وَ مِنَ الْکَلَام لَه (عليه السلام)
فِي ذَمِّ صِفَةِ الدُّنْيا
مَا أَصِفُ مِنْ دَارٍ أَوَّلُهَا عَنَاءٌ، وَ آخِرُهَا فَنَاءٌ! فِي حَلاَلِهَا حِسَابٌ، وَ فِي حَرَامِهَا عِقَابٌ. مَنِ آسْتَغْنَى فِيهَا فُتِنَ، وَ مَنِ آفْتَقَرَ فِيهَا حَزِنَ، وَ مَنْ سَاعَاهَا فَاتَتْهُ، وَ مَنْ قَعَدَ عَنْهَا وَ اتَتْهُ، وَ مَنْ أَبْصَرَ بِهَا بَصَّرَتْهُ، وَ مَنْ أَبْصَرَ إِلَيْهَا أَعْمَتْهُ.
Hz. Ali dünyayı kınayarak şöyle buyurmuştur:
Nasıl betimleyeyim bu diyarı ki başlangıcı meşakkat var, sonu ise yok olup gitmek… Helalinin hesabı sorulur, haramından dolayı azap vardır. Orada zengin kimse sınanmış; yoksulluğa düşen hüzünlere dalmıştır. Kim dünyayı elde etmeye çalışırsa, o, ondan uzaklaşıp kaybolur; kim de oturur istemezse ona gelip çatar. Dünya ibretle bakanı basiret sahibi yapar, hasretle bakanı ise kör eder.
Seyyid Razî şöyle diyor: Hz. Ali’nin, “Dünya ibretle bakanı basiret sahibi yapar” sözünü düşünen insan onda derinliğine inilmeyecek birçok ilginç ve zarif nükteler derk eder. Özellikle de “hasretle bakanı ise kör eder.” cümlesi ile yan yana mülahaza edildiğinde ikisinin farkı çok ilginç bir şekilde ortaya çıkmaktadır.
Nasıl anlatayım bir yurdu ki evveli mihnettir, meşakkat-tir; sonu yok olup gitmektir. Helâlinde hesap var; haramında ikap var. Kim o yurtta zenginleşmişse sınanmalara düşmüştür. Kim yokluğa, yoksulluğa uğramışsa hüzünlere batmıştır. Kim onu elde etmeye çalışırsa ondan yiter-gider o; kim oturur, dilemezse ona gelir-çatar o. Kim ibretle ona bakarsa onu görüş sahibi eder o; ama kim ona istekle, hasretle bakarsa, onu kör eder o.