لَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ رَبُّنا وَرَبُّ آبائِنَا الْأَوَّلِينَ، لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ إِلٰهاً واحِداً وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ، لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ لَانَعْبُدُ إِلّا إِيَّاهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ، لَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ وَحْدَهُ وَحْدَهُ، أَنْجَزَ وَعْدَهُ، وَنَصَرَ عَبْدَهُ، وَأَعَزَّ جُنْدَهُ، وَهَزَمَ الْأَحْزَابَ وَحْدَهُ، فَلَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ، وَهُوَ عَلىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ، اللّٰهُمَّ أَنْتَ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ فَلَكَ الْحَمْدُ، وَأَنْتَ قَيَّامُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ فَلَكَ الْحَمْدُ؛
Allah’tan başka ilâh yoktur. Bizim ve ilk atalarımızın Rabbidir O;
Allah’tan başka ilâh yoktur. Yegâne ilâhtır O. Biz O’na (hükümlerine) teslimiz. Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız O’na ibadet ederiz, başkasına
değil; imanımız ihlasla O’nadır, müşrikler istemeseler bile. Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir, O tektir, O tektir. Ahdine vefa etti; kuluna yardım
etti; ordusuna izzet -ve zafer- verdi; tek başına muhalif güçleri bozguna
uğrattı. Saltanat ve tüm övgüler O’na mahsustur. O, her şeye kadirdir.
Allah’ım! Sen göklerin, yerin ve onlardaki varlıkların nurusun; hamd
sana mahsustur. Sen göklerin, yerin ve onlardaki varlıkların kıvamı ve
onları ayakta tutansın; hamd sana mahsustur. Sen haksın, vaadın haktır;
buyruğun haktır; gerçekleştirmen haktır; cennet haktır, cehennem haktır –
ve sen haksın-.
Allah’ım! Ben sana teslim oldum, sana inandım, sana tevekkül ettim, senin yardımınla düşmana karşı mücadele ediyorum ve suçluyu senin
huzuruna çağırıyorum (yargıyı sana bırakıyorum). Ey Rabb, ey Rabb, ey
Rabb; geçmişteki, gelecekteki, gizli ve aşikar işlediğim günahlarımı bağışla. Sen benim ilâhımsın; senden başka ilâh yoktur; Muhammed ve
Ehl-i Beyt’ine rahmet et; beni bağışla, bana merhamet et ve tevbemi kabul buyur; gerçekten sen tevbeleri kabul eden ve şefkatlisin.
وَأَنْتَ الْحَقُّ، وَ وَعْدُكَ الْحَقُّ، وَقَوْلُكَ حَقٌّ، وَ إِنْجَازُكَ حَقٌّ، وَالْجَنَّةُ حَقٌّ، وَالنَّارُ حَقٌّ، اللّٰهُمَّ لَكَ أَسْلَمْتُ، وَبِكَ آمَنْتُ، وَعَلَيْكَ تَوَكَّلْتُ، وَبِكَ خَاصَمْتُ، وَ إِلَيْكَ حَاكَمْتُ، يَا رَبِّ يَا رَبِّ يَا رَبِّ اغْفِرْ لِى مَا قَدَّمْتُ وَأَخَّرْتُ، وَأَسْرَرْتُ وَأَعْلَنْتُ، أَنْتَ إِلٰهِى لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَاغْفِرْ لِى وَارْحَمْنِى وَتُبْ عَلَىَّ إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ.
“Misbahu’l-Muteheccid” kitabında, “et-tevvabu’r-rehim” (Tevbeyi kabul eden ve şefkatlisin) yerine, “kerimun reufun rehim” kelimesi geçmiştir.
Allame Meclisi şöyle diyor: Bu namaz meşhur namazlardan biri
olup Ehl-i Sünnet ve Şia kendi kitaplarından rivayet etmişlerdir. Bazıları bunu Cuma gününün namazlarından saymışlardır; fakat rivayetlerden bu namazın Cuma gününe has bir namaz olduğu anlaşılmamaktadır ve görüldüğü kadarıyla diğer günlerde de kılınabilir.