سُبْحَانَ مَنْ لَاتَبِيدُ مَعالِمُهُ، سُبْحانَ مَنْ لَاتَنْقُصُ خَزائِنُهُ، سُبْحَانَ مَنْ لَا اضْمِحْلالَ لِفَخْرِهِ، سُبْحانَ مَنْ لَايَنْفَدُ مَا عِنْدَهُ، سُبْحَانَ مَنْ لَاانْقِطَاعَ لِمُدَّتِهِ، سُبْحَانَ مَنْ لَايُشَارِكُ أَحَداً فِى أَمْرِهِ، سُبْحانَ مَنْ لَا إِلٰهَ غَيْرُهُ.
Münezzehtir nişaneleri yok olup gitmeyen Allah, münezzehtir hazineleri eksilmeyen Allah, münezzehtir iftiharları yok olmayan Allah, münezzehtir yanındaki -hayır ve nimetler- tükenmeyen Allah, münezzehtir –
saltanat- süresi bitmeyen, kesilmeyen Allah, münezzehtir işinde hiç kimse ortak olmayan Allah, münezzehtir kendisinden başka ilâh olmayan Allah.
Sonra dua ederek şöyle de:
يَا مَنْ عَفَا عَنِ السَّيِّئاتِ وَلَمْ يُجازِ بِهَا ارْحَمْ عَبْدَكَ يَا اللّٰهُ، نَفْسِى نَفْسِى أَنَا عَبْدُكَ يَا سَيِّدَاهُ، أَنَا عَبْدُكَ بَيْنَ يَدَيْكَ أَيَا رَبَّاهُ، إِلٰهِى بِكَيْنُونَتِكَ يَا أَمَلَاهُ، يَا رَحْمَانَاهُ يَا غِيَاثَاهُ، عَبْدُكَ عَبْدُكَ لَاحِيلَةَ لَهُ يَا مُنْتَهىٰ رَغْبَتَاهُ، يَا مُجْرِىَ الدَّمِ فِى عُرُوقِى، يَا سَيِّدَاهُ يَا مَالِكَاهُ، أَيَا هُوَ أَيَا هُوَ، يَا رَبَّاهُ، عَبْدُكَ عَبْدُكَ لَا حِيلَةَ لِى وَلَا غِنىٰ بِى عَنْ نَفْسِى، وَلَا أَسْتَطِيعُ لَهَا ضَرّاً وَلَا نَفْعاً، وَلَا أَجِدُ مَنْ أُصَانِعُهُ، تَقَطَّعَتْ أَسْبَابُ الْخَدَائِعِ عَنِّى، وَ اضْمَحَلَّ كُلُّ مَظْنُونٍ عَنِّى، أَفْرَدَنِى الدَّهْرُ إِلَيْكَ فَقُمْتُ بَيْنَ يَدَيْكَ هٰذَا الْمَقامَ، يَا إِلٰهِى بِعِلْمِكَ كانَ هٰذَا كُلُّهُ فَكَيْفَ أَنْتَ صَانِعٌ بِى؟ وَلَيْتَ شِعْرِى كَيْفَ تَقُولُ لِدُعَائِى؟ أَتَقُولُ نَعَمْ أَمْ تَقُولُ لَا؟
Ey günahları affeden ve onlardan dolayı -kullarını- cezalandırmayan! -Bu- kuluna merhamet et. Allah’ım! Merhamet et bana, merhamet et
bana; ben senin kulunum. Ey efendim! Ben senin huzurunda duran kulunum; ya Rabbi, ya ilâhi! Senin zatının sırrının hürmetine. Ey benim aruzum, ey -yaratıklarına karşı- merhametli olan, ey -kullarının imdadına koşan-! Ben senin kulunum, gücü olmayan bir kul; ey arzumun zirvesi, ey
damarlarımda kanı akıtan, ey efendim, ey sahibim, ey hu, ey hu, ey
Rabb, senin kulunum, kendimden hiçbir güce, hiçbir zenginliğe sahip olmayan kendime bir fayda ve zarar vermeye gücü yetmeyen, bana bir çare gösterecek kimseyi bulamayan kulunum senin; bütün çare yoları kesilmiş benden. Bana faydası olabileceğini sandığım her şey ve herkes
yok olup gitti. Zaman beni yalnız bırakarak sana yöneltti; derken senin
huzurunda durdum. Ey ilâhım! Bütün bunlar senin ilmin çerçevesindedir;
