Android
- Siteyi Google Chrome ile açın.
- Sağ üstteki üç nokta menüsüne dokunun.
- “Uygulamayı yükle” veya “Ana ekrana ekle” seçeneğini seçin.
- Yükle diyerek işlemi tamamlayın.
Hums (Arapça: الخُمس), yıllık kazancın beşte biri ve bazı durumlarda maden, hazine gibi fıkıhta belirtilmiş şeylerin verildiği fıkhi bir terimdir. Humus, füru-u dindendir ve 110 hadiste ve Enfal Suresi’nin 41. ayetinde kendisinden bahsedilmiştir.
Humus, İslam fıkhının en önemli ve İmamiye fıkhının has konularındandır. Humsun hesaplanması ve verilmesi, Şiaların yaşamları boyunca üzerinde ciddi bir şekilde durdukları şer’i bir tekliftir.
Humsun yarısı yoksul seyyidlere, diğer yarısı ise “İmam hissesi” unvanı ile İmam Mehdi’nin (a.f) gaybeti döneminde taklit mercileri tarafından teşhis edilen yerlerde kullanılır.
Humustan elde edilen gelir, ilim havzalarının temel finans kaynağıdır ve İslam toplumunda dinin terviç edilmesinde kullanılmaktadır.
Ana madde: Humus Ayeti
Humus Ayeti, Enfal Suresi’nin 41. ayetidir. Bu ayet, imanın göstergelerinden biri olup humus hükmünü teşrii etmektedir.
Şia müfessirlerinin birçoğu, Ehlibeyt (a.s) imamlarından (a.s) nakledilen rivayetler esasınca ayetteki “ganimet” kelimesinin geniş anlamlı olduğuna ve her türlü gelir, kazanç ve faydayı kapsadığına inanmaktadır.
Ayet-i kerime esasınca altı bölüme ayrılan humus, Şia fakihlerinin meşhur fetvalarına göre “imam hakkı” ve “seyyid hakkı” olmak üzere iki kısımda toplanır.
وَ اعْلَمُواْ أَنَّمَا غَنِمْتُم مِّن شیءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَ لِلرَّسُولِ وَ لِذِی الْقُرْبی وَ الْیتَامَی وَ الْمَسَاکینِ وَ ابْنِ السَّبِیلِ إِن کنتُمْ ءَامَنتُم بِاللَّهِ وَ مَا أَنزَلْنَا عَلی عَبْدِنَا یوْمَ الْفُرْقَانِ یوْمَ الْتَقَی الْجَمْعَانِ وَ اللَّهُ عَلی کلّ شیءٍ قَدِیر
Bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, yani iki ordunun Bedir’de karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız bunu böyle bilin. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
— Enfal Suresi, 41. ayet
Bu ayette çeşitli edebi vurgular kullanılmıştır. “İ’lemu” (bilin), “innema” (kesin, kuşkusuz), “min şeyin”, “feinne”, “lillah”, “in kuntum” ve “amentum” gibi ifadeler humusun önemini ortaya koymuştur.
Ayetin nüzul sebebi de humusun önemini daha iyi ortaya koymaktadır. Zira bu ayet, Bedir Savaşı mücahitlerine hitap ederek onların gerçek imanının humusu vermelerine bağlı olduğunu belirtmektedir. Humus ayeti hakkında ayrıca ilgili maddelere bakılabilir.
“Ğunm” kelimesi sözlükte insanın ulaştığı her fayda ve menfaate denir. Bu anlam:
kapsar.
Rağıb İsfahani, Müfredatu’l-Kur’an adlı eserinde ganimet kelimesinin, koyun anlamına gelen غنم “ğenem” kelimesinden türediğini ve daha sonra düşmanlardan veya düşman olmayanlardan insanın elde ettiği her şey için kullanılmaya başlandığını belirtmektedir.
Tabersi de “ğunm” kelimesinin yalnızca savaş ganimetleri anlamına gelmediğini, bilakis her kazanç ve menfaat anlamına geldiğini belirtmektedir. Nitekim Nisa Suresi’nin 94. ayetindeki “meğanim” (مغانم) kelimesi de bu anlamda kullanılmıştır.
Ganimetin anlamlarından birisinin savaş ganimeti olduğuna inananlar dahi kelimenin asıl anlamının daha geniş olduğunu ve insanın zorluk ve meşakkat olmadan elde ettiği her türlü getiri ve hayır için de kullanıldığını inkâr etmemektedirler.
Humus ayetinde humus sahipleri olarak altı grup zikredilmiştir:
“Zi’l-Kurba” sözlükte kişinin tüm yakınları ve akrabaları anlamına gelir. Ancak hadis kitaplarında yer alan birçok rivayete göre bu ayet-i kerimedeki “Zi’l-Kurba”dan maksat yalnızca Ehlibeyt ve “dır.[1]
“Sehm-i Allah”, “Sehm-i Peygamber” ve “Sehm-i Zi’l-Kurba”, yani Allah, Peygamber ve imamların hissesi, rivayet ve hadisler esasına göre İslam toplumunun imamına, yani Peygamber ve Masum İmamlara aittir. Bu hisse “sehm-i imam” olarak meşhurdur.
İmam Mehdi’nin (a.f) büyük gaybeti döneminde taklit mercileri, “İmam Mehdi’nin (a.f) genel naipleri” unvanıyla humusu almakta ve tarihte Ehlibeyt imamlarının (aayetlerde Humandığı yerlere uygun şekilde kullanmaktadırlar.
Vesailu’ş-Şia ve Müstedreku’l-Vesail kitaplarında humusun farz oluşu ve kullanıldığı yerler hakkında yaklaşık 110 hadis yer almıştır.
Hadislerde humusun etkileri ve faydaları hakkında şu ifadeler kullanılmıştır:
Fakih ve müfessirlerin büyük çoğunluğu, humusun İslam dininde teşrii oluş tarihinin hicretin ikinci yılında, Bedir Savaşı sırasında gerçekleştiğine inanmaktadır.
Bu savaşta elde edilen çok sayıdaki ganimet, savaşa katılanlar ve ganimeti toplayanlar arasında tartışma ve fikir ayrılığı yaşanmasına neden olmuştur. İslam’dan önceki Arap geleneklerinde genellikle savaş komutanı, elde edilen ganimetlerin dörtte birini alırdı.[12]
Enfal ayetinin nazil olmasıyla tüm enfal Hz. Resulullah’ın (s.a.a) tasarrufuna bırakıldı. Daha sonra humus ayeti, ganimet mülkünün beşte birinin ayrılmasını emretti ve geri kalanını ganimeti alanlara verdi.
Taberi, Hz. Peygamber (s.a.a) tarafından alınan ilk humusun Kaynuka Oğulları Gazvesi’nde olduğunu belirtmiştir.
Hz. Peygamber-i Ekrem’den (s.a.a) humus hakkında çok sayıda hadis ve mektup nakledilmiştir. Ehlibeyt imamlarından (a.s) da humus hakkında çok sayıda hadis nakledilmiştir. Bu hadisler, humusun fıkhi hükümlerinin belgelerini oluşturmaktadır.
Şia imamlarının (a.s) bazı öğrencileri ve ayrıca küçük gaybet döneminde Hüseyin b. Said Ahvazi, Ali b. Mehziyar Ahvazi, Muhammed b. Erume Kummi ve Muhammed b. Hasan Saffar gibi bazı fakihler humus hakkında risale ve kitaplar yazmışlardır.
Bu dönemden sonra da Şia fakihleri tarafından humus hakkında kitap ve risaleler kaleme alınmıştır.[13]
Masum Ehlibeyt imamlarının (a.s) hadisleri esasına göre humusun farz olduğu başlıca yerler şunlardır:
gibi dalış ve dalgıçlık yoluyla denizden çıkarılan her türlü değerli şey
aldığı arsa ve toprak
Humsun geciktirilmesi caiz değildir. Hiç kimsenin humusu yerlere borç ve kendisini humus ehline, yani humusun verilmesi gereken kişi ve yerlere borçlu saydırmaya hakkı yoktur.
Eş ve çocukların humsu kendi uhdesindedir.
Humsu taklit mercilerine vermek veya onların izniylemak caiz. Müçtehidin izni olmadan humusta tasarrufta bulunmak caiz değildir.
Humus ibadettir ve Allah’a kurbet ve yakınlaşma niyetiyle verilmelidir.
Ergenlik çağına ulaşmış her mükellefin, kendi humusunun yıllık muhasebesini yapacağı bir gün belirlemesi farzdır.
Bazı müçtehitler humus yılının başlangıcını kişinin ilk malı elde ettiği gün olarak kabul etmişlerdir. Bu mal:
olabilir.
Bazı müçtehitler ise humus yılının başlangıcı olarak ilk aylığı, bazıları da ilk iş gününü esas almıştır.[14]
Humus yılının üzerinden bir yıl geçtikten sonra o gün, yeni humus yılının başlangıcı olur. Humsun hesaplanması, müçtehitlerin çoğuna göre kısaca şöyledir:
Şu ana kadar kendisine humus yılı belirlememiş olan kişi için en iyi yol, müçtehide veya onun temsilcisine başvurmaktır.
