﴿۱﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا اللّٰهُ، يَا رَحْمٰنُ، يَا رَحِيمُ، يَا كَرِيمُ، يَامُقِيمُ، يَا عَظِيمُ، يَا قَدِيمُ، يَا عَلِيمُ، يَا حَلِيمُ، يَا حَكِيمُ، سُبْحانَكَ يَا لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ، الْغَوْثَ الْغَوْثَ، خَلِّصْنا مِنَ النَّارِ يَا رَبِّ.
1- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey Allah, ey dünyada hem mümine hem kâfire merhamet eden (Rahman), ey ahirette sadece müminlere merhamet edecek (Rahîm), ey iyilik ve ikramı bol olan (Kerîm), ey her şeyi ayakta tutan (Mukîm), ey azamet ve yücelik sahibi (Azîm), ey varlığının evveli olmayan (Kadîm), ey her şeyi bilen (Alîm), ey kullarını cezalandırmada acele etmeyen hilim sahibi (Halîm), ey hikmet sahibi (Hekîm)!
Münezzehsin sen, ey kendisinden başka ilâh olmayan! İmdat! İmdat!
Kurtar bizi ateşten ey Rabbim!
﴿٢﴾ يَا سَيِّدَ السَّاداتِ، يَا مُجِيبَ الدَّعَواتِ، يَا رَافِعَ الدَّرَجَاتِ، يَا وَلِىَّ الْحَسَناتِ، يَا غَافِرَ الْخَطِيئاتِ، يَا مُعْطِىَ الْمَسْأَلاتِ، يَا قابِلَ التَّوْباتِ، يَا سَامِعَ الْأَصْواتِ، يَا عَالِمَ الْخَفِيِّاتِ، يَا دَافِعَ الْبَلِيِّاتِ.
2- Ey efendilerin efendisi olan, ey duaları kabul eden, ey dereceleri yücelten, ey iyiliklerin sahibi olan, ey hataları bağışlayan, ey bütün istekleri veren, ey tövbeleri kabul eden, ey bütün sesleri işiten, ey bütün gizlilikleri / sırları bilen, ey belâları/felâketleri def eden!
﴿۳﴾ يَا خَيْرَ الْغافِرِينَ، يَا خَيْرَ الْفاتِحِينَ، يَا خَيْرَ النَّاصِرِينَ، يَا خَيْرَ الْحَاكِمِينَ، يَا خَيْرَ الرَّازِقِينَ، يَا خَيْرَ الْوَارِثِينَ، يَا خَيْرَ الْحَامِدِينَ، يَا خَيْرَ الذَّاكِرِينَ، يَا خَيْرَ الْمُنْزِلِينَ، يَا خَيْرَ الْمُحْسِنِينَ.
3- Ey bağışlayanların en iyisi, ey (müşkül meseleleri çözüp) açanların en iyisi, ey yardım edenlerin en iyisi, ey hükmedenlerin en iyisi, ey rızk verenlerin en iyisi, ey vârislerin en iyisi, ey övücülerin en iyisi, ey kendisini ananları en iyi anan, ey en iyi nazil eden, ey iyilik edenlerin en iyisi!
﴿۴﴾ يَا مَنْ لَهُ الْعِزَّةُ وَالْجَمالُ، يَا مَنْ لَهُ الْقُدْرَةُ وَالْكَمالُ، يَا مَنْ لَهُ الْمُلْكُ وَالْجَلالُ، يَا مَنْ هُوَ الْكَبِيرُ الْمُتَعالِ، يَا مُنْشِئَ السَّحابِ الثِّقالِ، يَا مَنْ هُوَ شَدِيدُ الِْمحالِ، يَا مَنْ هُوَ سَرِيعُ الْحِسابِ، يَا مَنْ هُوَ شَدِيدُ الْعِقابِ، يَا مَنْ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوابِ، يَا مَنْ عِنْدَهُ أُمُّ الْكِتابِ.
4- Ey izzet ve güzelliğin gerçek sahibi, ey kudret ve kemalin sahibi, ey mülk ve celalin sahibi, ey büyük ve yüce olan, ey ağır (yağmur yüklü) bulutları icat eden, ey kudret ve intikamı şiddetli olan, ey (mahlûkatın) hesabını süratle gören, ey şiddetli cezaya çarptıran, ey kendi katında en iyi sevabı bulunan, ey (yüce) katında Ümm’ül-Kitap (Levh-i Mahfuz) bulunan!
﴿۵﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا حَنَّانُ، يَا مَنَّانُ، يَا دَيَّانُ، يَا بُرْهانُ، يَا سُلْطانُ، يَا رِضْوانُ، يَا غُفْرانُ، يَا سُبْحانُ، يَا مُسْتَعانُ، يَا ذَا الْمَنِّ وَالْبَيانِ .
5- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey şefkatli (Hannân), ey çok iyilik ve ihsan sahibi (Mennân), ey (hiçbir ameli) karşılıksız bırakmayan (Deyyân), ey (yolunu kaybedenler için delil) (Burhân), ey gerçek saltanat sahibi (Sultân), ey (sâlih kullarını) hoşnut eden (Rızvân), ey (günahları) bol bol bağışlayan (Gufrân), ey (bütün eksikliklerden kusurlardan) münezzeh olan (Sübhân), ey kendisinden yardım dilenen (Müsteân), ey ihsan ve beyan sahibi!
﴿۶﴾ يَا مَنْ تَواضَعَ كُلُّ شَىْءٍ لِعَظَمَتِهِ، يَا مَنِ اسْتَسْلَمَ كُلُّ شَىْءٍ لِقُدْرَتِهِ، يَا مَنْ ذَلَّ كُلُّ شَىْءٍ لِعِزَّتِهِ، يَا مَنْ خَضَعَ كُلُّ شَىْءٍ لِهَيْبَتِهِ، يَا مَنِ انْقادَ كُلُّ شَىْءٍ مِنْ خَشْيَتِهِ، يَا مَنْ تَشَقَّقَتِ الْجِبالُ مِنْ مَخافَتِهِ، يَا مَنْ قامَتِ السَّمَاوَاتُ بِأَمْرِهِ، يَا مَنِ اسْتَقَرَّتِ الْأَرَضُونَ بِإِذْنِهِ، يَا مَنْ يُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ، يَا مَنْ لَايَعْتَدِى عَلىٰ أَهْلِ مَمْلَكَتِهِ.
6- Ey azametine her şeyin boyun eğdiği, ey kudretine her şeyin teslim olduğu, ey izzetine karşı her şeyin zelil olduğu, ey heybetine karşı her şeyin eğildiği, ey korkusundan her şeyin ram olduğu, ey korkusundan dağların yarılıp parçalandığı, ey emriyle göklerin ayakta durduğu, ey izniyle yerlerin karar kıldığı, ey gök gürültüsünün kendisini hamd ile tesbih ettiği, ey memleketinin ehline (yaratıklarına) zulmetmeyen!
﴿۷﴾ يَا غافِرَ الْخَطايا، يَا كاشِفَ الْبَلايا، يَا مُنْتَهَى الرَّجايَا، يَا مُجْزِلَ الْعَطايَا، يَا واهِبَ الْهَدايَا، يَا رازِقَ الْبَرايا، يَا قَاضِىَ الْمَنايا، يَا سَامِعَ الشَّكَايا، يَا بَاعِثَ الْبَرايا، يَا مُطْلِقَ الْأُسارىٰ.
7- Ey hataları bağışlayan, ey belâları bertaraf eden, ey ümitlerin son noktası, ey bağışları bol bol veren, ey hediyeleri inâyet eden, ey yaratıklara rızk veren, ey arzuları yerine getiren, ey (kullarından gelen) şikâyetleri işiten, ey yaratıkları (Kıyamet günü yeniden diriltip) ayağa kaldıran, ey esirleri azat edip hürriyetine kavuşturan!
﴿۸﴾ يَا ذَا الْحَمْدِ وَالثَّناءِ، يَا ذَا الْفَخْرِ وَالْبَهاءِ، يَا ذَا الْمَجْدِ وَالسَّناءِ، يَا ذَا الْعَهْدِ وَالْوَفاءِ، يَا ذَا الْعَفْوِ وَالرِّضاءِ، يَا ذَا الْمَنِّ وَالْعَطَاءِ، يَا ذَا الْفَصْلِ وَالْقَضاءِ، يَا ذَا الْعِزِّ وَالْبَقاءِ، يَا ذَا الْجُودِ وَالسَّخاءِ، يَا ذَا الْآلاءِ وَالنَّعْماءِ.
8- Ey hamd ve senanın sahibi, ey iftihar ve değerin sahibi, ey şeref ve yüceliğin sahibi, ey ahd ve vefanın sahibi, ey af ve rızanın sahibi, ey ihsan ve bağışın sahibi, ey kesin söz ve hükmün sahibi, ey izzet ve bekânın (sonsuzluğun) sahibi, ey cömertlik ve eli açıklığın sahibi, ey gizli ve açık nimetlerin sahibi!
﴿۹﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا مانِعُ، يَا دافِعُ، يَا رافِعُ، يَا صانِعُ، يَا نافِعُ، يَا سامِعُ، يَا جامِعُ، يَا شافِعُ، يَا واسِعُ، يَا مُوسِعُ.
9- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (istemediği şeye) engel olan, ey (zararlı şeyleri ve engelleri) defeden, ey yücelten, ey (her şeyi) sanatla yaratan, ey menfaat ve fayda veren, ey (bütün sesleri) işiten, ey (istediğini istediği şekilde) toplayan, ey (kullarına) şefaat eden (kulları hakkında şefaat izni veren ve yapılan şefaati kabul eden), ey (rahmeti) geniş olan, ey (başkalarına rahmet ve nimetini) genişletip bollaştıran!
﴿۱۰﴾ يَا صانِعَ كُلِّ مَصْنُوعٍ، يَا خالِقَ كُلِّ مَخْلُوقٍ، يَا رازِقَ كُلِّ مَرْزُوقٍ، يَا مالِكَ كُلِّ مَمْلُوكٍ، يَا كَاشِفَ كُلِّ مَكْرُوبٍ، يَا فَارِجَ كُلِّ مَهْمُومٍ، يَا رَاحِمَ كُلِّ مَرْحُومٍ، يَا نَاصِرَ كُلِّ مَخْذُولٍ، يَا سَاتِرَ كُلِّ مَعْيُوبٍ، يَا مَلْجَأَ كُلِّ مَطْرُودٍ.
10- Ey her sanatın (icat edilenin) sanatkârı, ey her yaratılanın yaratıcısı, ey her rızıklananın rızk vereni, ey her sahip olunacak şeyin (gerçek) sahibi, ey her sıkıntıda olanın sıkıntısına son veren, ey bütün kederlilerin kederlerini gideren, ey bütün acınacak kimselerin (hâline) merhamet eden, ey bütün yalnızyardımsız kalanlara yardım eden, ey her kusur sahibinin kusurunu örten, ey bütün kovulmuşların sığınağı olan!
﴿۱۱﴾ يَا عُدَّتِى عِنْدَ شِدَّتِى، يَا رَجَائِى عِنْدَ مُصِيبَتِى، يَا مُؤْ نِسِى عِنْدَ وَحْشَتِى، يَا صَاحِبِى عِنْدَ غُرْبَتِى، يَا وَلِيِّى عِنْدَ نِعْمَتِى، يَا غِياثِى عِنْد كُرْبَتِى، يَا دَلِيلِى عِنْدَ حَيْرَتِى، يَا غَنائِى عِنْدَ افْتِقارِى، يَا مَلْجَئِى عِنْدَ اضْطِرارِى، يَا مُعِينِى عِنْدَ مَفْزَعِى.
11- Ey zor durumumda hazırlığım/sermayem, ey musibet zamanımda ümidim, ey korku zamanımda can yoldaşım, ey yalnızlık/gurbet zamanımda arkadaşım, ey nimetli zamanımda velinimetim, ey sıkıntılı zamanımda imdadım, ey şaşkın hâllerimde kılavuzum, ey fakirlik/ihtiyaç zamanımda zenginliğim, ey perişanlık durumumda sığınağım, ey korktuğum zamanlarda yardımcım!
﴿۱۲﴾ يَا عَلَّامَ الْغُيُوبِ، يَا غَفَّارَ الذُّنُوبِ، يَا سَتَّارَ الْعُيُوبِ، يَا كَاشِفَ الْكُرُوبِ، يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ، يَا طَبِيبَ الْقُلُوبِ، يَا مُنَوِّرَ الْقُلُوبِ، يَا أَنِيسَ الْقُلُوبِ، يَا مُفَرِّجَ الْهُمُومِ، يَا مُنَفِّسَ الْغُمُومِ.
12- Ey “gayb” olanları bilen, ey günahları bağışlayan, ey ayıpları örten, ey sıkıntıları gideren, ey kalpleri değiştiren, ey kalplerin tabibi olan, ey kalpleri nurlandıran, ey kalplerin arkadaşı, ey hüzünlere son veren, ey gamları yok eden!
﴿۱۳﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا جَلِيلُ، يَا جَمِيلُ، يَا وَكِيلُ، يَا كَفِيلُ، يَا دَلِيلُ، يَا قَبِيلُ، يَا مُدِيلُ، يَا مُنِيلُ، يَا مُقِيلُ، يَا مُحِيلُ.
13- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey celâl/yücelik sahibi (Celîl), ey cemal/güzellik sahibi (Cemîl), ey (kullarının) işini yoluna koyan (Vekil), ey (kullarının gücü yetmeyen) işlerini kendi üzerine alan (Kefîl), ey (kullarına) yol gösteren (Delil), ey bütün istenilenlere kefil olan (Kabîl), ey çok (nimetleri ve…) elden ele dolaştıran (Mudîl), ey bağış ve lütuf sahibi (Munîl), ey (kullarının hata ve günahlarını) bağışlayan (Mukîl), ey (âlemde istediği her türlü) tasarrufu yapabilen (Muhîl)!
