وَ مِنَ الْکَلَام لَه (عليه السلام)
فِي ذِکْرِ أهْلِ الْبَصْرَةِ
کُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا يَرْجُو الْأَمْرَ لَهُ، وَ يَعْطِفُهُ عَلَيْهِ دُونَ صَاحِبِهِ، لَا يَمُتَّانِ إِلَى اللَّهِ بِحَبْلٍ، وَ لَا يَمُدَّانِ إِلَيْهِ بِسَبَبٍ. کُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا حَامِلُ ضَبٍّ لِصَاحِبِهِ، وَ عَمَّا قَلِيلٍ يُکْشَفُ قِنَاعُهُ بِهِ! وَ اللَّهِ لَئِنْ أَصَابُوا الَّذِي يُرِيدُونَ لَيَنْتَزِعَنَّ هَذَا نَفْسَ هَذَا، وَ لَيَأْتِيَنَّ هَذَا عَلَى هَذَا. قَدْ قَامَتِ الْفِئَةُ الْبَاغِيَةُ، فَأَيْنَ الْمُحْتَسِبُونَ! فَقَدْ سُنَّتْ لَهُمُ السُّنَنُ، وَ قُدِّمَ لَهُمُ الْخَبَرُ. وَ لِکُلِّ ضَلَّةٍ عِلَّةٌ، وَ لِکُلِّ نَاکِثٍ شُبْهَةٌ. وَ اللَّهِ لَا أَکُونُ کَمُسْتَمِعِ اللَّدْمِ، يَسْمَعُ النَّاعِيَ، وَ يَحْضُرُ الْبَاکِيَ، ثُمَّ لَا يَعْتَبِر!
Talha ve Zubeyr hakkında:
Her ikisi de (Talha ve Zubeyr) idareciliği üzerine almak, öbürüne vermeyip kendine mal etmek ister. Onlar ne sağlam bir ilâhî ipe sarılmışlar ve ne de O’na erişmekte bir vesile edinmişlerdir. Her biri diğerine kin güder durur. Pek yakında üzerinden perde kalkacak.
Allah’a andolsun, ikisinden biri idareciliğe erişse; ya mutlaka bu öbürünün canını alır; ya da öbürü bunu helak eder.
Asiler grubu ayaklandı, sevap kazanmak isteyenler nerede? İşte gitmek isteyenlere yollar açık, haberler bildirildi.
Her sapmanın bir sebebi, her ahdinden dönenin bir şüphesi vardır. Allah’a andolsun ben ağıt yakanı ve ölüm haberini vereni duyan ve ağlayan gözleri gören, ama ibret almayan kimse değilim.
Cemel savaşında Talha ve Zübeyr hakkında buyur- dular ki:
O iki kişinin her biri, bir işi uhdesine almak, öbüründen kapıp kendisine mal etmek ister; bir ipe sarılıp, bir sebebe yapışıp Allah yoluna gitmeyi istemez. Her biri, dostuna kin güder durur; pek yakında da o kin belirir, görülür.
Vallahi onlardan biri, bu işi elde etse öbürünün canını alır; O, bunu helâk etmeye kasteder. Âsîler ayaklandılar; soru-suâl isteyenler, sevap dileyenler nerede kaldılar? Dileyenlere yol-yordam meydanda; gerçekle batıl ortada. Ama her sapığın bir bahanesi var; her ahdinden dönenin bir şüphesi. Andolsun Allah’a ki ben, ölüm haberini veren kişiyi duyup feryat edene benzemem; ağlayanın yanına varıp ona uyana dönmem.