Android
- Siteyi Google Chrome ile açın.
- Sağ üstteki üç nokta menüsüne dokunun.
- “Uygulamayı yükle” veya “Ana ekrana ekle” seçeneğini seçin.
- Yükle diyerek işlemi tamamlayın.

Şiilik nedir, Ehlibeyt mektebi hangi esaslara dayanır? Bu yazıda tevhid, adalet, nübüvvet, imamet ve ahiret inançları, Hz. Muhammed’in (s.a.a.) ve Ehlibeyti'nin öğretileri ışığında açıklanmaktadır. Namaz, oruç, humus, zekât ve hac gibi ibadetlere; ahlaki sorumluluklara, namazda okunanlara ve Şiilik, Caferilik hakkında sık sorulan sorulara kısa bir giriş sunar. Yaklaşık 20 dakikalık bir okumayla konular arasında dilediğiniz sırayla ilerleyebilirsiniz.

Usul-u Din
Tevhid, adalet, peygamberlik, imamet ve ahiret inancı.
Temel dini inançlarımız beş tanedir:
Allah'ın varlığına ve birliğine inanmaya tevhid denilir.
Tevhid inancının başlıca esaslarını şu şekilde sıralayabiliriz:
Her şeyi var eden yegâne tanrı Allah’tır.
Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur ve her şey O’na muhtaçtır.
O doğmamış ve doğurmamıştır.
Eşi ve benzeri yoktur.
Allah bütün güzel sıfatlara sahiptir:
Her şeyi bilendir.
Her şeye güç yetirendir.
En şefkatli ve merhametli olandır.
Bütün güzelliklerin ve iyiliklerin kaynağıdır.
Allah bütün eksikliklerden ve noksanlardan uzaktır:
Asla yanılmaz, unutmaz, aciz kalmaz.
Hiçbir şeye ihtiyaç duymaz.
İbadet ve itaate layık olan tek varlık Allah’tır.
Tevhide sadece inanmak yetmez, bu inanç aynı zamanda Müslümanların yaşamına da yansımalıdır. Tevhide gerçekten inanan bir Müslüman Allah’ın açık hükmü karşısında hiçbir başka hükmü kabul etmemelidir.
Allah’ın adil olduğuna ve kimseye zulmetmediğine inanmaktır.
Allah her hak sahibine hakkını verir. O kimseye haksızlık etmez.
İnsanlar eğer haksızlık yaparlarsa bundan kendileri sorumlu tutulurlar. Kimse kaza kader adı altında kendi yaptığı kötülüğü Allah’a mal edemez. Allah kullarına adil olmayı ve herkesin hakkını gözetmeyi buyurmuştur.
Nübüvvet, Allah’ın görevlendirdiği peygamberlerin hak olduğuna inanmaktır. Allah biz inananlara 124 bin peygamber göndermiştir. İlk peygamber insanların atası olan Hz. Âdem, son peygamber ise Hz. Muhammed (s) efendimizdir.
Yüce Allah peygamberleri insanlara doğru yolu göstermek, Allah’ı tanıtmak ve adaleti sağlamak için göndermiştir. Peygamberler tarihin örnek insanlarıdır. Biz onlara bakarak Allah’a nasıl kulluk edeceğimizi, nasıl iyi bir insan olacağımızı öğreniyoruz.
124 bin peygamber arasından beş peygamber “Ululazm” peygamberler olarak adlandırılmaktadır. Ululazm peygamberler, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve en üstün peygamber olan Hz. Muhammed’dir.
Bütün peygamberler masumdurlar. Yani onlar asla günah işlememişlerdir. Kitabımız olan Kuran bize bütün Peygamberlere ve onlara gönderilen kitaplara inanmayı emretmektedir. Ancak zamanımızda geçerli olan tek din İslam dinidir. İslam dini insanlığa gönderilen son dindir ve bütün insanlık için gönderilmiştir.
Hz. Muhammed en son ve en üstün peygamberdir.
Hz. Muhammed 571 yılında Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Hz. Abdullah ve Annesi Hz. Âmine Hatun’dur.
Sevgili Peygamberimiz 25 yaşında Hz. Hatice validemizle evlenmiştir. Bu evlilikten dünya kadınlarının en üstünü olan Hz. Fatıma (a.s) dünyaya gelmiştir. Hz. Muhammed 40 yaşına geldiğinde Allah tarafından Peygamberlikle görevlendirildi. Bu aynı zamanda kutsal kitabımız olan Kuran-ı Kerim’in nazil olmasının da başlangıcı oldu.
