Mübarek Haremlerden Her Birine Giriş İzni (İkinci Giriş İzni)

Bu giriş iznini Allame Meclisî (r.a) ashabımızın eserlerinin eski nüshasından kutlu Serdab’a ve Ehl-i Beyt imamlarının (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) münevver türbelerine girmek için nakletmiştir; bu giriş izni şöyledir:

اللَّهُمَّ إِنَّ هَذِهِ بُقْعَةٌ طَهَّرْتَهَا، وَ عَقْوَةٌ شَرَّفْتَهَا، وَ مَعَالِمُ زَكَّيْتَهَا، حَيْثُ أَظْهَرْتَ فِيهَا أَدِلَّةَ التَّوْحِيدِ، وَ أَشْبَاحَ الْعَرْشِ الْمَجِيدِ، الَّذِينَ اصْطَفَيْتَهُمْ مُلُوكاً لِحِفْظِ النِّظَامِ، وَ اخْتَرْتَهُمْ رُؤَسَاءَ لِجَمِيعِ الْأَنَامِ، وَ بَعَثْتَهُمْ لِقِيَامِ الْقِسْطِ، فِي ابْتِدَاءِ الْوُجُودِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ، ثُمَّ مَنَنْتَ عَلَيْهِمْ بِاسْتِنَابَةِ أَنْبِيَائِكَ، لِحِفْظِ شَرَائِعِكَ وَ أَحْكَامِكَ، فَأَكْمَلْتَ بِاسْتِخْلافِهِمْ رِسَالَةَ الْمُنْذِرِينَ، كَمَا أَوْجَبْتَ رِئَاسَتَهُمْ فِي فِطَرِ الْمُكَلَّفِينَ، فَسُبْحَانَكَ مِنْ إِلَهٍ مَا أَرْأَفَكَ، وَ لا إِلَهَ إِلّا أَنْتَ مِنْ مَلِكٍ مَا أَعْدَلَكَ، حَيْثُ طَابَقَ صُنْعُكَ مَا فَطَرْتَ عَلَيْهِ الْعُقُولَ، وَ وَافَقَ حُكْمُكَ مَا قَرَّرْتَهُ فِي الْمَعْقُولِ وَ الْمَنْقُولِ، فَلَكَ الْحَمْدُ عَلَى تَقْدِيرِكَ الْحَسَنِ الْجَمِيلِ، وَ لَكَ الشُّكْرُ عَلَى قَضَائِكَ الْمُعَلَّلِ بِأَكْمَلِ التَّعْلِيلِ؛

“Allah’ım! Burası senin tevhid delilerini, yüce arşının timsallerini sergilediğin tertemiz kıldığın türbe, şereflendirdiğin yer ve arındırdığın nişanelerdir. Öyle kimselerin yeri ki yaratılış düzenini korumak için padişah, bütün varlıklara önder seçtin ve yaratılışın başından kıyamet gününe kadar onları adaleti uygulamaları için gönderdin. Sonra onları senin kanun ve hükümlerini korumaları için peygamberlerinin halifeleri olmakla nimetlendirdin; böylece onların hilafetiyle uyarıcı olarak gelen peygamberlerin risaletini kemale erdirdin. Nitekim mükelleflerin fıtratına da onların imametini farz kıldın. Münezzehsin sen; ne kadar da şefkatli ilâhsın sen?! Senden başka ilâh yoktur; ne kadar da adil bir sultansın?! Zira ki yaratışın yarattığın akıllara, hükmün de akıl ve naklin algılamasına uygundur. O halde güzel ve iyi takdirinden dolayı hamd sana mahsustur; en mükemmel delille delillenen kazandan (hükmünden) dolayı şükür sana mahsustur.

فَسُبْحَانَ مَنْ لا يُسْأَلُ عَنْ فَعْلِهِ، وَ لا يُنَازَعُ فِي أَمْرِهِ، وَ سُبْحَانَ مَنْ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ، قَبْلَ ابْتِدَاءِ خَلْقِهِ، وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي مَنَّ عَلَيْنَا بِحُكَّامٍ يَقُومُونَ مَقَامَهُ، لَوْ كَانَ حَاضِرا فِي الْمَكَانِ، لا إِلَهَ إِلا اللَّهُ، الَّذِي شَرَّفَنَا بِأَوْصِيَاءَ، يَحْفَظُونَ الشَّرَائِعَ فِي كُلِّ الْأَزْمَانِ، وَ اللَّهُ أَكْبَرُ الَّذِي أَظْهَرَهُمْ لَنَا بِمُعْجِزَاتٍ، يَعْجِزُ عَنْهَا الثَّقَلانِ؛ لا حَوْلَ وَ لا قُوَّةَ إِلا بِاللَّهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، الَّذِي أَجْرَانَا عَلَى عَوَائِدِهِ الْجَمِيلَةِ، فِي الْأُمَمِ السَّالِفِينَ؛ اللَّهُمَّ فَلَكَ الْحَمْدُ وَ الثَّنَاءُ الْعَلِيُّ، كَمَا وَجَبَ لِوَجْهِكَ الْبَقَاءُ السَّرْمَدِيُّ، وَ كَمَا جَعَلْتَ نَبِيَّنَا خَيْرَ النَّبِيِّينَ، وَ مُلُوكَنَا أَفْضَلَ الْمَخْلُوقِينَ، وَ اخْتَرْتَهُمْ عَلَى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ، وَفِّقْنَا لِلسَّعْيِ إِلَى أَبْوَابِهِمُ الْعَامِرَةِ، إِلَى يَوْمِ الدِّينِ، وَ اجْعَلْ أَرْوَاحَنَا تَحِنُّ إِلَى مَوْطِئِ أَقْدَامِهِمْ؛

