Android
- Siteyi Google Chrome ile açın.
- Sağ üstteki üç nokta menüsüne dokunun.
- “Uygulamayı yükle” veya “Ana ekrana ekle” seçeneğini seçin.
- Yükle diyerek işlemi tamamlayın.
Şeyh Müfit diye meşhur olan Muhammed bin Muhammed bin Numan (Arapça: الشيخ المفيد), Hicri 4. ve 5. yüzyılda yaşamış (h.k 336 veya 338 – 413) Şia’nın ünlü mütekellim, fakih ve tarihçilerindendir. Şeyh Müfit, Şii kültürünün ve İmamiyye fıkhının ihya edicisi ve mürevviçlerinden sayılmıştır.
Şeyh Müfit, fıkıh usulünü düzenleyerek fıkıh ilminde yeni bir yöntem oluşturmuştur. Bu içtihat yöntemi, Şeyh Saduk’un hadis yöntemi ile İbn Cüneyd’in kıyas yönteminin orta yoludur. Şeyh, İbn Ebi Akil Ummani’nin yönteminden yararlanarak “et-Tezkire bi Usuli’l-Fıkıh” kitabını kaleme almış ve hükümlerin istinbat ve istihracı için asıllar düzenlemiştir. Öğrencileri Seyyid Murtaza ve Şeyh Tusi de onun yöntemini takip etmişlerdir.
Şeyh Müfit, “el-İ’lam fima İttefakati’l-İmamiyye aleyhi mine’l-Ahkam” kitabından dolayı Fıkh-ı Mukarin’in (karşılaştırmalı fıkıh) kurucusu olarak bilinmiştir.
Muhammed bin Muhammed bin Numan bin Abdusselam bin Cabir bin Numan,[1] hicri kameri 11 Zilkade 336[2] veya 338 yılında,[3] Bağdat yakınlarındaki Ukberi’de; İbn Basri pazarı adıyla bilinen yerde dünyaya gelmiştir.[4]
Babasının öğretmen olmasından dolayı Şeyh Müfit, “İbnu’l-Muallim” (öğretmenin oğlu) olarak tanınmaktaydı. Ukberi ve Bağdadi de onun diğer lakaplarındandır.[5]
Şeyh Müfit, Mutezili âlimlerinden Ali İbn İsa Rummani ile münazara yapmış ve o münazarada yaptığı açıklamalarla karşı tarafın delillerini çürütmüştür. Rummani de ona “Müfit” lakabını vermiştir.[6]
Tarih kaynaklarında Şeyh Müfit’in Ebu’l-Kasım Ali adında bir oğlu ve Ebu Ya’li Caferi’nin eşi olan bir kızı olmak üzere iki evladının olduğu zikredilmiştir.[7]
Şeyh Müfit, çocuk yaşta babası ile birlikte Bağdat’a gelmiş ve ilmî eğitimine Cuel lakaplı Hüseyin bin Ali Basri’nin yanında başlamıştır. Hüseyin bin Ali Basri, kendi asrındaki Mutezili büyüklerinden ve kelam ile fıkıh ilminin ileri gelenlerinden biriydi.
Şeyh Müfit ayrıca meşhur mütekellimlerden Ebu’l-Ceyş Muzaffer bin Muhammed Horasani Belhi’nin öğrencisi Ebu Yasir’den de ders almıştır. Şeyh Müfit, Ebu Yasir’in tavsiyesi üzerine Mutezili mezhebinin meşhur âlimlerinden Ali İbn İsa Rummani’nin derslerine katılmıştır.[8]
Şeyh Müfit’in rivayetlerinden, kendisinin beş yaşındayken rivayet nakletme iznini elde ettiği anlaşılmaktadır.[9]
Şeyh Müfit, kırk yaşlarında Şiaların fıkıh, kelam ve hadis önderliğini üstlenmiş ve Şii inançlarını savunmak için diğer mezheplerin âlimleri ile münazaralar yapmıştır.[10]
Hayatı, kargaşa ve çalkantılarla dolu bir döneme denk gelen Şeyh Müfit, hicri kameri 392 veya 393, 398 ve 409 yıllarında Bağdat’tan üç kez sürgün edilmiştir.[11]
Bunlara rağmen halifelerin yanında büyük bir konum ve makama sahipti. Özellikle Hatib Bağdadi gibi Ehlisünnet tercüme yazarlarının ona karşı kullandığı olumsuz sözler, Şeyh Müfit’in kendi döneminin toplumundaki etkisinin derecesini yansıtmaktadır.
