وَمِن کتابٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
لِلْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ (عليهما السلام) لَمّا ضَرَبَهُ ابْنُ مُلْجَمٍ لَعَنَهُ اللهُ
İbn Mülcem tarafından yaralandıktan sonra Hasan ve Hüseyin’e yazdığı mektup:
أُوصِيکُمَا بِتَقْوَى اللهِ، وَأَلاَّ تَبْغِيَا الدُّنْيَا وَإِنْ بَغَتْکُمَا، وَلا تَأْسَفَا عَلَى شَيْءٍ مِنْهَا زُوِيَ عَنْکُمَا، وَقُولا بِالْحَقِّ وَاعْمَلا لِلاَْجْرِ، وَکُونَا لِلظَّالِمِ خَصْماً وَلِلْمَظْلُومِ عَوْناً.
Allah’tan korkmanızı, dünya sizi istese bile onu istememenizi vasiyet ederim. Ona ait bir şeye ulaşmadığınız veya kaybettiğiniz için üzülmeyin. Hakkı söyleyin; ahiret ecri için çalışın. Zalime düşman, mazluma yardımcı olun.
(Şehâdetlerinden sonra, vefatlarından önce, İmâm Hasan ve
İmâm Huseyn aleyhimesselâma vasiyyetleri:)
İkinize de Allah’tan çekinmeyi, dünya sizi arasa, istese bile
onu aramamayı, istememeyi vasiyet ederim. Ona ait bir şeyi elde
edemediğiniz, elinizdekini yitirdiğiniz için de hayıflanmayın.
Gerçeği söyleyin; âhiret ecri için iş görün; zâlime düşman olun,
mazlûma yardımcı kesilin.
أُوصِيکُمَا، وَجَمِيعَ وَلَدِي وَأَهْلِي وَمَنْ بَلَغَهُ کِتَابِي، بِتَقْوَى اللهِ، وَنَظْمِ أَمْرِکُمْ، وَصَلاحِ ذَاتِ بَيْنِکُمْ، فَإِنِّي سَمِعْتُ جَدَّکُمَا (صلي الله عليه و آله) يَقُولُ: «صَلاحُ ذَاتِ الْبَيْنِ أَفْضَلُ مِنْ عَامَّةِ الصَّلاةِ وَالصِّيَامِ».
Siz ikinize, bütün evlatlarıma, ehlime ve bu vasiyetin ulaştığı kimselere Allah’tan korkmayı, işlerinizde intizamlı olmayı, birbirinize iyilikle davranmayı, insanlarla barışık yaşamayı vasiyet ederim. Ben dedeniz Resulullah’tan (s.a.a) şöyle duydum: “Birbiriyle barışık yaşamak bir yıllık namaz ve oruçtan daha faziletlidir.”
İkinize, bütün evladıma, ehlibeytime ve bu yazım kime
ulaşırsa ona, Allah’tan çekinmeyi, işlerinizi düzene koy-mayı,
aranızı uzlaştırmayı vasiyet ederim. Allah’ın salâtı O’na ve soyuna
olsun, Ceddinizden duydum, derdi ki: İki kişinin arasını bulmak,
bütün (nâfile) namazlardan, oruçlardan üstündür.
اللهَ اللهَ فِي الْأَيْتَامِ، فَلا تُغِبُّوا أَفْوَاهَهُمْ، وَلا يَضِيعُوا بِحَضْرَتِکُمْ. وَاللهَ اللهَ فِي جِيرَانِکُمْ، فَإِنَّهُمْ وَصِيَّةُ نَبِيِّکُمْ. مَا زَالَ يُوصِي بِهِمْ حَتَّى ظَنَنَّا أَنَّهُ سَيُوَرِّثُهُمْ وَاللهَ اللهَ فِي الْقُرْآنِ، لا يَسْبِقُکُمْ بِالْعَمَلِ بِهِ غَيْرُکُمْ. وَاللهَ اللهَ فِي الصَّلاةِ، فَإِنَّهَا عَمُودُ دِينِکُمْ. وَاللهَ اللهَ فِي بَيْتِ رَبِّکُمْ، لا تُخَلُّوهُ مَا بَقِيتُمْ، فَإِنَّهُ إِنْ تُرِکَ لَمْ تُنَاظَرُوا. وَاللهَ اللهَ فِي الْجِهَادِ بِأَمْوَالِکُمْ وَأَنْفُسِکُمْ وَأَلْسِنَتِکُمْ فِي سَبِيلِ اللهِ. وَعَلَيْکُمْ بِالتَّوَاصُلِ وَالتَّبَاذُلِ، وَإِيَّاکُمْ وَالتَّدَابُرَ وَالتَّقَاطُعَ. لا تَتْرُکُوا الْأَمْرَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّهْيَ عَنِ الْمُنْکَرِ فَيُوَلَّى عَلَيْکُمْ شِرَارُکُمْ، ثُمَّ تَدْعُونَ فَلا يُسْتَجَابُ لَکُمْ.