﴿۱۴﴾ يَا دَلِيلَ الْمُتَحَيِّرِينَ، يَا غِياثَ الْمُسْتَغِيثِينَ، يَا صَرِيخَ الْمُسْتَصْرِخِينَ، يَا جارَ الْمُسْتَجِيرِينَ، يَا أَمانَ الْخَائِفِينَ، يَا عَوْنَ الْمُؤْمِنِينَ، يَا رَاحِمَ الْمَساكِينَ، يَا مَلْجَأَ الْعَاصِينَ، يَا غافِرَ الْمُذْنِبِينَ، يَا مُجِيبَ دَعْوَةِ الْمُضْطَرِّينَ.
14- Ey şaşırıp kalanların yol göstericisi, ey yardım dileyenlere yardım eden, ey medet isteyenlere imdat eden, ey sığınak dileyenleri sığındıran, ey korkanların güvencesi, ey müminlerin yardımcısı, ey fakirlere/düşkünlere merhamet eden, ey (dönüş yapan) asilerin / günahkârların sığınağı olan, ey günahkârları bağışlayan, ey darda kalan / perişan olanların duasını kabul eden!
﴿۱۵﴾ يَا ذَا الْجُودِ وَالْإِحْسانِ، يَا ذَا الْفَضْلِ وَالْامْتِنانِ، يَا ذَا الْأَمْنِ وَالْأَمانِ، يَا ذَا الْقُدْسِ وَالسُّبْحانِ، يَا ذَا الْحِكْمَةِ وَالْبَيانِ، يَا ذَا الرَّحْمَةِ وَالرِّضْوانِ، يَا ذَا الْحُجَّةِ وَالْبُرْهانِ، يَا ذَا الْعَظَمَةِ وَالسُّلْطَانِ، يَا ذَا الرَّأْفَةِ وَالْمُسْتَعانِ، يَا ذَا الْعَفْوِ وَالْغُفْرانِ.
15- Ey cömertlik ve ihsan sahibi, ey fazl u kerem ve lütuf sahibi, ey emniyet ve güven sahibi, ey kudsiyet sahibi ve her noksanlıktan münezzeh olan, ey hikmet ve beyan sahibi, ey rahmet ve rızvan sahibi, ey kesin delil ve burhan sahibi, ey azamet ve saltanat sahibi, ey şefkat sahibi olan ve kendisinden yardım dilenen, ey af ve mağfiret sahibi olan!
﴿۱۶﴾ يَا مَنْ هُوَ رَبُّ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ إِلٰهُ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ خالِقُ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ صَانِعُ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ قَبْلَ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ بَعْدَ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ فَوْقَ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ عَالِمٌ بِكُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ قادِرٌ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ هُوَ يَبْقىٰ وَيَفْنىٰ كُلُّ شَىْءٍ.
16- Ey her şeyin Rabbi, ey her şeyin ilâhı, ey her şeyin yaratıcısı, ey her şeyin icat edeni/sanatkârı, ey her şeyden önce olan, ey her şeyden sonra kalacak olan, ey her şeyden üstün olan, ey her şeyi bilen, ey her şeye gücü yeten, ey her şey yok olduktan sonra kendisi baki kalan!
﴿۱۷﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا مُؤْمِنُ، يَا مُهَيْمِنُ، يَا مُكَوِّنُ، يَا مُلَقِّنُ، يَا مُبَيِّنُ، يَا مُهَوِّنُ، يَا مُمَكِّنُ، يَا مُزَيِّنُ، يَا مُعْلِنُ، يَا مُقَسِّمُ.
17- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey emniyet ve güven veren (Mu’min), ey (her şeyi) hükmü altına alan/koruyup gözeten (Müheymin), ey varlıkları yoktan var eden (Mükevvin), ey (yaratıklarına gerekenleri) öğretip telkin eden (Mülakkın), ey (açıklanması gerekenleri) açıklayan (Mübeyyin), ey (zorlukları) kolaylaştıran (Mühevvin), ey (kullarına gereken) güç ve imkânı sağlayan (Mümekkin), ey (her şeyi uygun bir şekilde) süsleyen (Müzeyyin), ey (kullarına gerekenleri) ilân eden (Mu’lin), ey (yaratıklar arasında, rızk vb. bölüştürülmesi gereken şeyleri) taksim eden (Mukassim)!
﴿۱۸﴾ يَا مَنْ هُوَ فِى مُلْكِهِ مُقِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى سُلْطانِهِ قَدِيمٌ، يَا مَنْ هُو فِى جَلالِهِ عَظِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ عَلَىٰ عِبادِهِ رَحِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ بِمَنْ عَصاهُ حَلِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ بِمَنْ رَجاهُ كَرِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى صُنْعِهِ حَكِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى حِكْمَتِهِ لَطِيفٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى لُطْفِهِ قَدِيمٌ.
18- Ey mülkünde daim ve sabit olan, ey saltanatında kadîm ve ezelî olan, ey celâlinde azîm olan, ey kullarına karşı merhamet sahibi olan, ey her şeyi (en iyi) bilen, ey emirlerine uymayanlara karşı hilimli/sabırlı olan, ey kendisine ümit bağlayanlara karşı lütuf ve kerem sahibi olan; ey yaratılış sanatında hikmet sahibi olan, ey hikmetinde lütuf ve inâyet sahibi olan, ey lütfünde da kadîm ve ezelî olan!
﴿۱۹﴾ يَا مَنْ لَايُرْجىٰ إِلّا فَضْلُهُ، يَا مَنْ لَايُسْأَلُ إِلّا عَفْوُهُ، يَا مَنْ لَايُنْظَرُ إِلّا بِرُّهُ، يَا مَنْ لَايُخافُ إِلّا عَدْلُهُ، يَا مَنْ لَايَدُومُ إِلّا مُلْكُهُ، يَا مَنْ لَاسُلْطانَ إِلّا سُلْطانُهُ، يَا مَنْ وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ رَحْمَتُهُ، يَا مَنْ سَبَقَتْ رَحْمَتُهُ غَضَبَهُ، يَا مَنْ أَحاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمُهُ، يَا مَنْ لَيْسَ أَحَدٌ مِثْلَهُ.
19- Ey ancak fazl u keremi ümit edilen, ey ancak affı dilenen, ey ancak iyiliği beklenen, ey ancak adaletinden korkulan, ey ancak kendi mülkü daim ve ebedi olan, ey (âlemde) kendi saltanatından başka hiçbir saltanat ve hâkimiyet bulunmayan, ey rahmeti her şeyi kaplayan, ey rahmeti gazabının önüne geçen, ey ilmi her şeyi kuşatan, ey hiçbir şey kendisi gibi olmayan!
﴿۲۰﴾ يَا فارِجَ الْهَمِّ، يَا كَاشِفَ الْغَمِّ، يَا غَافِرَ الذَّنْبِ، يَا قَابِلَ التَّوْبِ، يَا خَالِقَ الْخَلْقِ، يَا صَادِقَ الْوَعْدِ، يَا مُوفِىَ الْعَهْدِ، يَا عَالِمَ السِّرِّ، يَا فَالِقَ الْحَبِّ، يَا رَازِقَ الْأَنامِ.
20- Ey sıkıntıyı gideren, ey gam ve kedere son veren, ey günahı bağışlayan, ey tövbeyi kabul eden, ey yaratıkları yaratan, ey verdiği söze sadık kalan, ey ahdine vefa eden, ey gizliyi bilen, ey tohum tanesini yarıp filizlendiren, ey yaratıkları rızıklandıran!
﴿۲۱﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا عَلِىُّ، يَا وَفِىُّ، يَا غَنِىُّ، يَا مَلِىُّ، يَا حَفِىُّ، يَا رَضِىُّ، يَا زَكِىُّ، يَا بَدِىُّ، يَا قَوِىُّ، يَا وَلِىُّ.
21- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey yüce, ey vefalı (ahdine sadık), ey (mutlak) zenginliğe sahip olan, ey (kullarına) şefkatli davranan; ey (kullarına) ikram ve iyilikte bulunan, ey (kullarını) kendisinden razı eden, ey (bütün kusurlardan, eksikliklerden) münezzeh ve temiz olan, ey (yaratılışı) başlatan; ey güçlü, ey (müminlerin) velisi!
﴿۲۲﴾ يَا مَنْ أَظْهَرَ الْجَمِيلَ، يَا مَنْ سَتَرَ الْقَبِيحَ، يَا مَنْ لَمْ يُؤاخِذْ بِالْجَرِيرَةِ، يَا مَنْ لَمْ يَهْتِكِ السِّتْرَ، يَا عَظِيمَ الْعَفْوِ، يَا حَسَنَ التَّجاوُزِ، يَا وَاسِعَ الْمَغْفِرَةِ، يَا بَاسِطَ الْيَدَيْنِ بِالرَّحْمَةِ، يَا صَاحِبَ كُلِّ نَجْوىٰ، يَا مُنْتَهىٰ كُلِّ شَكْوىٰ.
22- Ey güzel (şeyleri) açığa çıkaran, ey kötü ve çirkin (şeylerin) üzerini örten, ey (suçluyu) suçu sebebiyle (hemen) cezalandırmayan, ey (günahkârların ayıplarının/günahlarının üzerindeki) perdeyi yırtmayan, ey affı büyük olan, ey güzel bağışlayan, ey mağfireti geniş olan, ey rahmet ellerini (kullarına) sürekli açan, ey her sessiz yalvarışın sahibi (onu işiten, teveccüh eden), ey bütün şikâyetlerin ulaşacağı son nokta/son merci!
﴿۲۳﴾ يَا ذَا النِّعْمَةِ السَّابِغَةِ، يَا ذَا الرَّحْمَةِ الْواسِعَةِ، يَا ذَا الْمِنَّةِ السَّابِقَةِ، يَا ذَا الْحِكْمَةِ الْبَالِغَةِ، يَا ذَا الْقُدْرَةِ الْكَامِلَةِ، يَا ذَا الْحُجَّةِ الْقَاطِعَةِ، يَا ذَا الْكَرامَةِ الظَّاهِرَةِ، يَا ذَا الْعِزَّةِ الدَّائِمَةِ، يَا ذَا الْقُوَّةِ الْمَتِينَةِ، يَا ذَا الْعَظَمَةِ الْمَنِيعَةِ.
23- Ey bol nimetin sahibi, ey geniş rahmetin sahibi, ey (insanlar var olmadan/onlar istemeden) önce (onlara yönelik) minnet/ihsan sahibi olan, ey eksiksiz hikmet sahibi, ey mükemmel kudret sahibi, ey kesin hüccet ve delil sahibi, ey (her şeyde, her yerde) açık lütuf sahibi, ey ebedi izzet sahibi; ey sarsılmaz kudret sahibi, ey yüce azamet sahibi!
﴿۲۴﴾ يَا بَدِيعَ السَّمَاواتِ، يَا جَاعِلَ الظُّلُماتِ، يَا رَاحِمَ الْعَبَراتِ، يَا مُقِيلَ الْعَثَراتِ، يَا سَاتِرَ الْعَوْراتِ، يَا مُحْيِىَ الْأَمْواتِ، يَا مُنْزِلَ الْآياتِ، يَا مُضَعِّفَ الْحَسَنَاتِ، يَا مَاحِىَ السَّيِّئاتِ، يَا شَدِيدَ النَّقِماتِ.
24- Ey gökleri benzersiz yaratan, ey karanlıkları (âlemin düzenine) yerleştiren, ey göz yaşlarına acıyan, ey sürçmeleri affeden, ey ayıpların (kötülüklerin) üzerini örten, ey ölüleri dirilten, ey âyetleri indiren, ey sevapları kat kat artıran, ey kötülükleri silip yok eden, ey intikam ve cezalandırması şiddetli olan!
﴿۲۵﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا مُصَوِّرُ، يَا مُقَدِّرُ، يَا مُدَبِّرُ، يَا مُطَهِّرُ، يَا مُنَوِّرُ، يَا مُيَسِّرُ، يَا مُبَشِّرُ، يَا مُنْذِرُ، يَا مُقَدِّمُ، يَا مُؤَخِّرُ.
25- Allah’ım ben, ismin hürmetine sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (varlıklara) şekil veren, ey (âlemin her şeyine) belli bir ölçü ve nizamı yerleştiren, ey (bütün âlemleri) tedbir edip yöneten, ey (lâyık kullarını pisliklerden) temizleyen, ey (âlemi) nurlandıran, ey (zorlukları) kolaylaştıran, ey (iman ehlini) müjdeleyen, ey (günaha kapılanları) korkutan, ey (hak edenleri) öne geçiren, ey (hak etmeyenleri) geride bırakan!
﴿۲۶﴾ يَا رَبَّ الْبَيْتِ الْحَرامِ، يَا رَبَّ الشَّهْرِ الْحَرامِ، يَا رَبَّ الْبَلَدِ الْحَرامِ، يَا رَبَّ الرُّكْنِ وَالْمَقامِ، يَا رَبَّ الْمَشْعَرِ الْحَرامِ، يَا رَبَّ الْمَسْجِدِ الْحَرامِ، يَا رَبَّ الْحِلِّ وَالْحَرامِ، يَا رَبَّ النُّورِ وَالظَّلامِ، يَا رَبَّ التَّحِيَّةِ وَالسَّلامِ، يَا رَبَّ الْقُدْرَةِ فِى الْأَنامِ.
26- Ey hürmetli evin (Kâbe’nin) Rabbi, ey hürmetli ayın (haram ayların) Rabbi, ey hürmetli beldenin (Mekkenin) Rabbi, ey (Kâbe’nin) rüknünün ve Makam-ı İbrâhim’in Rabbi, ey Meş’ar’ül-Harâm’ın Rabbi, ey Mescid’ül-Haram’ın Rabbi, ey Hill’in (Harem dışının) ve Harem’in Rabbi, ey nur ve karanlığın Rabbi, ey tahiyyât ve selâmın Rabbi, ey yaratıklardaki kudretin Rabbi (yaratanı, büyüteni)!