Yaptığı açıklamalardan birçok kişinin Şia olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum, mezhepçi mutaassıpların öfke ve nefretini harekete geçirmiştir.[12]
Şeyh Müfit’in zayıf, orta boylu ve buğday tenli,[13] çok sadakatli, mütevazı ve alçak gönüllü biri olduğu nakledilmiştir.
Çok namaz kıldığı, oruç tuttuğu ve kalın giysiler giydiği için kendisine “Sofilerin şeyhlerinin şeyhi” lakabı verildiği belirtilmiştir.[14]
Ebu Ya’li Caferi, Şeyh Müfit’in damadı olarak onun hakkında şöyle söylemektedir:
“Şeyh Müfit geceleri çok az uyurdu ve zamanının çoğunu namaz, mütalaa, ders verme veya Kur’an okumakla geçirirdi.”[15]
Şeyh Müfit’in yaşadığı dönemde, mezhepsel anlaşmazlıklardan kaynaklanan olaylar nedeniyle Bağdat’ın Şii yerleşim bölgeleri olan Kerh ve Babu’t-Tak, defalarca kundaklamaya ve korkunç yangınlara maruz kalmıştır.
Hicri 361 veya 362 yılı, İzzu’d-Devle’nin hükümeti zamanında, Sebük Tegin’in taassubu sonucunda Bağdat’taki fitne ve isyan daha da büyümüştür. Bu sırada İzzu’d-Devle’nin veziri Ebu’l-Fazl Şirazi, Kerh’in ateşe verilmesini emretmiştir.
Bağdat’ın en önemli bölümü olan Kerh, şehrin Şii yerleşim yeri ve Abbasi hükümetinin en büyük ticaret merkezlerinden biriydi. Bu olayda çok sayıda kadın ve erkek Şii yanmıştır.
Hicri 363 yılında, mezhebi anlaşmazlıklar sonucunda Kerh bir kez daha ateşe verilmiştir.
Şeyh Müfit’in ömrünün son yıllarında, 408 yılında, Abbasi halifesi Kadir Billah, Mahmud Gaznevi’nin desteğiyle Ehlisünnet’in tabiriyle Rafiziler (Şiiler) başta olmak üzere kendisine karşı olan birçok mezhep mensubunu öldürmeye, sürgün etmeye ve hapsetmeye başlamıştır.
Şeyh Müfit, bu çalkantılı dönemde İmamiyye Şiilerinin liderliğini üstlenmişti.[16]
Tarihçiler, Şeyh Müfit’in muhaliflerin, yani Sünni ve Mutezile âlimlerinin şüphe ve eleştirilerine cevap verebilmek için onların bütün kitaplarını ezberlediğini nakletmişlerdir.[17]
Şeyh Tusi, “el-Fihrist” kitabında Şeyh Müfit’i zeki, keskin zekâlı, hazırcevap ve kelam ile fıkıh ilminin öncüsü olarak tanıtmıştır.[18]
İbn Nedim de “İbnu’l-Muallim” ibaresinin açıklamasında Şeyh Müfit’i, kelam ilminde diğerlerinin öncüsü ve Şii mütekellimlerinin başı olarak nitelendirdikten sonra onun eşsiz biri olduğunu söylemiştir.[19]
Şeyh Müfit, İslami ilimleri ihya edenlerin büyüğü olup Şii kültürünün mürevvici ve İmamiyye fıkhını yayanlardandır.[20]
Subhani ve Gürci’nin naklettiğine göre Şeyh Müfit’ten önce iki fıkhi metot yaygındı.
