وَمِن کتابٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ إلَى مُعاوِيَةَ جَوابآ
Muaviye’ye yazdığı cevap:
أَمَّا بَعْدُ، فَإِنَّا کُنَّا نَحْنُ وَأَنْتُمْ عَلَى مَا ذَکَرْتَ مِنَ الْأُلْفَةِ وَالْجَمَاعَةِ، فَفَرَّقَ بَيْنَنَا وَبَيْنَکُمْ أَمْسِ أَنَّا آمَنَّا وَکَفَرْتُمْ، وَالْيَوْمَ أَنَّا اسْتَقَمْنَا وَفُتِنْتُمْ، وَمَا أَسْلَمَ مُسْلِمُکُمْ إِلاَّ کَرْهاً، وَبَعْدَ أَنْ کَانَ أَنْفُ الْإِسْلامِ کُلُّهُ لِرَسُولِ اللهِ (صلي الله عليه و آله) حِزْباً. وَذَکَرْتَ أَنِّي قَتَلْتُ طَلْحَةَ وَالزُّبَيْرَ، وَشَرَّدْتُ بِعَائِشَةَ، وَنَزَلْتُ بَيْنَ الْمِصْرَيْنِ! وَذَلِکَ أَمْرٌ غِبْتَ عَنْهُ، فَلا عَلَيْکَ، وَلا الْعُذْرُ فِيهِ إِلَيْکَ. وَذَکَرْتَ أَنَّکَ زَائِرِي فِي الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ، وَقَدِ انْقَطَعَتِ الْهِجْرَةُ يَوْمَ أُسِرَ أَخُوکَ، فَإِنْ کَانَ فِيهِ عَجَلٌ فَاسْتَرْفِهْ، فَإِنِّي إِنْ أَزُرْکَ فَذَلِکَ جَدِيرٌ أَنْ يَکُونَ اللهُ إِنَّمَا بَعَثَنِي إِلَيْکَ لِلنِّقْمَةِ مِنْکَ! وَإِنْ تَزُرْنِي فَکَمَا قَالَ أَخُو بَنِي أَسَدٍ:
مُسْتَقْبِلِينَ رِيَاحَ الصَّيْفِ تَضْرِبُهُمْ *** بِحَاصِبٍ بَيْنَ أَغْوَارٍ وَجُلْمُودِ
وَعِنْدِي السَّيْفُ الَّذِي أَعْضَضْتُهُ بِجَدِّکَ وَخَالِکَ وَأَخِيکَ فِي مَقَامٍ وَاحِدٍ.
Senin de zikrettiğin gibi, biz ve siz (İslâm’dan önce) uzlaşmış bir toplumduk. Fakat dün (İslâm sebebiyle) sizinle bizim aramızda ayrılık ortaya çıktı. Biz iman ettik; siz inkâr ettiniz. Biz doğru yoldayız; siz aldandınız. Müslüman olanınız ancak, eşrafın hepsi Resulullah’a uyduktan sonra zoraki Müslüman oldu.
(Ey Muaviye!) Talha’yı ve Zübeyr’i öldürdüğümü, Aişe’yi sürdüğümü ve iki şehrin (Basra ve Kufe) arasında konakladığımı söylüyorsun. Bu sen yokken olan bir iştir, sana bir sorumluluk yoktur. Bu sebepten, sana mazeret bildirmeye de gerek yok.
Muhacirler ve Ensar’dan oluşan bir orduyla üzerime geleceğini söylüyorsun; kardeşinin esir alındığı gün hicret bitmişti. Acele ediyorsan, az dur, sakin ol. Benim sana doğru hareket etmem daha iyidir, Allah beni, seni cezalandırmam için gönderdi. Eğer bana doğru hareket edersen, Benî Esedli kardeşin söylediğini söylerim: “Yaz rüzgârının karşısında durdular, rüzgârlar yüzlerine çakıl savurur. Onlar alçak topraklara ve kayalara tutuldular.” Aynı yerde dedeni, dayını, kardeşini, öldürdüğüm kılıç yanımda duruyor.
