وَمِن کتابٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ إلَى الْحارِثِ الْهَمْداني
Haris-i Hemdanî’ye yazdığı mektup:
Hâris-i Hemdânî’ye Mektupları:
وَتَمَسَّکْ بِحَبْلِ الْقُرْآنِ وَاسْتَنْصِحْهُ، وَأَحِلَّ حَلالَهُ، وَحَرِّمْ حَرَامَهُ، وَصَدِّقْ بِمَا سَلَفَ مِنَ الْحَقِّ، وَاعْتَبِرْ بِمَا مَضَى مِنَ الدُّنْيَا لِمَا بَقِيَ مِنْهَا، فَإِنَّ بَعْضَهَا يُشْبِهُ بَعْضاً، وَآخِرَهَا لاحِقٌ بِأَوَّلِهَا! وَکُلُّهَا حَائِلٌ مُفَارِقٌ. وَعَظِّمِ اسْمَ اللهِ أَنْ تَذْکُرَهُ إِلاَّ عَلَى حَقٍّ، وَأَکْثِرْ ذِکْرَ الْمَوْتِ وَمَا بَعْدَ الْمَوْتِ، وَلا تَتَمَنَّ الْمَوْتَ إِلاَّ بِشَرْطٍ وَثِيقٍ. وَاحْذَرْ کُلَّ عَمَلٍ يَرْضَاهُ صَاحِبُهُ لِنَفْسِهِ وَيُکْرَهُ لِعَامَّةِ الْمُسْلِمِينَ. وَاحْذَرْ کُلَّ عَمَلٍ يُعْمَلُ بِهِ فِي السِّرِّ، وَيُسْتَحَى مِنْهُ فِي الْعَلانِيَةِ، وَاحْذَرْ کُلَّ عَمَلٍ إِذَا سُئِلَ عَنْهُ صَاحِبُهُ أَنْکَرَهُ أَوِ اعْتَذَرَ مِنْهُ. وَلا تَجْعَلْ عِرْضَکَ غَرَضاً لِنِبَالِ الْقَوْلِ، وَلا تُحَدِّثِ النَّاسَ بِکُلِّ مَا سَمِعْتَ بِهِ، فَکَفَى بِذَلِکَ کَذِباً. وَلا تَرُدَّ عَلَى النَّاسِ کُلَّ مَا حَدَّثُوکَ بِهِ، فَکَفَى بِذَلِکَ جَهْلاً. وَاکْظِمِ الْغَيْظَ، وَتَجَاوَزْ عِنْدَ الْمَقْدَرَةِ، وَاحْلُمْ عِنْدَ الْغَضَبِ، وَاصْفَحْ مَعَ الدَّوْلَةِ، تَکُنْ لَکَ الْعَاقِبَةُ، وَاسْتَصْلِحْ کُلَّ نِعْمَةٍ أَنْعَمَهَا اللهُ عَلَيْکَ، وَلا تُضَيِّعَنَّ نِعْمَةً مِنْ نِعَمِ اللهِ عِنْدَکَ، وَلْيُرَ عَلَيْکَ أَثَرُ مَا أَنْعَمَ اللهُ بِهِ عَلَيْکَ.
Kur’ân’ın hükmüne sarılıp, ondan öğüt al. Helalini helal, haramını haram bil de hak olarak geçmişe dair anlatılanları tasdik et. Dünyadan geçenleri, geriye kalanları ile kıyas et. Çünkü onun bir kısmı diğerine benzer; ahiri de evveline katılmıştır. Hepsi de geçici, yok olucudur. Allah’ın ismini yücelt, onu hakkıyla an. Ölümü ve ölümden sonra olacakları çokça hatırla. Ahiretin şartlarını sapasağlam yerine getirmeden ölümü isteme. Ameli işleyenin kendisi için hoşnut olduğu, Müslümanların genelinin nefret ettiği her işten sakın. Gizlice yapılıp da açıklandığında utanılan her işten sakın. Sorulduğunda sahibinin inkâr edeceği veya özür dileyeceği işi yapmaktan sakın. Namusunu, halkın kınayıcı sözlerine hedef etme, duyduğun şeyi halka söyleme. Bunu yapman seni yalancı saymaları için yeter. Duyduğun her şeyi inkâr etme, bu da seni cahil saymalarına yeter. Öfkeni yen, gücün yettiğince suçları bağışla, kızdığında aklını başına al. Güç elde ettin mi bağışla da iyi akıbet senin olsun. Nimet kalıcı olsun diye Allah’ın verdiği her nimetin şükrünü eda et. Allah’ın sana verdiği nimetlerden hiçbirini zayi etme. Allah’ın ihsan ettiği nimetlerin eseri üzerinde görülsün.