Birinci metot, Şia âlimlerinin masumlardan (a.s) nakledilen fıkhi hadisleri bazen sened silsileleri ile ve bazen de sened silsileleri olmaksızın, hadis metinlerini olduğu gibi ve hiçbir tasarruf ve değişiklik yapmadan kendi fıkhi fetvaları unvanıyla naklettikleri metottu.
Daha sonraları bu metot biraz gelişmiş ve fakihler, hadislerin dairesinden çıkmadan kendilerine içtihat yapma ve hadislerin içerik ve delaletlerine mutabık fetva verme iznini vermişlerdir.
İbn Babıveyh Kummi’nin “eş-Şerai” kitabı ile Şeyh Saduk’un “el-Muknie” ve “el-Hidaye” kitapları bu metotla düzenlenmiştir.[21]
O dönemdeki diğer metot ise kıyasa dayalıydı. Bu metotta fakihler bazen adımlarını dinî naslardan ileri atmaktaydılar.
Bu metodun en önemli uygulayıcısı, Şeyh Müfit’in üstatlarından İbn Cüneyd İskafi’dir. İbn Ebi Akil Ummani, Seyyid Murtaza ve Şeyh Mebsut da bu içtihat metoduna göre amel etmişlerdir.[22]
Şeyh Müfit, üstadı İbn Ebi Akil Ummani’nin fıkhi metodundan esinlenerek düzenli bir usul ve kurallara dayalı yeni bir fıkhi ekol meydana getirmiştir.
Bu içtihat yöntemi, Şeyh Saduk’un hadis metodu ile İbn Cüneyd’in kıyasi metodunun orta yoludur.
Şeyh Müfit, hükümlerin istinbatı[23] ve istihracı için “et-Tezkire fi Usuli’l-Fıkıh” kitabını kaleme almıştır. Şeyh Müfit’in öğrencilerinden Seyyid Murtaza, “ez-Zerie” kitabında ve Şeyh Tusi de “İddetu’l-Usul” kitabında bu yolu devam ettirmiştir.[24]
Şeyh Müfit, kendi içtihat metodunda akla özel bir önem vermekteydi. Kitap ve sünnetin anlam ve kavramlarını anlamanın yollarından birinin de akıl olduğuna inanmaktaydı. Hatta aklın hükümlerine aykırı olan rivayetlerin geçersiz olduğuna inanmaktaydı.
Şeyh Müfit, hadis ekolüne karşı durduğu güç ve kararlılıkla, hükümlerin istinbatında kıyası ölçü ve karar kılanlar karşısında da durmuş ve mücadele etmiştir.
Üstadı İbn Cüneyd’i de bu metodu izlediğinden ötürü son derece saygılı bir şekilde eleştirmiş ve getirdiği güçlü delillerle üstadının görüşlerini reddetmiştir.
Şeyh Müfit, İbn Cüneyd’in kitaplarına karşı “Nakd-u Risaletu’l-Cuneydi ila Ehli Mısır” ve “en-Nakdu ala İbnu’l-Cuneyd fi İçtihadi’r-Rey” gibi reddiye kitapları düzenlemiştir.
Şeyh Müfit bu konu hakkında şöyle yazmaktadır:
“… Ebu Ali b. Cüneyd’in kitaplarına gelince; o, onları bazı ahkamlarla karıştırmış ve onlarda zanna göre amel etmiştir. Muhaliflerimizin, yani kıyasa dayalı Sünni mezheplerin uygun olmayan metodundan, kıyastan yararlanmıştır ve bu yolla imamlardan (a.s) nakledilen meseleleri kendi kişisel görüşleriyle karıştırmış ve bu ikisini birbirinden ayırmamıştır. Her ne kadar bu ikisini birbirinden ayırmış olsaydı bile onun eserlerinde hüccet bulunmazdı; zira o hadis nakillerinde sadece mütevatir rivayetlerle yetinmeyip, haber-i vahitten de yararlanmıştır.”