Humus hükümleriyle ilgili dikkat edilmesi gereken bazı noktalar şunlardır:
Bazı durumlarda kişinin humusunun tamamını veya bir kısmını vermesi mümkün olmayabilir. Öte yandan humusu verilmemiş malların kullanılması yasaktır.
Böyle bir durumda taklit mercileri veya temsilcileri, kişinin bulunduğu durumu göz önünde bulundurur. Kişiyi bu durumdan kurtarmak ve malını helal bir şekilde kullanmasının önünü açmak için aldıkları humsun bir bölümünü veya tamamını borç kastıyla yeniden ona verebilirler. Böylece kişi, daha sonra parası olduğunda bu borcu geri verebilir.
Farsçada bu uygulamaya دست گردان “Dest Gerdan”, yani “el değiştirme yöntemi” denilmektedir.
Humus hakkında tartışılan konulardan birisi, artış kaydeden kazancın humusunun verilip verilmeyeceğidir.
Tarih ve hadis kaynaklarında, İmam Muhammed Bakır (a.s) ve İmam Cafer-i Sadık (a.s) dönemine kadar zekât hakkındaki konuların çokluğu humusta görülmemiştir.
Bu itiraza fakihler tarafından detaylı ve yaygın cevaplar verilmiş ve artan kazancın humusunun olduğu belirtilmiştir.
Fakihlerin verdiği cevap genel olarak şöyledir:
Humus delillerinden ve bilhassa hadislerin kullandığı tabirlerden anlaşıldığı kadarıyla humusun farz oluşunun genel, yasal ve sabit bir hükmü vardır ve belirli bir zamana özgü değildir.[17]
Artış kaydeden kazancın humusunun olduğunu savunanlar, Ben-i Haşim’in gelir fazlası kazancın humusundan mahrum bırak bırakılması ve zekâtın Ben-i Haşim dışındakilere mahsus olmasıunda onların başka bir geçim kaynağının kalmayacağını belirtmektedirler.[18]
Humus konularından birisi de Masum İmam’ın gaybeti dönemindeki hükmüdür.
Günümüz fakihlerinin meşhur görüşüne göre imamın hissesi, gaybet döneminde müçtehitler tarafından harcanmaktadır. Bu harcama, müçtehitlerin imamın zahir olması durumunda o hissenin kullanılacağı yerlere ilişkin ilim veya muteber zanlarına göre yapılmaktadır.
Humus gelirleri şu alanlarda kullanılabilir:
Geçmişte humus hakkında meşhur olmayan bazı görüşler de bulunmaktaydı. Bunlar arasında:
yer almaktadır.
İmamın hissesi hakkında fakihlerin meşhur görüşü, bu hissenin verilmesi gerektiği yönündedir. Ancak az sayıda fakih, humusun Şialar için mubah olduğuna ve onlardan sakıt olduğuna kaildir. Bu görüş, terim olarak humsun tahlili şeklinde adlandırılmaktadır.[23]
Bazıları, humusun İslam hükümetine vergi verenler için anlamsız ve bir çeşit ilave teklif olduğunu ileri sürmektedir.
Bu görüşe göre humus, İslam hükümetinin geçmiş dönemlerde ihtiyaç ve gelirlerini temin etmek için uyguladığı bir çeşit vergi olarak kabul edilmekteydi. Günümüzde hükümetler tarafından çeşitli adlarla zorunlu olarak alınan vergiler bulunduğu için humusun anlamsız ve yersiz hâle geldiği savunulmaktadır.
Bu itiraza şu şekilde cevap verilmiştir:
Humus ve devlet vergileri genel olarak kapsam, kullanım alanı ve hedef açısından birbirinden farklıdır.
Devlet vergileri:
Dini vergiler, özellikle humus ise:
Bu nedenle humus ile devlet vergilerinin hedefleri ve hükümleri birbirinden farklıdır.
Humus konusu, Ehl-i Sünnet fıkhında genel olarak savaşlarda elde edilen savaş ganimetlerinin paylaştırılması bağlamında ele alınmaktadır.
Ehl-i Sünnet fakihleri de Şii fakihler gibi Humus Ayeti’ne ve mütevatir hadislere dayanarak humusun verilmesini farz kabul etmektedirler.
Aralarındaki anlaşmazlık daha çok humusun farz olduğu alanlar ve kullanım yerleriyle ilgilidir.
Ehl-i Sünnet mezhebinde humusun farz oluşu konusundaki en önemli alan savaş ganimetidir. Bununla birlikte hazineyi de kendi şartlarına bağlı olarak humusu verilmesi gereken mallardan saymışlardır.
Fey’de humusun farz oluşu, maden çeşitleri ve zımmî kâfirin Müslümanlardan arsa satın alması gibi konular ise Ehl-i Sünnet fakihleri arasında görüş ayrılığı bulunan meselelerdendir.[24]