السَّلامُ عَلَىٰ رَسُولِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَىٰ خِيَرَةِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَى الْبَشِيرِ النَّذِيرِ السِّراجِ الْمُنِيرِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ، السَّلامُ عَلَى الطُّهْرِ الطَّاهِرِ، السَّلامُ عَلَى الْعَلَمِ الزَّاهِرِ، السَّلامُ عَلَى الْمَنْصُورِ الْمُؤَيَّدِ، السَّلامُ عَلَىٰ أَبِي الْقَاسِمِ مُحَمَّدٍ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ . السَّلامُ عَلَىٰ أَنْبِياءِ اللّٰهِ الْمُرْسَلِينَ وَعِبادِ اللّٰهِ الصَّالِحِينَ، السَّلامُ عَلَىٰ مَلائِكَةِ اللّٰهِ الْحَافِّينَ بِهَذَا الْحَرَمِ وَبِهَذَا الضَّرِيحِ اللَّائِذِينَ بِهِ.
“Selam olsun Allah’ın Resulüne; selam olsun Allah’ın seçtiğine; selam olsun müjdeleyici ve korkutucuya, aydın lambaya; Allah’ın rahmet ve bereketleri onun üzerine olsun. Selam olsun tertemiz arındırılmışa; selam olsun parlak nişaneye; selam olsun -Allah tarafından- teyit edilen zafere ulaşmışa; selam olsun Ebi’l Kasım Muhammed’e; Allah’ın rahmet ve bereketleri onun üzerine olsun. Selam olsun Allah’ın gönderilmiş peygamberlerine ve Allah’ın salih kullarına; selam olsun bu haremin ve bu türbenin etrafını kuşatan ve buraya sığınan Allah’ın meleklerine.”
Sonra mezarın yakınına giderek şöyle de:
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَصِيَّ الْأَوْصِياءِ، السَّلامُّ عَلَيْكَ يَا عِمادَ الْأَتْقِياءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَلِيَّ الْأَوْ لِياءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الشُّهَداءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا آيَةَ اللّٰهِ الْعُظْمىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خامِسَ أَهْلِ الْعَباءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا قائِدَ الْغُرِّ الْمُحَجَّلِينَ الْأَتْقِياءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا عِصْمَةَ الْأَوْلِياءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا زَيْنَ الْمُوَحِّدِينَ النُّجَباءِ،
“Selam olsun sana ey vasilerin vasisi; selam olsun sana ey takvalıların dayanağı; selam olsun sana ey evliyanın velisi; selam olsun sana ey şehitlerin efendisi; selam olsun sana ey Allah’ın büyük ayeti; selam olsun sana ey Âl-i Aba’nın beşincisi; selam olsun sana ey takvalı yüzü ak ve haysiyetli insanların imamı; selam olsun sana ey evliyanın koruyucusu, selam olsun sana ey değerli tevhid ehlinin ziyneti; selam olsun sana ey -Allah- dostlarının halisi; selam olsun sana ey emin imamların babası; selam olsun sana ey -Kevser- havuzunun sahibi ve Hamd sancağını taşıyan; selam olsun sana ey cennet ve cehennemi taksim eden; selam olsun sana ey Mekke ve Mina’nın kendisiyle şereflendiği kişi; selam olsun sana ey bilimler okyanusu ve fakirlerin sığınağı; selam olsun sana ey Ka’be’de dünyaya gelen, gökyüzünde kadınların efendisiyle evlenen ve şahitleri Allah’ın seçkin melekleri olan; selam olsun sana ey aydın lamba; selam olsun sana ey Peygamberin büyük bağışa has kıldığı kişi; selam olsun sana Hatemu’l-Enbiya’nın yatağında yatan ve kendi canıyla düşmanların şerrini defeden; selam olsun sana ey güneş kendisi için batıdan dönen ve böylece Şem’un Safa’ya üst geldin; selam olsun sana ey kendisinin ve kardeşinin ismiyle Allah’ın, çevresinde su dalgalarının çarpıştığı ve dolup taştığı Nuh’un gemisini kurtardığı zat; selam olsun sana ey kendisinin ve kardeşinin hakkı için Allah’ın, ayağı sürçen Adem’in tövbesini kabul ettiği kişi; selam olsun sana ey kendisine binenin kurtulduğu ve kendisinden ayrılanın boğulduğu kurtuluş gemisi; selam olsun sana ey ejderha ve çöl kurduna hitap eden; selam olsun sana ey Emirelmüminin; Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.