Dolayısıyla Şeyh Müfit, hadis ekolü tabanlı fıkhı ve şahsi görüş ile kıyasa dayalı fıkhı bir kenara bırakarak fıkıhta üçüncü bir yol açmıştır.
Şeyh Müfit, bu içtihat yöntemiyle birbiriyle zıt ve çelişen bilgilerin ortasını bularak toplamış ve sıhhat karinesi olmayan, tek bir yerde geçen bilgilerden sakınmıştır.
Usul-i fıkhı tedvin ederek de pratikte yeni bir fıkhın temellerini atmıştır.[25]
Şeyh Müfit, İslam hükümetinin merkezi olan Bağdat’ta, farklı mezhep âlimlerinin yaşadığı ve ilmî-bilimsel tartışma ve münazara toplantılarının yaygın olduğu bir asırda yaşamaktaydı.
Bu münazaralar çoğu zaman halifelerin yanında yapılmaktaydı. Şeyh Müfit de Şii inançlarının esaslarını savunmak için bu toplantılara katılmakta ve Şia mektebine karşı yapılan soru ve eleştirileri cevaplamaktaydı.[26]
Şeyh Müfit’in evinde de farklı mezheplerin âlimlerinin katıldığı münazara toplantıları düzenlenirdi. Şeyh Müfit, onların hepsiyle ilmî olarak münazaralarda bulunurdu.[27]
Şeyh Müfit’in zekâsı, zengin bilgisi, hızlı aktarımı, çevikliği, muhalifleri karşısındaki güzel dili,[28] sabrı, hilmi ve hazırcevap olması; Mutezile, Mucbire, Zeydiyye, İsmailiyye ve diğer fırkaların âlimleri ile münazarada bulunmasına imkân sağlamıştır.[29]
Şeyh Müfit bu alanda “el-İ’lam bima İttafaket aleyhi’l-İmamiyye mine’l-Ahkam” kitabını telif etmiştir.
Böylece Fıkh-ı Mukarin, yani karşılaştırmalı fıkıh ilminin temelleri bu âlimin eliyle tesis edilmiş; Seyyid Murtaza’nın “el-İntisar”, Şeyh Tusi’nin “el-Hılaf” ve Allame Hilli’nin “Tezkiretu’l-Fukaha” adlı eserleriyle bu ilim dalının binası tamamlanmış ve yaygınlaşmıştır.
Şeyh Müfit, “el-İ’lam” kitabının önsözünde şöyle yazmaktadır:
“Şimdi ben ‘Evailu’l-Makalat fi’l-Mezahib ve el-Muhtarat’ kitabının başına eklenmesi için İmamiyye’nin, yani Şii/Caferi mezhebinin ittifak ettiği, Ehlisünnet’in hilafında birleştiği konular ile İmamiyye ile farklı olan bazı fırkaların görüşlerini bir araya topladım ve bu işi benden önce kimse yapmamıştır.”[30]
Şeyh Müfit’in asrı, ilmin gelişme asrıydı. Bundan dolayı Şeyh, iki fırkanın, yani Şia ve Sünni mezheplerinin en büyük muhaddis, mütekellim ve fakihlerinin ilim meclislerinden yararlanma imkânı bulmuştur.
“A’yanu’ş-Şia” kitabının yazarı, kitabında elli altı büyük âlimin ismini zikretmiştir. Onların en tanınmışlarından bazıları şöyledir:[31]
Şeyh Müfit, Şia’nın büyük âlimlerinden biridir. Bu seçkin âlimin ders halkalarına çok sayıda değerli ve mümtaz öğrenci katılmaktaydı.