bana ne yapacaksın; keşke duama cevap olarak ne söyleyeceğini bilseydim; evet söyleyip duamı kabul mü edeceksin, yoksa hayır söyleyip
red mi edeceksin?! Eğer hayır söyleyip reddedersen eyvahlar olsun bana, eyvahlar olsun bana, eyvahlar olsun bana! Eyvahlar olsun yoksulluk
ve zavallılığıma, eyvahlar olsun yoksulluk ve zavallılığıma, eyvahlar olsun yoksulluk ve zavallılığıma; eyvahlar olsun şekavetliliğime, eyvahlar
olsun şekavetliliğime, eyvahlar olsun şekavetliliğime, eyvahlar olsun zelil halime, eyvahlar olsun zelil halime, eyvahlar olsun zelil halime! Artık kime gideyim ve kimden gideyim veya kimin yanına ve nasıl gideyim ya da
hangi kapıya ve hangi şeye sığınayım?! Kimin bağışını umayım; sen beni
reddedip -kereminden- kovunca kim lütfüyle bana bağışta bulunur?! Ey
bağışı geniş olan! Evet der de duamı kabul edersen, nitekim sana karşı
zannım ve ümidim budur, bu durumda ne mutlu bana! Artık ben mutlu
olurum, saadete erişirim; bu durumda ne mutlu bana! Artık ben kendisine
merhamet edilen bir kimse olurum. Ey çok merhamet eden, ey çok Rauf
olan, ey çok şefkat eden, ey çok güçlü ve muktedir olan, ey adaletli davranan! Benim hacetimin reva olmasına neden olacak bir amelim yoktur;
gayıpta gizlediğin, kendi yanında var olan ve senin yanından senden
başka kimseye çıkmayan ismin hürmetine, o isminin hakkı için, kendi
hakkın için, isimlerinin en yüce ve eşrefi olan o ismin hürmetine; o ismin
hürmetine ki, ondan başka tevessül edeceğim bir isim yoktur ve senden
başka hiç kimsenin bana bir yararı yoktur.
Ey sırf varlık, ey alemi var eden, ey bana kendisini tanıtan, ey bana kendisine itaat etmeyi emreden, ey beni kendisine karşı günah işlemekten alıkoyan, ey herkes tarafından çağrılan, ey kendisinden istenilen,
ey herkesin talebi! Bana yapmış olduğun tavsiyeni terk ettim ve itaat etmedim; bana emrettiğin şeyde sana itaat edecek olsaydım her şey için
sana gelseydim sen bana yeterdin; ben sana karşı işlemiş olduğum günahıma rağmen senin lütfünü umuyorum; o halde -hacetimi reva et,- benimle ümitlerim arasında ayrılık düşürme. Ey bana çok şefkatli olan! Önümden, arkamdan, üstümden, altımdan ve her taraftan beni kuşatan kötülüklerden beni kendi sığınak ve korumana al.
Allah’ım! Mevlam Muhammed, velim Ali ve hidayet eden imamlarımın -Allah’ın selamı onların hepsinin üzerine olsun- hakkı hürmetine sâlat, şefkat ve rahmetini bizim üzerimize kıl. Rızkını bize artır, borcumuzu
eda et ve bütün hacetlerimizi gider. Ey Allah, ey Allah, ey Allah! Gerçekten senin her şeye gücün yeter.”