Kur’an ipine sarıl, onu kendine öğütçü bil. Tam helâlini helâl tanı, harâmını haram. Geçmişlere dâir Kur’an’da anlatılanları gerçekle, inan; haktır Kur’an’da anlatılan. Dünyâda geçen çağları düşün, geleceklere dâir ibret al onlardan. Çünkü geçenle gelen birbirine benzer ayan beyan. Dünyânın sonu önüne bağlıdır, geçip gitmiştir; kalan zamanın hepsi de geçecektir, olup bitmiştir. Allah’ın adını ulula; onu andın mı hakkıyla an. Ölümü, ölümden sonraki halleri çok çok an; ama âhireti düzüp koşmadan da ölümü istemek yok. Bir işi yapanın o işten razı olduğu, fakat bütün Müslümanların nefret ettiği her işten çekin. Gizlice yapılan, fakat açıkça yapılınca utanılan her işten sakın. Sâhibine sorulunca inkâr ettiği işi yapma; yahut özür dilediği işe yaklaşma. Haysiyetini halkın kınayış oklarına amaç etme; her duyduğunu halka söyleme; çünkü yalan söylemek bâbında bu yeter sana. Halkın her söylediği sözü de reddetme, bilgisizlik olarak da bu yeter sana. Öfkeni yen, gücün yettikçe suçtan geç; öfkelenince halîm ol, bağışla; bu senin âkıbetini hayreder. Allah’ın sana ihsan ettiği nimetlerin birini bile yitirme; şükredegör. Allah’ın lütfettiği nimetlerin eseri de sende görünsün. Şükret de nimetler geledursun. 1
…
1 – Kur’ân-ı Mecid’in 3. suresinin 103. âyet-i kerîmesinde Allah ipine, yâni Kur’ân’a ve Kur’ân’ın, İslâm’ın hükümlerine yapışmamız emir buyrulmaktadır. Hazreti Peygamber de (s.a.a) iki halife bıraktıklarını, birinin gökle yer arasında uzatılmış bir ip olan Allah Kitabı, öbürü de Ehlibeyti olduğunu, bunların kıyâmete dek birbirinden ayrılmayacağını beyan buyurmuşlardır (Câmi, 1, s.87). Gene. 3. sûrenin (Âl-i İmran) 134. ayet-i kerimesinde, öfkesini yenenler, insanların kusurlarını bağışlayanlar övülmekte ve ihsan sâhiplerini Allah’ın sevdiği beyan edilmektedir. Kur’ân Mecid’in 93. sûre-i celilesinin son âyet-i kerîmesinde (11), “Ve Rabbinin nimetini an, söyle” buyrulmaktadır. Rasul-i Ekrem de (s.a.a), “Allah gerçekten de kuluna verdiği nimetini eserini onda görmeyi sever” buyurmakta (Câmi, 1, s.63), Kur’ân-ı Kerim’de “Şükrederseniz, ziyâdeleştiririz” buyrulmaktadır ( İbrâhim, 7). Bu kısımda bütün bunlara işaret vardır. Aynı zamanda Hazret-i Rasûl’ün (s.a.a) “Her gelecek yakındır, uzak olansa gelmeyecek olandır” hadisine de işaret vardır (Câmı, 1,s.86).