﴿۲۷﴾ يَا أَحْكَمَ الْحاكِمِينَ، يَا أَعْدَلَ الْعادِلِينَ، يَا أَصْدَقَ الصَّادِقِينَ، يَا أَطْهَرَ الطَّاهِرِينَ، يَا أَحْسَنَ الْخالِقِينَ، يَا أَسْرَعَ الْحاسِبِينَ، يَا أَسْمَعَ السَّامِعِينَ، يَا أَبْصَرَ النَّاظِرِينَ، يَا أَشْفَعَ الشَّافِعِينَ، يَا أَكْرَمَ الْأَكْرَمِينَ.
27- Ey hükmedenlerin hükmedicisi, ey âdillerin en adaletlisi, ey doğruların en doğrusu, ey temiz olanların en temizi, ey yaratıcıların en iyisi, ey hesaba çekenlerin en süratlisi, ey işitenlerin en iyi işiteni, ey bakanların en iyi göreni, ey şefaatçilerin en iyisi, ey kerem sahiplerinin en keremlisi!
﴿۲۸﴾ يَا عِمادَ مَنْ لَاعِمادَ لَهُ، يَا سَنَدَ مَنْ لَاسَنَدَ لَهُ، يَا ذُخْرَ مَنْ لَا ذُخْرَ لَهُ، يَا حِرْزَ مَنْ لَاحِرْزَ لَهُ، يَا غِياثَ مَنْ لَاغِياثَ لَهُ، يَا فَخْرَ مَنْ لَافَخْرَ لَهُ، يَا عِزَّ مَنْ لَاعِزَّ لَهُ، يَا مُعِينَ مَنْ لَامُعِينَ لَهُ، يَا أَنِيسَ مَنْ لَاأَنِيسَ لَهُ، يَا أَمانَ مَنْ لَاأَمانَ لَهُ.
28- Ey desteği olmayanların desteği, ey dayanağı bulunmayanların dayanağı, ey birikimi olmayanların birikimi, ey sığınağı olmayanların sığınağı, ey imdada koşacak kimsesi olmayanların imdadı, ey iftihar edecek kimsesi olmayanların iftiharı, ey izzeti olmayanların izzeti, ey yardımcısı olmayanların yardımı, ey arkadaşı olmayanların arkadaşı, ey emniyeti olmayanların emânı!
﴿۲۹﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا عَاصِمُ، يَا قائِمُ، يَا دائِمُ، يَا راحِمُ، يَا سالِمُ، يَا حاكِمُ، يَا عالِمُ، يَا قاسِمُ، يَا قابِضُ، يَا باسِطُ.
29- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (yaratılanları) koruyan, ey (başkasına muhtaç olmayan) zatıyla ayakta duran, ey ebedi ve daimî olan, ey merhamet eden, ey (her kusurdan noksanlıktan) münezzeh olan zat, ey (âleme) hükmeden, ey (her şeyi) bilen, ey (bölüştürülmesi gerekenleri yaratıkları arasında adaletle) taksim eden, ey (dilediğine rızkını, nimetlerini) kısan, ey (dilediğine) genişleten, bol veren!
﴿۳۰﴾ يَا عاصِمَ مَنِ اسْتَعْصَمَهُ، يَا راحِمَ مَنِ اسْتَرْحَمَهُ، يَا غافِرَ مَنِ اسْتَغْفَرَهُ، يَا ناصِرَ مَنِ اسْتَنْصَرَهُ، يَا حافِظَ مَنِ اسْتَحْفَظَهُ، يَا مُكْرِمَ مَنِ اسْتَكْرَمَهُ، يَا مُرْشِدَ مَنِ اسْتَرْشَدَهُ، يَا صَرِيخَ مَنِ اسْتَصْرَخَهُ، يَا مُعِينَ مَنِ اسْتَعانَهُ، يَا مُغِيثَ مَنِ اسْتَغاثَهُ.
30- Ey kendisinden, (günahlardan) korunmayı dileyeni koruyan, ey merhamet dileyene merhamet eden, ey mağfiret dileyeni bağışlayan, ey yardım isteyenlere yardım eden; ey kerem ve lütuf dileyene ikramda bulunan, ey irşat olmak isteyeni irşat eden, ey feryat edip kendisinden (yardım) dileyenin yardımına koşan, ey kendisinden inayet isteyene inayet eden, ey kendisinden medet bekleyene imdat eden!
﴿۳۱﴾ يَا عَزِيزاً لَايُضامُ، يَا لَطِيفاً لَايُرامُ، يَا قَيُّوماً لَايَنامُ، يَا دائِماً لَا يَفُوتُ، يَا حَيّاً لَايَمُوتُ، يَا مَلِكاً لَايَزُولُ، يَا باقِياً لَايَفْنىٰ، يَا عالِماً لَا يَجْهَلُ، يَا صَمَداً لَايُطْعَمُ، يَا قَوِيّاً لَايَضْعُفُ.
31- Ey mağlup ve zelil edilmeyen, Azîz, ey hakikati idrak edilmeyen Latîf, ey (âlemleri) ayakta tutan ve hiçbir zaman uyumayan Kayyûm, ey yok olmayan ebedi, ey ölümsüz diri, ey saltanatı (hiçbir zaman) zevale uğramayacak Melik, ey asla fena bulmayacak Bâkî, ey kendisine (asla) cehalet arız olmayan Âlim, ey gıdaya muhtaç olmayan Samed, ey (hiçbir zaman) zaafa uğramayan Kavî!
﴿۳۲﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا أَحَدُ، يَا واحِدُ، يَا شاهِدُ، يَا ماجِدُ، يَا حامِدُ، يَا راشِدُ، يَا باعِثُ، يَا وارِثُ، يَا ضارُّ، يَا نافِعُ.
32- Allah’ım ben ismin hürmetine sana el açıyorm, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey tek olan (Ehad), ey yegâne olan (Vâhid), ey (her yerde) hazır ve nazır olan (Şâhid), ey şan ve yücelik sahibi olan (Mâcid), ey (kendi zatı mukaddesine) hamd-ü sena eden (Hâmid), ey (yaratıklarına) yol gösteren (Râşid), ey (ölüleri diriltip kabirlerden) ayağa kaldıran (Bâis), ey (yaratıklardan sonra baki kalarak kâinatı) miras alacak (Vâris), ey (hak edeni veya imtihan için maslahat gördüğünü zarar ve ziyana uğratan (Zârr), ey (uygun gördüğüne de) menfaat veren (Nâfi’)!
﴿۳۳﴾ يَا أَعْظَمَ مِنْ كُلِّ عَظِيمٍ، يَا أَكْرَمَ مِنْ كُلِّ كَرِيمٍ، يَا أَرْحَمَ مِنْ كُلِّ رَحِيمٍ، يَا أَعْلَمَ مِنْ كُلِّ عَلِيمٍ، يَا أَحْكَمَ مِنْ كُلِّ حَكِيمٍ، يَا أَقْدَمَ مِنْ كُلِّ قَدِيمٍ، يَا أَكْبَرَ مِنْ كُلِّ كَبِيرٍ، يَا أَ لْطَفَ مِنْ كُلِّ لَطِيفٍ، يَا أَجَلَّ مِن كُلِّ جَلِيلٍ، يَا أَعَزَّ مِنْ كُلِّ عَزِيزٍ.
33- Ey her büyükten daha büyük olan, ey bütün cömertlerden daha cömert olan, ey bütün merhametlilerden daha merhametli olan, ey bütün bilgililerden daha bilgili olan, ey bütün hikmet sahiplerinden daha çok hikmetli olan, ey her kadîmden daha Kadîm olan, ey her büyükten daha büyük olan, ey her latiften daha latif olan, ey her yüceden daha yüce olan, ey her azizden daha çok izzet sahibi olan!
﴿۳۴﴾ يَا كَرِيمَ الصَّفْحِ، يَا عَظِيمَ الْمَنِّ، يَا كَثِيرَ الْخَيْرِ، يَا قَدِيمَ الْفَضْلِ، يَا دائِمَ اللُّطْفِ، يَا لَطِيفَ الصُّنْعِ، يَا مُنَفِّسَ الْكَرْبِ، يَا كاشِفَ الضُّرِّ، يَا مالِكَ الْمُلْكِ، يَا قاضِىَ الْحَقِّ.
34- Ey bağışlamada kerem ve lütfu bol olan, ey büyük iyilik ve nimet sahibi olan, ey hayrı çok olan, ey fazlı/ ihsanı kadîm ve ezelî olan, ey lütfu ebedi olan, ey sanatı latif ve güzel olan, ey sıkıntıyı gideren, ey bela ve zorluklara son veren, ey (varlık) mülkünün sahibi, ey hak ve hakikat üzere hüküm veren!
﴿۳۵﴾ يَا مَنْ هُوَ فِى عَهْدِهِ وَفِيٌّ، يَا مَنْ هُوَ فِي وَفائِهِ قَوِيٌّ، يَا مَنْ هُوَ فِي قُوَّتِهِ عَلِيٌّ، يَا مَنْ هُوَ فِى عُلُوِّهِ قَرِيبٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى قُرْبِهِ لَطِيفٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى لُطْفِهِ شَرِيفٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى شَرَفِهِ عَزِيزٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى عِزِّهِ عَظِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى عَظَمَتِهِ مَجِيدٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى مَجْدِهِ حَمِيدٌ.
35- Ey ahdinde vefalı, ey vefakârlığı güçlü, ey kuvvetinde yüce, ey yüce olduğu hâlde yakın, ey yakın olduğu hâlde latif, ey lütfüyle birlikte şerif, ey şerefiyle birlikte aziz, ey izzetinde azim, ey azametinde yüce, ey yüceliğinde övgüye lâyık!
﴿۳۶﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا كافِى، يَا شافِى، يَا وافِى، يَا مُعافِى، يَا هادِى، يَا داعِى، يَا قاضِى، يَا راضِى، يَا عالِى، يَا باقِى.
36- Allah’ım ben (mübarek) ismin hürmetine (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (kendisine güvenip yönelene) yeterli gelen, ey (bütün dertlere) şifa veren, ey (verdiği ahde) vefa eden, ey sıhhat ve afiyet veren, ey (yaratıkları) hidayet eden, ey (kullarını iyiliğe ve cennete) davet eden, ey (hak üzere) hüküm veren, ey (salih ve itaatkâr) kullarından hoşnut olan, ey (her şeyiyle) yüce ve âli olan, ey (ebediyyen) baki kalan!
﴿۳۷﴾ يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ خاضِعٌ لَهُ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ خاشِعٌ لَهُ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ كائِنٌ لَهُ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ مَوْجُودٌ بِهِ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ مُنِيبٌ إِلَيْهِ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ خائِفٌ مِنْهُ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ قائِمٌ بِهِ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ صائِرٌ إِلَيْهِ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ، يَا مَنْ كُلُّ شَىْءٍ هالِكٌ إِلّا وَجْهَهُ.
37- Ey her şeyin kendisine boyun eğdiği, ey her şeyin kendisinden korkup huşu gösterdiği, ey her şeyin kendisi için var olduğu, ey her şeyin kendisiyle vücut bulduğu, ey her şeyin kendisine döndüğü, ey her şeyin kendisinden korktuğu, ey her şeyin kendisiyle ayakta durduğu, ey her şeyin kendisine yöneldiği, hareket ettiği, ey her şeyin kendisini medh-u senasıyla tesbih ettiği, ey (Mukaddes vechinin) dışında her şeyin helâk olduğu!
﴿۳۸﴾ يَا مَنْ لَامَفَرَّ إِلّا إِلَيْهِ، يَا مَنْ لَامَفْزَعَ إِلّا إِلَيْهِ، يَا مَنْ لَامَقْصَدَ إِلّا إِلَيْهِ، يَا مَنْ لَامَنْجٰا مِنْهُ إِلّا إِلَيْهِ، يَا مَنْ لَايُرْغَبُ إِلّا إِلَيْهِ، يَا مَنْ لَاحَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلّا بِهِ، يَا مَنْ لَايُسْتَعانُ إِلّا بِهِ، يَا مَنْ لَايُتَوَكَّلُ إِلّا عَلَيْهِ، يَا مَنْ لَايُرْجىٰ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايُعْبَدُ إِلّا هُوَ.
38- Ey (suçlular için) kendi dergâhından başka kaçılacak yer bulunmayan, ey kendisinden başka sığınılacak yer olmayan, ey kendisinden başka varılacak hedef ve maksat bulunmayan, (kahr-u gazabından kurtulmak için) kendi dergâhından başka kurtuluş yeri olmayan, ey ancak kendisine rağbet edilen, ey kendisinden başka güç ve kuvvet kaynağı olabilecek kimse bulunmayan, ey kendisinden başka kimseden yardım dilenilmeyen, ey kendisinden başkasına tevekkül edilmeyen, ey kendisinden başkası ümit edilmeyen, ey kendisinden başkasına ibadet edilmeyen!
﴿۳۹﴾ يَا خَيْرَ الْمَرْهُوبِينَ، يَا خَيْرَ الْمَرْغُوبِينَ، يَا خَيْرَ الْمَطْلُوبِينَ، يَا خَيْرَ الْمَسْؤُولِينَ، يَا خَيْرَ الْمَقْصُودِينَ، يَا خَيْرَ الْمَذْكُورِينَ، يَا خَيْرَ الْمَشْكُورِينَ، يَا خَيْرَ الْمَحْبُوبِينَ، يَا خَيْرَ الْمَدْعُوِّينَ، يَا خَيْرَ الْمُسْتَأْنِسِينَ.