Peygamberimiz 13 yıl Mekke'de insanları İslam dinine davet etmiş ve daha sonra Medine’ye hicret etmiştir. Medine’de 10 yıl boyunca peygamberlik vazifesini yerine getirmiş ve 63 yaşında vefat etmiştir. Kabr-i Şerifleri Medine’de bulunmaktadır.
Hz. Muhammed güzel ahlakı ve Allah tarafından getirdiği İslam dini ile insanlık tarihinde en büyük değişimi gerçekleştirmiştir.
Hz. Muhammed yaşamı boyunca birçok kez İmam Ali’nin kendisinden sonra Müslümanların imamı olacağını ve bunun Allah’ın emri olduğunu bildirmiştir. Bu konuda muteber kaynaklarda çok sayıda hadis bulunmaktadır.
Allah insanlara doğru yolu göstermek için, bazı peygamberleri ile birlikte kitaplar da göndermiştir. Hz. Davut ile Zebur Hz. Musa ile Tevrat, ve Hz. İsa ile İncil gönderilmiştir. Bizim Peygamberimize gönderilen kitap ise Kuran-ı Kerim’dir.
Kuran-ı Kerim Allah’ın insanlara gönderdiği son kitaptır. Kuran-ı Kerim insanları Allah’a ve doğru yola davet eden yüce bir kılavuzdur ve Allah’ın sözlerinden oluşmaktadır. İnsanlar onun benzeri bir kitap yazamazlar ve yazamamışlardır. Çünkü bu kitap Allah’ın mucizesidir.
Kuran-ı Kerim 114 sûreden oluşmuştur. Her sûre ise ayetlerden oluşmaktadır.
Her Müslüman Allah’ın insanlara mesajı olan Kuran’ı okuyup anlamakla ve ona uymakla sorumludur. Kuran-ı Kerim indiği günden bugüne kadar değiştirilmemiş ve tahrif edilmemiştir. Kuran’ın değiştirildiğine inanmak Ehlibeyt mektebine aykırı bir düşüncedir.
İmamet, Peygamber efendimizden sonra Allah tarafından seçilmiş olan on iki Ehlibeyt imamının velayetine inanmaktır. On iki İmam Hz. İmam Ali ve onun evlatlarıdır. On iki İmam dinin koruyucuları ve Allah'ın seçkin kullarıdır.
Biz peygamber efendimizden sonra İmam Ali’nin Müslümanların gerçek önderi olduğuna ve Allah tarafından seçildiğine inanıyoruz. Peygamber efendimiz bunu birçok defa ve özellikle Veda Haccı’nda, Gadir-i Hum denilen yerde apaçık bir şekilde beyan etmiştir.
İmam Ali küçük yaştan itibaren Peygamberimizin terbiyesi altında yetişmiştir.
İmam Ali, Peygamber efendimizden sonra insanların en bilgilisi, en takvalısı ve en üstünüydü.
Peygamberimiz sevgili kızını yani Allah’ın masum ve tertemiz kıldığı, gelmiş geçmiş en üstün kadın olan Hz. Fatıma’yı İmam Ali ile evlendirmiş ve ondan başka kimsenin Hz. Fatıma ile evlenmeye layık olmadığını söylemiştir.
İmam Ali ve Hz. Fatıma’nın kutlu evliliğinden ikinci imamımız olan İmam Hasan ve üçüncü imamımız olan İmam Hüseyin dünyaya geldi. Diğer dokuz imamımız ise İmam Hüseyin’in soyundan gelmişlerdir.
Ehlibeyt imamlarının hepsi masumdurlar. Onlar dünyevi olarak hâkimiyet ve hilafet makamına oturmamış olsalar dahi bütün Müslümanların gerçek imamları ve liderleridirler.
İmamlarımızın bütün sözleri bizim için ölçüdür. Onlar Kuran’ı ve Peygamberimizin sünnetini en doğru şekilde yaşayan ve bize anlatan İslam önderleridir.
On iki Ehlibeyt imamının on biri düşmanları tarafından şehit edilmiş, on ikinci imam olan Hz. İmam Mehdi (a.f) ise küçük yaşta gaybete çekilmiş yani insanların gözlerinden saklı olarak yaşamaya devam etmiştir. İmam Mehdi halen yaşamaktadır ve zamanımızın imamıdır. Bu yüzden İmam Mehdi’ye İmam-ı Zaman yani zamanımızın imamı denilmektedir. Asrımızın ilahi önderi ve insanlık âleminin yeryüzünde yaşamakta olan sultanı İmam Mehdi’dir. Biz Müslümanlar her zaman için İmam Mehdi'nin zuhur etmesini bekliyoruz. Hz. İmam Mehdi zuhur ettiği zaman zulmü yerle bir edip insanlık tarihinin en adil evrensel hükümetini kuracaktır.
