السَّلامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُحَمَّدَ بْنَ عَبْدِاللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خاتَمَ النَّبِيِّينَ، أَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ بَلَّغْتَ الرِّسالَةَ، وَأَقَمْتَ الصَّلَاةَ، وَآتَيْتَ الزَّكَاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَعَبَدْتَ اللّٰهَ مُخْلِصاً حَتَّىٰ أَتاكَ الْيَقِينُ، فَصَلَواتُ اللّٰهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُ وَعَلَىٰ أَهْلِ بَيْتِكَ الطَّاهِرِينَ.
“Selam olsun sana ey Allah’ın resulü. Selam olsun sana ey Allah’ın peygamberi. Selam olsun sana ey Abdullah oğlu Muhammed. Selam olsun sana ey peygamberlerin sonuncusu. Şehadet ederim ki sen risaletini ulaştırdın, namazı ayakta tuttun, zekatı verdin, marufu emrettin ve münkerden sakındırdın. Ve ölüm gelip sana ulaşıncaya kadar ihlaslı bir kul olarak Allah’a itaat ettin. O halde Allah’ın salatı ve rahmeti senin ve tertemiz Ehl-i Beytin’in üzerine olsun.
Sonra, sol omuzun makber-i şerife, sağ omuzun minber tarafına gelecek şekilde dur; Hz. Resulullah’ın (s.a.a) başının bulunduğu taraftır bu; öylece durup şu duayı oku:
أَشْهَدُ أَنْ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ رَسُولُ اللّٰهِ، وَأَنَّكَ مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ اللّٰهِ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ بَلَّغْتَ رِسالاتِ رَبِّكَ وَنَصَحْتَ لِأُمَّتِكَ، وَجاهَدْتَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ، وَعَبَدْتَ اللّٰهَ حَتّىٰ أَتاكَ الْيَقِينُ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ، وَأَدَّيْتَ الَّذِي عَلَيْكَ مِنَ الْحَقِّ، وَأَنَّكَ قَدْ رَؤُفْتَ بِالْمُؤْمِنِينَ، وَغَلُظْتَ عَلَى الْكافِرِينَ، فَبَلَّغَ اللّٰهُ بِكَ أَفْضَلَ شَرَفِ مَحَلِّ الْمُكَرَّمِينَ، الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي اسْتَنْقَذَنا بِكَ مِنْ الشِّرْكِ وَالضَّلالَةِ؛
“Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur. Ve şehadet ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir. Şehadet ederim ki sen Allah’ın elçisisin ve sen Abdullah oğlu Muhammed’sin. Şehadet ederim ki sen Rabbinin risaletlerini ulaştırdın; ümmetine nasihatte bulundun, Allah yolunda cihad ettin; Allah’a ibadet ettin; tâ ki hikmet ve iyi bir nasihatle yakine ulaştın. Ve üzerine bırakılan hakkı yerine getirdin.
(Şehadet ederim ki) sen müminlere karşı yumuşak ve şefkatli, kafirlere karşı ise sert davrandın. Böylece Allah seni ikram edilmişlerin en üstün şeref makamına ulaştırdı. Senin vasıtanla bizleri şirk ve dalaletten kutraran Allah’a hamdolsun.
اللّٰهُمَّ فَاجْعَلْ صَلَوَاتِكَ وَصَلَوَاتِ مَلائِكَتِكَ الْمُقَرَّبِينَ، وَأَنْبِيائِكَ الْمُرْسَلِينَ، وَعِبادِكَ الصَّالِحِينَ، وَأَهْلِ السَّمَاواتِ وَالْأَرَضِينَ، وَمَنْ سَبَّحَ لَكَ يَا رَبَّ الْعالَمِينَ مِنَ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ وَنَبِيِّكَ وَأَمِينِكَ وَنَجِيِّكَ وَحَبِيبِكَ وَصَفِيِّكَ وَخاصَّتِكَ وَصَفْوَتِكَ وَخِيَرَتِكَ مِنْ خَلْقِكَ؛
Allah’ım! Kendi salatını, mukarreb meleklerinin, gönderilen peygamberlerinin, salih kulların, göktekilerle yerdekilerin ve ey alemlerin Rabb’i, öncekilerden sonrakilere kadar seni tenzih edenlerin salatını kulun, elçin, peygamberin, emin kıldığın, seçtiğin, habibin, tertemiz ettiğin, kendine has kıldığın ve yaratıklarının arasından seçip çıkardığın Muhammed’in üzerine kıl.