O halde münezzehtir yaptığı fiilden dolayı sorgulanmayan ve işinde tartışılmayan zat. Münezzehtir yaratmasından önce kullarına rahmeti kendisine farz kılan zat. Hamd, halifeleri olan hüküm sahipleriyle bize minnet bırakan Allah’a mahsustur; eğer Allah bir yerde olsaydı, onlar O’nun yerinde olurlardı. Bütün zamanlarda ilâhi kanunları koruyan vasilerle bizi şereflendiren Allah’tan başka ilâh yoktur. Onları, insanların ve cinlerin aciz kaldığı mucizelerle bizim için açığa çıkaran Allah vasfedilmeyecek kadar yücedir; O ki, geçmiş ümmetler arasında ihsanlarını bize de bağışladı. Güç ve kuvvet ancak ulu ve yüce Allah’ladır.
Allah’ım! Hamd ve yüce övgü sana mahsustur; nitekim senin veçhinin ebedi kalması zorunludur; nitekim peygamberimizi peygamberlerin en üstünü ve imamlarımızı yaratıklarının en üstünü kıldın; onları ilim üzere âlemlere tercih ettin. Bizi, kıyamet gününe kadar onların mamur (rahmet) kapılarına ulaşmak için çaba harcamaya muvaffak kıl,

وَ نُفُوسَنَا تَهْوِي النَّظَرَ إِلَى مَجَالِسِهِمْ وَ عَرَصَاتِهِمْ، حَتَّى كَأَنَّنَا نُخَاطِبُهُمْ فِي حُضُورِ أَشْخَاصِهِمْ، فَصَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنْ سَادَةٍ غَائِبِينَ، وَ مِنْ سُلالَةٍ طَاهِرِينِ، وَ مِنْ أَئِمَّةٍ مَعْصُومِينَ؛ اللَّهُمَّ فَأْذَنْ لَنَا بِدُخُولِ هَذِهِ الْعَرَصَاتِ، الَّتِي اسْتَعْبَدْتَ بِزِيَارَتِهَا أَهْلَ الْأَرَضِينَ وَ السَّمَاوَاتِ، وَ أَرْسِلْ دُمُوعَنَا بِخُشُوعِ الْمَهَابَةِ، وَ ذَلِّلْ جَوَارِحَنَا بِذُلِّ الْعُبُودِيَّةِ، وَ فَرْضِ الطَّاعَةِ حَتَّى نُقِرَّ بِمَا يَجِبُ لَهُمْ مِنَ الْأَوْصَافِ، وَ نَعْتَرِفَ بِأَنَّهُمْ شُفَعَاءُ الْخَلائِقِ، إِذَا نُصِبَتِ الْمَوَازِينُ فِي يَوْمِ الْأَعْرَافِ، وَ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَ سَلامٌ عَلَى عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَى، مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ الطَّاهِرِينَ.

ruhumuzu onların ayaklarının izine iştiyaklı et, bizi onların olduğu yerleri görmeye (türbelerini ziyaret etmeye) muvaffak kıl; tâ ki -ziyaret ederkensanki biz onların huzurunda durup kendileriyle muhatap olup sohbet ediyormuş gibi olalım. Allah’ın salâtı o gayıpların efendisi, tertemiz sülalesi ve masum imamların üzerine olsun.
Allah’ım! Yerlerdeki ve göklerdeki varlıklara ziyaret etmeyi gerekli kıldığın bu yerlere girmemize izin ver, yücelikleri karşısında huşumuzdan dolayı göz yaşlarımızı akıt, kulluk zilletiyle ve -o imamlara- itaatin farz oluşuyla uzuvlarımızı huşu içinde kıl; tâ ki onların -mükemmel- sıfatlarına ikrar edip A’raf (kıyamet) gününde terazi kurulunca onların varlıkların şefaatçileri olduklarını itiraf edelim. Hamda Allah’a mahsustur; selam olsun Allah’ın seçtiği kulları Muhammed ve onun tertemiz Ehlibeyt’ine.

Sonra türbeyi öperek huzu ve huşu içerisinde ve ağlar gözlerle içeri gir. Bu sözcükler o yüce zatlardan (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) giriş iznidir.