On iki Ehlibeyt imamlarının mübarek isimleri sırasıyla şöyledir:
Allah’ın selamı onların üzerine olsun.
Mead, öldükten sonra dirilmenin, kıyamet gününün, Cennet ve Cehennem’in hak olduğuna inanmaktır.
Dünya hayatı insanların yaşamının sadece bir bölümüdür. İnsan ölmekle yok olmaz. Sadece bir âlemden başka bir âleme geçer. Öldükten sonra geçtiğimiz âleme ahiret âlemi diyoruz. İnsan öldüğünde ruhu bedeninden ayrılır ve ahiret âlemine geçer. Sahip olduğumuz et ve kemikten oluşan beden, bu dünyada kalıp çürürken ruhumuz öbür âlemde ikinci bir bedenle hayatına devam eder.
Kıyamet günü, ölümden hemen sonra başlamaz. Ölen insanlar berzah âlemi denilen bir âlemde kıyamet gününü beklerler. Bu bekleme sırasında iyi insanlar ödüllendirilirken, kötü insanlar cezalandırılırlar.
Kıyamet günü olduğunda her insan dünyada yaptığı iyilik ve kötülüklere göre Cennet ehli ya da Cehennem ehli olacaktır. Kıyamet gününde her iyilik ve kötülük zerre kadar dahi olsa hesaplanacaktır.
Ahiret hayatındaki durumumuz bu dünyada nasıl yaşadığımıza bağlıdır.
İnsanlar hak dine inanıp Allah’ın emir ve yasaklarına uyarak ahrette gerçek kurtuluşa erebilirler.

Furu-u Din
Namazdan oruca, paylaşmadan toplumsal sorumluluğa günlük hayatın esasları.
Furu-u din, dinimizin bize farz kıldığı en temel vazifelerdir. Usul-u din inançla alakalıyken, furu-u din yaşamımız içerisinde yerine getirmemiz gereken ameli görevlerdir.
Furu-u dinin en önemlileri on tanedir:
İslam dininde en önemli ibadet namazdır. Gerçek bir Müslüman kesinlikle namaz kılmak zorundadır. Namaz dinin direğidir. Kuran-ı Kerim bize defalarca ve apaçık olarak namaz kılmayı emrediyor. Peygamber efendimiz ve bütün Ehlibeyt imamları ömürleri boyunca namaz kılmışlar ve bize de bunu emretmişlerdir.
Namazlar iki çeşittir:
Vacip olan namazları kılmamak günahtır. Ama müstehap namazları kılmayan kişi sadece sevap kazanmaktan yoksun kalır ve günah işlemiş sayılmaz.
Vacip namazlar şunlardır:
Oruç, insanın sabah şafağından akşam oluncaya kadar yemek, içmek ve orucu bozan başka birtakım işlerden sakınması demektir.
Kuran-ı Kerim’in emrine göre mazereti olmayan her Müslüman Ramazan ayı boyunca oruç tutmalıdır.
Allah (c.c) Kuran’da şöyle buyuruyor : “Ey iman edenler! Size oruç tutmak farz kılındı, nasıl ki sizden öncekilere de farz kılınmıştı. Umulur ki (bu sayede) takva elde edersiniz. (Bakara Sûresi 183. ayet)
Yine başka bir ayette şöyle buyuruyor: “Sizlerden kim Ramazan ayına ulaşırsa o ayı oruç tutsun” (Bakara Sûresi 185. ayet)
Zekât bazı malların belirli miktarının fakirlere verilmesidir. Müslüman kişi zekât vermekle Allah'ın kendisine verdiği nimetlerden bir kısmını muhtaç kardeşine vererek malını temizler ve Allah'tan aldığı bol miktarda nimetin az bir kısmını Allah yolunda harcamış olur.
Zekât gerektiren mallar şunlardır:
Bu mallar ilmihal kitaplarında belirtilen miktarlara ulaştığında zekâtını vermek farz olur.
Zekât şu yerlere verilebilir:
Humus malın beşte birinin muhtaç olan seyitler ve masum imama verilmesine denilir.
Humus yedi şeyde farzdır :
Humusun yarısı fakir, yetim ve yolda kalmış olan muhtaç seyitlere verilir. Diğer yarısı ise masum imama aittir. Masum imam insanlar arasında değilse (şimdiki gibi) o zaman humus gerekli şartları taşıyan müçtehide verilir. Müçtehidler aldıkları humusu cami, medrese, din âlimlerinin yetiştirilmesi, fakirlere yardım, dini eserlerin basılması ve bunlar gibi uygun gördükleri yerlerde harcarlar.
