabını isteyeceği gerçekleri yitirerek, ahitlerini bir yana atarak.
Osman ve onu öldürenler hakkındaki fazla ve lüzumsuz sözlerine gelince: Sen o kişisin ki, kendine yardım umduğun, faydalı gördüğün zaman ona yardım ediyorsun; oysa ki ona yardımda bulunman gerektiği zaman, onu hor-hakir bıraktın, yardımına koşmadın vesselâm.