وَاعْلَمْ أَنَّ أَفْضَلَ الْمُوْمِنِينَ أَفْضَلُهُمْ تَقْدِمَةً مِنْ نَفْسِهِ وَأَهْلِهِ وَمَالِهِ، فَإِنَّکَ مَا تُقَدِّمْ مِنْ خَيْرٍ يَبْقَ لَکَ ذُخْرُهُ، وَمَا تُوَخِّرْهُ يَکُنْ لِغَيْرِکَ خَيْرُهُ. وَاحْذَرْ صَحَابَةَ مَنْ يَفِيلُ رَأْيُهُ، وَيُنْکَرُ عَمَلُهُ، فَإِنَّ الصَّاحِبَ مُعْتَبَرٌ بِصَاحِبِهِ. وَاسْکُنِ الْأَمْصَارَ الْعِظَامَ فَإِنَّهَا جِمَاعُ الْمُسْلِمِينَ، وَاحْذَرْ مَنَازِلَ الْغَفْلَةِ وَالْجَفَاءِ وَقِلَّةَ الْأَعْوَانِ عَلَى طَاعَةِ اللهِ. وَاقْصُرْ رَأْيَکَ عَلَى مَا يَعْنِيکَ. وَإِيَّاکَ وَمَقَاعِدَ الْأَسْوَاقِ، فَإِنَّهَا مَحَاضِرُ الشَّيْطَانِ، وَمَعَارِيضُ الْفِتَنِ، وَأَکْثِرْ أَنْ تَنْظُرَ إِلَى مَنْ فُضِّلْتَ عَلَيْهِ، فَإِنَّ ذَلِکَ مِنْ أَبْوَابِ الشُّکْرِ، وَلا تُسَافِرْ فِي يَوْمِ جُمُعَةٍ حَتَّى تَشْهَدَ الصَّلاةَ إِلاَّ فَاصِلاً فِي سَبِيلِ اللهِ، أَوْ فِي أَمْرٍ تُعْذَرُ بِهِ. وَأَطِعِ اللهَ فِي جَمِيعِ أُمُورِکَ، فَإِنَّ طَاعَةَ اللهِ فَاضِلَةٌ عَلَى مَا سِوَاهَا. وَخَادِعْ نَفْسَکَ فِي الْعِبَادَةِ، وَارْفُقْ بِهَا، وَلا تَقْهَرْهَا وَخُذْ عَفْوَهَا وَنَشَاطَهَا، إِلاَّ مَا کَانَ مَکْتُوباً عَلَيْکَ مِنَ الْفَرِيضَةِ، فَإِنَّهُ لا بُدَّ مِنْ قَضَائِهَا وَتَعَاهُدِهَا عِنْدَ مَحَلِّهَا. وَإِيَّاکَ أَنْ يَنْزِلَ بِکَ الْمَوْتُ وَأَنْتَ آبِقٌ مِنْ رَبِّکَ فِي طَلَبِ الدُّنْيَا. وَإِيَّاکَ وَمُصَاحَبَةَ الْفُسَّاقِ، فَإِنَّ الشَّرَّ بِالشَّرِّ مُلْحَقٌ، وَوَقِّرِ اللهَ، وَأَحْبِبْ أَحِبَّاءَهُ. وَاحْذَرِ الْغَضَبَ، فَإِنَّهُ جُنْدٌ عَظِيمٌ مِنْ جُنُودِ إِبْلِيسَ، وَالسَّلامُ.
Bil ki, müminlerin en üstünü kendisinden, ailesinden, malından herkesten önce infak eden, onları Allah yoluna adayandır. Zira önceden gönderdiğin hayır, sana azığın olarak kalır, geriye bıraktığın ise senden başkalarının hayrı olur. Yaptığı hoş olmayan kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakın. Çünkü
kişiyi değerlendirirken arkadaşına itibar ederler. Büyük şehirlere yerleş, oralar Müslümanların toplandığı yerlerdir. Allah’a itaatte yardımcısı az olan, gaflet ve zulüm içinde olan yerlerden çekin. Düşünceni seni ilgilendiren işlere ver. Çarşılarda oturmaktan sakın, oralar şeytanın hazır olduğu, fitnelerin ortaya çıktığı yerlerdir. Allah’ın senden üstün kıldığı kişiye çokça bak, düşün; çünkü bu, şükrün kapılarındandır.
Cuma günü, Allah yolunda olması veya yapman mecburi olan bir iş hariç, (Cuma) namazı kılmadan yolculuğa çıkma. Bütün işlerinde Allah’a itaat et. Çünkü Allah’a itaat etmek, onun dışındaki her şeyden faziletlidir. Nefsini kulluğa alıştır, ona yumuşak davran, ezip azarlama; sana kitapta farz
kılınmış olanlar dışında onu hoş tut, çünkü farzların, vaktinde ve yerinde eda edilmesi gerekir. Dünyayı isteyip rabbinden kaçarken ölümün sana gelip çatmasından sakın. Fasıklarla arkadaşlık etme; çünkü şer, ancak şerle birleşir. Allah’a saygı göster; onu sevenleri de sev. Öfkeden kork; çünkü o, iblisin ordusunun büyük bir bölüğüdür. Ve’s-Selâm.
