وَمِن کلامٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
لَمَّا قَلَّدَ مُحَمَّدَ بْنَ أبِي بَکْرٍ مِصْرَ، فَمُلِکَتْ عَلَيْهِ وَقُتِلَ
وَ قَدْ أَرَدْتُ تَوْلِيَةَ مِصْرَ هَاشِمَ بْنَ عُتْبَةَ، وَ لَوْ وَلَّيْتُهُ إِيَّاهَا لَمَّا خَلَّى لَهُمُ الْعَرْصَةَ، وَلاَ أَنْهَزَهُمُ الْفُرْصَةَ، بِلاَ ذَمٍّ لِمُحَمَّدِ بْنِ أَبِيبَکْرٍ، وَ لَقَدْ کَانَ إِلَىَّ حَبِيبآ، وَ کَانَ لِي رَبِيباً.
Hz. Ali Mısır hükümetini Sıffin Savaşı’ndan önce Muhammed b. Ebi Bekir’e verdi. Muaviye ise Amr b. As’ın biat etmesine karşılık kendisine Mısır hükümetini vereceğini söz vermişti. Bu yüzden Amr b. As, daha önce de çoğu Osman’ın intikamını almak isteyenlerden oluşan bin kişilik bir güçle Mısır’a doğru harekete geçti.
Bunlar Osman’ı, Muhammed b. Ebi Bekir’in öldürdüğünü sanıyordu. Muhammed b. Ebi Bekir olaydan haberdar olunca hemen durumu Hz. Ali’ye bir mektupla bildirdi ve para-asker yardımında bulunmasını istedi. Hz. Ali para-asker yardımında bulunacağını bildirdiği hâlde Muhammed b. Ebi Bekr acele ederek hemen halkı
Amr b. As’ın ordusuyla savaşa davet etti. Muhammed ikibin kişiyi Künane b. Bişr komutasında düşmanla savaşa gönderdi. Ama ne yazık ki Künane ve komutasındaki askerler Amr b. As ile yaptıkları çetin savaşta şehid edildi. Bunu duyan Muhammed b. Ebi Bekr’in komutasındaki askerler de kaçarak onu yalnız bıraktı. Bunun üzerine yalnız kalan Muhammed de bir harabeye gizlendi. Amr, Muaviye b. Hadic-i Kindi adındaki bir komutanını Muhammed’i bulmakla görevlendirdi. Sonunda Muaviye b. Hadic-i Kindi gizlendiği harabede susuzluktan ölmek üzere olan Muhammed’i buldu. Acımasızca başını bedeninden ayırdı ve bedenini ölmüş bir merkebin içine yerleştirerek yaktı. Hz. Ali bu olayı duyunca çok üzüldü ve şöyle buyurdu:
Mısır hükümetini Haşim b. Utabe’ye vermek istiyorum. Eğer (önceden de) Mısır hükümetini Haşim’e bıraksaydım, asla savaş meydanını boş bırakmaz ve onlara fırsat vermezdi.
Ben Haşim’i övmekle Muhammed’i kınamak istemiyorum. O benim dostum ve üvey oğlum idi.
(Mısır’ı zaptedip oraya Vâli tayin buyurdukları Muhammed bin Ebubekir’i şehit ettiklerini duyunca buyurmuşlardır ki:)
Hişâm bin Utbe’yi tayin etmek istemiştim, onu tayin etseydim bu alanı boş bırakmazdı, onlara fırsat vermezdi. Ama bu sözü, Muhammed bin Ebubekir’i kınama yollu söylemiyorum; O, bana sevgiliydi; ben yetiştirmiştim onu, benim oğulluğumdu o.1
…
1 – Hicretin otuz sekizinci yılında Muâviye, Mısır’ı elde etmek için asker göndermiş, Mısır’da Hz. Emir (a.s) tarafından vâli olan Muhammed bin Ebibekr, bu hâli bildirmiş, bunun üzerine Hazreti Emir (a.s) Mâlik’ül-Eşter’i Mısır’a vâli tayin buyurmuşlardı. Muâviye, yolda Mâlik’ül-Eşter’i zehirli bal
şerbeti ile zehirleterek şehit ettirmiş, maiyetindeki ordu dağılmıştı. Muâviye, Amr b. Âs’ı Mısır’a vâli tayin etmişti. Amr, Muâviye b. Hadic’e, Muhammed b. Ebibekr’i şehit ettir-mişti. Muhammed bin Ebibekr, gizlendiği yerde tutulmuş, ölü bir merkebin karnı yarılarak içine sokulmuş, mübârek
başı orada kesilmiş, cesedi, merkeple beraber yakılmıştı. Başları Şam’a gönderilerek Osman’ın katillerinden birinin başı diye günlerce teşhir edilmişti ki, İslâm’da ilk teşhir edilen baş buydu ve bu bidat-ı seyyieyi Muâviye kurdu. Muhammed bin Ebubekir’in anneleri Esmâ, önce Ca’fer-i Tayyar’ın (a.s) zevcesiydi; sonra Ebubekir almıştı ve Muhammed, ondan olmuştu. Sonra da Emir’ül-Müminin aldı-lar ve Muhammed’i, kendi terbiyeleri altında büyüttüler. Bu bakımdan rabibleri, yani kendi yetiştirdikleri üvey oğullarıydı (Radıya’llahu anhu ve ırdâh; “Tenkih’ul-Makaal’in 2. cildinin 2. kısmına bk. s.57-58).