Benden Şam’ı istemene gelince; dün seni men ettiğim şeyi bugün sana verecek değilim. “Savaş, Arap’ı yedi bitirdi; ancak yarım canlılar (ihtiyarlar, çocuklar ve kadınlar) kaldı” diyorsun. Şunu bil ki, hak uğrunda ölen cennete; batıl uğrunda ölen cehenneme ulaşmıştır. “Savaş ve adam bakımından eşitiz” demene gelince; senin şüphelerin için çabalaman, benim yakinim için çabalamamdan daha fazla değildir. Şam ehlinin dünya hırsı da, Irak ehlinin ahirete düşkünlüğünden daha fazla değildir.
Şimdi de “Biz de Abdumenafoğulları’yız” sözüne gelelim; biz de öyleyiz! Fakat Ümeyye, Haşim gibi; Harb (Ümeyye’nin oğlu) da Abdulmuttalip gibi; Ebu Süfyan da Ebu Talib gibi değildir. Muhacir, azat edilene benzemez; soyu belli olan, soyu şüpheli olana benzemez; Hakka uyan, batıla uyana; mümin de, bozguncuya denk olamaz. Atalarının heva ve hevesine tabi olup cehenneme düşen evlat, ne kötü evlattır!
Benden, Şam’ı bırakmamı istedin ya; dün sana vermediğim şeyi bugün verecek kişi değilim ben. Savaş, Arabı yedi bitirdi, ancak yarım canlı kişiler kaldı demene gelince: Gerçek uğruna can veren cennete ulaştı; batıl uğruna ölense ateşe düştü. Savaş ve adam bakımından beraberiz demene gelince de derim ki: Sen, şüphe üzerine bu işe giriştiğin halde gene de zayıfsın; benimse imânımda şüphem yok. Şam ehli, Irak ehlinin âhireti özlemesinden ziyade dünyâya düşkün.
Biz de Abdimenâf oğullarıyız sözüne gelelim: Evet, fakat Ümeyye,(1) Hâşim gibi, Harb, Abdül-Muttalib gibi değildir. Ebû-Süfyan’sa Ebu-Tâlib’e benzemez. Muhâcir, azad edilene (2) benzemediği gibi soyunda şüphe olmayan da şüpheli soydan gelene benzemez. Hakka uyan, batıla uyana, inanan, şüpheye düşene eş olmaz. Ne kötü evlâttır o evlât ki atalarına uyup cehennem ateşine düşer.
…
1 – Ümeyye, Abdimenaf oğlu Abdu Şems’in oğludur; Hâşim, Hz. Peygamber-i Ekrem’in (s.a.a) üçüncü atalarıdır ve Abdu Şems’le ikiz kardeştirler. Rivâyete göre bu ikiz çocuklar, birinin parmağı öbürünün alnına yapışık olarak doğmuşlar, kesilerek birbirlerinden ayrılmışlar, bu da hayra yorulmamıştır. “Half’ül-Fuzûl-Fazlların yemini” denen ve Hz. Peygamber’in de, on beş yaşlarındayken bulundukları, mazlûmları koruma yemininde Ümeyyeoğulları bulunmadığı gibi bu andlaşma, bir yandan da Amr’ın babası sayılan Âs’ın aleyhindeydi. Ümeyye, daha çocukken hacıların mallarını çalardı; bu yüzden de “Hâris” diye anılırdı; yüzü çirkin, beli bükülmüş, kör olmuştu; sokağa çıktıkça kölesi Zevkan onu yederdi. Harb, Ümeyye’nin oğludur; onun oğlu da Ebü-Süfyan’dır; adı Sahr’dı. Sahr, kayalık, tümsekli, gidilmesi güç yer anlamınadır; onun oğlu da Muâviye’dir; Muâviye, erkeğe kızmış kancık köpek anlamına gelir. Eşyâ-ı Murtazaviyye’den Şerik b. A’ver, bir gün Muâviye’nin yanına gitmiş, Muâviye onun salâbetine hiddetlenip tariz yollu, sen Şerik’sin, Allah’ın şeriki yoktur, A’versin, yâni bir gözün kör, gözü olan körden hayırlıdır; ahlâkın kötü, iyi huylu kişi, kötü huyludan üstündür deyince Şerik, Sen Muâviye’sin, bu adın anlamı üren köpektir; Harb oğlusun, sulh harpten yeğdir. Sahr oğlusun, düzlük, sarp yerden hayırlıdır. Ümeyye, yâni câriyecik soyundansın; hür kadın halayıktan üstündür demiştir.
2 – Mekke fethinde bağışlananlara “Tulakaa-Azad edilenler”denmiştir ki bunlar, Muhacir olmadıkları gibi Ansardan da değildirler (Ümeyyeoğulları hakkında “Fetret’ül- İslâm”ın 6-19. sayfalarına, Ebu-Süfyan hakkında “Seffinet’ül- Bıhâr”a bakınız; 1, s.633-634).