Allah için, Allah için yetimlerin hakkını gözetin, onları bir aç bir tok bırakarak nezdinizde zayi etmeyin.
Allah için, Allah için komşularınızın hakkına riayet edin. Onlar, size Nebi’nizin vasiyetidirler. O, komşular hakkında öylesine tavsiyelerde bulunurdu ki biz mirasa da dâhil olacaklar sandık.
Allah için, Allah için Kur’ân’a uyun; onunla amel etmede başkası sizden önde olmasın.
Allah için, Allah için namaza dikkat edin; çünkü namaz, dininizin direğidir.
Allah için, Allah için, Rabbinizin evi Kâbe’ye dikkat edin, varolduğunuz müddetçe orayı ıssız bırakmayın, eğer orayı
terk edecek olursanız azap hususunda sizlere fırsat dahi verilmez.
Allah için, Allah için mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle Allah yolunda cihat edin. Size düşen görev, karşılıklı iyi ilişkilerde bulunmak, karşılıklı olarak hediyeler vermektir. Sırt çevirip gitmekten ve birbirinize dargın durmaktan sakının, iyiliği emredip kötülükten men etmeyi terk etmeyin. Aksini yaptığınız takdirde başınıza kötüleriniz geçer ve sonra ne kadar çağırsanız da artık sizlere icabet edilmez.
Allah için, Allah için yetimleri koruyun, bâzı kere aç, bâzı kere
tok bırakmayın onları; size tapşırılan haklarını yitirmeyin onların.
Allah için komşularınızı görün, gözetin bu, Peygamberinizin
vasiyetidir; komşular hakkında öylesine tavsiyede bulundu ki onlar
da mîrâsa girecekler sandık. Allah için, Allah için Kur’ân’a riâyet
edin; onunla amel etmekte başkaları sizi geçmesin. Allah için,
Allah için namazı bırakmayın; çünkü o, dininizin direğidir. Allah
için, Allah için Rabbinizin evini ziyâreti, haccetmeyi bırakmayın; siz
hayatta bulundukça boşlamayın o evi; çünkü o ev, terkedilirse
mühlet bile verilmez sizlere; azap gelir çatar. Allah için, Allah için
mallarınızla, canlarınızla, dillerinizle Allah yolunda savaşın;
birbirinizi dolaşmanızı görüp gözetmenizi, birbirinizin ihtiyâcını
gidermenizi, birbirinizden yüz çevirmemenizi, birbirinizden
ayrılmamanızı vasiyet ediyorum. İyiliği buyurmayı, kötülükten
nehyetmeyi bırakmayın; sonra kötüleriniz başınıza geçer; sonra da
duâ edersiniz, icâbet edilmez size.
Ey Abdülmuttalib oğulları, Emir’ül-Mü’minin katledildi deyip
Müslümanların kanlarına girmenizi, öç almaya kalkmanızı
istemem, sakının bundan. Benim için yalnız beni öldüreni
öldürün. Bekleyin hele, onun şu vuruşundan ölürsem, onun
bana bir tek vuruşuna karşı siz de ona bir kere vurun; şurasını,
burasını keserek eziyete kalkışmayın; çünkü ben, Allah’ın salâtı
O’na ve soyuna olsun, Rasûlul-lah’tan duydum, derdi ki: Sakının eziyetten, işkenceden, öldüreceğiniz kuduz köpek bile
olsa.
ثُمَّ قَالَ:
يَا بَنِي عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، لا أُلْفِيَنَّکُمْ تَخُوضُونَ دِمَاءَ الْمُسْلِمِينَ خَوْضاً، تَقُولُونَ: «قُتِلَ أَمِيرُ الْمُوْمِنِينَ». أَلا لا تَقْتُلُنَّ بِي إِلاَّ قَاتِلِي. انْظُرُوا إِذَا أَنَا مِتُّ مِنْ ضَرْبَتِهِ هَذِهِ، فَاضْرِبُوهُ ضَرْبَةً بِضَرْبَةٍ، وَلا تُمَثِّلُوا بِالرَّجُلِ، فَإِنِّي سَمِعْتُ رَسُولَ اللهِ (صلي الله عليه و آله) يَقُولُ: «إِيَّاکُمْ وَالْمُثْلَةَ وَلَوْ بِالْکَلْبِ الْعَقُورِ».
Sonra şöyle buyurdu:
Ey Abdulmuttalip oğulları! “Müminlerin emiri katledildi!” diyerek Müslümanların kanını akıtmaktan, öç almaya kalkışmaktan sakının. Sakın, benim için katilimden başkasını
öldürmeyin.
Biraz bekleyin bakın; şayet onun darbesinden ölürsem, darbesine karşı kendisine bir darbe vurun, organlarını kesmeyin. Ben Resulullah’ın şöyle dediğini işittim:
“Öldüreceğiniz kuduz köpek bile olsa, cesedi ibret verici bir şekle sokmaktan sakının.