(Allah’a hümd-ü senâ, Rasûlüne salât-ü selâmdan) Sonra derim ki: Bildirdiğin gibi biz ve siz, uzlaşmış bir toplumduk, fakat dünkü gün, aramızı ayırdı bizim. Biz inandık, siz kâfir oldunuz; bugün biz gerçek yoldayız, siz sınanıp aldandınız. Müslüman olanınız, zorla Müslüman oldu, hem de Müslüman büyüklerinin hepsi de, Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Rasûlullah’a uyduktan sonra.
Benim Talha’yı, Zübeyr’i öldürdüğümü, Âişe’yi ürküttü-ğümü, Hicaz’a yolladığımı, benimse iki şehir arasında konduğumu söylüyorsun. Bu, bir iş ki sen bunda yoktun; seninle olup biten bir şey yokken bundan sana ne.
Muhâcirlerle Ansârın da bulunduğu bir toplulukla üstüme geleceğini yazıyorsun; senin kardeşinin tutsak olduğu gün hicret bitti.(1) Gelmekte acele ediyorsan hele dur, rahat otur; çünkü Allah, umarım ki sana azâp etmek için gönde-recektir beni. Yok, sen geleceksen ziyaretime, Esedoğlu’- nun kardeşinin dediği gibi derim sana: Yaz rüzgârına karşı gelenlerin o rüzgâr yüzlerine vurur; Koca taşlarla tozu toprağa, küçük taş parçalarını onlara savurur.(2) Atanı, dayını, kardeşini öldürdüğüm kılıç yanımdadır benim.(3)
…
1 – Bahrânî nüshasında, “Baban tutsak olduğu gün hicret bitti” tarzındadır. Ebû-Süfyan, Bedir savaşında karısı Hind’in babası Utbe, amcası Şeybe, kardeşi Velid ve Bekr maktûl düştükten sonra hicretin üçüncü yılında bunların öcünü almak ve nûr-ı İslâm’ı söndürmek emel-i fâsidiyle Uhud savaşına sebep olmuş, ondan sonra da Hendek savaşını hazırlamıştı. Mekke fethi için hazırlanan ordunun azametini duyunca Medine-i Münevvere’ye gelmiş, yolda Hazreti Abbâs’ın amânını sağlamış, bu yüzden Ömer’in kılıcından kurtulmuş, can korkusundan Müslüman olmuştu. Mekkei Mükerreme’nin fethinden sonra orası, dâr-i harp olmaktan çıkmış, dâr-ı İslâm olmuş ve “Mekke fethinden sonra hicret yoktur” hadisi mucibince hicret bitmiştir (Câmi, 2, s.196). Böyle olduğu halde Muâviye, yanındakileri, hattâ kendisini bile muhâcirlerden göstermek gayretini güdüyordu.
2 – Bu beytin, Esedoğulları’ndan bir şâire âidiyeti anlaşılmaktadır.
3 – Atası, ana tarafından Muâviye’nin atası olan Utbe, dayısı Velid b. Utbe, kardeşi de Hanzala’dır ki üçü de Bedir’de Emir’ül-Müminin (a.s) tarafından dâr-ı azâba gönderilmiştir.