39- Ey kendisinden korkulanların en iyisi, ey rağbet edilenlerin en iyisi, ey talep edilenlerin en iyisi, ey kendisinden istekte bulunulanların en iyisi, ey kendisine yönelinenlerin/maksûd olanların en iyisi, ey zikredilenlerin/anılanların en iyisi, ey şükredilenlerin en iyisi, ey sevilenlerin en iyisi, ey el açıp çağrılanların en iyisi, ey kendisine ünsiyet edilenlerin en iyisi!
﴿۴۰﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا غافِرُ، يَا ساتِرُ، يَا قادِرُ، يَا قاهِرُ، يَا فاطِرُ، يَا كاسِرُ، يَا جابِرُ، يَا ذاكِرُ، يَا ناظِرُ، يَا ناصِرُ.
40- Allah’ım, ben, ismin hürmetine senden (hacetlerimi) diliyorum; ey (kullarının günahlarını) bağışlayan, ey (ayıpları, kötülükleri) örten, ey (her şeye) gücü yeten, ey (her şeye) galip gelen, ey (her şeyi yoktan var eden), ey (zalimlerin ihtişamını) kıran, ey (yaraları) saran, iyileştiren, ey (kendisini ananları) anan, ey (yaratıkların hâllerini) gören, ey (dostlarına) yardım eden!
﴿۴۱﴾ يَا مَنْ خَلَقَ فَسَوَّىٰ، يَا مَنْ قَدَّرَ فَهَدىٰ، يَا مَنْ يَكْشِفُ الْبَلْوىٰ، يَا مَنْ يَسْمَعُ النَّجْوىٰ، يَا مَنْ يُنْقِذُ الْغَرْقىٰ، يَا مَنْ يُنْجِى الْهَلْكىٰ، يَا مَنْ يَشْفِى الْمَرْضىٰ، يَا مَنْ أَضْحَكَ وَأَبْكىٰ، يَا مَنْ أَماتَ وَأَحْيىٰ، يَا مَنْ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنْثىٰ.
41- Ey yaratıp da her şeyi yerli yerine koyan düzelten, ey (her şeyi) belli ölçüler ve sınırlara tabi kılıp, varması gereken hedefi gösteren, ey belâyı kaldıran, ey gizli sırları, yakarışları işiten, ey (sapıklık girdabında) boğulanları kurtaran, ey helâk olanları necat veren, ey hastalara şifa veren, ey güldüren ve ağlatan, ey öldüren ve dirilten, ey erkek ve dişiden oluşan çiftler yaratan!
﴿۴۲﴾ يَا مَنْ فِى الْبَرِّ وَالْبَحْرِ سَبِيلُهُ، يَا مَنْ فِى الْآفاقِ آياتُهُ، يَا مَنْ فِى الْآياتِ بُرْهانُهُ، يَا مَنْ فِى الْمَماتِ قُدْرَتُهُ، يَا مَنْ فِى الْقُبُورِ عِبْرَتُهُ، يَا مَنْ فِى الْقِيامَةِ مُلْكُهُ، يَا مَنْ فِى الْحِسابِ هَيْبَتُهُ، يَا مَنْ فِى الْمِيزانِ قَضاؤُهُ، يَا مَنْ فِى الْجَنَّةِ ثَوابُهُ، يَا مَنْ فِى النَّارِ عِقابُهُ.
42- Ey karada ve denizde yolu bulunan, ey dış âlemde ayet ve nişaneler sahibi olan, ey ayetler içinde delili olan, ey ölümde kudreti tecelli eden, ey kabirlerde alınacak ibret vesileleri bulunan, ey kıyamette saltanat sahibi olan, ey hesaba çekmede heybetli olan, ey mizanda hükmü geçerli olan, ey cennette sevabı/mükâfatı bulunan, ey (cehennem) ateşinde ceza ve azap sahibi olan!
﴿۴۳﴾ يَا مَنْ إِلَيْهِ يَهْرَبُ الْخائِفُونَ، يَا مَنْ إِلَيْهِ يَفْزَعُ الْمُذْنِبُونَ، يَا مَنْ إِلَيْهِ يَقْصِدُ الْمُنِيبُونَ، يَا مَنْ إِلَيْهِ يَرْغَبُ الزَّاهِدُونَ، يَا مَنْ إِلَيْهِ يَلْجَأُ الْمُتَحَيِّرُونَ، يَا مَنْ بِهِ يَسْتَأْنِسُ الْمُرِيدُونَ، يَا مَنْ بِهِ يَفْتَخِرُ الْمُحِبُّونَ، يَا مَنْ فِى عَفْوِهِ يَطْمَعُ الْخاطِئُونَ، يَا مَنْ إِلَيْهِ يَسْكُنُ الْمُوقِنُونَ، يَا مَنْ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ.
43- Ey korkanların kendisine kaçtığı, ey günahkârların kendisine sığındığı, ey dönüş yapıp (tövbe edenlerin) yalnız kendine yöneldiği, ey zahitlerin ancak kendisine rağbet ettiği, ey şaşkınların kendisine iltica ettiği, ey müştak olanların yalnız kendisiyle ünsiyet bulduğu, ey sevenlerin kendisiyle iftihar ettiği, ey hatakârların affını arzuladığı, ey yakin ehli olanların (kalplerinin) ancak kendisiyle yatışıp huzur bulduğu, ey tevekkül edenlerin ancak kendisine güvendiği!
﴿۴۴﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا حَبِيبُ، يَا طَبِيبُ، يَا قَرِيبُ، يَا رَقِيبُ، يَا حَسِيبُ، يَا مُهِيبُ، يَا مُثِيبُ، يَا مُجِيبُ، يَا خَبِيرُ، يَا بَصِيرُ.
44- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (hakikat âşıklarının) sevgilisi, ey (bütün dertlerin) tabibi, ey (yarattıklarına) yakın, ey (kullarını) gözeten, ey (kulların amellerinin) hesabını gören, ey heybet ve vakar sahibi olan, ey (iyi amellere) sevap veren, ey (duaları) icabet eden, ey (her şeyden) haberdar olan, ey (her şeyi) gören!
﴿۴۵﴾ يَا أَقْرَبَ مِنْ كُلِّ قَرِيبٍ، يَا أَحَبَّ مِنْ كُلِّ حَبِيبٍ، يَا أَبْصَرَ مِنْ كُلِّ بَصِيرٍ، يَا أَخْبَرَ مِنْ كُلِّ خَبِيرٍ، يَا أَشْرَفَ مِنْ كُلِّ شَرِيفٍ، يَا أَرْفَعَ مِنْ كُلِّ رَفِيعٍ، يَا أَقْوىٰ مِنْ كُلِّ قَوِيٍّ، يَا أَغْنىٰ مِنْ كُلِّ غَنِيٍّ، يَا أَجْوَدَ مِنْ كُلِّ جَوادٍ، يَا أَرْأَفَ مِنْ كُلِّ رَؤُوفٍ.
45- Ey her yakından daha yakın, ey her sevilenden daha çok sevilen, ey her görenden daha iyi gören, ey haberdar olanların hepsinden daha çok bilgisi bulunan, ey bütün şereflilerden daha çok şerefli olan, ey her yüceden daha yüce, ey bütün güçlülerden daha güçlü, ey bütün zenginlerden daha zengin, ey bütün cömertlerden daha cömert, ey şefkatlilerin hepsinden daha şefkatli olan!
﴿۴۶﴾ يَا غالِباً غَيْرَ مَغْلُوبٍ، يَا صانِعاً غَيْرَ مَصْنُوعٍ، يَا خالِقاً غَيْرَ مَخْلُوقٍ، يَا مالِكاً غَيْرَ مَمْلُوكٍ، يَا قاهِراً غَيْرَ مَقْهُورٍ، يَا رافِعاً غَيْرَ مَرْفُوعٍ، يَا حافِظاً غَيْرَ مَحْفُوظٍ، يَا ناصِراً غَيْرَ مَنْصُورٍ، يَا شاهِداً غَيْرَ غائِبٍ، يَا قَرِيباً غَيْرَ بَعِيدٍ.
46- Ey (asla) mağlup olmayan galip, ey yaratılmış olmayan sanatkâr, ey mahlûk olmayan yaratan, ey kendisine sahip olunmayacak malik, ey mağlup ve zelil olunamayan kahir, ey yüceltilmeye ihtiyacı olmayan yüce, ey korunmaya ihtiyacı olmayan koruyucu, ey yardıma ihtiyacı olmayan yardımcı, ey (bir an bile gaip olmayan) şahit, ey (asla) uzaklaşmayan yakın!
﴿۴۷﴾ يَا نُورَ النُّورِ، يَا مُنَوِّرَ النُّورِ، يَا خالِقَ النُّورِ، يَا مُدَبِّرَ النُّورِ، يَا مُقَدِّرَ النُّورِ، يَا نُورَ كُلِّ نُورٍ، يَا نُوراً قَبْلَ كُلِّ نُورٍ، يَا نُوراً بَعْدَ كُلِّ نُورٍ، يَا نُوراً فَوْقَ كُلِّ نُورٍ، يَا نُوراً لَيْسَ كَمِثْلِهِ نُورٌ.
47- Ey nurun nuru, ey nuru nurlandıran, ey nuru yaratan, ey nuru yöneten, ey nuru takdir edip ölçülendiren, ey her nurun nuru, ey her nurdan önce nur olan, ey her nurdan sonra nur olan, ey her nurun üstünde olan nur, ey hiçbir nurun kendisi gibi olmadığı nur!
﴿۴۸﴾ يَا مَنْ عَطَاؤُهُ شَرِيفٌ، يَا مَنْ فِعْلُهُ لَطِيفٌ، يَا مَنْ لُطْفُهُ مُقِيمٌ، يَا مَنْ إِحْسانُهُ قَدِيمٌ، يَا مَنْ قَوْلُهُ حَقٌّ، يَا مَنْ وَعْدُهُ صِدْقٌ، يَا مَنْ عَفْوُهُ فَضْلٌ، يَا مَنْ عَذابُهُ عَدْلٌ، يَا مَنْ ذِكْرُهُ حُلْوٌ، يَا مَنْ فَضْلُهُ عَمِيمٌ.
48- Ey bağışı şereflideğerli olan, ey fiili latif olan, ey lütfu daim ve ebedi olan, ey ihsanı kadîm ve ezelî olan, ey sözü hak olan, ey verdiği vaadi doğru olan, ey (kullarına) affı fazl u kereminden kaynaklanan, ey azabı adalete dayanan, ey zikri tatlı olan, ey fazl u keremi (bütün yaratıklara) şamil olan!
﴿۴۹﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا مُسَهِّلُ، يَا مُفَصِّلُ، يَا مُبَدِّلُ، يَا مُذَلِّلُ، يَا مُنَزِّلُ، يَا مُنَوِّلُ، يَا مُفْضِلُ، يَا مُجْزِلُ، يَا مُمْهِلُ، يَا مُجْمِلُ.
49- Allah’ım, ben, ismin hürmetine sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (müşkülleri) kolaylaştıran, ey (hakkı, batıldan iyiyi, kötüden, nuru zulmetten…) ayıran, ey (kötülüğü iyiliğe) çeviren, ey (serkeş ve asileri) ram eden, ey (rahmet ve nimetini) indiren, ey bol bol bağışta bulunan, ey fazl u kerem sahibi olan, ey büyük (nimetler) veren, ey (günahkârlara tövbe ve dönüş için) mühlet veren, ey (kullara) güzel davranan!
﴿۵۰﴾ يَا مَنْ يَرىٰ وَلَا يُرىٰ، يَا مَنْ يَخْلُقُ وَلَا يُخْلَقُ، يَا مَنْ يَهْدِى وَلَا يُهْدىٰ، يَا مَنْ يُحْيِى وَلَا يُحْيىٰ، يَا مَنْ يَسْأَلُ وَلَا يُسْأَلُ، يَا مَنْ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ، يَا مَنْ يُجِيرُ وَلَا يُجارُ عَلَيْهِ، يَا مَنْ يَقْضِى وَلَا يُقْضىٰ عَلَيْهِ، يَا مَنْ يَحْكُمُ وَلَا يُحْكَمُ عَلَيْهِ، يَا مَنْ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً أَحَدٌ.
50- Ey gören ve görünmeyen, ey yaratan ve yaratılmayan, ey hidayet edip de hidayete muhtaç olmayan ve ey hayat verip de kendisi hayat verilmeye muhtaç olmayan, ey sorgulanan fakat (başkaları tarafından) sorgulanmayan, ey (her şeyi) doyuran, fakat kendisi doyurulmaktan münezzeh olan, ey başkalarını (rahmetine) sığdıran, fakat sığdırılmaya muhtaç olmayan, ey (her şey hakkında) karar veren, fakat kendisi hakkında karar verilmeyen, ey herkese hüküm süren, fakat (asla) başkalarının hâkimiyeti altına girmeyen, ey doğurmayan ve doğmayan ve asla eşi dengi bulunmayan!
﴿۵۱﴾ يَا نِعْمَ الْحَسِيبُ، يَا نِعْمَ الطَّبِيبُ، يَا نِعْمَ الرَّقِيبُ، يَا نِعْمَ الْقَرِيبُ، يَا نِعْمَ الْمُجِيبُ، يَا نِعْمَ الْحَبِيبُ، يَانِعْمَ الْكَفِيلُ، يَانِعْمَ الْوَكِيلُ، يَانِعْمَ الْمَوْلىٰ، يَا نِعْمَ النَّصِيرُ.
51- Ey güzel hesap gören, ey güzel Tabib, ey güzel gözetleyici, ey gü-zel yakın, ey güzel icabet eden, ey güzel sevgili, ey güzel Kefil, ey güzel Vekil, ey güzel Mevlâ, ey güzel yardımcı!
﴿۵۲﴾ يَا سُرُورَ الْعارِفِينَ، يَا مُنَى الْمُحِبِّينَ، يَا أَنِيسَ الْمُرِيدِينَ، يَا حَبِيبَ التَّوَّابِينَ، يَا رازِقَ الْمُقِلِّينَ، يَا رَجاءَ الْمُذْنِبِينَ، يَا قُرَّةَ عَيْنِ الْعابِدِينَ، يَا مُنَفِّساً عَنِ الْمَكْرُوبِينَ، يَا مُفَرِّجاً عَنِ الْمَغْمُومِينَ، يَا إِلٰهَ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ.
