logo

Nehcü'l-Belağa
İmam Ali’nin Hutbeleri, Mektupları ve Hikmetleri

logo

Hutbe 32 – Zaman ve İnsanlar

Çeviri

Hz. Ali zamanındaki insanları kınayarak şöyle buyuruyor:

Ey insanlar, (ehli) çok inatçı ve nimetlere karşı nankör bir zamanda sabahladık. (Bu zamanda) iyiler kötü sayılıyor, zalim zulmünü/isyanını arttırıyor. Bildiğimiz şeylerden faydalanmıyor, bilmediklerimizi sormamakta ve musibet-bela gelip çatmadıkça da korkmamaktayız.

Bir kısmı ruhları zayıf, kılıçları kör ve malı-mülkü (ekonomik durumu) az olduğu için yeryüzünde fesat/bozgunculuk çıkarmazlar.

 

Bir kısmı da kılıcını çekmiş, kötülüğünü açığa vurmuş, yayaatlı tüm adamlarını toplamış, fitne-fesat için kendini hazırlamış, dinini yok edip gitmiştir. Bütün bunları da elde ede ceği mal veya başbuğu olduğu atlılar (ordu) veya kendini yüceltecek bir minber edinmek için yapar. Dünyayı nefsi için bir değer görmen ve (dünyayı) Allah’ın indinde olanlara tercih etmen ne de kötü ticarettir…

 

Bir kısmı da dünyayı ahiret ameliyle (ibadet ve kulluğunu gösteriş yaparak) ister ve ahireti ise asla dünya ameliyle (gerçek ibadet, zühd ve takvayla) talep etmez. Kendini mütevazı gösterir, adımlarını (zararsız insanlar gibi) birbirine yakın atar, (ibadet için) eteğini toplar, kendini emin-güvenilir kılmak için süsler. Allah-u Teâlâ’nın örtüsünü de günahlara bir vesile kılar.

 

Bir kısmı da hiçbir yüceliği olmadığından ve bir makam ve mevkiye ulaşacak aracı/imkânı bulunmadığından evinde inzivaya çekilmiş, artık arzularına ulaşamaz bir halet içinde bu kaldığı hâliyle de kanaat ehli görünür ve zühd elbisesine bürünür. Hâlbuki ne geceleri ne de gündüzleri kanaat ve züht ehli değildir.

Geri kalanlarsa, gidecekleri yeri (ahireti) anmakla gözlerini yumarlar. Mahşer korkusuyla gözyaşlarını dökerler. Onlardan bazısı sürülmüş ve ürkmüş, bazısı korkmuş ve yenilgiye uğramış, bazıları susmuş ve ağızlarını yummuş, bazıları da insanları ihlâsla (doğru yola) davet etmiştir. Bazıları üzülür, sızlanırlar. Takiyye sebebiyle adları-şanları anılmaz, zayıflık kavramıştır onları. Adeta acı-tuzlu bir deniz içindedirler. Ağızları bağlı (sesleri çıkmaz) ve kalpleri yaralıdır. Halka öğüt vermekten usanmışlar. Yenilgilerden dolayı güçsüz düşmüş ve öldürüle-öldürüle azalmışlardır.

O hâlde dünya, deri tabaklanan ağacın yaprağından ve yün kırpılan makasın artığından daha düşük/aşağı olmalı. Sizden sonrakiler sizden ibret almadan, sizden öncekilerden ibret alın siz. Kınanmış çirkin dünyayı terk edin. Zira dünya, sizden daha çok kendine alaka duyan ve kendisiyle dostça ilişkiler içinde olan kimseyi bile atıp reddetmiştir.

 

Seyyid Razî şöyle diyor: Bazı cahiller bu hutbeyi Muaviye’ye isnad etmişlerdir. Ama hiç şüphesiz bu hutbe Hz. Ali’nin’dir. Altın nerede, toprak nerede? Tatlı su nerede, tuzlu-acı su nerede? Bunun en büyük delili de edebiyatçı, eleştirmen ve basiret sahibi Amr b. Bahru’l-Cahiz’in el-Beyan ve’t-Tıbyan kitabında söylediği şu sözdür: “Bu hutbeyi Muaviye’ye isnat etmişlerdir… Ama bu hutbe İmam Ali’nin sözüne ve halkı kısımlara ayırış metoduna daha çok benzemektedir. Zira o halkın galebe, zillet, takiyye ve korku gibi hâllerini daha iyi bilmektedir… Muaviye’nin konuşmalarında züht ve takvadan söz ettiği, Allah’a kulluk yolunu seçtiği nerede görülmüştür?”