Hac, imkânı olan Müslümanların, Hac mevsiminde Allah’ın evi Kâbe’yi ziyaret edip bazı özel amelleri yerine getirmesine denilir.
Hac vazifesinin bir kişiye farz olması için, aşağıdaki yönlerden müsait olması gerekir:
-Para yönünden
-Sağlık yönünden
-Zaman yönünden
-Yol güvenliği yönünden.
Hac ibadeti yılın belirli ay ve günlerinde dünya Müslümanlarını bir araya getirmektedir. Böylece dünya Müslümanları İslam’ın merkezi olan Mekke’de dünyanın en büyük uluslararası kongresini gerçekleştirmiş oluyorlar.
Hac için belirtilen olanaklara sahip olan kimse erkek olsun kadın olsun, yaşlı olsun veya genç olsun bu ibadeti ilk hac mevsiminde yerine getirmek zorundadır.
Cihad Allah yolunda yapılan savaşa denir. Müslümanlar dinlerini, vatanlarını ve namuslarını korumak için cihada gitmek zorundadırlar. Cihad ilan edildiğinde boşluk olmasına rağmen cihattan kaçmak büyük günahlardan biridir.
Din büyüklerimiz insanın isteklerine karşı mücadele edip nefsin kötü istekleri ile savaşmasına da cihad adını vermişlerdir.
Emr-i Maruf, insanlara güzel şeyleri yani Allah’ın emrettiği işleri emretmektir. Örneğin namaz kılmayan Müslümana namaz kılmasını emretmeye emr-i maruf denilir.
Emr-i maruf namaz ve oruç gibi bütün Müslümanlara farzdır. Emr-i maruf vazifesi hakkıyla yerine getirilirse diğer dini görevler de unutulmaz ve ayakta kalır.
Emr-i maruf, etki etmeyeceği bilinen durumlarda farz değildir. Aynı şekilde emr-i maruf yapmak insan için bir tehlike doğuracaksa farz olmaktan çıkar. Ancak eğer dinin esası tehlike içindeyse Müslümanların can pahasına da olsa emr-i maruf vazifesi için harekete geçmesi gerekir. Bunun en açık örneği Kerbela’da dini hükümlerin uygulanması uğruna canını feda eden Hz. İmam Hüseyin’dir.
Nehy-i Münker, insanları kötü şeylerden yani Allah’ın yasakladığı işlerden sakındırmaktır. Örneğin içki içen bir kişiyi bu kötü günahtan sakındırmak nehy-i münkerdir. Emr-i maruf Müslüman toplumda Allah’ın emirlerini ayakta tuttuğu gibi Nehy-i Münker de Müslüman toplumu kötülüklerden uzaklaştırır.
Nehy-i Münker, etki etmeyeceği bilindiği durumlarda farz olmaz. Yine Nehy-i Münker insan için bir tehlike yaratacaksa farz değildir.
Allah ve Allah’ın sevdiklerini ve özellikle de Allah'ın seçkin kulları olan bütün peygamberleri, Hz. Muhammed’i ve Ehlibeytini sevmeye tevelli denir.
Biz Allah’ın kullarıyız. Her şeyi yaratan Allah’tır. Allah iyileri sever ve kötüleri sevmez. Öyleyse bizler de O'nun yarattığı kullar olarak O'nun sevdiklerini sevmeliyiz.
Müslümanlar kendilerine düşmanlık eden güçler karşısında birbirlerine kalpten gelen bir ilahi sevgi ile kenetlenmelidirler. Böylece dinlerini daha iyi korur, daha güçlü ve huzurlu yaşayabilirler.
Bir kişi Allah’ı sevdiğini söyleyip Allah’ın sevdiklerini sevmezse, bu onun sevgisinin gerçek olmadığını gösterir. Örneğin gerçekten Allah’ı seven bir insanın İmam Ali’yi sevmemesi mümkün değildir.
Allah’ın sevmediği kimseleri sevmeyip onlardan uzak durmaya teberri denir.
Eğer Allah’ı gerçekten seviyorsak nasıl olur da onun sevmediğini sevebiliriz?
Gerçek bir Allah kulu Allah’ın sevmediğini sevmemelidir. Teberri inancı bizleri zalimlere karşı sessiz kalmamaya ve Müslümanların düşmanlarıyla dost olmamaya yöneltmektedir.

Günahlar
İnsanın kendisine ve çevresine karşı sorumluluğunu hatırlatan uyarılar.
Yüce Allah’ın emir veya yasaklarını çiğnemeye “günah” diyoruz. Allah kullarını sevdiği için, güzel ve faydalı şeyleri yapmalarını ama kötü ve zararlı şeyleri yapmamalarını emretmiştir. Günah işleyen kişi en başta kendisine kötülük yapmış olur.
