وَمِن کلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
کَلَّمَ بِهِ عَبْدَاللهِ بْنِ زِمْعَةِ، وَ هُوَ مِنْ شيعَتِهِ، وَذلِکَ أَنَّهُ قَدِمَ عَلَيْهِ فِي خِلافَتِهِ يَطْلُبُ مِنْهُ مالا، فَقَالَ (عليه السلام):
إِنَّ هذَا آلْمَالَ لَيْسَ لِي وَ لا لَکَ، وَ إِنَّمَا هُوَ فيءٌ لِلْمُسْلِمِينَ، وَ جَلْبُ أسْيَافِهِمْ، فَإِنْ شَرِکْتَهُمْ فِي حَرْبِهِمْ، کَانَ لَکَ مِثْلُ حَظِّهِمْ، وَ إِلاَّ فَجَنَاةُ أَيْدِيهِمْ لا تَکُونُ لِغَيْرِ أَفْوَاهِهِمْ.
Hilafetin ilk günlerinde, mal istemeye gelen ve dostlarından olan Abdullah İbn Zem’a’ya şöyle dedi:
Bu mallar senin de değil benim de. O kılıçlarıyla elde ettikleri ganimet, Müslümanlar için saklanmış mallardır. Eğer onların savaşlarına iştirak ettiysen, onların payı kadar sana da düşer; eğer savaşa katılmadıysan, onların elleriyle elde ettikleri kazançlar başkalarının ağzına olmaz (onlarda kimsenin hakkı yoktur.)
Hilâfetlerinin ilk günlerinde Abdullah b. Zem’a 1 gelmiş, mal istemişti; Hazret buyurdular ki:
Bu mal, ne senin, ne benim; Müslümanlar için ganimetlerden saklanmış bir mal. Onlar kılıçlarıyla bunu elde ettiler. Savaşta onlarla bulundun, onlarla beraber savaştıysan, onların payı kadar senin de payın var bu malda; yok, eğer onlarla beraber savaşmadıysan, onların, elleriyle derip devşir-dikleri şey
başkalarının ağızlarına nasip olmaz.
…
1 – Zem’a, Zemaa tarzında da söylenegelmiştir. Bu adam, Osman’ın emriyle Abdullah b. Mes’ûd’u (r.a) kavrayıp ayakları omuzlarının hizasına gelinceye dek kaldırarak yere vurmuştu da İbn-i Mes’ûd’un kaburgalarından biri kırılmıştı (Tenkih, 2, s.183).