52- Ey ariflerin sevinci, ey sevenlerin arzusu, ey kendisine müştak olanların arkadaşı, ey tövbekârların sevgilisi, ey muhtaçlara rızk veren, ey günahkârların ümidi, ey ibadet edenlerin göz nuru, ey sıkıntıda bulunanların sıkıntısını gideren, ey hüzünlülerin hüznüne son veren, ey evvellerin ve ahirlerin (bütün yaratıkların) ilâhı!
﴿۵۳﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا رَبَّنا، يَا إِلٰهَنا، يَا سَيِّدَنا، يَا مَوْلانا، يَا ناصِرَنا، يَا حافِظَنا، يَا دَلِيلَنا، يَا مُعِينَنا، يَا حَبِيبَنا، يَا طَبِيبَنا.
53- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey bizim Rabbimiz, ey bizim ilâhımız, ey bizim efendimiz, ey bizim mevlâmız, ey bizim (düşmana karşı) yardımcımız, ey bizim koruyucumuz, ey bize yol gösteren, ey bizim yardımcımız, ey bizim habibimiz/sevgilimiz, ey bizim tabibimiz!
﴿۵۴﴾ يَا رَبَّ النَّبِيِّينَ وَ الْأَبْرارِ، يَا رَبَّ الصِّدِّيقِينَ وَالْأَخْيارِ، يَا رَبَّ الْجَنَّةِ وَالنَّارِ، يَا رَبَّ الصِّغارِ وَالْكِبارِ، يَا رَبَّ الْحُبُوبِ وَالثِّمارِ، يَا رَبَّ الْأَ نْهارِ وَالْأَشْجارِ، يَا رَبَّ الصَّحارِى وَالْقِفارِ، يَا رَبَّ الْبَرارِى وَالْبِحارِ، يَا رَبَّ اللَّيْلِ وَالنَّهارِ، يَا رَبَّ الْأَعْلانِ وَالْأَسْرارِ.
54- Ey peygamberlerin ve iyilerin Rabbi, ey sıddıkların ve seçkinlerin Rabbi, ey cennet ve cehennemin Rabbi, ey küçüklerin ve büyüklerin Rabbi, ey tanelerin ve meyvelerin Rabbi, ey nehirlerin ve ağaçların Rabbi, ey sahraların ve ıssız çöllerin Rabbi, ey karaların ve denizlerin Rabbi, ey gece ve gündüzün Rabbi, ey açıkların ve gizliliklerin Rabbi!
﴿۵۵﴾ يَا مَنْ نَفَذَ فِى كُلِّ شَىْءٍ أَمْرُهُ، يَا مَنْ لَحِقَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْمُهُ، يَا مَنْ بَلَغَتْ إِلىٰ كُلِّ شَىْءٍ قُدْرَتُهُ، يَا مَنْ لَاتُحْصِى الْعِبادُ نِعَمَهُ، يَا مَنْ لَا تَبْلُغُ الْخَلائِقُ شُكْرَهُ، يَا مَنْ لَاتُدْرِكُ الْأَفْهامُ جَلالَهُ، يَا مَنْ لَاتَنالُ الْأَوْهامُ كُنْهَهُ، يَا مَنِ الْعَظَمَةُ وَالْكِبْرِيَاءُ رِداؤُهُ، يَا مَنْ لَاتَرُدُّ الْعِبادُ قَضاءَهُ، يَا مَنْ لَا مُلْكَ إِلّا مُلْكُهُ، يَا مَنْ لَاعَطاءَ إِلّا عَطاؤُهُ.
55- Ey emri her şeyde geçerli olan, ey ilmi her şeyi kuşatan, ey gücü her şeye yeten, ey nimetlerini kulların sayamadığı, ey şükrünü yaratıkların (layıkıyla) yerine getirmediği, ey yüceliğini zihinlerin kavrayamadığı, ey idrak ve hayallerin künhüne varamadığı, ey örtüsü azamet ve kibriyâ olan, ey kesin olarak (takdir edip) hükme bağladığını kulların reddedemediği, ey kendi saltanat ve mülkünden başka (hakiki) bir saltanat bulunmayan, ey kendi bağışından başka (gerçek) bir bağış bulunmayan!
﴿۵۶﴾ يَا مَنْ لَهُ الْمَثَلُ الْأَعْلىٰ، يَا مَنْ لَهُ الصِّفاتُ الْعُلْيا، يَا مَنْ لَهُ الْآخِرَةُ وَالْأُولىٰ، يَا مَنْ لَهُ جَنَّةُ الْمَأْوىٰ، يَا مَنْ لَهُ الْآياتُ الْكُبْرىٰ، يَا مَنْ لَهُ الْأَسْماءُ الْحُسْنىٰ، يَا مَنْ لَهُ الْحُكْمُ وَالْقَضاءُ، يَا مَنْ لَهُ الْهَواءُ وَالْفَضاءُ، يَا مَنْ لَهُ الْعَرْشُ وَالثَّرىٰ، يَا مَنْ لَهُ السَّمَاوَاتُ الْعُلىٰ.
56- Ey en güzel misalin sahibi, ey en yüce sıfatların sahibi, ey ahiret ve dünyanın sahibi, ey Cennet’ülMe’vâ’nın sahibi, ey en büyük ayetlerin sahibi, ey en güzel isimlerin sahibi, ey hüküm ve yargının sahibi, ey hava ve uzayın sahibi, ey Arş’ın ve yerin sahibi, ey yüce göklerin sahibi!
﴿۵۷﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا عَفُوُّ، يَا غَفُورُ، يَا صَبُورُ، يَا شَكُورُ، يَا رَؤُوفُ، يَا عَطُوفُ، يَا مَسْؤُولُ، يَا وَدُودُ، يَا سُبُّوحُ، يَا قُدُّوسُ.
57- Allah’ım, ben, ismin hürmetine sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey çok affeden, ey çok bağışlayan, ey çok sabreden, ey (kullarının amellerini) karşılıksız bırakmayan, ey çok şefkatli olan, ey çok merhametli olan, ey kendisinden dilekte bulunulan, ey (sâlih kullarını) çok seven/çok sevilen, ey münezzeh, ey mukaddes!
﴿۵۸﴾ يَا مَنْ فِى السَّماءِ عَظَمَتُهُ، يَا مَنْ فِى الْأَرْضِ آياتُهُ، يَا مَنْ فِى كُلِّ شَىْءٍ دَلائِلُهُ، يَا مَنْ فِى الْبِحارِ عَجائِبُهُ، يَا مَنْ فِى الْجِبالِ خَزائِنُهُ، يَا مَنْ يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ، يَا مَنْ إِلَيْهِ يَرْجِعُ الْأَمْرُ كُلُّهُ، يَا مَنْ أَظْهَرَ فِى كُلِّ شَىْءٍ لُطْفَهُ، يَا مَنْ أَحْسَنَ كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُ، يَا مَنْ تَصَرَّفَ فِى الْخَلائِقِ قُدْرَتُهُ.
58- Ey gökyüzünde azameti görülen, ey yeryüzünde ayetleri tecelli eden, ey her şeyde delilleri bulunan, ey denizlerde hayret verici (yaratıkları, sanatları) bulunan, ey dağlarda hazineleri yer alan, ey yaratılışı ilk defa başlatan (öldükten) sonra da tekrar dirilten, ey bütün işler kendisine dönen, ey her şeyden lütfunu aşikâr eden, ey her şeyi en güzel şekilde yaratan, ey kudreti mahlûkatını kuşatıp onda tasarruf eden!
﴿۵۹﴾ يَا حَبِيبَ مَنْ لَاحَبِيبَ لَهُ، يَا طَبِيبَ مَنْ لَاطَبِيبَ لَهُ، يَا مُجِيبَ مَنْ لَامُجِيبَ لَهُ، يَا شَفِيقَ مَنْ لَاشَفِيقَ لَهُ، يَا رَفِيقَ مَنْ لَارَفِيقَ لَهُ، يَا مُغِيثَ مَنْ لَامُغِيثَ لَهُ، يَا دَلِيلَ مَنْ لَادَلِيلَ لَهُ، يَا أَنِيسَ مَنْ لَاأَنِيسَ لَهُ، يَا راحِمَ مَنْ لَاراحِمَ لَهُ، يَا صاحِبَ مَنْ لَاصاحِبَ لَهُ.
59- Ey sevgilisi olmayanın (gerçek) sevgilisi, ey tabibi olmayanların tabibi, ey (isteklerine) icabet edeni olmayanın icabet edeni, ey şefkat gösterecek kimsesi olmayanın şefkat göstereni, ey arkadaşı olmayanın arkadaşı, ey imdat edeni olmayanın imdatçısı, ey kılavuzu olmayanın kılavuzu, ey ünsiyet kuracak kimsesi olmayanın enîsi /can yoldaşı, ey merhamet edecek kimsesi olmayanın merhamet edeni, ey dostu olmayanın (gerçek) dostu!
﴿۶۰﴾ يَا كافِىَ مَنِ اسْتَكْفاهُ، يَا هادِىَ مَنِ اسْتَهْداهُ، يَا كالِئَ مَنِ اسْتَكْلاهُ، يَا راعِىَ مَنِ اسْتَرْعاهُ، يَا شافِىَ مَنِ اسْتَشْفاهُ، يَا قاضِىَ مَنِ اسْتَقْضاهُ، يَا مُغْنِىَ مَنِ اسْتَغْناهُ، يَامُوفِىَ مَنِ اسْتَوْفاهُ، يَامُقَوِّىَ مَنِ اسْتَقْواهُ، يَاوَلِىَّ مَنِ اسْتَوْلاهُ.
60- Ey kendisine yetmesini isteyene yeterli olan, ey kendisinden hidayet dileyeni hidayet eden, ey kendisinden korunma dileyeni koruyan, ey hâlinin gözetilmesini isteyeni gözeten, ey şifa isteyene şifa veren, ey hükmetmesini isteyenler hakkında hükmünü veren, ey kendisinden zenginlik dileyenleri zenginleştiren, ey sözünü yerine getirmesini isteyenlere, verdiği sözü yerine getiren, ey kendisinden güç, kuvvet dileyenleri güçlendiren, ey kendisinden dostluk ve sahiplik isteyenlerin dostu ve sahibi olan!
﴿۶۱﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا خالِقُ، يَا رازِقُ، يَا ناطِقُ، يَاصادِقُ، يَا فالِقُ، يَا فارِقُ، يَا فاتِقُ، يَا راتِقُ، يَا سابِقُ ، يَا سامِقُ.
61- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey yaratan, ey rızk veren, ey konuşan (sözleri, sesleri icat eden), ey (her şeyinde) doğru olan, ey (tohum ve taneyi) yarıp filizlendiren, ey (birbirinden ayrılması gerekenleri) ayıran, ey (kapıları) açan, ey (açıkları) kapatan, ey (her şeyden) önce var olan, ey her şeyden yüce!
﴿۶۲﴾ يَا مَنْ يُقَلِّبُ اللَّيْلَ وَالنَّهارَ، يَا مَنْ جَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالْأَنْوارَ، يَا مَنْ خَلَقَ الظِّلَّ وَالْحَرُورَ، يَا مَنْ سَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ، يَا مَنْ قَدَّرَ الْخَيْرَ وَالشَّرَّ، يَا مَنْ خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَياةَ، يَا مَنْ لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ، يَا مَنْ لَمْ يَتَّخِذْ صاحِبَةً وَلَا وَلَداً، يَا مَنْ لَيْسَ لَهُ شَرِيكٌ فِى الْمُلْكِ، يَا مَنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَ لِيٌّ مِنَ الذُّلِّ.
62- Ey gece ve gündüzü değiştiren, ey karanlıkları ve ışıkları (âlemin düzenine) yerleştiren, ey gölgeyi ve (güneşin) hararetini yaratan, ey güneş ve ayı emri altına alan, ey hayır ve şerri mukadder kılan, ey ölüm ve hayatı yaratan, ey yaratmak ve emretmek kendisine mahsus olan, ey kendisine eş ve evlat edinmeyen, ey mülkünde ortağı bulunmayan, ey zillet (ve eksiklikten) kaynaklanan bir veli ve yardımcıya ihtiyacı olmayan!
﴿۶۳﴾ يَا مَنْ يَعْلَمُ مُرادَ الْمُرِيدِينَ، يَا مَنْ يَعْلَمُ ضَمِيرَ الصَّامِتِينَ، يَا مَنْ يَسْمَعُ أَنِينَ الْواهِنِينَ، يَا مَنْ يَرىٰ بُكاءَ الْخائِفِينَ، يَا مَنْ يَمْلِكُ حَوائِجَ السَّائِلِينَ، يَا مَنْ يَقْبَلُ عُذْرَ التَّائِبِينَ، يَا مَنْ لَايُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدِينَ، يَا مَنْ لَايُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ، يَا مَنْ لَايَبْعُدُ عَنْ قُلُوبِ الْعارِفِينَ، يَا أَجْوَدَ الْأَجْوَدِينَ.
63- Ey müştak olanların maksadından haberdar olan, ey susanların içini bilen, ey (üzüntüsünden) kendinden geçenlerin inlemesini işiten, ey (kendisinden) korkanların ağlayışını gören, ey (kendisinden) dilekte bulunanların ihtiyaç duyduklarına sahip olan, ey tövbe edenlerin mazeretini kabul buyuran, ey fitne ve fesatçıların işlerini düzeltmeyen, ey iyilikte bulunanların ecrini zayi etmeyen, ey ariflerin kalplerinden uzaklaşmayan, ey cömertlerin cömerdi!