Bütün günahlar kötü ve zararlıdır. Ancak günahların bir kısmı çok daha kötü ve zararlı olduğundan “büyük günah” olarak adlandırılmıştır.
Büyük günahlardan bazıları şunlardır:
(İmam Humeyni’nin Tahrir’ul Vesile kitabından)

Kısa Hayatları
Hz. Muhammed, Hz. Fatıma ve on iki imam hakkında kısa bilgiler.
Bütün Peygamberlerin en üstünü ve sonuncusu, Ehlibeyt’in baş tacı olan Peygamberimiz Hz. Muhammed, miladi takvime göre 571 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Babasının ismi Hz. Abdullah, annesinin ismi Hz. Amine’dir. Peygamber efendimiz 25 yaşında Hz. Hatice ile evlenmiş ve 40 yaşında Allah-u Teala tarafından peygamberlikle görevlendirilmiştir. 13 yıl Mekke’de insanları İslam’a davet ettikten sonra Medine’ye hicret etmiştir. Son peygamber Hz. Muhammed 63 yaşında Medine’de vefat etmiştir. Mübarek kabri Medine şehrinde bulunmaktadır.
İmam Ali (a.s) ilk imamımızdır ve sonraki imamlarımızın da babasıdır. Peygamberimizin amcaoğlu, damadı, kardeşi ve vasisi olan İmam Ali (a.s) hicretten 23 yıl önce Recep ayının13’ünde cuma günü Kâbe’de dünyaya geldi. Peygamber efendimizden hemen sonra Müslümanların lideri ve halifesi olması gerekirdi. Ancak bu engellendi. Hicretten 35 yıl sonra halife oldu. Halifeliği dört yıl dokuz ay sürdü. İmam Ali 63 yaşında Haricilerden olan İbn-i Mülcem tarafından namaz esnasında şehit edildi. Mübarek türbesi Irak’ın Necef şehrinde bulunmaktadır.
Hz. Fatıma Peygamberimizin benden bir parça dediği kızı ve dünya kadınlarının efendisidir. Peygamberimizin nesli Hz. Fatıma ile devam etmiştir. Hz. Fatıma on bir imamın annesi ve masumdur. Her kadın için en güzel örnektir. Hz. Fatıma hicretten 8 yıl önce dünyaya geldi. Peygamber efendimizden sonraki hüzün dolu hayatı sadece 6 ay sürmüştür. Mübarek kabri Medine’de bulunmakla beraber kendi isteği üzerine yeri belirsiz kalmıştır.
Hicretin 3. yılında Ramazan ayının ortasında İmam Ali’nin ve Hz. Fatıma’nın ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Hicretin 40. yılında İmam Ali’nin vefatından sonra imam oldu ve 10 yıl boyunca imamlık yaptı. 48 yaşında hicretin 50. yılında Muaviye’nin tahrikleriyle, karısı Cûde tarafından zehirlenerek şehit edildi. Medine’deki Baki mezarlığında toprağa verildi.
Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin ikinci çocuğu olarak hicretin 4. yılında Şaban ayının 3. günü Medine’de dünyaya geldi. 46 yaşında imam oldu ve 10 yıl imamlık yaptı. Muaviye tarafından halife olarak tayin edilen zalim, ayyaş ve fasık Yezid’e biat etmeyip onun zulmüne karşı başkaldırdı. Sonuç olarak İmam Hüseyin Kerbela’da 72 yaveri ile birlikte mazlumca şehit edildi. İmam Hüseyin’in Kerbela kıyamı tarihe en onurlu başkaldırı olarak kaydedildi ve bütün ezilenlerin zulme karşı ilham kaynağı haline geldi.
Hicretin 38. yılında Şaban ayının 5. gününde perşembe günü Medine’de doğdu. Babası Hz. Hüseyin’in şehit edilmesinden sonra yaklaşık 31 yaşında imam oldu. 35 yıl imamlık yaptıktan sonra 66 yaşında hicretin 95. yılında Hişam İbn Abdulmelik’in emriyle zehirlenerek şehit edildi. Mübarek mezarı Medine’deki Baki mezarlığındadır.
Hicretin 57.yılında Recep ayının 1’inde Medine’de dünyaya geldi. 23 yıl imamlık yaptıktan sonra 57 yaşında hicretin 114. yılında şehit edildi. Mübarek mezarı Medine’deki Baki mezarlığındadır.
Hicretin 80. yılında Rebi-ül Evvel ayının 17’sinde Medine’de dünyaya geldi. 31 yıl imamlık yaptı. 68 yaşında hicretin 148. yılında Abbasi halifesi Mansur eliyle zehirlenerek şehit edildi. Mübarek mezarı Medine’deki Baki mezarlığında yer almaktadır.