Selam olsun sana ey kâfir olup tövbe edene Allah’ın hücceti; selam olsun sana ey akıl sahiplerinin imamı; selam olsun sana ey hikmet madeni ve hakla batıl arasını ayıran; selam olsun sana ey yanında kitap ilmi olan; selam olsun sana ey hesap=kıyamet gününün terazisi; selam olsun sana ey -hak- hükmü -batıldan- ayıran ve doğruyu konuşan; selam olsun sana ey mihrapta yüzüğünü sadaka veren; selam olsun sana ey Ahzab günü Allah’ın, kendisiyle müminlere savaşmaktan yettiği; selam olsun sana ey Allah için tevhid inancını halis kılan ve sürekli ona dönen; selam olsun sana ey Hayber -kafirlerini- öldüren ve -Hayber- kapısını yerinden çıkaran; selam olsun sana ey insanların en hayırlısının, kendisini yatağında yatmaya davet ettiği, böylece canını ölüme teslim eden ve -peygamberin davetine- icabet eden; selam olsun sana ey Tuba ve güzel dönüş sahibi; Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.
Selam olsun sana ey dinin korunmasının velisi ve efendilerin efendisi; selam olsun sana ey mücizelerin sahibi; selam olsun sana ey fazileti hakkında “Adiyat” suresi inen; selam olsun sana ey göklerde ismi perdelere yazılan; selam olsun sana ey hayretler ve nişaneler sergileyen; selam olsun sana ey -İslam- savaşlarında -ordunun- komutanı; selam olsun sana ey geçmişten ve gelecekten haber veren; selam olsun sana ey çöl kurduna hitap eden; selam olsun sana ey aklı kemale ermiş (bilimin son eri) ve sorunları beyan eden; selam olsun sana ey savaş meydanında hamlelerinden göklerdeki melekler hayrete düşen; selam olsun sana ey Resulullah ile fısıldaşan ve ondan önce fısıldaşmanın sadakalarını veren; selam olsun sana ey iyi ve saygın imamların babası; Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.
Selam olsun sana ey Peygamber’den sonra gelen; selam olsun sana ey insanların en iyi miras bırakanının ilminin mirasçısı; Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.
Selam olsun sana ey vasilerin efendisi; selam olsun sana ey takvalıların önderi; selam olsun sana ey üzüntülü olanların yardımcısı; selam olsun sana ey müminlerin ismeti korunma vesilesi; selam olsun sana ey delilleri açığa çıkaran; selam olsun sana ey Tâhâ ve Yâ Sîn (Resulullah’ın nefsi); selam olsun sana ey Allah’ın sağlam ipi; selam olsun sana ey namazında yüzüğünü miskine sadaka veren; selam olsun sana ey Kalib kuyusundan büyük kayayı sökerek çıkarıp zülal su çıkaran; selam olsun sana ey Allah’ın gören gözü, açık eli ve bütün insanlar arasında konuşan dili; selam olsun sana ey peygamberlerin ilminin mirasçısı, birincilerin ve sonuncuların ilminin emanetçisi, hamd sancaktarı, son peygamberin -Kevser- havuzundan dostlarına su verecek olan; selam olsun sana ey dinin sultanı, yüzü akların önderi ve beğenilmiş imamların babası; Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.
Selam olsun Allah’ın beğenilmiş ismine, parlak veçhine, güçlü tarafına ve adalet yoluna. Selam olsun takvalı, ihlaslı ve seçkin imama; selam olsun parlak yıldıza; selam olsun İmam Ebu’l Hasan Ali’ye; Allah’ın rahmet ve bereketleri onun üzerine olsun.
Selam olsun hidayet imamlarına, karanlıkların nurlu lambalarına, takva nişanelerine, hidayet kandillerine, mükemmel akıl sahiplerine, insanların sığınağına, sağlam tutunacağına ve dünya ehlinin hüccetine; Allah’ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun.
