وَ قَالَ عَليهِ السَّلامُ
وَ قَدْ مَرَّ بِقَتْلَى الْخَوَارِجِ يَوْمَ النَّهْرَوَانِ:
بُوْساً لَکُمْ لَقَدْ ضَرَّکُمْ مَنْ غَرَّکُمْ،
فَقِيلَ لَهُ: مَنْ غَرَّهُمْ يَا أَمِيرَ الْمُوْمِنِينَ فَقَالَ (عليه السلام):
الشَّيْطَانُ آلْمُضِلُّ، وَ آلأَنْفُسُ آلأَمَّارَةُ بِالسُّوءِ، غَرَّتْهُمْ بِالأَمَانِيِّ، وَ فَسَحَتْ لَهُمْ بِالْمَعَاصِي، وَ وَعَدَتْهُمُ آلإِظْهَارَ فَاقْتَحَمَتْ بِهِمُ النَّارَ.
Nehrevan savaşında öldürülen Haricîler’e rastladığında şöyle buyurdu:
Hâliniz kötü olsun! Şüphesiz sizi aldatan, sizi zarara uğrattı.
“Onları kim aldattı, ey Müminlerin Emiri?” diye sorulduğunda da şöyle buyurdu:
Saptırıcı şeytan ve kötülüğü emreden nefisleri onları ümitlerle aldattı, onlara isyan yollarını açtı, üstün geleceklerini vaat ederek onları ateşe düşürdü.