Hicretin 128. yılında Safer ayının 7’sinde pazar günü Mekke ile Medine arasındaki Ebva denilen yerde dünyaya geldi. 20 yaşında imam oldu. 35 yıl imamlık yaptıktan sonra 55 yaşında hicretin 183. yılında Abbasi halifesi Harun’un emriyle zehirlenerek şehit edildi. Mübarek türbesi Irak’ın Kazimeyn şehrinde bulunmaktadır.
Hicretin 148. yılında Zilkade ayının 11’inde Medine’de dünyaya geldi. 35 yaşında imam oldu. 55 yaşında iken hicretin 203. yılında Safer ayında zehirlenerek şehit edildi. Mübarek mezarı İran'ın Horasan bölgesindeki Meşhed şehrindedir.
Hicretin 195. yılında Recep ayının 10. günü dünyaya geldi. 17 yıl imamlık yaptıktan sonra 25 yaşında hicretin 220. yılında Mutasım’ın emriyle zehirletilerek şehit edildi. Mübarek türbesi Kazımeyn şehrinde İmam Musa Kazım’ın türbesiyle aynı yerde bulunmaktadır.
Hicretin 212. yılında Zilhicce ayının 15’inde Medine’nin çevresinde Surya denilen mahallede dünyaya geldi. 34 yıl imamlık yaptı. 42 yaşında Abbasi Halifesi Mutez’in emriyle hicretin 254. yılında şehit edilerek Irak’ın Samerra şehrinde toprağa verildi.
Hicretin 232. yılında Rebiyülâhır ayının 8. veya 4. günü Medine’de dünyaya geldi. 23 yaşında imam oldu. 28 yaşında hicretin 260. yılında Abbasi Halifesi Mu’temed tarafından şehit edilerek Samerra’da toprağa verildi.
Hicretin 255. yılında Şaban ayının 15. günü Samerra şehrinde dünyaya geldi. 5 yaşında babasının vefatıyla imam oldu. Canı tehlikede olduğu için daima gözlerden uzak tutuldu. Sadece İmam Hasan Askeri’nin yakın dostları tarafından biliniyordu. Hicretin 260. yılında küçük gaybete çekilmiştir. Küçük gaybet döneminde İmam’ı sadece özel temsilcileri görebiliyor ve mesajını halka iletiyorlardı. Hicretin 329. yılında ise büyük gaybete çekilmiştir. Büyük gaybette tamamen gözlerden kaybolmuştur. Büyük gaybet halen devam etmektedir. Bütün Müslümanlar İmam Mehdi’nin zuhur edip yeryüzünü zulümden kurtarmasını ve adalet hükümetini kurmasını bekliyor.

Sure ve Zikirler
Namazda okunan sure, dua ve zikirlerin metinleri.
Namazda okunan sureler ve zikirleri herkesin bilmesi gerekir. Dolayısıyla bilinmesi en zorunlu olan bilgileri içeren bu kitapçıkta böyle bir bölümün de olması gerektiğini düşündük.
Aşağıda sırasıyla namaz kılmak için ezberlenmesi gereken sureler ve zikirleri sıralıyoruz. Bunları ezberleyen kişi için namaz kılmanın zor bir yanı kalmaz. Geriye kalan tek iş, bir namaz rehberi kitabı okumak veya bilen bir kişi ile birlikte birkaç kez namaz kılmaktır.
Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdü lillâhi rabbil’âlemîn. Errahmânirrahîm. Mâliki yevmiddîn. İyyâke na’budu ve iyyâke neste’în. İhdinas-sırâtal mustekîm. Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn.
Bismillahirrahmanirrahim. Kul huvallâhu ehed. Allâhüssamed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekun lehû kufuven ehed.
Subhânellahi ve'l-hamdu lillâhi velâ ilahe illâllahu vallâhu ekber. (Bu zikrin yerine Fatiha Suresi de okunabilir)
Eşhedu en lâ ilâhe illellâhu vehdehu lâ şerîke leh. Ve eşhedu enne Muhemmeden abduhu ve rasûluh. Ellahumme salli alâ Muhemmedin ve âl-i Muhemmed.
Es-selâmu aleyke eyyuhen-nebiyyu ve rehmetullâhi ve berekâtuh. Es-selâmu aleynâ ve alâ ibâdillâh-is sâlihîn. Es-selâmu aleykum ve rehmetullâhi ve berekâtuh.
Subhane Rabbiy'el-azîmi ve bihamdih.
(Bu zikrin yerine üç kez ‘Subhanellah’ denilebilir.)