Selam olsun nurların nuruna, Cebbar -olan Allah’ın- hüccetine, tertemiz imamların babasına, cennet ve cehennemin bölüştürtücüsüne, kafirleri halak edici olayları haber verene, ihlaslı izleyicilerinin büyük günahtan kurtarıcısına; selam olsun seçilmiş -peygamberin- kızı tertemiz takvalı kadına has kılınana ve örtülü evde (Ka’be’de) dünyaya gelen, gökte, tertemiz imamların annesi, pâk, razı olmuş ve razı olunmuş -Fatıma-ı Zehra’yla- evlenene; Allah’ın rahmet ve bereketleri onun üzerine olsun.
Selam olsun hakkında ümmetin ihtilaf ettiği, (kıyamette) kendisine sunulacağı ve hakkında sorguya çekileceği büyük habere. Selam olsun Allah’ın nurlarının en aydınına ve en parlak ışığına; Allah’ın rahmet ve bereketleri onun üzerine olsun.
Selam olsun sana ey Allah’ın velisi, hücceti, Allah’ın halis ve has kulu. Şahadet ederim ki sen ey Allah’ın velisisin, Allah yolunda hakkıyla cihad ettin, Resulullah’ın -Allah’ın rahmeti onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- yolunu izledin, Allah’ın helalini helal ve haramını haram bildin, hükümlerini yasadın, namazı ayakta tuttun, zekat verdin, marufa emrettin ve münkerden sakındırdın, sabırlı, -insanların- hayrını isteyici, çaba harcayıcı ve Allah yanında büyük mükafatı göz önünde bulundurarak Allah yolunda cihad ettin; nihayet ölüm gelip seni yakaladı. O halde Allah, seni kendi hakkından alıkoyana ve seni makamından uzaklaştırana lanet etsin. Allah, bu haber kendisine ulaşıp da buna razı olana lanet etsin.
Allah’ı, meleklerini, peygamberlerini ve elçilerini şahit tutuyorum ki, ben sizin dostunuzla dost ve düşmanınızla düşmanım; Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.”
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خالِصَ الْأَخِلّاءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا والِدَ الْأَئِمَّةِ الْأُمَناءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا صاحِبَ الْحَوْضِ وَحامِلَ اللِّواءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا قَسِيمَ الْجَنَّةِ وَلَظىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ شُرِّفَتْ بِهِ مَكَّةُ وَمِنىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا بَحْرَ الْعُلُومِ وَكَنَفَ الْفُقَراءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ وُلِدَ فِي الْكَعْبَةِ وَزُوِّجَ فِي السَّماءِ بِسَيِّدَةِ النِّساءِ وَكانَ شُهُودُهَا الْمَلائِكَةَُ الْأَصْفِياءَُ؛ السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مِصْباحَ الضِّياءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ خَصَّهُ النَّبِيُّ بِجَزِيلِ الْحِباءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ باتَ عَلَىٰ فِرَاشِ خاتَمِ الْأَنْبِياءِ وَوَقاهُ بِنَفْسِهِ شَرَّ الْأَعْداءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ رُدَّتْ لَهُ الشَّمْسُ فَسامىٰ شَمْعُونَ الصَّفا، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ أَنْجَى اللّٰهُ سَفِينَةَ نُوحٍ بِاسْمِهِ وَاسْمِ أَخِيهِ حَيْثُ الْتَطَمَ الْماءُ حَوْلَها وَطَمىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ تابَ اللّٰهُ بِهِ وَبِأَخِيهِ عَلَىٰ آدَمَ إِذْ غَوىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا فُلْكَ النَّجاةِ الَّذِي مَنْ رَكِبَهُ نَجَا وَمَنْ تَأَخَّرَ عَنْهُ هَوىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ خاطَبَ الثُّعْبانَ وَذِئْبَ الْفَلا، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ؛ السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ اللّٰهِ عَلَىٰ مَنْ كَفَرَ وَأَنابَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا إِمامَ ذَوِي الْأَلْبابِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَعْدِنَ الْحِكْمَةِ وَفَصْلَ الْخِطابِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتابِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مِيزانَ يَوْمِ الْحِسابِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا فاصِلَ الْحُكْمِ النَّاطِقَ بِالصَّوابِ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْمُتَصَدِّقُ بِالْخاتَمِ فِي الْمِحْرابِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ كَفَى اللّٰهُ الْمُؤْمِنِينَ الْقِتالَ بِهِ يَوْمَ الْأَحْزابِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ أَخْلَصَ لِلّٰهِ الْوَحْدَانِيَّةَ وَأَنَابَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا قَاتِلَ خَيْبَرَ وَقالِعَ الْبابِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ دَعَاهُ خَيْرُ الْأَنَامِ لِلْمَبِيتِ عَلَىٰ فِراشِهِ فَأَسْلَمَ نَفْسَهُ لِلْمَنِيَّةِ وَأَجابَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ لَهُ طُوبىٰ وَحُسْنُ مَآبٍ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ؛ السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَلِيَّ عِصْمَةِ الدِّينِ وَيَا سَيِّدَ السَّاداتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا صاحِبَ الْمُعْجِزاتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ نَزَلَتْ فِي فَضْلِهِ سُورَةُ الْعادِياتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ كُتِبَ اسْمُهُ فِي السَّماءِ عَلَى السُّرادِقاتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُظْهِرَ الْعَجائِبِ وَالْآياتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَمِيرَ الْغَزَواتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُخْبِراً بِما غَبَرَ وَبِما هُوَ آتٍ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُخاطِبَ ذِئْبِ الْفَلَواتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خاتِمَ الْحَصىٰ وَمُبَيِّنَ الْمُشْكِلاتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ عَجِبَتْ مِنْ حَمَلاتِهِ فِي الْوَغَىٰ مَلائِكَةُ السَّماواتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ ناجَى الرَّسُولَ فَقَدَّمَ بَيْنَ يَدَيْ نَجْواهُ الصَّدَقاتِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا والِدَ الْأَئِمَّةِ الْبَرَرَةِ السَّاداتِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ؛ السَّلامُ عَلَيْكَ يَا تالِيَ الْمَبْعُوثِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ عِلْمِ خَيْرِ مَوْرُوثٍ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ. السَّلامُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الْوَصِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا إِمامَ الْمُتَّقِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا غِياثَ الْمَكْرُوبِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا عِصْمَةَ الْمُؤْمِنِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُظْهِرَ الْبَراهِينِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا طٰهٰ وَيس، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حَبْلَ اللّٰهِ الْمَتِينِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ تَصَدَّقَ فِي صَلاتِهِ بِخاتَمِهِ عَلَى الْمِسْكِينِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا قالِعَ الصَّخْرَةِ عَنْ فَمِ الْقَلِيبِ وَمُظْهِرَ الْماءِ الْمَعِينِ؛ السَّلامُ عَلَيْكَ يَا عَيْنَ اللّٰهِ النَّاظِرَةَ، وَيَدَهُ الْباسِطَةَ، وَ لِسانَهُ الْمُعَبِّرَ عَنْهُ فِي بَرِيَّتِهِ أَجْمَعِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ عِلْمِ النَّبِيِّينَ، وَمُسْتَوْدَعَ عِلْمِ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ، وَصاحِبَ لِواءِ الحَمْدِ، وَساقِيَ أَوْلِيائِهِ مِنْ حَوْضِ خاتَمِ النَّبِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا يَعْسُوبَ الدِّينِ، وَقائِدَ الْغُرِّ الْمُحَجَّلِينَ، وَوالِدَ الْأَئِمَّةِ الْمَرْضِيِّينَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ . السَّلامُ عَلَى اسْمِ اللّٰهِ الرَّضِيِّ وَوَجْهِهِ الْمُضِيءِ وَجَنْبِهِ الْقَوِيِّ وَصِراطِهِ السَّوِيِّ، السَّلامُ عَلَى الْإِمامِ التَّقِيِّ الْمُخْلِصِ الصَّفِيِّ، السَّلامُ عَلَى الْكَوكَبِ الدُّرِّيِّ، السَّلامُ عَلَى الْإِمامِ أَبِي الْحَسَنِ عَلِيٍّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ . السَّلامُ عَلَىٰ أَئِمَّةِ الْهُدىٰ، وَمَصابِيحِ الدُّجَىٰ، وَأَعْلامِ التُّقىٰ، وَمَنارِ الْهُدىٰ، وَذَوِي النُّهَىٰ، وَكَهْفِ الْوَرَىٰ، وَالْعُرْوَةِ الْوُثْقىٰ، وَالْحُجَّةِ عَلَىٰ أَهْلِ الدُّنْيا وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ؛ السَّلامُ عَلَىٰ نُورِ الْأَنْوارِ، وَحُجَّةِ الْجَبَّارِ، وَوالِدِ الْأَئِمَّةِ الْأَطْهارِ، وَقَسِيمِ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، الْمُخْبِرِ عَنِ الْآثارِ، الْمُدَمِّرِ عَلَى الْكُفَّارِ، مُسْتَنْقِذِ الشِّيعَةِ الْمُخْلِصِينَ مِنْ عَظِيمِ الْأَوْزارِ، السَّلامُ عَلَى الْمَخْصُوصِ بِالطَّاهِرَةِ التَّقِيَّةِ ابْنَةِ الْمُخْتارِ، الْمَوْلُودِ فِي الْبَيْتِ ذِي الْأَسْتارِ، الْمُزَوَّجِ فِي السَّماءِ بِالْبَرَّةِ الطَّاهِرَةِ الرَّضِيَّةِ الْمَرْضِيَّةِ والِدَةِ الْأَئِمَّةِ الْأَطْهارِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ . السَّلامُ عَلَى النَّبَاَ الْعَظِيمِ الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ، وَعَلَيْهِ يُعْرَضُونَ، وَعَنْهُ يُسْأَلُونَ، السَّلامُ عَلَىٰ نُورِ اللّٰهِ الْأَنْوَرِ، وَضِيائِهِ الْأَزْهَرِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ؛ السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَلِيَّ اللّٰهِ وَحُجَّتَهُ وَخالِصَةَ اللّٰهِ وَخاصَّتَهُ، أَشْهَدُ أَنَّكَ يَا وَلِيَّ اللّٰهِ وَحُجَّتَهُ لَقَدْ جاهَدْتَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ حَقَّ جِهادِهِ؛ وَاتَّبَعْتَ مِنْهاجَ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، وَحَلَّلْتَ حَلالَ اللّٰهِ، وَحَرَّمْتَ حَرامَ اللّٰهِ، وَشَرَعْتَ أَحْكامَهُ، وَأَقَمْتَ الصَّلاةَ، وَآتَيْتَ الزَّكاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَجاهَدْتَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ صابِراً ناصِحاً مُجْتَهِداً مُحْتَسِباً عِنْدَ اللّٰهِ عَظِيمَ الْأَجْرِ حَتَّىٰ أَتاكَ الْيَقِينُ، فَلَعَنَ اللّٰهُ مَنْ دَفَعَكَ عَنْ حَقِّكَ، وَأَزالَكَ عَنْ مَقامِكَ، وَلَعَنَ اللّٰهُ مَنْ بَلَغَهُ ذٰلِكَ فَرَضِيَ بِهِ، أُشْهِدُ اللّٰهَ وَمَلائِكَتَهُ وَأَنْبِياءَهُ وَرُسُلَهُ أَنِّي وَلِيٌّ لِمَنْ وَالاكَ وَعَدُوٌّ لِمَنْ عَاداكَ، السَّلامُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ.
Sona kendini mezara yapıştırarak mezarı öp ve şöyle de:
أَشْهَدُ أَنَّكَ تَسْمَعُ كَلامِي، وَتَشْهَدُ مَقامِي، وَأَشْهَدُ لَكَ يَا وَلِيَّ اللّٰهِ بِالْبَلاغِ وَالْأَداءِ، يَا مَوْلايَ، يَا حُجَّةَ اللّٰهِ، يَا أَمِينَ اللّٰهِ، يَا وَلِيَّ اللّٰهِ، إِنَّ بَيْنِي وَبَيْنَ اللّٰهِ عَزَّوَجَلَّ ذُنُوباً قَدْ أَثْقَلَتْ ظَهْرِي، وَمَنَعَتْنِي مِنَ الرُّقادِ، وَذِكْرُها يُقَلْقِلُ أَحْشَائِي، وَقَدْ هَرَبْتُ إِلَى اللّٰهِ عَزَّوَجَلَّ وَ إِلَيْكَ، فَبِحَقِّ مَنِ ائْتَمَنَكَ عَلَىٰ سِرِّهِ، وَاسْتَرْعاكَ أَمْرَ خَلْقِهِ، وَقَرَنَ طاعَتَكَ بِطاعَتِهِ، وَمُوالاتَكَ بِمُوالاتِهِ، كُنْ لِي إِلَى اللّٰهِ شَفِيعاً، وَمِنَ النَّارِ مُجِيراً، وَعَلَى الدَّهْرِ ظَهِيراً.
