وَمِن کلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
فِي التَّظَلُّمِ وَالتَّشَکّي مِنْ قُرَيْشٍ
اَللّهُمَّ إنّى أَسْتَعْدِيکَ عَلَى قُرَيْشٍ وَ مَنْ أَعَانَهُمْ؛ فَإِنَّهُمْ قَدْ قَطَعُوا رَحِمِي وَ أَکْفَؤُوا إِنَائِي، وَ أَجْمَعُوا عَلَى مُنَازَعَتِي حَقّاً کُنْتُ أَوْلَى بِهِ مِنْ غَيْرِي، وَ قَالُوا: أَلا إِنَّ فِي آلْحَقِّ أَنْ تَأْخُذَهُ، وَ فِي آلْحَقِّ أَنْ تُمْنَعَهُ، فَاصْبِرْ مَغْمُوماً، أَوْ مُتْ مُتَأَسِّفاً. فَنَظَرْتُ فَإِذَا لَيْسَ لِي رَافِدٌ، وَ لا ذَابٌّ وَلا مُسَاعِدٌ، إِلاَّ أَهْلَ بَيْتِي؛ فَضَنَنْتُ بِهِمْ عَنْ آلْمَنِيَّةِ، فَأَغْضَيْتُ عَلَى آلْقَذَى، وَ جَرِعْتُ رِيقِي عَلَى آلشَّجَا، وَ صَبَرْتُ مِنْ کَظْمِ آلْغَيْظِ عَلَى أَمَرَّ مِنَ آلْعَلْقَمِ، وَ آلَمَ لِلْقَلْبِ مِنْ وَخْزِ آلشِّفَارِ.
قالَ الشَّريüفُ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ: وَ قَدْ مَضى هذا الْکَلامُ في أثْناءِ خُطْبَةٍ مُتَقَدِّمَةٍ، إلّا أنّي ذَکَرْتُهُ هاهُنا لاِخْتِلافِ الرِّوايَتَيْنِ.
Bu hutbesinde Kureyş’ten şikâyet etmektedir:
Ey Allah’ım! Kureyş’ten ve onlara yardım edenlerden intikamımı almanı istiyorum. Çünkü akrabalık bağımı kestiler, (hakk) bardağımı devirdiler. Başkalarından daha layık olduğum bir hak hususunda hepsi benimle çekişti. “Hakkı alabiliyorsan al; ama haktan mahrum kılınırsan ister keder içinde sabret, istersen üzgün olarak öl.” dediler. Baktım da, Ehlibeyt’imden başka yardım edip destekleyen, hakkımı savunan ve yardım eden kimsenin olmadığını gördüm. Onları ölüme sürüklemekten kaçındım. Böylece gözüme çer-çöp dolduğundan gözlerimi yumdum, boğazına kemik saplanan kimse gibi yavaş yavaş yutkundum. Bu işin zehirden acı olan, bıçaklarla doğranmaktan daha elem verici olan kederli öfkesine sabrettim.
Seyyid Razî şöyle diyor: Bu söz önceki huutbelerin birinde (172. Hutbe’de) de geçti ve ben iki rivayet arasındaki farklılık sebebiyle onu tekrarladım.
İMÂMET HUSUSUNDA KUREYŞ’TEN ŞİKÂYETİ TAZAMMUN EDEN SÖZLERİ
Allah’ım, Kureyş’ten hakkımı senden istiyorum; onlara karşı senden yardım diliyorum. Rasûlullah’a olan yakınlı-ğımı inkâr etiler, elimdeki kabı baş aşağı çevirdiler; başka-sından fazla lâyık olduğum işte, hakkım olan mevki’de benimle kavgaya giriştiler. Hak alınır da, verilir de; istersen gamlara batarak dayan; istersen açıklanarak öl dediler. Baktım, gördüm ki Ehlibeytimden başka ne bir yardımcı var bana, ne bir yâr ve yâver. Onların tehlikeye düşmelerini revâ görmedim. Gözlerime toz-toprak dolmuştu; gözlerimi yumdum; ağzımın yârını dertle, elemle yuttum; zehirden acı olan bıçaklarla doğranmaktan çetin bulunan bu işe dayandım.