Subhane Rabbiy’el-A‘lâ ve bihamdih.
(Bu zikrin yerine üç kez ‘Subhanellah’ denilebilir.)
Rebbenâ âtina fid-dunya heseneten ve fil-ahireti heseneten ve kinâ ezâb-en nâr.
(Bu duanın yerine bir salavat veya herhangi bir dua okunabilir.)

Soru ve Cevaplar
Din, Şiilik, Caferilik, velayet ve yaygın iddialar üzerine cevaplar.
İnsanı en üstün varlık olarak yaratan Allah, gönderdiği dinler ile insanlara doğru yolu göstermiştir. Dinin gerekliliği konusunda şunları sıralayabiliriz:
Hayır, bütün dinler doğru değildir. Ama bu bütün dinlerin tamamen yanlış ve zararlı olduğu anlamına da gelmez. Dinler çoğunlukla insanlara doğruluğu, güzelliği ve yüce yaratıcıya ibadet etmeyi öğretirler. Çoğu dinler yanlışları olsa dahi doğruları yanlışlarından daha fazladır. Kısaca söylemek gerekirse, en kötü din dahi dinsizlikten iyidir. Tam anlamıyla hak olan ve insanları sadece doğruluğa yönlendiren tek din ise İslam dinidir. Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi Allah katından geldiğinden emin olduğumuz dinler, zamanla tahrife uğramışlardır. Diğer birçok din de korunmuş bir ilahi kaynaktan beslenmediği için sayısız yanlışlar ve hurafelerle dolmuştur.
Önceki bütün dinler son din olan İslam dini gelince geçerliliklerini kaybetmişlerdir. İslam dini geldikten sonra bütün insanlığın vazifesi bu dine uymak ve geçmiş dinlerden vazgeçmektir.
Çünkü:
1. Allah(c.c) tarafından insanlara gönderilen son din İslam dinidir.
2. Hz. Muhammed, İslam dinini insanlara ulaştırmakla yükümlü olan elçi olarak, davetinin hakkaniyetini çeşitli delillerle ispat etmiştir.
3. İslam dininin en temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim tarih sürecinde değiştirilmediği kesin olan tek dini kaynaktır.
4. İslam dini akıla, bilime ve insanlığın fıtratındaki özelliklere uygunluğu ile her zaman hakkaniyetini gözler önüne sermiştir.
İslam dininin bazı temel özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
Hayır. İslam insana dünya ve ahiret mutluluğunu öğretmek için gelmiştir. Dünyası güzel olmayanın ahireti de güzel olmaz. Dünya ve ahiret birbirinden ayrı değildir.
Dinimiz ahirette Cehennem'den korunup Cennet'e girebilmenin yolunu öğretmekle beraber bu dünyayı da temiz, güzel, mutlu, uyumlu, adaletle, sevgi ve kardeşlikle cennete çevirmeyi öğretmektedir. Dolayısıyla İslam dini ibadet konularının dışında temizlik, sağlıklı yaşam, toplumsal adalet, doğru ticaret, çocuk eğitimi, aile mutluluğu, giyim kuşam, yemek içmek ve benzeri birçok konularda binlerce hüküm ve tavsiyeler içermektedir.
Gerçek bir Müslüman fert ahiretini kazandığı gibi dünyasında da temiz, mutlu, sevgi dolu, sağlıklı ve huzurlu bir yaşama sahip olur.
İslam bize dünyadaki helal nimetlerden ve zevklerden faydalanmayı yasaklamaz. Bunun aksine güzel dinimiz bize helal zevklerden faydalanmayı, mutlu ve güler yüzlü olmayı, insanlarla kaynaşmayı, sevmeyi ve sevilmeyi tavsiye etmektedir.
Şiilik ve Sünnilik İslam dininde doğmuş iki mezheptir. Şialar Peygamberimizden sonra İslam'ı Peygamberimizin kendi evlatları olan Ehlibeyt imamlarından öğrenmeyi prensip edinmişlerdir. Sünniler ise bu konuda daha çok Peygamber efendimizin sahabelerini takip etmişlerdir.
Şialar ve Sünniler aynı Allah'a, aynı peygambere, aynı kitaba ve aynı kıbleye inandıkları için temel konuların çoğunda ortaktırlar. İbadetlerin de büyük çoğunluğu aynıdır. Yani her iki mezhepte de namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetler vardır ve benzer şekillerde yerine getirilmektedir.