“Şahadet ederim ki sen beni duyuyorsun, durduğum yeri görüyorsun. Ey Allah’ın velisi! Senin -dini- tebliğ etmene ve -imamet vazifeni- yerine getirmene şahadet ederim. Ey mevlam, ey Allah’ın hücceti, ey Allah’ın emini, ey Allah’ın velisi! Allah Teâlâ’ya karşı işlediğim sırtıma ağırlık eden, uykumu kaçıran ve hatırladığımda uzuvlarımı titreten günahlarım var; ben Allah Teâlâ’ya ve sana doğru kaçtım (sığındım). O halde, seni kendi sırrına emin kılan, yaratıklarının işlerini gözetmeyi sana bırakan, sana itaati kendisine itaatle ve seni sevmeyi kendisini sevmekle yakınlaştıran -Allah-‘ın hakkı hürmetine Allah katında bana şefaatçi ol, beni cehennemden kurtar, zamanenin -olayları- karşısında bana destek ol.”
Sonra tekrar kendini mezara yapıştır ve mezarı öperek şöyle de:
يَا وَلِيَّ اللّٰهِ، يَا حُجَّةَ اللّٰهِ، يَا بابَ حِطَّةِ اللّٰهِ، وَلِيُّكَ وَزائِرُكَ وَاللَّائِذُ بِقَبْرِكَ، وَالنَّازِلُ بِفِنائِكَ، وَالْمُنِيخُ رَحْلَهُ فِي جِوارِكَ يَسْأَلُكَ أَنْ تَشْفَعَ لَهُ إِلَى اللّٰهِ فِي قَضاءِ حاجَتِهِ، وَنُجْحِ طَلِبَتِهِ فِي الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ فَإِنَّ لَكَ عِنْدَ اللّٰهِ الْجَاهَ الْعَظِيمَ، وَالشَّفاعَةَ الْمَقْبُولَةَ، فَاجْعَلْنِي يَا مَوْلايَ مِنْ هَمِّكَ وَأَدْخِلْنِي فِي حِزْبِكَ، وَالسَّلامُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ ضَجِيعَيْكَ آدَمَ وَنُوحٍ، وَالسَّلامُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ وَلَدَيْكَ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ، وَعَلَى الْأَئِمَّةِ الطَّاهِرِينَ مِنْ ذُرِّيَّتِكَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ.
“Ey Allah’ın velisi, ey Allah’ın hücceti, ey Allah’ın Hitta (günahları bağışlama) kapısı! Senin dostun, ziyaretçin, kabrine sığınan, kapına inen, yükünü yakınına indiren bu kişi, dünya ve ahirette hacetlerinin giderilmesi ve talebine ulaşması için Allah yanında kendisine şefaatçi olmanı istiyor. Doğrusu Allah yanında senin yüce bir makamın ve kabul edilen bir şefaatin var; o halde ey mevlam, beni kendinin himmet ehlinden kıl ve beni kendi partine sok.
Selam olsun sana ve senin yanındaki Allah’ın iki peygamberi Adem ve Nuh’a; selam olsun sana, senin iki oğlun Hasan ve Hüseyn ve senin soyundan olan Ehl-i Beyt imamlarına olsun; Allah’ın rahmet ve bereketleri sizin üzerinize olsun.”
Sonra iki rekatı emirulmüminin için, iki rekatı Hz. Adem için ve iki rekatı da Hz. Nuh için olmak üzere altı rekat ziyaret namazı kıl ve Allah Teala’ya çok dua et; inşallah kabul olur.