اللّٰهُمَّ أَعْطِهِ الدَّرَجَةَ الرَّفِيعَةَ، وَآتِهِ الْوَسِيلَةَ مِنَ الْجَنَّةِ، وَابْعَثْهُ مَقاماً مَحْمُوداً يَغْبِطُهُ بِهِ الْأَوَّلُونَ وَالْآخِرُونَ . اللّٰهُمَّ إِنَّكَ قُلْتَ: ﴿وَ لَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جٰاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَ اسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوّٰاباً رَحِيماً﴾ وَإِنِّي أَتَيْتُكَ مُسْتَغْفِراً تَائِباً مِنْ ذُنُوبِي، وَ إِنِّي أَتَوَجَّهُ بِكَ إِلَى اللّٰهِ رَبِّي وَرَبِّكَ لِيَغْفِرَ لِي ذُنُوبِي.
Allah’ım! Ona yüce bir makam ver. Ona cennetten bir vesile ver. Onu, öncekilerle sonrakilerin gıpta edecekleri seçkin bir makama yücelt. Allah’ım! Sen buyurmuşsun ki: “Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde şayet sana gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve peygamber de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tevbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.” Şimdi ben de bağışlama dileyerek ve günahlarımdan tevbe ederek sana geldim ve günahlarımı bağışlaması için seni vasıta kılarak Rabb’im ve Rabb’in olan Allah’a yöneldim.”
Bu duayı bitirdikten sonra bir hacetin varsa kabr-i mutahhar omzunun arkasına gelecek şekilde kıbleye doğru dur ve ellerini açıp hacetlerini iste; umulur ki hacetin reva olur inşaallah. İbn Kavulveyh mutaber bir senetle Muhammed b. Mes’ud’dan şöyle rivayet etmiştir: İmam Sadık’ın (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) mezarının yakınına giderek mübarek ellerini efendimizin mezarına bırakıp şöyle dediğini gördüm:
أَسْأَلُ اللّٰهَ الَّذِي اجْتَبَاكَ وَاخْتَارَكَ وَهَدَاكَ وَهَدىٰ بِكَ أَنْ يُصَلِّيَ عَلَيْكَ.
“Seni seçen, tercih eden, hidayet eden ve senin vesilenle -kullarıhidayet eden Allah’tan sana salat etmesini diliyorum.”
Sonra şöyle buyurdu:
﴿إِنَّ اللّٰهَ وَ مَلاٰئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ يٰا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَ سَلِّمُوا تَسْلِيماً﴾.
“Allâh’ı ve melekleri, Peygambere salât etmekte (onun şerefini gözetmeğe, şânını yüceltmeğe özen göstermekte)dir. Ey inananlar, siz de ona salât edin, (onun şânını yüceltmeğe özen gösterin); içtenlikle selâm edin (ona esenlik dileyin).”
Şeyh “Misbah” adlı eserinde şöyle demiştir: Kabr-i Şerif’in yanında dua ettikten sonra minberin yanına git ve minberin aşağı tarafındaki nar gibi olan iki kubbeyi tut, yüzünü ve gözünü ona sür; çünkü ona göz için şifa vardır. Sonra minberin yanında durarak Allah’a hamd ve sena ederek hacetlerini iste. Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki:
“Mezarla minber arasında cennet bahçelerinden bir bahçe var ve benim minberim, cennet kapılarından birinin üzerindedir.” Sonra Resulullah’ın (s.a.a) makamına giderek istediğin kadar namaz kıl; Resulullah’ın (s.a.a) mescidinde çok namaz kılmaya özen göster; orada kılınan namaz bin namaza bedeldir. Her zaman Resulullah’ın (s.a.a) mescidine girdiğinde ve oradan çıktığında o hazrete salat ve selam et.
Ve Hz. Fatıma’nın (s.a) evinde namaz kıl. Sonra oluğun altındaki Cebrail makamına git; Cebrail, Resulullah’tan (s.a.a) giriş izni istediğinde orada dururdu. Sonra şöyle de:
أَسْأَلُكَ أَيْ جَوادُ، أَيْ كَرِيمُ، أَيْ قَرِيبُ، أَيْ بَعِيدُ أَنْ تَرُدَّ عَلَيَّ نِعْمَتَكَ.
“Ey Cömert, ey Kerim, ey Yakın, ey Uzak! Senden nimetini bana çevirmeni istiyorum.”