Android
- Siteyi Google Chrome ile açın.
- Sağ üstteki üç nokta menüsüne dokunun.
- “Uygulamayı yükle” veya “Ana ekrana ekle” seçeneğini seçin.
- Yükle diyerek işlemi tamamlayın.
Şehid-i Sânî olarak tanınan Zeynuddin bin Nuruddin Ali bin Ahmed Amuli Cübai, Hicri Kameri 911 yılında (1506) dünyaya gelmiş ve 965 veya 966 yılında (1558-1559) şehit edilmiştir. Hicri Kameri onuncu yüzyılda yaşayan önemli Şii fakihlerinden olan Şehid-i Sânî, Allame Hilli’nin torunlarındandır.
Şehid-i Sânî, hem Şii hem de Ehlisünnet alimlerinin yanında eğitim görmüş ve her iki mektebin alimlerinden icazet almıştır. Beş fıkıh mezhebinin derslerini okutmuş ve her mezhebin kendi esasları doğrultusunda fetvalar vermiştir.
Onun en önemli eseri, Şehid-i Evvel’in el-Lum’etu’d-Dimeşkiyye adlı eserine yazdığı er-Ravzetu’l-Behiyye fi Şerhi’l-Lum’eti’d-Dimeşkiyye adlı şerhtir. Bu değerli eser, Şii ilim havzalarında uzun yıllar boyunca ders kitabı olarak okutulmuştur.
Şehid-i Sânî, Hicri Kameri 13 Şevval 911 tarihinde (1506), Lübnan’ın Cebel-i Amul bölgesinde bulunan Cübâ köyünde dünyaya gelmiştir.[1] Bazı kaynaklarda “İbn Hace Nehariri” ve “Şehid-i Sânî” olarak tanınmaktadır.[2]
Şehid-i Sânî’nin ailesinin birçok ferdi alim olduğu için ailesi “Silsiletü’z-Zeheb” adıyla meşhur olmuştur.
Ailesinin önde gelen fertleri şunlardır:
Şehid-i Sânî iki kez evlenmiştir. İlk eşi, hocası Şeyh Ali bin Abdulali’nin kızıydı.[5]
Şehid-i Sânî, kendi kaleme aldığı hayat hikâyesinde eğitim hayatına ne zaman başladığını bilmediğini ifade etmiştir. Bununla birlikte, dokuz yaşında, yani Hicri 920 yılında Kur’an-ı Kerim’i hatmettiğini yazmıştır.
Arap edebiyatı ve fıkıh derslerini babasından alan Şehid-i Sânî, Muhtasaru’ş-Şerai ve el-Lum’etu’d-Dimeşkiyye gibi kitapları da babasının yanında okumuştur.
Şehid-i Sânî, babasının Hicri 925 yılının Recep ayında vefat etmesinden sonra Meys kasabasına gitti. Hicri 933 yılına kadar eğitimine, halasının eşi olan Şeyh Ali bin Abdulali Meysi’nin yanında devam etti.
Şehid-i Sânî, Şeyh Abdulali’nin yanında şu kitapları okudu:
Meys’ten sonra Kereki Nuh’a giden Şehid-i Sânî, burada Seyyid Cafer Kereki’nin yanında eğitim gördü. Bu dönemde şu eserleri ve ilimleri okudu:
Şehid-i Sânî, Kereki Nuh’ta yaklaşık 17 ay kaldıktan sonra Hicri 934 yılında Cübâ köyüne gitti ve Hicri 937 yılına kadar eğitimine burada devam etti.[8]
Şehid-i Sânî, Cübâ’dan Dımaşk’a geçti. Burada tıp, astronomi ve İşrak felsefesi, özellikle de Sühreverdî’nin eserleri üzerine eğitim aldı. Bu dersleri Şemsuddin Muhammed bin Mekki’den okudu.
Ayrıca kıraat ilmiyle ilgili olarak İbn Kesir, Ebu Ömer ve Asım’ın kıraatlerini Ahmed bin Cabir eş-Şatıbiyye’den öğrendi.[9]
Şehid-i Sânî, Hicri 938 yılında yeniden Cübâ’ya döndü. Aynı yıl hocaları Şemsuddin ve Şeyh Ali vefat etti. Hicri 941 yılına kadar Cübâ’da kalan Şehid-i Sânî, 942 yılının başlarında tekrar Dımaşk’a döndü.
