وَمِن کلامٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
لَمّا بَلَغَهُ اتِّهامُ بَنِي أُمَيَّةَ لَهُ بِالمُشَارَکَةِ فِي دَمِ عُثْمانَ
أَوَلَمْ يَنْهَ بَنِي أُمَيَّةَ عِلْمُهَا بِي عَنْ قَرْفِي؟ أَوَ مَا وَزَعَ آلْجُهَّالُ سَابِقَتِي عَنْ تُهَمَتِي؟! وَ لَمَا وَعَظَهُمُ اللّهُ بِهِ أَبْلَغُ مِنْ لِسَانِي. أَنَا حَجِيجُ آلْمَارِقِينَ، وَ خَصِيمُ النَّاکِثِينَ آلْمُرْتَابِينَ، وَ عَلَى کِتَابِ اللّهِ تُعْرَضُ آلْأَمْثَالُ، وَ بِمَا فِي الصُّدُورِ تُجَازَى آلْعِبَادُ!
Ümeyyeoğulları Osman’ın öldürülmesinden kendisini sorumlu tutunca Hz. Ali şöyle buyurdu:
Ümeyyeoğulları’nın beni tanımaları onların beni ayıplamalarına engel olmalı değil miydi? Geçmişim o ceahilleri bana iftirada bulunmaktan alıkoymalı değil miydi? Allah’ın onlara öğüt verişi, benim dilimle söylediğim sözlerden çok daha üstündür. Ben ok gibi dinden fırlayıp çıkanlara delil getirmekteyim, dinde şek eden vefasızlara düşmanlık etmekteyim. Sonunda gizli kalan şüpheli işler Allah’ın kitabına sunulur ve Allah’ın kulları gönüllerinde saklı tuttuğu şeyler yüzünden ceza görür (ki sizler gerçekte Osman için değil, içinizdeki gizlediğiniz hilafet aşkı için fitne çıkarıyorsunuz).
Muâviye, Osman’ın kanına girmekle töhmetlediği zaman buyurdular ki:
Acaba Ümeyyeoğulları’nın, benim ahvâlimi bilmeleri, kendilerini bana iftirada bulunmaktan alıkoymaz mı ki? Acaba ilk îmâm eden oluşum, dinde üstün bulunuşum, cahillerin bana töhmette bulunanlarına engel olamaz mı ki? Allah’ın onlara öğüt verişi, benim dilimle söylediğim söz-lerden çok daha üstündür, çok daha yerindedir. Ben, ok gibi dinden fırlayıp çıkanlara delil getirmedeydim; şüphe edenlere düşman olmaktayım. Gizli kalan şüpheli işler, Allah’ın kitabına arzedilir; gönüllerde gizlenen şeyler yüzünden de kullara ceza verilir.