وَمِن کلامٍ لَهَ عَلَيهِ السَّلامُ
عِنْدَ عَزْمِهِ عَلَى الْمَسِيرِ إلَى الشَّامِ، وَهُوَ دُعاءٌ دَعا بِهِ رَبَّهُ
عِنْدَ وَضْعِ رِجْلِهِ فِي الرِّکابِ
أَللَّهُمَّ إِنَّي أَعُوذُ بِکَ مِنْ وَعْثَاءِ السَّفَرِ، وَکَآبَةِ آلْمُنْقَلَبِ، وَسُوءِ آلْمَنْظَرِ فِي آلْأَهْلِ وَآلْمَالِ وَآلْوَلَدِ. أَللَّهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ، وَأَنْتَ آلْخَلِيفَةُ فِي آلْأَهْلِ، وَلاَيَجْمَعُهُما غَيْرُکَ. لِأَنَّ آلْمُسْتَخْلَفَ لاَيَکُونُ مُسْتَصْحَبآ، وَآلمُسْتَصْحَبُ لاَيَکُونُ مُسْتَخْلَفآ!
Hz. Ali Kûfe dışında Nuheyle denilen yerde Muaviye ile savaşa gitmek için atına binerken şöyle buyurdu:
Allah’ım! Yolculuğun zorluğundan, (ağır kayıplarla) dönüşün kederinden ve (döndüğümüzde) ehil, mal ve evlatlarımızda kötü bir şey görmekten sana sığınırım. Allah’ım sensin yolculukta yoldaşımız ve sensin ehlimizi bıraktığımız/emanet ettiğimiz. Bu ikisi senden gayrisinde toplanmaz. Zira ehlimizi emanet ettiğimiz, bizimle yoldaş olamaz, bize yoldaş olan da ehlimizle/ailemizle geride kalamaz. (Her yerde hazır/nazır olan sadece sensin.)
Seyyid Razî şöyle diyor: Bu sözün başını peygamber buyurmuştur; Hz. Ali de birkaç cümleyle bu sözü tamamlamıştır.
(Şam’a hareket ederken buyurmuşlardı ki:)
Allah’ım, sana sığınırım yolculuğun meşakkatinden, dönüşün kederinden, mihnetinden; ehlimizde, malımızda, kötülükler görmekten. Allah’ım, sensin yolculukta yoldaşımız; ehlimizi bıraktığımız; hem bizimle olan, hem ehlimizle bulunan, senden başka kimse olamaz; çünkü ehlimiz arasında bıraktığımız kişi bizimle yola düşemez; alıp beraber götürdüğümüzse, ehlimizle kalamaz.