Bu yolculuğu sırasında Şeyh Şemsuddin bin Tulun Dımaşki Hanefi’nin yanında Sahih-i Müslim ve Sahih-i Buhari’nin bazı bölümlerini okudu. Ayrıca bu iki kitaptan ve Şeyh Şemsuddin’in rivayet nakletme icazetine sahip olduğu bütün eserlerden rivayet icazeti aldı.[10]
Şehid-i Sânî, Hicri 942 yılında Dımaşk’tan Mısır’a geçti. Başta Şahabuddin Ahmed Remli ve Molla Hüseyin Cürcani olmak üzere toplam 16 hocanın yanında çeşitli ilimleri tahsil etti.
Mısır’da okuduğu ilimler arasında şunlar bulunuyordu:
Mısır’da 18 ay kaldıktan sonra Hicri 943 yılının 17 Şevval tarihinde Hicaz’a gitti. Hac ibadetini yerine getirdikten sonra Hicri 944 yılının 14 Safer tarihinde yeniden Cübâ’ya döndü.[11]
Şehid-i Sânî, yaklaşık 33 yaşındayken, Hicri 944 yılında içtihat mertebesine ulaştı. Onun müçtehit oluşu Hicri 948 yılında herkes tarafından bilinir hale geldi.[12]
Şehid-i Sânî, Hicri 946 yılının 17 Rebiyülevvel tarihinde imamların kabirlerini ziyaret etmek amacıyla Irak’a gitti. Aynı yılın Şaban ayının 15’inde yeniden vatanına döndü.[13]
Hicri 948 yılında Beytü’l-Mukaddes’e gitti. Burada Şeyh Şemsuddin bin Ebi’l-Lütf Mukaddesi’nin yanında Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’in bazı bölümlerini okudu. Ondan genel rivayet icazeti aldı.
Daha sonra yeniden Cübâ’ya dönen Şehid-i Sânî, Hicri 951 yılının sonuna kadar ilmî çalışmalarına burada devam etti.[14]
Şehid-i Sânî, daha sonra Konstantiniyye’ye, yani İstanbul’a gitmeye karar verdi. Hicri 951 yılının 12 Zilhicce tarihinde Cübâ’dan ayrıldı ve bir süre Dımaşk’ta kaldı.
Hicri 952 yılının 16 Muharrem tarihinde Halep’e ulaştı ve aynı yılın Safer ayının 7’sine kadar burada kaldı. 12 Safer tarihinde Tokat’a, ardından Amasya’ya geçti. Daha sonra Konstantiniyye’ye ulaştı ve Hicri 952 yılının 17 Rebiyülevvel tarihinde İstanbul’a vardı. İstanbul’da üç buçuk ay kaldı.[15]
Şehid-i Sânî, bu yolculuğu sırasında on ilim dalıyla ilgili eserlerinden birini Kadı Asker Muhammed bin Muhammed bin Gazizade Rumi’ye gönderdi. Aralarında gerçekleşen görüşme ve ilmî müzakerelerin ardından kadı, Şehid-i Sânî’ye istediği medresede ders vermeye başlayabileceğini teklif etti.
Şehid-i Sânî, Baalbek’te bulunan Medrese-i Nuriyye’yi seçti. Bunun üzerine söz konusu kadı tarafından Medrese-i Nuriyye’nin yöneticiliğine getirildi.[16]
Şehid-i Sânî, Hicri 952 yılında yeniden Irak’a geçti. 14 Şevval tarihinde Samarra’ya, 8 Şevval tarihinde ise Kazımeyn’e gitti. Şevval ayının ortalarında Kerbela’ya, ardından Kufe ve Necef’e ulaştı.[17]
İmamların türbelerini ziyaret ettikten sonra Hicri 953 yılında Lübnan’a dönen Şehid-i Sânî, Baalbek’e yerleşti. Burada bir süre beş fıkıh mezhebinin derslerini okuttu:
Şehid-i Sânî, Baalbek’te bulunduğu dönemde büyük bir ilmî makama ve merceiyyet konumuna ulaştı. Her mezhebin kendi esaslarına göre fetvalar verdi.[18]
Daha sonra yeniden Cübâ’ya geçen Şehid-i Sânî, eğitim vermek ve eser yazmakla meşgul oldu.[19]
Şehid-i Sânî, hem Şii hem de Ehlisünnet alimlerinden ders almıştır.
Şehid-i Sânî’nin Şii hocalarından bazıları şunlardır:
Şehid-i Sânî’nin Ehlisünnet hocalarından bazıları ise şöyledir:
Seyyid Muhsin Emin, Cürcani, Esterabadi ve Ceylani’nin muhtemelen Şii olduklarını belirtmektedir.
Şehid-i Sânî’nin öğrencilerinden bazıları şunlardır:
Seyyid Muhsin Emin, Şehid-i Sânî’nin 79 eserini zikretmiştir.[22] Şehid-i Sânî’nin eserleri fıkıh, hadis, usul, ahlak, dua, eğitim ve öğretim gibi çeşitli alanları kapsamaktadır.