Bil ki insanların en üstünü, kendinden, ehlinden, malından Allah yolunda ihsan eden, Allah rızası için hayırda bulunandır. Çünkü, önce yaptığın hayır, senin için azık olarak kalır; geriye bıraktığınsa başkalarının hayrı olur. 2
Reyi gevşek olan, yaptığı hoş görünmeyen kişiyle görüşmekten çekin. Çünkü insanı görüşüp konuştuğu kişiyle ölçerler; arkadaşından ibret alırlar da hakkında hüküm verirler. 3
Büyük şehirlerde otur, yerleş; çünkü oraları Müslümanların toplandıkları yerlerdir. Halkı gaflete dalan, cefâ ve zulmeden, Allah’a itaatten yardımcısı az olan yerlerden çekin. Çarşılarda, pazarlarda oturmaktan sakın. Çünkü oraları Şeytanın geldiği, fitnelerin belirdiği yerlerdir. 4
Allah’ın sana üstün ettiği kişiye fazla bak, onun üstünlüğünü düşün; çünkü bu, şükrü açan kapılardır. 5 Cuma günü Allah yolunda, yahut mecbûr olduğun yolculuktan başka, namazda bulunmadıkça, namaz kılmadıkça sefere çıkma. 6
Her işinde Allah’a itâat et. Çünkü Allah’a itâat, ondan başka her şeyden üstündür. Nefsini kulluğa alıştırmaya bak. Fakat ona yumuşak muâmele et; kahretme onu; ancak sana farz olan şeylerden başka şeylerde onun huzûrunu da hoş gör; çünkü farzların, vaktinde ve yerinde yapılması gerekir.
Sakın dünyâyı dilerken, Rabbinden kaçarken ölüm gelip çatmasın sana. Sakın kötülük edenlerle konuşma, onlarla düşüp kalkma, Çünkü şer şerre ulaşır ancak. Allah’ ı büyük bil, ulu tanı, onu sevenleri sev. Öfkeden çekin, çünkü öfke İblisin ordusundan bir bölüktür.7
…
2 – Rasûl-i Ekrem (s.a.a), “İnsanların hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır” buyurmakta (Câmi, 2. c.8). İnsanın kendisinden sonra, bıraktığı sâlih çocuğun, ecri boyuna sâhibine de verilecek olan sadakanın, yâni insanların boyuna hayırlandığı şeyin, meselâ câmiin, hastanenin, mektebin ve kulların faydalandığı bir ilim bırakanın bilgisinin, en hayırlı halefi olduğunu beyan etmektedir (2, s.9). Kur’ân-ı Mecid’de inananların, yaptıkları hayrı, Allah katında bulacakları tebşir edilmektedir (2, Bakara, 110; 73, Müzzemmil,20).
3 – Rasûl-i Ekrem (s.a.a) “Köylerde oturma; köylerde oturan kabirde oturana, ölüye benzer” buyurmuşlardır (Câmi, 2, s.190).
4 – Hazreti Rasûlullah (s.a.a) insanları yollarda oturmaktan men buyurmuşlardır (aynı, 1, 97).
5 – Kendilerine, yâni Hz. Rasûl-i Ekrem’e (s.a.a) bakmanın, bilgin kişinin yüzüne bakmanın, Ali’ye bakmanın ibâdet olduğuna dâir hadisler mevcuttur (Câmi, 2, s.176, Künûz’ül-Hakaaık, 2, 186). Kur’ân-ı Mecid’de de îman ehlinin yüce dereceleri olduğu beyan buyrulmuştur (20, Tâhâ 75).
6 – Kur’ân-ı Mecid’de Cumâ günü namaz vakti bildirildi mi, namaz vakti geldi mi, alış-verişin bırakılıp namaza gidilmesi, namaz kılındıktan sonra Allah’ın lütfettiği, edeceği rızık peşinde düşülmesi emir buyrulmaktadır (Cumua,9-10).
7 – “Sakın kötü eşten, dosttan. Çünkü sen onunla tanınırsın” (Câmi, 1, s.97). Kur’an-ı Mecid, dâima dünyâ ve âhireti dengeli tutmakta, âhiret için dünyâyı terk etmeyi, yahut dünyâya dalıp âhireti unutmayı kınamaktadır. Hâris-i Hemdânî, Hâris’ül-A’ver lakabıyla meşhurdur. Hazreti Emir’ülMüminin, dîvanlarında “Kim ölüm hâline gelirse, mümin olsun, münâfık olsun, beni görmeden ölmez” meâlindeki beytiyle başlayan şiiri bu zâta hitâben söylemişlerdir. Hars diye de anılan bu zat, bir gece Hazreti Emir’in (a.s) huzûruyla müşerref olup, Ey Müminler emiri, beni sana, senin sevgin getirdi demiş; Hazret de, “Sana bir şey söyleyeyim de şükret, bir kul yoktur ki beni sevsin de, ölürken sevdiği gibi beni görmesin. Bir kul da yoktur ki, bana buğzetsin de gene ölürken, buğzettiği gibi beni görmesin” buyurmuş, kendilerini sevenin ereceği makamı, elde edeceği mükâfatı, sevmeyenin varacağı derekeyi ve uğrayacağı mücâzatı ölüm hâlinde müşâhade edeceğini bildirmişlerdir (Tenkıyh, 1, s.242- 243).