فَإنْ قُلْتَ: لَا، فَيَا وَيْلِى يَا وَيْلِى يَا وَيْلِى، يَا عَوْلِى يَا عَوْلِى يَا عَوْلِى، يَا شِقْوَتِى يَا شِقْوَتِى يَا شِقْوَتِى، يَا ذُلِّى يَا ذُلِّى يَا ذُلِّى، إِلَىٰ مَنْ ؟ وَمِمَّنْ ؟ أَوْ عِنْدَ مَنْ ؟ أَوْ كَيْفَ ؟ أَوْ مَاذَا ؟ أَوْ إِلىٰ أَيِّ شَىْءٍ أَلْجَأُ ؟ وَمَنْ أَرْجُو ؟ وَمَنْ يَجُودُ عَلَىَّ بِفَضْلِهِ حِينَ تَرْفُضُنِى يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ ؟ وَ إِنْ قُلْتَ نَعَمْ، كَمَا هُوَ الظَّنُّ بِكَ، وَالرَّجَاءُ لَكَ، فَطُوبَىٰ لِى أَنَا السَّعِيدُ وَ أَنَا الْمَسْعُودُ، فَطُوبَىٰ لِى وَأَنَا الْمَرْحُومُ؛
يَا مُتَرَحِّمُ يَا مُتَرَئِّفُ يَا مُتَعَطِّفُ يَا مُتَجَبِّرُ يَا مُتَمَلِّكُ يَا مُقْسِطُ، لَا عَمَلَ لِى أَبْلُغُ بِهِ نَجَاحَ حَاجَتِى، أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ الَّذِى جَعَلْتَهُ فِى مَكْنُونِ غَيْبِكَ وَاسْتَقَرَّ عِنْدَكَ فَلَا يَخْرُجُ مِنْكَ إِلَىٰ شَىْءٍ سِوَاكَ، أَسْأَلُكَ بِهِ وَبِكَ وَبِهِ فَإنَّهُ أَجَلُّ وَأَشْرَفُ أَسْمائِكَ، لَاشَىْءَ لِى غَيْرُ هٰذَا وَلَا أَحَدَ أَعْوَدُ عَلَىَّ مِنْكَ، يَا كَيْنُونُ يَا مُكَوِّنُ، يَا مَنْ عَرَّفَنِى نَفْسَهُ، يَا مَنْ أَمَرَنِى بِطَاعَتِهِ، يَا مَنْ نَهَانِى عَنْ مَعْصِيَتِهِ، وَ يَا مَدْعُوُّ يَا مَسْؤُولُ، يَا مَطْلُوباً إِلَيْهِ رَفَضْتُ وَصِيَّتَكَ الَّتِى أَوْصَيْتَنِى وَلَمْ أُطِعْكَ، وَلَوْ أَطَعْتُكَ فِيَما أَمَرْتَنِى لَكَفَيْتَنِى مَا قُمْتُ إِلَيْكَ فِيهِ، وَأَنَا مَعَ مَعْصِيَتِى لَكَ راجٍ فَلَاٰ تَحُلْ بَيْنِى وَبَيْنَ مَا رَجَوْتُ؛
يَا مُتَرَحِّماً لِى أَعِذْنِى مِنْ بَيْنِ يَدَىَّ وَمِنْ خَلْفِى وَمِنْ فَوْقِى وَمِنْ تَحْتِى، وَمِنْ كُلِّ جِهَاتِ الْإِحَاطَةِ بِى . اللّٰهُمَّ بِمُحَمَّدٍ سَيِّدِى، وَبِعَلِيٍّ وَ لِيِّى، وَبِالْأَئِمَّةِ الرَّاشِدِينَ عَلَيْهِمُ السَّلامُ اجْعَلْ عَلَيْنا صَلَواتِكَ وَرَأْفَتَكَ وَرَحْمَتَكَ، وَأَوْسِعْ عَلَيْنَا مِنْ رِزْقِكَ، وَاقْضِ عَنَّا الدَّيْنَ وَجَمِيعَ حَوَائِجِنا يَا اللّٰهُ يَا اللّٰهُ يَا اللّٰهُ، إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ.
اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى النَّبِيِّ الْعَرَبِيِّ وَآلِهِ.
İmam (a.s) daha sonra şöyle devam etti: “Kim bu namazı kılar da
peşinden bu duayı okursa, Allah Teala ile arasındaki bütün günahlar
bağışlanır.”
Cuma gecesi ve Cuma gününde bu dört rekât namazı kılmanın fazileti ile ilgili bir çok hadis rivayet edilmiştir. Namazdan sonra
“Allahumme selli ele’n-nebiyyi’l-arabi ve âlihi=Allah’ım! Arap peygambere ve onun Ehl-i Beytine sâlat et” derse, geçmişte işlediği ve
gelecekteki günahları bağışlanır ve bu durumda Kur’an-ı Kerimi on iki
defa hatmetmiş gibi olur ve Allah Teala ondan kıyamet gününün açlık
ve susuzluğunu giderir.