Başlıca eserleri şunlardır:
Şehid-i Sânî’nin el-Bidaye fi İlmi’d-Diraye adlı eseri ve buna yazdığı şerh, dirayetü’l-hadis alanında önemli bir yere sahiptir. Şehid-i Sânî, dirayetü’l-hadis konusunda önemli bir eser kaleme alan ilk Şii alim olarak nitelendirilmiştir.[23]
Şehid-i Sânî’nin en meşhur eseri er-Ravzetu’l-Behiyye fi Şerhi’l-Lum’eti’d-Dimeşkiyye adlı eserdir. Bu kitap, Şehid-i Evvel’in fıkıh alanındaki meşhur eseri el-Lum’etu’d-Dimeşkiyye üzerine yazılmış kapsamlı bir şerhtir.
Eser, Şii ilim havzalarında temel ders kitaplarından biri olarak okutulmuş ve yüzyıllar boyunca fıkıh öğrencilerinin başvurduğu kaynaklardan biri olmuştur.
Şehid-i Sânî’nin şehit edilme sebebi hakkında iki farklı rivayet nakledilmiştir.
Birinci rivayete göre Cübâ halkından iki kişi, aralarındaki anlaşmazlığı çözmek için Şehid-i Sânî’ye başvurmuştur. Şehid-i Sânî, şer’i usullere göre aralarında hüküm vermiştir. Aleyhine hüküm verilen kişi bu karara itiraz ederek Seyda şehir kadısına sığınmıştır.
Seyda kadısı da Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman’dan Şehid-i Sânî’nin bidat işlediği ve Ehlisünnet’in dört mezhebinden ayrıldığı gerekçesiyle tutuklanmasını istemiştir. Bununla birlikte bazı araştırmacılar bu rivayeti kabul etmemiştir.[26]
İkinci rivayete göre Ehlisünnet mensuplarından bir grup, Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri Rüstem Paşa’ya Şeyh Zeynuddin’in, yani Şehid-i Sânî’nin, içtihat iddiasında bulunduğunu söylemiştir.
Aynı kişiler, Şehid-i Sânî’nin Şii alimlerin çoğuyla görüştüğünü, onlara İmamiyye kitaplarını öğrettiğini ve amacının Şiiliği yaymak olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Bunun üzerine Rüstem Paşa, o sırada Mekke’de bulunan Şehid-i Sânî’nin tutuklanması için görevliler göndermiştir. Görevliler Şehid-i Sânî’yi Mekke’de tutuklamış, İstanbul’a götürmüş ve sultanın huzuruna çıkarmadan şehit etmiştir.
Şehid-i Sânî’nin Hicri 965 yılının 5 Rebiyülevvel tarihinde şehit edildiği belirtilmektedir. Rivayete göre naaşı üç gün yerde kaldıktan sonra denize atılmıştır.[27]
Şeyh Bahaî’nin babası Şeyh Hüseyin bin Ali Abdussamed Harisi, Şehid-i Sânî’nin şehadetinden önce gördüğü bir rüyayı şöyle anlatmıştır:
“Bir gün Şehid-i Sânî’nin yanına vardım. Derin düşünceye dalmıştı. Neden düşündüğünü sorduğumda şöyle cevap verdi: ‘Kardeşim! İkinci şehit olacağımı düşünüyorum. Rüyamda Alemü’l-Hüda Seyyid Murtaza’yı gördüm. Şia alim ve bilginlerinin de katıldığı bir ziyafet sofrası kurmuştu. Ben de onlara katıldım. Seyyid Murtaza beni görünce ayağa kalkarak hoş geldin dedi ve Şehid-i Evvel’in yanına oturmamı söyledi.’”[28]
Şehid-i Sânî’nin bu rüyası, onun Şehid-i Evvel’den sonra aynı yolda şehit edileceğine dair bir işaret olarak yorumlanmıştır.
Şehid-i Sânî, Şii fıkıh geleneğinin en önemli alimlerinden biridir. Şii ve Ehlisünnet ilim çevrelerinde eğitim alması, farklı mezheplerin fıkhını okutması ve her mezhebin kendi esaslarına göre fetva vermesi, onun geniş ilmî birikimini göstermektedir.
Özellikle er-Ravzetu’l-Behiyye fi Şerhi’l-Lum’eti’d-Dimeşkiyye adlı eseri, Şii fıkıh eğitiminde günümüze kadar etkisini sürdüren temel kaynaklardan biri olmuştur. Şehid-i Sânî, ilmî faaliyetleri ve eserlerinin yanı sıra, Şehid-i Evvel’den sonra şehit edilen önemli Şii alimlerden biri olarak İslam ilim tarihinde özel bir yere sahiptir.