وَمِن کتابٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
کَتَبَهُ إلَى أَهْلِ الاْمْصارِ يَقُصُّ فِيهِ ما جَرى بَيْنَهُ وَبَيْنَ أَهْلِ صِفِّينَ
وَکَانَ بَدْءُ أَمْرِنَا أَنَّا الْتَقَيْنَا وَالْقَوْمُ مِنْ أَهْلِ الشَّامِ، وَالظَّاهِرُ أَنَّ رَبَّنَا وَاحِدٌ، وَنَبِيَّنَا وَاحِدٌ، وَدَعْوَتَنَا فِي الْإِسْلامِ وَاحِدَةٌ، وَلا نَسْتَزِيدُهُمْ فِي الْإِيمَانِ بِاللهِ وَالتَّصْدِيقِ بِرَسُولِهِ وَلا يَسْتَزِيدُونَنَا: الْأَمْرُ وَاحِدٌ إِلاَّ مَا اخْتَلَفْنَا فِيهِ مِنْ دَمِ عُثْمَانَ، وَنَحْنُ مِنْهُ بَرَاءٌ فَقُلْنَا: تَعَالَوْا نُدَاوِ مَا لايُدْرَکُ الْيَوْمَ بِإِطْفَاءِ النَّائِرَةِ، وَتَسْکِينِ الْعَامَّةِ، حَتَّى يَشْتَدَّ الْأَمْرُ وَيَسْتَجْمِعَ، فَنَقْوَى عَلَى وَضْعِ الْحَقِّ مَوَاضِعَهُ، فَقَالُوا: بَلْ نُدَاوِيهِ بِالْمُکَابَرَةِ، فَأَبَوْا حَتَّى جَنَحَتِ الْحَرْبُ وَرَکَدَتْ، وَوَقَدَتْ نِيرَانُهَا وَحَمِشَتْ. فَلَمَّا ضَرَّسَتْنَا وَإِيَّاهُمْ، وَوَضَعَتْ مَخَالِبَهَا فِينَا وَفِيهِمْ، أَجَابُوا عِنْدَ ذَلِکَ إِلَى الَّذِي دَعَوْنَاهُمْ إِلَيْهِ، فَأَجَبْنَاهُمْ إِلَى مَا دَعَوْا، وَسَارَعْنَاهُمْ إِلَى مَا طَلَبُوا، حَتَّى اسْتَبَانَتْ عَلَيْهِمُ الْحُجَّةُ، وَانْقَطَعَتْ مِنْهُمُ الْمَعْذِرَةُ فَمَنْ تَمَّ عَلَى ذَلِکَ مِنْهُمْ فَهُوَ الَّذِي أَنْقَذَهُ اللهُ مِنَ الْهَلَکَةِ، وَمَنْ لَجَّ وَتَمَادَى فَهُو الرَّاکِسُ الَّذِي رَانَ اللهُ عَلَى قَلْبِهِ، وَصَارَتْ دَائِرَةُ السَّوْءِ عَلَى رَأْسِهِ.
Sıffin ehliyle arasında geçen olayları içeren ve tüm beldelere yazıp gönderdiği mektup:
İlk işimiz Şam halkından bir toplulukla karşılaşmamız oldu. Zahirde Rabbimiz, nebimiz birdi, İslâm’daki davetimiz de birdi. Biz onlardan Allah’a imanlarının ve Resulullah’ı tasdiklerinin artmasını istemiyorduk, onlar da bizden böyle bir şey istemiyorlardı. İlgimiz olmadığı hâlde Osman’ın kanı konusunda ihtilafa düşünceye kadar iş aynıydı. Onlar bizi itham ediyor, biz ise kendimizin bundan beri olduğunu söylüyorduk. Biz şöyle dedik: Gelin bugün fitne ateşini söndürüp halkı teskin ederek işe çözüm bulalım. İş alevlenince artık işe çözüm de bulamayız. Böylece işler bir düzene girsin
ve o zaman hakkı yerli yerine koyabilelim. Onlar ise, “Hayır, biz, bu işi savaşla halletmeye karar verdik” diyerek kaçındılar. Neticede savaş rüzgârları esmeye başladı, istikrar bozuldu fitne ateşlenip alevleri yayılarak kızıştı. Savaş bize ve onlara dişlerini gösterdiği, pençesini attığı zaman çağrımıza uydular. Biz de onların çağrılarına uyduk, isteklerini hemen kabul ettik. Onlara deliller göründü, mazeretleri bitti, özürlerinin de arkası kesildi. Onlardan kim bunu devam ettirir, kararında durursa, Allah, onu helakten korur; kim de inadında direnir ve sapıklığında kalırsa ahdini bozan biri sayılır, Allah onun kalbini perdesiyle örter, kötülük değirmeni, başında devamlı döner.
Sıffin olaylarını şehirlere bildiren mektup:
İlk olarak Şamlılarla buluştuğumuz zaman hâlimiz şuydu: Görünüşte Rabbimiz birdi, Peygamberimiz birdi, İslâm’a çağırmamız aynıydı. Biz onların Allah’a daha fazla inanmalarını, Rasûlünü daha gerçek olarak tasdik etmelerini istemediğimiz gibi onlar da bizden böyle bir şey istemiyorlardı. Bu hususta da hâlimiz birdi, aynıydı; ancak Osman’ın kanı husûsunda ayrılığımız vardı; oysa bizim o kanda dahlimiz yoktu.
Gelin dedik, bugün çâresini bulamadığımız şu işi bırakalım; fitne ateşini söndürelim; halkı yatıştıralım; iş kuvvetlenince, halk bir olunca hak neyse ona uyalım. Hayır dediler, biz inat ediyoruz, bu işi başarmaya karar verdik. Dâvetimizden kaçındılar, savaş başladı, ateşi yadı, yalımlandı; tandır kızdı. Savaş, bize de dişlerini gösterdi, onlara da; pençesini attı; o zaman önce çağırdığımıza uydular; biz de icâbet ettik; isteklerine uyduk; dileklerini yerine getirdik, buna çalıştık. Deliller göründü onlara; özür getirmeleri bitti. Kim bu kararda durursa Allah onu helâk olmaktan kurtarır; kim inadında ısrâr ederse Allah onun kalbini perdesiyle örtmüş demektir, (1) kötülük değirmeni onun başucunda döner, dolanır.
…
1- 2. surenin (Bakara) 6-7. âyet-i kerimelerinde kâfir olanların küfürleri yüzünden kalplerinin, kulaklarının mühürlendiği, gözlerinde perde bulunduğu bildirilmektedir. 45. sûre-i celilenin 23. âyet-i kerimesinde de kendi dileğini mâbud edinenin, bu yüzden, bildiği halde sapıklığa düştüğü, kulağına kalbine mühür vurulduğu, gözlerine perde çekildiği beyan buyrulmaktadır.