Nehcü’l-Belâğa

Mektup 37 – Muâviye’ye (Yalancı İddialarını Ortaya Koyma)

وَ مِن کِتابٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ
إِلى مُعاوِيَةِ
فَسُبْحَانَ اللهِ! مَا أَشَدَّ لُزُومَکَ لِلأَهْوَاءَ الْمُبْتَدَعَةِ، وَ الْحَيْرَةِ الْمُتَّبَعَةِ، مَعَ تَضْيِيعِ الْحَقَائِقِ وَ اطِّرَاحِ الْوَثَائِقِ، الَّتِي هِيَ للهِ طِلْبَةٌ، وَ عَلَى عِبَادِهِ حُجَّةٌ. فَأَمَّا إِکْثَارُکَ الْحِجَاجَ عَلَى عُثْمَانَ وَ قَتَلَتِهِ، فَإِنَّکَ إِنَّمَا نَصَرْتَ عُثْمَانَ حَيْثُ کَانَ النَّصْرُ لَکَ، وَ خَذَلْتَهُ حَيْثُ کَانَ النَّصْرُ لَهُ، وَالسَّلامُ.

Muaviye’ye yazmıştır:

 

Fesuphanallah! Nefsinin hevasıyla sonradan uyduğun asılsız şeylere bağlılığa ne kadar da şiddetle sarılmış, şaşkınlığa tâbi olmuşsun! Hem de Allah’ın hesabını isteyeceği, kullarına delil kıldığı hakikatleri kaybedip ahitleri terk etmişsin.

 

Osman’a ve katillerine dair haddinden fazla ve lüzumsuz sözlerine gelince… Sen Osman’a yardımı kendin için faydalı olduğu zaman yaptın, tam yardımına ihtiyacı olduğu zaman ise onu horlayıp yardımsız bıraktın. Ve’s-Selâm.