“Mezar-ı Kebir” kitabının yazarı, bu ziyaretin Rebiulevvel ayının on yedinci gününde güneş çıkarken okumak gerektiğini bildirir. Allame Meclisi der ki: ‘Bu ziyaret, ziyaretlerin en iyisi olup, muteber kitaplarda muteber senetlerle kaydedilmiştir. Bazı rivayetlerden, bu ziyaretin bu güne has olmadığı, her gün okunabileceği anlaşılmaktadır.’
“Resulullah’ın (s.a.a) doğum gününde veya meb’as gününde Resulullah için özel bir ziyaret okunması daha uygunken, bunun yerine Emirulmüminin Ali aleyhisselam’a ziyaret okunmasının nedeni nedir?” diye sorulacak olursa, cevabı şudur:
Bunun nedeni, bu iki tertemiz nurun son derece birbirine bağlı olmaları ve tek vücut olmalarıdır; onun için Emirulüminin Ali’yi (a.s) ziyaret eden Resulullah’ı (s.a.a) ziyaret etmiş olur. Bunun delili ise, Hz. Ali aleyhisselam’ın Mubahele ayetinde “Resulullah’ın nefsi” olarak tanıtılmasıdır. Bu konuda birçok rivayet vardır. Örneğin, Şeyh Muhammed b. Meşhedî İmam Sadık aleyhisselam’dan şöyle rivayet eder: Bir göçebe Arap Resulellah’ın (s.a.a) huzuruna çıkarak, ya Resulullah! Evim sizin evinizden uzaktır ve ben sizi ziyaret etmeyi çok arzulamama rağmen buna muvaffak olamıyorum; bu nedenle ben de Emirulmüninin Ali aleyhisselam’ı ziyaret ediyorum. Hz. Ali’nin (a.s) vaazlarını dinledikten sonra ben sizi göremediğim için üzgün bir vaziyette geri dönüyorum. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Kim Ali’yi ziyaret ederse beni ziyaret etmiş olur, onu seven beni sever, ona düşmanlık eden bana düşmanlık etmiş olur; bunu benden kendi kavmine ulaştır; onun ziyaretine giden benim ziyaretime gelmiş olur ve kıyamet günü ben, Cebrail ve Salihu’l-Müminin bunu mükafatlandıracağız.”
İmam Cafer Sadık aleyhisselam’dan rivayet edilen başka muteber hadiste ise şöyle geçer: “Necef’i ziyaret ederken Hz. Adem (a.s), Hz. Nuh (a.s) ve Ali b. Ebitalib’i ziyaret et; bu durumda geçmiş babalarını, peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’i (s.a.a) ve vasilerin en üstünü Hz. Ali’yi (a.s) ziyaret etmiş olursun.”
Altıncı ziyarette geçtiği üzere şöyle buyurmuşlardır: Emirulmüminin Ali’nin (a.s) mezarına doğru dön ve ayakta şöyle de: “Es-selamu aleyke ye resulellah, es-selamu aleyke ya sefvetellah…” (Selam olsun sana ey Resulullah, selam olsun sana ey Allah’ın seçtiği kişi…)
Şeyh Cabir, Uzri’nin kasidesine yazdığı “Tesmit”ine, Emirulüminin Ali’nin kubbesine işaret ederek ne güzel diyor:
Emin ol ki peygamberin büyük bir kabri var
O kabirde Ahmed’in tertemiz nefsi var
Ya da bak gökyüzüne; parlayan güneşi var
O halde tevazu et ki, orada kutlu bir yurt var
Bütün felekler o toprağı öpmeyi arzular
Hekim Senaî de şöyle demiştir:
Murtaza’yı yaratan Allah onun nefsini
Mustafa’nın nefsiyle yoldaş etti
İkisi de bir kıble, akılları iki
Her ikisi bir ruh ve bedenleri iki
İki kişi dönen güneş gibi
İki kardeş, Musa ve Harun gibi
Her ikisi bir sedeften bir inci
Her ikisi de izzet ve şeref ziyneti
Açmaz ise Haydar’ın ilmi kapıyı
Almaz Peygamberin sünneti içeri