﴿۶۴﴾ يَا دائِمَ الْبَقاءِ، يَا سامِعَ الدُّعاءِ، يَا واسِعَ الْعَطاءِ، يَا غافِرَ الْخَطاءِ، يَا بَدِيعَ السَّماءِ، يَا حَسَنَ الْبَلاءِ، يَا جَمِيلَ الثَّناءِ، يَا قَدِيمَ السَّناءِ، يَا كَثِيرَ الْوَفاءِ، يَا شَرِيفَ الْجَزاءِ.
64- Ey ebediyen baki kalacak olan, ey duayı işitip (icabet eden), ey bağış ve ihsanı geniş olan, ey hatayı bağışlayan, ey gökyüzünü güzel/emsalsiz yaratan, ey iyi imtihan eden, ey medh u senası güzel olan, ey (varlığının) parıltısı kadîm olan, ey vefası bol olan, ey mükâfatı şanlı, şerefli olan!
﴿۶۵﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا سَتَّارُ، يَا غَفَّارُ، يَا قَهَّارُ، يَا جَبَّارُ، يَا صَبَّارُ، يَا بارُّ، يَا مُخْتارُ، يَا فَتَّاحُ، يَا نَفَّاحُ، يَا مُرْتاحُ.
65- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (ayıpları) örten, ey çok bağışlayan, ey (her şeye) galip gelen/ (düşmanlarını) kahreden, ey (istediği her şeyi) zorla da olsa yaptırabilen, ey çok sabırlı olan, ey çok iyilik eden, ey mutlak irade ve serbestliğe sahip olan (hiçbir şeyin ve hiçbir kimsenin etkisi ve baskısı altında olmayan), ey (zorlukları, düğümleri, kapalı kapıları) açan, ey çok bağışta bulunan, ey rahatlatan ve dinlendiren!
﴿۶۶﴾ يَا مَنْ خَلَقَنِى وَسَوَّانِى، يَا مَنْ رَزَقَنِى وَرَبَّانِى، يَا مَنْ أَطْعَمَنِى وَسَقانِى، يَا مَنْ قَرَّبَنِى وَأَدْنانِى، يَا مَنْ عَصَمَنِى وَكَفانِى، يَا مَنْ حَفِظَنِى وَكَلانِى، يَا مَنْ أَعَزَّنِى وَأَغْنانِى، يَا مَنْ وَفَّقَنِى وَهَدانِى، يَا مَنْ آنَسَنِى وَآوانِى، يَا مَنْ أَماتَنِى وَأَحْيانِى.
66- Ey beni yaratıp (her şeyimi en güzel şekilde) düzene koyan, ey beni rızıklandırıp terbiye eden, ey beni yedirip içiren, ey beni (kendisine) yakınlaştırıp yakınlardan kılan, ey beni koruyan ve bana (her şeyde) kâfi gelen, ey beni koruyan ve gözeten, ey beni aziz kılan ve ihtiyaçlarımı gideren, ey beni muvaffak kılan ve hidâyet eden, ey benimle ünsiyet kuran ve beni (rahmetine) sığındıran, ey beni öldüren ve dirilten!
﴿۶۷﴾ يَا مَنْ يُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِماتِهِ، يَا مَنْ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبادِهِ، يَا مَنْ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ، يَا مَنْ لَاتَنْفَعُ الشَّفاعَةُ إِلّا بِإِذْنِهِ، يَا مَنْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ، يَا مَنْ لَامُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ، يَا مَنْ لَارَادَّ لِقَضائِهِ، يَا مَنِ انْقادَ كُلُّ شَىْءٍ لِأَمْرِهِ، يَا مَنِ السَّمَاوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ، يَا مَنْ يُرْسِلُ الرِّياحَ بُشْراً بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ.
67- Ey kelimeleriyle hakkın hak olduğunu ispat eden, ey kullarından tövbeyi kabul buyuran, ey kişi ile kalbi arasına giren, ey izni olmadan hiç bir şefaat fayda vermeyen, ey yolundan sapanları en iyi bilen, ey hükmünü geciktirecek kimse bulunmayan, ey kazasını geri çevirecek kimse olmayan, ey her şeyin emrine boyun ediği, ey kudretiyle gökler dürülmüş olan, rüzgârları rahmet (yağmurundan) önce müjdeci olarak gönderen!
﴿۶۸﴾ يَا مَنْ جَعَلَ الْأَرْضَ مِهاداً، يَا مَنْ جَعَلَ الْجِبالَ أَوْتاداً، يَا مَنْ جَعَلَ الشَّمْسَ سِراجاً، يَا مَنْ جَعَلَ الْقَمَرَ نُوراً، يَا مَنْ جَعَلَ اللَّيْلَ لِباساً، يَا مَنْ جَعَلَ النَّهارَ مَعَاشاً، يَا مَنْ جَعَلَ النَّوْمَ سُباتاً، يَا مَنْ جَعَلَ السَّمَاءَ بِناءً، يَا مَنْ جَعَلَ الْأَشْياءَ أَزْواجاً، يَا مَنْ جَعَلَ النَّارَ مِرْصاداً.
68- Ey yeryüzünü (insanlar için istirahat) beşiği yapan, ey dağları (yeryüzünün) kazıkları olarak karar kılan, ey güneşi kandil yapan, ey ayı aydınlık (vesilesi) kılan, ey geceyi örtü yapan, ey gündüzü iaşe için çalışıp çabalama zamanı kılan, ey uykuyu rahatlık ve huzur vasıtası yapan, ey göğü bina kılan, ey her şeyi çiftler halinde yaratan, ey (cehennem) ateşini (kâfirler-fâsıklar için kurulan) bir pusu yeri karar kılan!
﴿۶۹﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا سَمِيعُ، يَا شَفِيعُ، يَا رَفِيعُ، يَا مَنِيعُ، يَا سَرِيعُ، يَا بَدِيعُ، يَا كَبِيرُ، يَا قَدِيرُ، يَا خَبِيرُ ، يَا مُجِيرُ.
69- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (her şeyi) duyan, ey (günahkârların) şefaatçisi (şefaatçilere onlar hakkında şefaat izni veren), ey (makamı yüce, ey metrebesi üstün, ey süratle (icabet eden/hesaba çeken), ey emsalsiz yaratan, ey büyük, ey (her şeye) gücü yeten, ey (her şeyden) haberdar olan, ey (sığınak dileyenleri) sığındıran!
﴿۷۰﴾ يَا حَيّاً قَبْلَ كُلِّ حَيٍّ، يَا حَيّاً بَعْدَ كُلِّ حَيٍّ، يَا حَىُّ الَّذِي لَيْسَ كَمِثْلِهِ حَيٌّ، يَا حَىُّ الَّذِي لَايُشارِكُهُ حَيٌّ، يَا حَىُّ الَّذِى لَا يَحْتاجُ إِلىٰ حَيٍّ، يَا حَىُّ الَّذِي يُمِيتُ كُلَّ حَيٍّ، يَا حَىُّ الَّذِي يَرْزُقُ كُلَّ حَيٍّ، يَا حَيّاً لَمْ يَرِثِ الْحَياةَ مِنْ حَيٍّ، يَا حَىُّ الَّذِي يُحْيِي الْمَوْتىٰ، يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ.
70- Ey her diriden önce hayat sahibi olan, ey her diriden sonra hayat sahibi bulunan, ey hiçbir şey kendisine benzemeyen gerçek hayat sahibi, ey hiçbir dirinin (hiçbir şeyine) ortak olmadığı diri, ey hiçbir diriye muhtaç olmayan diri, ey her diriyi öldüren diri, ey her diriye rızk veren diri, ey hayatı hiçbir diriden miras almayan (kendi zatıyla) diri, ey ölüleri dirilten diri, ey hayat sahibi, ey (varlıkları) ayakta tutan, kendisini (hiçbir zaman) uyku basmayan ve uyumayan!
﴿۷۱﴾ يَا مَنْ لَهُ ذِكْرٌ لَايُنْسىٰ، يَا مَنْ لَهُ نُورٌ لَايُطْفىٰ، يَا مَنْ لَهُ نِعَمٌ لَاتُعَدُّ، يَا مَنْ لَهُ مُلْكٌ لَايَزُولُ، يَا مَنْ لَهُ ثَنَاءٌ لَايُحْصىٰ، يَا مَنْ لَهُ جَلالٌ لَايُكَيَّفُ، يَا مَنْ لَهُ كَمالٌ لَايُدْرَكُ، يَا مَنْ لَهُ قَضاءٌ لَايُرَدُّ، يَا مَنْ لَهُ صِفاتٌ لَاتُبَدَّلُ، يَا مَنْ لَهُ نُعُوتٌ لَاتُغَيَّرُ.
71- Ey unutulmayan, unutturulmayan zikrin sahibi, ey söndürülemez nurun sahibi, ey sayılamaz nimetlerin sahibi, ey zeval bulmayan mülkün, saltanatın sahibi, ey hadde hesaba gelmez medh u senanın sahibi, ey belli bir keyfiyete sığdırılamaz celalin sahibi, ey idrak edilemez kemalin sahibi, ey reddedilemez kazâ ve hükmün sahibi, ey alternatifsiz sıfatların sahibi, ey değiştirilemez vasıfların sahibi!
﴿۷۲﴾ يَا رَبَّ الْعالَمِينَ، يَا مالِكَ يَوْمِ الدِّينِ، يَا غايَةَ الطَّالِبِينَ، يَا ظَهْرَ اللَّاجِينَ، يَا مُدْرِكَ الْهارِبِينَ، يَا مَنْ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ، يَا مَنْ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ، يَا مَنْ يُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ، يَا مَنْ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ، يَا مَنْ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ.
72- Ey âlemlerin Rabbi, ey amellerin karşılığının verildiği (Kıyamet) gününün sahibi, ey arayanların son maksadı, ey sığınanların destekçisi, ey kaçanları bulup yardımda bulunan, ey sabredenleri seven, ey tövbe edenleri seven, ey (maddi ve manevi pisliklerden) temizlenenleri seven, ey iyilikte bulunanları seven, ey hidayet olanları (herkesten) daha iyi bilen!
﴿۷۳﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا شَفِيقُ، يَا رَفِيقُ، يَا حَفِيظُ، يَا مُحِيطُ، يَا مُقِيتُ، يَا مُغِيثُ، يَا مُعِزُّ، يَا مُذِلُّ، يَا مُبْدِئُ، يَا مُعِيدُ.
73- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey şefkatli, ey (kullarıyla) arkadaş olan, ey (yaratıklarını) koruyan, ey (âlemi) kuşatan, ey (canlılara) yiyecek/rızk veren, ey imdat eden, ey izzet veren, ey zelil kılan, ey (her şeyin) yaratılışını başlatan, ey (her şeyi ölümden sonra) tekrar kendine döndüren!
﴿۷۴﴾ يَا مَنْ هُوَ أَحَدٌ بِلا ضِدٍّ، يَا مَنْ هُوَ فَرْدٌ بِلا نِدٍّ، يَا مَنْ هُوَ صَمَدٌ بِلا عَيْبٍ، يَا مَنْ هُوَ وِتْرٌ بِلا كَيْفٍ، يَا مَنْ هُوَ قاضٍ بِلا حَيْفٍ، يَا مَنْ هُوَ رَبٌّ بِلا وَزِيرٍ، يَا مَنْ هُوَ عَزِيزٌ بِلا ذُلٍّ، يَا مَنْ هُوَ غَنِيٌّ بِلا فَقْرٍ، يَا مَنْ هُوَ مَلِكٌ بِلا عَزْلٍ، يَا مَنْ هُوَ مَوْصُوفٌ بِلا شَبِيهٍ.
74- Ey zıddı olmayan Ehed, ey benzeri bulunmayan Ferd, ey herhangi bir kusur ve ihtiyacı bulunmayan Samed, ey niteliği olmayan tek, ey zulüm ve haksızlığı olmayan Kâdı, ey yardımcısı olmayan Rabb, ey zilleti bulunmayan Azîz, ey fakirliği olmayan Ganî, ey (kimsenin) azledemeyeceği Sultan, ey benzeri olmadan vasfedilen!
﴿۷۵﴾ يَا مَنْ ذِكْرُهُ شَرَفٌ لِلذَّاكِرِينَ، يَا مَنْ شُكْرُهُ فَوْزٌ لِلشَّاكِرِينَ، يَا مَنْ حَمْدُهُ عِزٌّ لِلْحامِدِينَ، يَا مَنْ طَاعَتُهُ نَجاةٌ لِلْمُطِيعِينَ، يَا مَنْ بابُهُ مَفْتُوحٌ لِلطَّالِبِينَ، يَا مَنْ سَبِيلُهُ واضِحٌ لِلْمُنِيبِينَ، يَا مَنْ آياتُهُ بُرْهانٌ لِلنَّاظِرِينَ، يَا مَنْ كِتابُهُ تَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّقِينَ، يَا مَنْ رِزْقُهُ عُمُومٌ لِلطَّائِعِينَ وَالْعاصِينَ، يَا مَنْ رَحْمَتُهُ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ.
75- Ey zikri, zikredenler için şeref olan, ey şükrü, şükredenler için kurtuluş ve saadet vesilesi olan, ey hamdı, kendisini hamd edenler için izzet vesilesi olan, ey itaati, itaat edenler için kurtuluş vesilesi olan, ey kapısı, (kendisini) arayanlar için açık olan, ey yolu, dönüş yapıp (tövbe edenler) için aşikâr olan, ey ayetleri, (basiret gözüyle) bakanlar için delil olan, ey kitabı, takva sahipleri için öğüt ve ibret vesilesi olan, ey rızkı, itaatkâr veya âsî olan herkesi kapsayan, ey rahmeti, iyilik yapanlar için yakın olan!