وَإِنَّکَ وَاللهِ مَا عَلِمْتُ الْأَغْلَفُ الْقَلْبِ، الْمُقَارِبُ الْعَقْلِ؛ وَالْأَوْلَى أَنْ يُقَالَ لَکَ: إِنَّکَ رَقِيتَ سُلَّماً أَطْلَعَکَ مَطْلَعَ سُوءٍ عَلَيْکَ لا لَکَ، لِأَنَّکَ نَشَدْتَ غَيْرَ ضَالَّتِکَ، وَرَعَيْتَ غَيْرَ سَائِمَتِکَ، وَطَلَبْتَ أَمْراً لَسْتَ مِنْ أَهْلِهِ وَلا فِي مَعْدِنِهِ، فَمَا أَبْعَدَ قَوْلَکَ مِنْ فِعْلِکَ!! وَقَرِيبٌ مَا أَشْبَهْتَ مِنْ أَعْمَامٍ وَأَخْوَالٍ! حَمَلَتْهُمُ الشَّقَاوَةُ، وَتَمَنِّي الْبَاطِلِ، عَلَى الْجُحُودِ بِمُحَمَّدٍ صلى الله عليه وآله وسلم فَصُرِعُوامَصَارِعَهُمْ حَيْثُ عَلِمْتَ،لَمْ يَدْفَعُوا عَظِيماً، وَلَمْ يَمْنَعُوا حَرِيماً، بِوَقْعِ سُيُوفٍ مَا خَلا مِنْهَا الْوَغَى، وَلَمْ تُمَاشِهَا الْهُوَيْنَى وَقَدْ أَکْثَرْتَ فِي قَتَلَةِ عُثْمَانَ، فَادْخُلْ فِيمَا دَخَلَ فِيهِ النَّاسُ، ثُمَّ حَاکِمِ الْقَوْمَ إِلَيَّ، أَحْمِلْکَ وَإِيَّاهُمْ عَلَى کِتَابِ اللهِ تَعَالَى؛ وَأَمَّا تِلْکَ الَّتِي تُرِيدُ فَإِنَّهَا خُدْعَةُ الصَّبِيِّ عَنِ اللَّبَنِ فِي أَوَّلِ الْفِصَالِ، وَالسَّلامُ لِأَهْلِهِ.
Vallahi, sen hâlâ benim bildiğim kalbi kilitli, aklı eksik ve zayıf kişiysen sana şöyle söylenmesi evladır; Sen merdivene tırmanıp yukarı çıktın, ama orada kötü manzaralar görüyorsun. Gördüklerin lehine değil, aleyhinedir. Çünkü sen kendine ait olmayan bir yitiği arıyorsun, başkasının hayvanını otlatıyorsun. Ehli olmadığın, madeninde olmadığın şeyi istiyorsun. Sözün, yaptığına ne kadar da uzak! Kötülük ve batıl arzuları sebebiyle Muhammed’in (s.a.a) risaletini inkâr eden amca ve dayılarına ne kadar da benziyorsun! Bildiğin gibi, onlar nerede öldülerse oraya serildiler. Onlar savaş meydanlarını dolduran ve savaşta gevşeklik göstermeyen savaşçıların karşısında yer aldılar.
Osman’ı katledenler hakkında çok laf ettin, evvela bana biat hususunda halkın yaptığı gibi yapmalısın. Sonra Allah’ın kitabı üzere senin de onların da hakkını vereyim. Ama senin istediğin, sütten yeni kesilen çocuğu ilk anda kandırmaya çalışmaktan başka bir şey değil. Selâm ehlinedir.
Vallahi benim bildiğim gibiysen sen, kalbin dalâlet perdesiyle örtülü, aklınsa kıt ve kötü. Sana şu söz söylenseydi yeri var: Yüksek bir yere çıkmak için merdivene tırmanmadasın; ama o merdiven seni helâke götürecek, yükseltmeyecek. Çünkü sen ne yitirdiğini aramadasın; ne hayvanını otlatmadasın; bir şey istiyorsun ki ne onun ehlisin, ne onun mâdenindesin. Sözün, yaptığın işe ne de uzak. Allah’ın salât-ü selâmı O’na olsun, Muhammed’e karşı durup kötülüğe girişen, batılı dileyen, bildiğin gibi de öldürüldükleri yerlere serilen, başlarına geleni defedemeyen amcalarına döneceksin yakında; onlar da o savaşta sağ kalmadılar; erkekleriyle korumak istediklerini koruyamadılar; savaştan geri kalmayan kılıçlarla yok olup gittiler.
Osman’ı öldürenler hakkındaki lâfların çoğaldı gitti; sen de halkın kabûl ettiğini kabûl et; sonra toplumun, benim hakkımda vereceği hükme razı ol; Allah’ın kitâbına göre senin hakkında da gereken hükmü vereyim, onların hakkında da. Ama senin istediğin şey, memeden kesilen çocuğun ilk zamanlarındaki hilesinden başka bir şey değil.