وَرُوِيَ أَنَّهُ ذُکِرَ عِنْدَ عُمَرَ بْنَ الْخَطَّابِ فِي أَيَّامِهِ حَلْيُ الْکَعْبَةِ وَکَثْرَتُهُ فَقَالَ قَوْمٌ: لَوْ أَخَذْتَهُ فَجَهَّزْتَ بِهِ جُيُوشَ الْمُسْلِمِينَ کَانَ أَعْظَمَ لِلاَجْرِ وَمَا تَصْنَعُ الْکَعْبَةُ بِالْحَلْيِ فَهَمَّ عُمَرُ بِذَلِکَ وَسَأَلَ عَنْهُ أَمِيرَالْمُوْمِنِينَ (عليه السلام)
فَقَالَ عَليهِ السَّلامُ
إنَّ آلْقُرْآنَ أُنْزِلَ عَلَى النَّبِيِّ (صلي الله عليه و آله)، وَ آلأَمْوَالُ أَرْبَعَةٌ: أَمْوَالُ آلْمُسْلِمِينَ، فَقَسَّمَهَا بَيْنَ آلْوَرَثَةِ فِي آلْفَرَائِضِ؛ وَ آلْفَيْءُ، فَقَسَّمَهُ عَلَى مُسْتَحِقِّيهِ؛ وَ آلْخُمْسُ فَوَضَعَهُ آللّهُ حَيْثُ وَضَعَهُ؛ و آلصَّدَقَاتُ، فَجَعَلَهَا آللّهُ حَيْثُ جَعَلَهَا. وَ کَانَ حَلْيُ آلْکَعْبَةِ فِيهَا يَوْمَئِذٍ، فَتَرَکَهُ آللّهُ عَلَى حَالِهِ، وَ لَمْ يَتْرُکْهُ نِسْيَاناً، وَ لَمْ يَخْفَ عَلَيْه مَکاناً، فَأَقِرَّهُ حَيْثُ أَقَرَّهُ آللّهُ وَ رَسُولُهُ.
فَقَالَ لَهُ عُمَرُ، لَوْلاکَ لاَفْتَضَحْنَا، وَ تَرَکَ الْحَلْيَ بِحَالِهِ.
Ömer b. Hattab’ın hükümeti döneminde Kâbe’nin ziynet eşyalarının çoğaldığı söylendi. Bir grup, “Onları İslâm ordusu için harca, bunun sevabı daha çoktur; Kâbe’nin ziynete ne ihtiyacı vardır?” dediler. Ömer onların önerisini uygulamak istedi. Bu iş hakkında Hz. Ali’nin (a.s) da görüşünü almak istediğinde Hz. Ali şöyle buyurdu:
Kur’ân Peygamber’e nazil olduğu zaman, mallar dört kısımdı: Biri Müslümanların malıydı ki onu varisleri arasında miras hükümlerince dağıttı. İkincisi savaş ganimetleriydi ki onu da müstahak olanlara taksim etti. Üçüncüsü humustu ki onu da Allah istediği yerde karar kıldı. Dördüncüsü de sadakalardı ki Allah onu da kendi yerinde karar kıldı. O gün de Kâ’be’nin ziynet eşyaları vardı. Allah onu olduğu şekilde bıraktı, unutarak terk etmedi, yeri de Allah’a gizli değildi. O hâlde sen de onu Allah’ın ve Resul’ünün karar kıldığı yerde bırak.