وَقالَ عَليهِ السَّلام
فِي سَحَرَةِ الْيَوْمِ الَّذِي ضُرِبَ فِيْهِ
مَلَکَتْنِي عَيْنِي وَ أَنَا جَالِسٌ، فَسَنَحَ لِي رَسُولُ اللّهِ صَلَّى اللّهُ عَلَيْهِ وَ آلِهِ وَسَلَّمَ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللّهِ! مَاذَا لَقِيتَ مِنْ أُمَّتِکَ مِنَ الاَْوَدِ وَ اللَّدَدِ؟ فَقَالَ: «ادْعُ عَلَيْهِمْ» فَقُلْتُ: أَبْدَلَنِي اللّهُ بِهِمْ خَيْراً مِنْهُمْ، وَ أَبْدَلَهُمْ بِي شَرّاً لَهُمْ مِنِّي.
Hz. Ali, İbn Mülcem’in kılıcıyla yaralandığı günün sabahı, yani H.40 yılında Ramazan’ın 19. gününün sabahı şöyle buyurdu:
Oturmuştum, uyku bastırdı, gözlerim kapandı. Aniden Resulullah’ı (s.a.a) gördüm. Dedim ki: “Ya Resulullah ümmetinden ne eğrilikler (isyanlar) ne düşmanlıklar gördüm!” Resulullah “Onlara beddua et” diye buyurdu. Dedim ki: “Allah onlardan daha hayırlısını versin bana ve benden daha kötüsünü musallat kılsın onlara.”
İbn-i Mülcem tarafından yaralanacakları gecenin sonunda buyurmuşlardır ki:
Oturmuştum, uyku bastırdı, gözlerim kapandı. Birden Rasûlullah sallallahu aleyhi ve âlihiyi gördüm. Dedim ki: Yâ Rasûlallah, ümmetinden ne dertlere uğradım, ne düşmanlıklar gördüm. Buyurdu ki: Bed- duâ et onlara, ben de Allah dedim, onlardan daha hayırlısını versin bana; benden daha kötüsünü musallat etsin onlara.