﴿۷۶﴾ يَا مَنْ تَبارَكَ اسْمُهُ، يَا مَنْ تَعالىٰ جَدُّهُ، يَا مَنْ لَاإِلٰهَ غَيْرُهُ، يَا مَنْ جَلَّ ثَناؤُهُ، يَا مَنْ تَقَدَّسَتْ أَسْماؤُهُ، يَا مَنْ يَدُومُ بَقاؤُهُ، يَا مَنِ الْعَظَمَةُ بَهاؤُهُ، يَا مَنِ الْكِبْرِياءُ رِداؤُهُ، يَا مَنْ لَاتُحْصىٰ آلاؤُهُ، يَا مَنْ لَاتُعَدُّ نَعْماؤُهُ.
76- Ey ismi mübarek olan, ey şânı, makamı yüce olan, ey kendisinden başka ilâh bulunmayan, ey medh u senâsı yüce olan, ey isimleri mukaddes olan, ey bekâsı devam eden, ey yücelik onun cemâl ve cilvesi olan, ey kibriyâ ve büyüklük libasına bürünen, ey gizli nimetlerinin haddi hesabı olmayan, ey zahiri nimetleri sayılmayan!
﴿۷۷﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا مُعِينُ، يَا أَمِينُ، يَا مُبِينُ، يَا مَتِينُ، يَا مَكِينُ، يَا رَشِيدُ، يَا حَمِيدُ، يَا مَجِيدُ، يَا شَدِيدُ، يَا شَهِيدُ.
77- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey yardım eden, ey emin olan/emân veren, ey (açıklanması gerekenleri) açıklayan, ey (hiçbir şeyden) sarsılmayan, ey (her şeye) muktedir olan, ey (her şeyi) doğru ve kâmil olan, ey övgüye layık olan, ey azamet ve yücelik sahibi olan, (ey azap ve kahrı) şiddetli olan, ey âlemde (olup biten her şeye) şâhit olan!
﴿۷۸﴾ يَا ذَا الْعَرْشِ الْمَجِيدِ، يَا ذَا الْقَوْلِ السَّدِيدِ، يَا ذَا الْفِعْلِ الرَّشِيدِ، يَا ذَا الْبَطْشِ الشَّدِيدِ، يَا ذَا الْوَعْدِ وَالْوَعِيدِ، يَا مَنْ هُوَ الْوَلِىُّ الْحَمِيدُ، يَا مَنْ هُوَ فَعَّالٌ لِما يُرِيدُ، يَا مَنْ هُوَ قَرِيبٌ غَيْرُ بَعِيدٍ، يَا مَنْ هُوَ عَلىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ، يَا مَنْ هُوَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ.
78- Ey yüce Arş’ın sahibi, ey sağlam sözün sahibi, ey dosdoğru ve eksiksiz fiilin sahibi, ey kıskıvrak yakalayan, şiddetli intikam sahibi olan, ey sevap vaat eden ve azap tehdidinde bulunan, ey övgüye layık veli, ey istediği her şeyi yapan, ey uzaklığı olmayan yakın, ey her şeye şahit ve nazır olan, ey kullarına hiçbir şekilde zulmetmeyen!
﴿۷۹﴾ يَا مَنْ لَاشَرِيكَ لَهُ وَلَا وَزِيرَ، يَا مَنْ لَاشَبِيهَ لَهُ وَلَا نَظِيرَ، يَا خالِقَ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ الْمُنِيرِ، يَا مُغْنِىَ الْبائِسِ الْفَقِيرِ، يَا رازِقَ الطِّفْلِ الصَّغِيرِ، يَا راحِمَ الشَّيْخِ الْكَبِيرِ، يَا جابِرَ الْعَظْمِ الْكَسِيرِ، يَا عِصْمَةَ الْخائِفِ الْمُسْتَجِيرِ، يَا مَنْ هُوَ بِعِبادِهِ خَبِيرٌ بَصِيرٌ، يَا مَنْ هُوَ عَلىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ.
79- Ey hiçbir ortağı ve yardımcısı olmayan, ey hiçbir benzeri ve dengi bulunmayan, ey güneşin ve nurlu ayın yaratıcısı, ey perişan hâlli fakirin ihtiyacını gideren, ey küçük yavrunun rızkını veren, ey yaşlı ihtiyara merhamet eden, ey kırılmış kemiği saran/iyileştiren (mağdur olanlara yardımcı olan), ey korku içinde sığınak dileyenleri koruyan, ey kullarının (her şeyinden) haberdar olan/gören, ey her şeye gücü yeten!
﴿۸۰﴾ يَا ذَا الْجُودِ وَالنِّعَمِ، يَا ذَا الْفَضْلِ وَالْكَرَمِ، يَا خالِقَ اللَّوْحِ وَالْقَلَمِ، يَا بارِئَ الذَّرِّ وَالنَّسَمِ، يَا ذَا الْبَأْسِ وَالنِّقَمِ، يَا مُلْهِمَ الْعَرَبِ وَالْعَجَمِ، يَا كَاشِفَ الضُّرِّ وَالْأَلَمِ، يَا عَالِمَ السِّرِّ وَالْهِمَمِ، يَا رَبَّ الْبَيْتِ وَالْحَرَمِ، يَا مَنْ خَلَقَ الْأَشْياءَ مِنَ الْعَدَمِ.
80- Ey cömertlik ve nimetler sahibi olan, ey fazl u kerem sahibi olan, ey Levh’i ve Kalem’i yaratan, ey küçük zerreyi/karıncayı ve insanları yoktan var eden, ey azap ve intikam sahibi olan, ey (iyilikleri) Arap ve aceme (bütün insanlara) ilham eden, ey zorluk ve acılara son veren, ey sırları ve niyetleri bilen, ey (Kâbe) evinin ve Harem’in Rabbi olan, ey her şeyi yoktan var eden!
﴿۸۱﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا فاعِلُ، يَاجاعِلُ، يَا قابِلُ، يَا كامِلُ، يَا فاصِلُ، يَا واصِلُ، يَا عادِلُ، يَا غالِبُ، يَاطالِبُ، يَا واهِبُ.
81- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey (âlemdeki her hayrın) faili olan, ey (her şeyi) yerli yerinde karar kılan, ey (kulların mazeretini) kabul eden, ey her bakımdan eksiksiz ve kâmil olan, ey (hakkı batıldan) ayıran, ey kavuşturan, ey adalet sahibi olan, ey (istediğine) galip gelen, ey (sâlih kullarına) talip olan/(dergâhına) isteyen, ey karşılıksız bağışta bulunan!
﴿۸۲﴾ يَا مَنْ أَنْعَمَ بِطَوْلِهِ، يَا مَنْ أَكْرَمَ بِجُودِهِ، يَا مَنْ جادَ بِلُطْفِهِ، يَا مَنْ تَعَزَّزَ بِقُدْرَتِهِ، يَا مَنْ قَدَّرَ بِحِكْمَتِهِ، يَا مَنْ حَكَمَ بِتَدْبِيرِهِ، يَا مَنْ دَبَّرَ بِعِلْمِهِ، يَا مَنْ تَجاوَزَ بِحِلْمِهِ، يَا مَنْ دَنَا فِى عُلُّوِهِ، يَا مَنْ عَلا فِى دُنُوِّهِ.
82- Ey ihsanıyla nimet veren, ey cömertliğiyle keremde bulunan, ey lütfuyla cömertlik eden, ey kudretiyle izzet bulan, ey hikmetiyle her şeyi takdir eden (ölçüp biçen), ey tedbiriyle hükmeden, ey ilmiyle tedbir eden/yürüten, ey hilmiyle (kulların günahlarından) vazgeçen, ey yüce olduğu hâlde yakın olan, ey yakın olduğu hâlde yüce olan!
﴿۸۳﴾ يَا مَنْ يَخْلُقُ ما يَشَاءُ، يَا مَنْ يَفْعَلُ ما يَشَاءُ، يَا مَنْ يَهْدِى مَنْ يَشَاءُ، يَا مَنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ، يَا مَنْ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ، يَا مَنْ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ، يَا مَنْ يُعِزُّ مَنْ يَشَاءُ، يَا مَنْ يُذِلُّ مَنْ يَشَاءُ، يَا مَنْ يُصَوِّرُ فِى الْأَرْحامِ مَا يَشَاءُ، يَا مَنْ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ.
83- Ey dilediğini yaratan, ey dilediğini yapan, ey dilediğini hidayet eden, ey dilediğini saptıran/sapıklıkta bırakan, ey dilediğini azap eden, ey dilediğini bağışlayan, ey dilediğine izzet veren, ey dilediğini zelil kılan, ey dileğini rahimlerde şekillendiren, ey rahmetini dilediğine tahsis eden.
﴿۸۴﴾ يَا مَنْ لَمْ يَتَّخِذْ صاحِبَةً وَلَا وَلَداً، يَا مَنْ جَعَلَ لِكُلِّ شَىْءٍ قَدْراً، يَا مَنْ لَايُشْرِكُ فِى حُكْمِهِ أَحَداً، يَا مَنْ جَعَلَ الْمَلائِكَةَ رُسُلاً، يَا مَنْ جَعَلَ فِى السَّماءِ بُرُوجاً، يَا مَنْ جَعَلَ الْأَرْضَ قَراراً، يَا مَنْ خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَراً، يَا مَنْ جَعَلَ لِكُلِّ شَىْءٍ أَمَداً، يَا مَنْ أَحاطَ بِكُلِّ شَىْءٍ عِلْماً، يَا مَنْ أَحْصىٰ كُلَّ شَىْءٍ عَدَداً.
84- Ey hiçbir eş ve evlat edinmeyen, ey her şey için belli bir ölçü ve hudut belirleyen, ey kimseyi hükmüne ortak kılmayan, ey melekleri elçi yapan, ey gökyüzünde burçlar meydana getiren, ey yeryüzünü salim ve barınmaya müsait kılan, ey (bir damla) sudan (nütfeden) insan yaratan, ey her şey için (sona erecek) belli bir zaman tayin eden, ey her şeyi ilmiyle kuşatan, ey her şeyin hesabını, sayısını bilen!
﴿۸۵﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا أَوَّلُ، يَا آخِرُ، يَاظاهِرُ، يَا باطِنُ، يَابَرُّ، يَاحَقُّ، يَافَرْدُ، يَاوِتْرُ، يَاصَمَدُ، يَاسَرْمَدُ.
85- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey evvel, ey ahir, ey zahir, ey batın, ey iyi olan/iyiliği seven, ey hak, ey yegâne, ey tek, ey ihtiyaçsız/eksiksiz, ey sonsuz/ebedi.
﴿۸۶﴾ يَا خَيْرَ مَعْرُوفٍ عُرِفَ، يَا أَفْضَلَ مَعْبُودٍ عُبِدَ، يَا أَجَلَّ مَشْكُورٍ شُكِرَ، يَا أَعَزَّ مَذْكُورٍ ذُكِرَ، يَا أَعْلىٰ مَحْمُودٍ حُمِدَ، يَا أَقْدَمَ مَوْجُودٍ طُلِبَ، يَا أَرْفَعَ مَوْصُوفٍ وُصِفَ، يَا أَكْبَرَ مَقْصُودٍ قُصِدَ، يَا أَكْرَمَ مَسْؤُولٍ سُئِلَ، يَا أَشْرَفَ مَحْبُوبٍ عُلِمَ.
86- Ey tanınanların en iyisi, ey ibadet edilen en üstün mabut, ey şükredilenlerin en yücesi, ey anılanların en izzetlisi/azizi, ey övülenlerin en ulusu, ey aranan en kadîm varlık, ey vasfedilen en yüce mevsûf, ey kast edilen/hedeflenen en büyük maksut, ey kendisinden dilenilenlerin en keremlisi, ey bilinen en şerefli sevgili!
﴿۸۷﴾ يَا حَبِيبَ الْباكِينَ، يَا سَيِّدَ الْمُتَوَكِّلِينَ، يَا هادِىَ الْمُضِلِّينَ، يَا وَلِىَّ الْمُؤْمِنِينَ، يَا أَنِيسَ الذَّاكِرِينَ، يَا مَفْزَعَ الْمَلهُوفِينَ، يَا مُنْجِىَ الصَّادِقِينَ، يَا أَقْدَرَ الْقادِرِينَ، يَا أَعْلَمَ الْعالِمِينَ، يَا إِلٰهَ الْخَلْقِ أَجْمَعِينَ.
87- Ey ağlayanların sevgilisi, ey tevekkül edenlerin efendisi, ey (doğru yoldan) sapanları hidayet eden, ey müminlerin velisi, ey kendisini zikredenlerin can yoldaşı, ey perişan ve zor durumda olanların sığınağı, ey doğruların kurtarıcısı, ey bütün güçlülerden daha güçlü olan, ey bütün ilim sahiplerinden daha bilgili olan, ey bütün yaratıkların ilâhı olan!
﴿۸۸﴾ يَا مَنْ عَلا فَقَهَرَ، يَا مَنْ مَلَكَ فَقَدَرَ، يَا مَنْ بَطَنَ فَخَبَرَ، يَا مَنْ عُبِدَ فَشَكَرَ، يَا مَنْ عُصِىَ فَغَفَرَ، يَا مَنْ لَاتَحْوِيهِ الْفِكَرُ، يَامَنْ لَايُدْرِكُهُ بَصَرٌ، يَا مَنْ لَايَخْفىٰ عَلَيْهِ أَثَرٌ، يَا رازِقَ الْبَشَرِ، يَا مُقَدِّرَ كُلِّ قَدَرٍ.
88- Ey üstün olup da kahreden, ey sahip olup da güç yetiren, ey gizli olup da haberdar olan, ey ibadet edildiğinde karşılık veren, ey emrine itaatsizlik edildiğinde bağışlayan, ey fikirlere, düşüncelere sığmayan, ey hiçbir gözle görünmeyen, ey hiçbir (şeyin) eseri kendisine gizli kalmayan, ey bütün insanları rızıklandıran, ey bütün kaderleri takdir eden!
﴿۸۹﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا حافِظُ، يَا بارِئُ، يَا ذارِئُ يَا باذِخُ، يَافارِجُ، يَا فاتِحُ، يَا كاشِفُ، يَا ضامِنُ، يَا آمِرُ، يَا ناهِى.
89- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey koruyan, ey yaratan, ey icat eden, ey yüce makama/mertebeye sahip olan, ey (üzüntüleri) gideren, ey (müşküllerin kapısını) açan-halleden, ey (sıkıntılara) son veren, ey (kullarının) kefili olan, ey (iyiliklere) emreden, ey (kötülüklerden) nehyeden!
﴿۹۰﴾ يَامَنْ لَا يَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايَصْرِفُ السُّوءَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايَخْلُقُ الْخَلْقَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايَغْفِرُ الذَّنْبَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايُتِمُّ النِّعْمَةَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايُقَلِّبُ الْقُلُوبَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايُدَبِّرُ الْأَمْرَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايُنَزِّلُ الْغَيْثَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَا يَبْسُطُ الرِّزْقَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايُحْيِى الْمَوْتىٰ إِلّا هُوَ.
90- Ey gaybı ancak kendisi bilen, ey kötülüğü (kullarından) ancak kendisi defeden, ey yaratıkları ancak kendisi yaratan, ey günahı ancak kendisi bağışlayan, ey nimeti ancak kendisi tamamlayan, ey kalpleri ancak kendisi değiştiren, ey işleri ancak kendisi tedbir eden-yöneten, ey yağmuru ancak kendisi yağdıran, ey rızkı ancak kendisi genişletip yayan, ey ölüleri ancak kendisi dirilten.
﴿۹۱﴾ يَا مُعِينَ الْضُعَفاءِ، يَا صاحِبَ الْغُرَباءِ، يَا ناصِرَ الْأَوْلِياءِ، يَا قاهِرَ الْأَعْداءِ، يَا رافِعَ السَّماءِ، يَا أَنِيسَ الْأَصْفِياءِ، يَا حَبِيبَ الْأَتْقِياءِ، يَا كَنْزَ الْفُقَراءِ، يَا إِلٰهَ الْأَغْنِياءِ، يَا أَكْرَمَ الْكُرَماءِ.
91- Ey zayıfların yardımcısı, ey gariplerin arkadaşı, ey dostlara yardımcı olan, ey düşmanlara galip gelip kahreden, ey göğü yükselten, ey seçilmiş (kulların) can yoldaşı, ey takva sahiplerinin sevgilisi, ey fakirlerin hazinesi, ey zenginlerin ilâhı, ey kerim olanların en keremlisi!
﴿۹۲﴾ يَا كافِياً مِنْ كُلِّ شَىْءٍ، يَا قائِماً عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ لَا يُشْبِهُهُ شَىْءٌ، يَا مَنْ لَايَزِيدُ فِى مُلْكِهِ شَىْءٌ، يَا مَنْ لَايَخْفىٰ عَلَيْهِ شَىْءٌ، يَا مَنْ لَا يَنْقُصُ مِنْ خَزائِنِهِ شَىْءٌ، يَا مَنْ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَىْءٌ، يَا مَنْ لَايَعْزُبُ عَنْ عِلْمِهِ شَىْءٌ، يَا مَنْ هُوَ خَبِيرٌ بِكُلِّ شَىْءٍ، يَا مَنْ وَسِعَتْ رَحْمَتُهُ كُلَّ شَىْءٍ.
92- Ey her şeyden taraf yeterli olan, ey her şeyi ayakta tutan, ey kendisine hiçbir şey benzemeyen, ey mülkünü hiçbir şey artırmayan, ey hiçbir şey kendisine saklı kalmayan, ey hazinelerinden hiçbir şey eksilmeyen, ey hiçbir şey kendisi gibi olmayan, ey hiçbir şey bilgisi dışında kalmayan, ey her şeyden haberdar olan, ey rahmeti her şeyi kaplayan!
﴿۹۳﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا مُكْرِمُ، يَا مُطْعِمُ، يَا مُنْعِمُ، يَا مُعْطِى، يَا مُغْنِى، يَا مُقْنِى، يَا مُفْنِى، يَا مُحْيِى، يَا مُرْضِى، يَا مُنْجِى.
93- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey ikram eden, ey gıda veren, ey nimet veren, ey bağışta bulunan, ey ihtiyaçları gideren, ey kazandıran, ey fânî kılan, ey dirilten, ey hoşnut eden, ey kurtuluşa erdiren!
﴿۹۴﴾ يَا أَوَّلَ كُلِّ شَىْءٍ وَآخِرَهُ، يَا إِلٰهَ كُلِّ شَىْءٍ وَمَلِيكَهُ، يَا رَبَّ كُلِّ شَىْءٍ وَصانِعَهُ، يَا بارِئَ كُلِّ شَىْءٍ وَخالِقَهُ، يَا قابِضَ كُلِّ شَىْءٍ وَباسِطَهُ، يَا مُبْدِئَ كُلِّ شَىْءٍ وَمُعِيدَهُ، يَا مُنْشِئَ كُلِّ شَىْءٍ وَمُقَدِّرَهُ، يَا مُكَوِّنَ كُلِّ شَىْءٍ وَمُحَوِّلَهُ، يَا مُحْيِىَ كُلِّ شَىْءٍ وَمُمِيتَهُ، يَا خالِقَ كُلِّ شَىْءٍ وَوارِثَهُ.
94- Ey her şeyin evveli ve sonu, ey her şeyin ilâhı ve sahibi, ey her şeyin Rabbi ve sanatkârı, ey her şeyi icat eden ve yaratan, ey her şeyi daraltan ve genişleten, ey her şeyi ilk defa yaratan ve (özelliklerini) takdir edip belirleyen, ey her şeye vücut veren ve (öldükten sonra) tekrar kendisine döndüren, ey her şeyi dirilten ve öldüren, ey her şeyi yaratan ve (öldükten sonra) ona vâris olan!
﴿۹۵﴾ يَا خَيْرَ ذاكِرٍ وَمَذْكُورٍ، يَا خَيْرَ شاكِرٍ وَمَشْكُورٍ، يَا خَيْرَ حامِدٍ وَمَحْمُودٍ، يَا خَيْرَ شاهِدٍ وَمَشْهُودٍ، يَا خَيْرَ داعٍ وَمَدْعُوٍّ، يَا خَيْرَ مُجِيبٍ وَمُجابٍ، يَا خَيْرَ مُؤْنِسٍ وَأَنِيسٍ، يَا خَيْرَ صاحِبٍ وَجَلِيسٍ، يَا خَيْرَ مَقْصُودٍ وَمَطْلُوبٍ، يَا خَيْرَ حَبِيبٍ وَمَحْبُوبٍ.
95- Ey en iyi anan ve anılan, ey en iyi şükreden (karşılık veren) ve şükredilen, ey en iyi öven ve övülen, ey en iyi şahit olan ve hakkında en iyi şahadet edilen, ey en iyi çağıran ve çağrılan, ey en iyi icabet eden ve icabet edilen, ey (insanla) en iyi ünsiyet kuran ve kendisiyle en iyi ünsiyet kurulan, ey en iyi arkadaş olan ve kendisiyle en iyi arkadaş olunan, ey en iyi maksut olan ve en iyi aranan, ey en iyi seven ve en iyi sevilen!
﴿۹۶﴾ يَا مَنْ هُوَ لِمَنْ دَعاهُ مُجِيبٌ، يَا مَنْ هُوَ لِمَنْ أَطاعَهُ حَبِيبٌ، يَا مَنْ هُوَ إِلَىٰ مَنْ أَحَبَّهُ قَرِيبٌ، يَا مَنْ هُوَ بِمَنِ اسْتَحْفَظَهُ رَقِيبٌ، يَا مَنْ هُوَ بِمَنْ رَجاهُ كَرِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ بِمَنْ عَصاهُ حَلِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى عَظَمَتِهِ رَحِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى حِكْمَتِهِ عَظِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ فِى إِحْسانِهِ قَدِيمٌ، يَا مَنْ هُوَ بِمَنْ أَرادَهُ عَلِيمٌ.
96- Ey kendisine dua edene icabet eden, ey kendisine itaat edeni seven, ey sevdiğine yakın olan, ey kendisinden korunma dileyenleri gözeten, ey kendisine ümit bağlayanlara kerim olan, ey emrine itaatsizlik edene hilim ve sabırla davranan, ey azametiyle birlikte merhametli olan, olan, ey hikmetiyle birlikte azametli olan, ey ihsanında kadîm olan, ey kendisine müştak olanlardan haberdar olan!
﴿۹۷﴾ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ يَا مُسَبِّبُ، يَا مُرَغِّبُ، يَا مُقَلِّبُ، يَا مُعَقِّبُ، يَا مُرَتِّبُ، يَا مُخَوِّفُ، يَا مُحَذِّرُ، يَا مُذَكِّرُ، يَا مُسَخِّرُ، يَا مُغَيِّرُ.
97- Allah’ım, ben, ismin hakkına sana el açıyorum, (hacetlerimi) senden diliyorum; ey sebepleri takdir buyuran, ey (kullarını iyiliğe) teşvik eden, ey
(kalpleri) halden hâle değiştiren, ey (âlemdeki işleri) takip eden, ey (âlemdeki işleri) düzene koyan, ey (kullarını) korkutan, ey (kullarını) sakındıran, ey (unutulanları) hatırlatan, ey (âlemdeki güçleri) ram eden/elinde tutan, ey (durumları) değiştiren!
﴿۹۸﴾ يَا مَنْ عِلْمُهُ سابِقٌ، يَا مَنْ وَعْدُهُ صادِقٌ، يَا مَنْ لُطْفُهُ ظاهِرٌ، يَا مَنْ أَمْرُهُ غالِبٌ، يَا مَنْ كِتابُهُ مُحْكَمٌ، يَا مَنْ قَضاؤُهُ كائِنٌ، يَا مَنْ قُرْآنُهُ مَجِيدٌ، يَا مَنْ مُلْكُهُ قَدِيمٌ، يَا مَنْ فَضْلُهُ عَمِيمٌ، يَا مَنْ عَرْشُهُ عَظِيمٌ.
98- Ey (her şeyi icat etmeden) bilen, ey verdiği söze sadık kalan, ey lütuf ve merhameti aşikâr olan, ey emri (her zaman) galip gelen, ey kitabı sağlam olan, ey kazâ ve hükmü kesin olan, ey Kur’ân’ı yüce olan, ey saltanatı kadîm ve ezelî olan, ey fazl u keremi (bütün mahlukatı) kapsayan, ey Arş’ı azametli olan!
﴿۹۹﴾ يَا مَنْ لَايَشْغَلُهُ سَمْعٌ عَنْ سَمْعٍ، يَا مَنْ لَايَمْنَعُهُ فِعْلٌ عَنْ فِعْلٍ، يَا مَنْ لَايُلْهِيهِ قَوْلٌ عَنْ قَوْلٍ، يَا مَنْ لَايُغَلِّطُهُ سُؤالٌ عَنْ سُؤالٍ، يَا مَنْ لَايَحْجُبُهُ شَىْءٌ عَنْ شَىْءٍ، يَا مَنْ لَايُبْرِمُهُ إِلْحاحُ الْمُلِحِّينَ، يَا مَنْ هُوَ غايَةُ مُرادِ الْمُرِيدِينَ، يَا مَنْ هُوَ مُنْتَهىٰ هِمَمِ الْعارِفِينَ، يَا مَنْ هُوَ مُنْتَهىٰ طَلَبِ الطَّالِبِينَ، يَا مَنْ لَايَخْفىٰ عَلَيْهِ ذَرَّةٌ فِى الْعالَمِينَ.
99- Ey bir (şeye) kulak vermesi, kendisini diğer bir işitmeden alıkoymayan, ey bir fiili yapması, başka bir fiili yapmasına engel olmayan, ey bir söz, kendisini başka bir sözden gafil kılmayan, ey (kullarından) birisinin isteği, onu başka (birisinin) isteğiyle karıştırmasına vesile olmayan, ey hiçbir şeyin, O’nun başka bir şeyi (görmesine, bilmesine) engel olmayan, ey ısrarla istekte bulunanların ısrarı, kendisini usandırmayan, ey kendisini arzulayanların son ve en büyük arzusu, ey ariflerin himmet ve gayretlerinin son noktası, ey talep edenlerin talebinin nihayeti, ey âlemlerde bir zerre dahi kendisine gizli kalmayan!
﴿۱۰۰﴾ يَا حَلِيماً لَايَعْجَلُ، يَا جَوَاداً لَايَبْخَلُ، يَا صادِقاً لَا يُخْلِفُ، يَا وَهَّاباً لَايَمَلُّ، يَا قاهِراً لَايُغْلَبُ، يَا عَظِيماً لَايُوصَفُ، يَا عَدْلاً لَا يَحِيفُ، يَا غَنِيّاً لَايَفْتَقِرُ، يَا كَبِيراً لَايَصْغُرُ، يَا حافِظاً لَايَغْفُلُ، سُبْحانَكَ يَا لَا إِلٰهَ إِلّا أَنْتَ، الْغَوْثَ الْغَوْثَ خَلِّصْنا مِنَ النَّارِ يَا رَبِّ.
100- Ey (günahkârlara ceza vermede) acele etmeyen hilim ve sabır sahibi, ey cimrilik yapmayan cömert, ey verdiği vaade hilaf etmeyen Sadık, ey bağıştan bıkmayan, usanmayan karşılıksız bağış ve ihsan sahibi, ey (hiçbir zaman) mağlup olmayan Kahir, ey (hakkıyla) vasfedilmeyecek azametli, ey haksızlık yapmayan Âdil, ey (hiçbir zaman) fakirleşmeyen Ganî, ey (asla) küçülmeyen büyük, ey gaflete düşmeyen koruyucu!
Münezzehsin sen, ey kendisinden başka ilâh olmayan! İmdat! İmdat!
Kurtar bizi ateşten ey Rabbim!