Bu iki mezhep arasındaki esas fark on iki imam inancıdır. Biz şialar on iki Ehlibeyt imamlarını Peygamber Efendimizin yolunu devam ettiren masum imamlar olarak görmekteyiz. On iki imamların her sözünü ölçü olarak kabul eder ve onlara mutlak olarak itaat ederiz. Sünnilikte ise böyle bir inanç yoktur. Şiilikle Sünnilik arasındaki diğer çoğu farklar da aslında bu inanç farkından kaynaklanmaktadır.
Aleviliğin inanç olarak Şiilikle bir farkı yoktur. Yani hem Şialar ve hem de Aleviler Allah'a, Peygamberlere, Kuran'a ve On iki imama inanıyorlar. Dolayısıyla temel mezhep esasları aynıdır. Bu iki mezhep arasındaki farklar daha çok kültür, gelenek ve pratik uygulamalarla alakalıdır. Başka bir tabirle usul-u din ve furu-u dinde bu ikisi arasında bir fark yoktur; pratik uygulamalarda, yorumlamalarda ve geleneklerde farklılık vardır.
Caferilikle Şiilik veya Alevilik kelimeleri arasında önemli bir anlam farkı yoktur. Çünkü Caferî demek İmam Cafer Sadık'a bağlı olmak demektir. Aynı şekilde Alevî demek de İmam Ali’ye bağlı olmak manasını taşır. İmam Ali ile İmam Cafer-i Sadık aynı hak çizginin liderleri olduğuna göre bu iki yolun birbirinden farklı olması düşünülemez.
Mezheplerin belirginleştiği dönemlerde Ehlibeyt İmamlarının takipçilerine Caferî denilmiştir. Çünkü İmam Cafer Sadık, yaşadığı zamanının şartları gereği Ehlibeyt Mektebinin hükümlerini açıklamada daha çok fırsat ve olanağa sahip olmuştur.
Müçtehit Kuran'ı, peygamberimizin ve imamlarımızın sünnetini diğer bazı ilimlerle birlikte en iyi şekilde öğrenip araştırmış ve bu uğurda onlarca yıl emek sarf etmiş, yüksek seviyede uzmanlaşmış büyük âlimlere denilir. Kısacası dinimizin hükümlerini en iyi şekilde anlayıp fetva verebilecek kabiliyete sahip olan âlime müçtehit denilir. Zamanımızda yaşamakta olan birçok müçtehidimiz vardır.
Normal bir Müslüman fert dinini nasıl yaşayacağını detaylarıyla kendi başına araştıramayacağı için mutlaka bir müçtehide uymak zorundadır. Yani müçtehit normal halkın dini hükümleri öğrenip ona göre davranması için aynı zamanda bir başvuru kaynağıdır.
Kişinin dini vazifelerini bir müçtehidin fetvalarına uygun olarak yerine getirmesine ise taklit diyoruz.
Velayet; Allah, Peygamber ve Ehlibeyt İmamlarının Müslümanlar üzerinde erk sahibi olmaları anlamına gelir. Bu erk ve yetki aynı zamanda sevgi bağı ile birliktedir. Kuran’da şöyle buyruluyor:
“Sizin veliniz, ancak Allah'tır, Peygamberidir ve inananlar, namaz kılanlar ve rükû ederken zekât verenlerdir.” (Maide Suresi 55. ayet)
Bu ayette geçen rükû halinde zekât verenlerden maksat Hz. İmam Ali’dir.
Vilayet hakiki anlamıyla sadece Allah’a aittir. Peygamber efendimiz ve onun vasilerinin velayeti ise Allah tarafından verilmiş olan mecazî velayettir. Yani onların velayeti de aslında Allah’ın velayetine dayanmaktadır.
Zamanımızda masum imam aramızda bulunmadığı için Hz. İmam Mehdi’nin genel anlamda temsilcisi olma salahiyetine sahip olan müçtehitler de velayet hakkına sahiptirler. Buna “vilayet-i fakih” yani müçtehidin velayet hakkı adı verilmektedir.
Maalesef Şia ve Alevi inancına isnat edilen ancak gerçekte Ehlibeyt alimlerinin ve müçtehitlerimizin açık görüşlerine ve eserlerine aykırı olan birçok iddia bulunmaktadır. Bu yalan isnatların en meşhurları şunlardır:
1. Kuran’ın tahrif edildiğine eksik veya fazla olduğuna inanma iddiası.
2. Peygamberimizin eşlerinin bazılarının (haşa) namusuna iftira iddiası.
3. Sünnilerin İslam dışı olduğuna inanma iddiası.
4. İmam Ali (a) ve diğer Ehlibeyt imamlarının ilah olduğuna inanma iddiası.
5. Takiye adıyla her türlü iki yüzlülüğü serbest görmeye inanma iddiası.
6. Bütün sahabeleri tekfir etme ve onlara küfretme iddiası.