Öğrencilerden bazılarının isimleri şöyledir:[32]
Necaşi’nin fihristine göre Şeyh Müfit’in eserlerinin mecmuası 175 kitap ve risaledir.[33]
Onun eserleri birkaç ilim dalında sınıflandırılabilir. Şeyh’in fıkıh ilmindeki en meşhur eseri “el-Muknie”, kelam ilmindeki en meşhur eseri “Evailu’l-Makalat”, tarih alanındaki en meşhur eseri ise “el-İrşad”dır.
Şeyh Müfit’in eserlerinin mecmuası, “Musannifatı Şeyh Müfit” adı altında 14 ciltte yayımlanmıştır. Bu eserler hicri şemsi 1371 yılında düzenlenen uluslararası Şeyh Müfit kongresinde yayımlanmıştır.
“el-İrşad fi Marifeti Hucecillahi ale’l-İbad”: Masum imamların (a.s) hayatı hakkında yazılmış ilk kitaptır. Şeyh Müfit’ten sonraki âlimler, imamların (a.s) hayatı konusunda daha çok bu kitaba güvenmişlerdir.
Bu kitap Farsça, Türkçe, Urduca ve İngilizce dillerine çevrilmiştir.[34]
“El-Muknie”: Şia’nın en eski fıkıh metinlerinden sayılan bu kitap, fıkhın babları hakkındadır. Şeyh Tusi bu kitabı “Tehzibu’l-Ahkam”, yani Kutub-u Erbaa’dan biri olan eserinde anlatmıştır.[35]
“El-Cemel ve’n-Nusra li Seyyidi’l-İtre fi Harbi’l-Basra”: Cemel Savaşı hakkında olan bu eser Farsça ve Fransızca dillerine çevrilmiştir.[36]
“El-Emali” veya “El-Mecalis”: 42 meclisten oluşan bu eser, Üstat Veli tarafından Farsçaya çevrilmiştir.[37]
“El-Uyun ve’l-Mehasin”: Bu eserde Şeyh Müfit’in muhalifleriyle, yani Sünniler ve Mutezile ile yaptığı münazaralar zikredilmiştir.
Seyyid Murtaza, bu kitaptan bazı bölümleri “el-Fusulu’l-Muhtarre mine’l-Uyuni ve’l-Mehasin” adlı kitabında bir araya getirmiştir.
Necef’te yayımlanan “El-Fusulu’l-Muhtarre mine’l-Uyuni ve’l-Mehasin” kitabını Aga Cemaluddin Hansari Farsçaya çevirmiştir.[38]
“Evailu’l-Makalat fi’l-Mezahib ve’l-Muhtarat”: Bu kitapta İmamiyye Şiası’nın kelami görüşleri kaleme alınmıştır.[39]
“El-İtikad bi Sevabi’l-İntikad”: Bu kitap, Şeyh Saduk’un akaid kitabına eleştirel bir anlatımdır.[40]
“El-İfsah fi’l-İmamet”: Bu eser, İmam Ali’nin (a.s) imametinin ispatı hakkındadır.[41]
“El-Mesailu’l-Kafiye fi İptali Tevbetu’l-Hatiyyet”: Bu kitapta Aişe, Talha ve Zübeyr’in tövbe konusu işlenmiştir.
“Kitabu’l-Mezar”: Bu kitap iki bölümden oluşmaktadır:
Şeyh Müfit, hicretin 413. yılında, Ramazan ayının iki veya üçünde, cuma günü vefat etmiştir.
Seyyid Murtaza’nın imamlığında kılınan Uşnan Meydanı’ndaki cenaze namazına 80 bin kişinin katıldığı rivayet edilmiştir.[43]
Şeyh Tusi, cenaze namazına katılmak ve ölümüne ağlamak için toplanan farklı mezheplerden halkın izdihamını eşsiz olarak nitelemiştir.[44]
Birkaç yıllığına kendi evine defnedilen Şeyh Müfit’in kabri, daha sonra Kureyş kabristanlığına, İmam Cevad’ın (a.s) kabri yakınlarına götürülmüştür.[45]