وَمِن کلامٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
قالَهُ قَبْلَ مَوْتِهِ عَلَى سَبيلِ الْوَصِيَّةِ لَمَّا ضَرَبَهُ ابْنُ مُلْجَم لَعَنَهُ اللهُ
وَصِيَّتِي لَکُمْ: أَنْ لا تُشْرِکُوا بِاللهِ شَيْئاً؛ وَمُحَمَّدٌ (صلي الله عليه و آله) فَلا تُضَيِّعُوا سُنَّتَهُ. أَقِيمُوا هَذَيْنِ الْعَمُودَيْنِ، وَأَوْقِدُوا هَذَيْنِ الْمِصْبَاحَيْنِ، وَخَلاکُمْ ذَمٌّ! أَنَا بِالْأَمْسِ صَاحِبُکُمْ، وَالْيَوْمَ عِبْرَةٌ لَکُمْ، وَغَداً مُفَارِقُکُمْ. إِنْ أَبْقَ فَأَنَا وَلِيُّ دَمِي، وَإِنْ أَفْنَ فَالْفَنَاءُ مِيعَادِي، وَإِنْ أَعْفُ فَالْعَفْوُ لِي قُرْبَةٌ، وَهُوَ لَکُمْ حَسَنَةٌ، فَاعْفُوا: (أَلا تُحِبُّونَ أَنْ يَغْفِرَ اللهُ لَکُمْ) وَاللهِ مَا فَجَأَنِي مِنَ الْمَوْتِ وَارِدٌ کَرِهْتُهُ، وَلا طَالِعٌ أَنْکَرْتُهُ؛ وَمَا کُنْتُ إِلاَّ کَقَارِبٍ وَرَدَ، وَطَالِبٍ وَجَدَ؛ (وَما عِنْدَ اللهِ خَيْرٌ لِلْأَبْرارِ).
İbn Mülcem tarafından yaralandıktan sonra vefat etmeden önceki bir vasiyeti (ramazan, h. 40):
Sizlere vasiyetim: Allah’a hiçbir şeyle şirk koşmayın ve Muhammed’in (s.a.a) sünnetini kaybetmeyin. Bu iki direği ayakta tutun ve bu iki lambayı yakıp aydınlatın. Böylece kınanmaktan uzak olursunuz.
Dün ben sizlerle birlikteydim; bugün sizlere bir ibretim ve yarın da sizlerden ayrılacağım. Eğer yaşayacak olursam kanımın velisi benim; şayet ölürsem bu, üzerime hak olan vadedir. Affedecek olursam, af benim için Allah’a yakınlık, sizler için de iyilik ve sevaptır. O hâlde affedin! “Allah’ın sizleri affetmesini istemez misiniz?”1
Vallahi ölüm konusunda ne nefret ettiğim bir sürprizle karşılaştım ve ne de hoşlanmadığım bir şeyi gördüm. Şimdi ben geceleyin su arayan kimsenin suya kavuştuğu, isteyenin muradına erdiği gibiyim. “Allah katında olan, iyiler için daha hayırlıdır.”2
Seyyid Razî diyor ki: Geçmiş hutbelerde (149. Hutbe) buna benzer sözler söylenilmiştir. Ama bazı farklılıklar olduğundan dolayı
burada da zikrettik.
…
1- Nur/22
2- Al-i İmran/198
(İbn-i Mülcem tarafından yaralandıktan sonraki vasiyetleri:)
Size vasiyetim Allah’a hiç bir şeyi ortak etmemeniz; Allah’ın
salâtı O’na ve soyuna olsun, Rasulullah’ın sünnetini
yitirmemenizdir. Bu iki direği dikin; bundan öte kınanmak yok
size.
Ben dün sizin dostunuz, yoldaşınızdım; bugün ibretim size,
yarınsa ayrılacağım sizden. Yaşarsam kanımın sâhibi benim,
göçüp gidersem ölüm, zâten vaad edilmiş bana. Bağışlasanız, bu
bağışlamak, benim için Allah’a bir yakınlıktır, sizin içinse bir
sevap; bağışlayın; bilin şunu; “Sevmez misiniz Allah’ın sizi
bağışlamasını?”198
Vallahi ölümün gelip çatması, bana kötü gelmediği gibi onun
geldiğini görünce de tanımadığım, hoşlanmadığım bir şeyi
tanımış, görmüş olmadım. Ben su arayan kişinin suya
kavuştuğu, bir murâda ermek isteyenin murâdına ulaştığı hâldeyim şimdi. Allah’ın katındaki
lütuf, iyi kişilere daha da hayırlıdır.199
…
198 – “Üstün ve geçimi geniş olanlarınız, akrabaya, yoksullara ve Allah
yolunda yurtlarından göçenlere vermekten çekinmesinler ve iyilik etmeyi
terketmesinler ve bağışlasınlar; Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez, istemez
misiniz? Ve Allah suçları örtücüdür, rahîmdir.” (24, Nûr, 22).
199 – “Fakat Rablerinden çekinenleredir kıyılarından ırmaklar akan
cennetler, orda ebedi kalış, Allah katında ziyafetler ve Allah katında, iyi
kişilere daha da hayırlı şeyler var.” (3, Âl-i İmrân, 198).