وَمِن خُطبَةٍ لَهُ عَلَيهِ السِّلامُ وَ فِيْها يُنَبِّهُ أمِيرُالمُؤْمِنِينَ على فَضْلِهِ وَ عِلْمِهِ وَ يُبَيِّنُ فِتْنَةَ بَنِياُمَيَّةَ
Hz. Ali bu hutbesinde ilmini ve Ümeyyeoğulları fitnesini beyan etmektedir:
أَمَّا بَعْدَ حَمْدِ اللهِ، وَالثَّنَاءِ عَلَيْهِ، أَيُّهَا النَّاسُ، فَإِنِّي فَقَأْتُ عَيْنَ الْفِتْنَةِ، وَلَمْ يَکُنْ لِيَجْتَرِىءَ عَلَيْهَا أَحَدٌ غَيْرِي بَعْدَ أَنْ مَاجَ غَيْهَبُهَا وَ اشْتَدَّ کَلَبُهَا. فَاسْأَلُوني قَبْلَ أَنْ تَفْقِدُوني، فَوَ الَّذِي نَفْسِي بَيَدِهِ لا تَسْأَلُونِي عَنْ شَيْءٍ فِيمَا بَيْنَکُمْ وَ بَيْنَ السَّاعَةِ، وَ لا عَنْ فِئَةٍ تَهْدِي مِئَةً وَ تُضِلُّ مِئَةً إِلاَّ أَنْبَأْتُکُمْ بِنَاعِقِهَا وَ قَائِدِهَا وَ سَائِقِهَا، وَ مُنَاخِ رِکَابِهَا، وَ مَحَطِّ رِحَالِهَا، وَمَنْ يُقْتَلُ مِنْ أَهْلِهَا قَتْلا، وَ مَنْ يَمُوتُ مِنْهُمْ مَوْتآ. وَ لَوْ قَدْ فَقَدْتُمُوني وَنَزَلَتْ بِکُمْ کَرَائِهُ الْأُمُورِ، وَ حَوَازِبُ الْخُطُوبِ، لَأَطْرَقَ کَثِيرٌ مِنَ السَّائِلِينَ، وَ فَشِلَ کَثِيرٌ مِنَ الْمَسْؤُولِينَ، وَ ذلِکَ إِذَا قَلَّصَتْ حَرْبُکُمْ، وَشَمَّرَتْ عَنْ سَاقٍ، وَ ضَاقَتِ الدُّنْيَا عَلَيْکُمْ ضِيقآ، تَسْتَطِيلُونَ مَعَهُ أَيَّامَ الْبَلاءِ عَلَيْکُمْ، حَتَّى يَفْتَحَ اللهُ لِبَقِيَّةِ الاَْبْرَارِ مِنْکُمْ.
Allah’a hamd ve senalar olsun. Ey insanlar, fitnenin gözünü ben kör ettim, dalgalar hâlinde yayılan karanlığına, azgınlaşan kudurganlığına (benden başka) kimse dalamazdı. O hâlde beni kaybetmeden önce bana sorun. Nefsim (kudret) elinde olana andolsun, bugünden kıyamete kadar olacakları ve yüz kişiye hidayet edecek ve yüz kişiyi de saptıracak grubu; çağıranları, öncülük edenleri, sevk edenleri, yüklerini nereden alıp indirdikleri, onlardan kimin katledileceği, kimin eceliyle öleceği ile birlikte bildiririm.
Ama beni yitirdiğinizde ve başınıza hoş olmayan sıkıntı ve zorluklar gelip çatınca, soranlardan çoğu başını önüne eğecek, sorulanlar da cevap veremeyip acze düşecektir. Bu da, giriştiğiniz savaşın uzun sürdüğü ve alevlendiği, dünyanın iyice daraldığı, bela ve musibet günlerinin uzadığı zaman olacaktır. Sonunda Allah geriye kalan hayırlılarınızdan bu belayı kaldırıncaya değin bu hâl sürüp gidecektir.
(Nehrivan savaşından sonraki hutbelerinden:)
Sonra ey insanlar, bilin ki ben fitnenin gözünü kör ettim; dalgadalga yayılan karanlığına benden başka kimse dalamaz; coşup duran kudurganlığına kimse atılamaz. Sorun bana, beni yitirmeden sorun. Canım kudret elinde olana andolsun, sizinle kıyâmet arasında neler olacaksa, sorarsanız haber veririm size. Yüzlerce kişiyi doğru yola götürecek, yüzlerce kişiyi sapıklığa atacak topluluklardan hangisini öğrenmek isterseniz, o fitneye halkı kim çağırır, kim yürütür; yüklerini çeken develeri nerelerde ıhlatıp yaratırlar; yüklerini nerelerden alıp yüklerler; onlardan kim öldürülür, kim ölümüyle ölür; hepsini bir bir bildiririm size.
Ama beni yitirdiniz mi, size hoşlanmadığınız işler, sıkıntılı çetin olaylar gelip çatınca, soranların çoğu, şaşırıp başlarını önlerine eğecekler, soru sorulanların çoğu da cevap veremeyip acze düşürecekler. Bu da, giriştiğiniz savaş kızışıp sürdükçe sürdüğü, halkın paçalarını sıvayıp işe giriştiği, dünyanın sizi dara düşürdüğü, ortalığı kararttığı zaman olacak; sonunda Allah, sizin hayırlılarınızdan geriye kalanlardan bu belâ günlerini giderinceye dek bu, böyle gidecek.
إِنَّ الْفِتَنَ إِذَا أَقْبَلَتْ شَبَّهَتْ، وَ إِذَا أَدْبَرَتْ نَبَّهَتْ؛ يُنْکَرْنَ مُقْبِلاتٍ، وَيُعْرَفْنَ مُدْبِرَاتٍ، يَحُمْنَ حَوْمَ الرِّيَاحِ، يُصِبْنَ بَلَدآ وَ يُخْطِئْنَ بَلَدآ. أَلا وَإِنَّ أَخْوَفَ الْفِتَنِ عِنْدِي عَلَيْکُمْ فِتْنَةُ بَنِي اُمَيَّةَ، فإِنَّهَا فِتْنَةٌ عَمْيَاءُ مُظْلِمَةٌ: عَمَّتْ خُطَّتُهَا، وَخَصَّتْ بَلِيَّتُهَا، وَ أَصَابَ الْبَلاَءُ مَنْ أَبْصَرَ فِيهَا، وَأَخْطَأَ الْبَلاءُ مَنْ عَمِىَ عَنْهَا. وَايْمُ اللهِ لَتَجِدُنَّ بَنِي أُمَيَّةَ لَکُمْ أَرْبَابَ سُوْءٍ بَعْدِي، کَالنَّابِ الضَّرُوسِ: تَعْذِمُ بِفِيهَا، وَ تَخْبِطُ بِيَدِهَا، وَ تَزْبِنُ بِرِجْلِهَا، وَتَمنَعُ دَرَّهَا، لايَزَالُونَ بِکُمْ حَتَّى لايَتْرُکُوا مِنْکُمْ إِلاَّ نَافِعآ لَهُمْ، أَوْ غَيْرَ ضَائِرٍ بِهِمْ.وَ لا يَزَالُ بَلاؤُهُمْ عَنْکُمْ حَتّى لا يَکوُنَ انْتِصارُ أَحَدِکُمْ مِنْهُمْ إلاَّ کَانْتِصارِ الْعَبْدِ مِنْ رَبِّهِ، وَ الصَّاحِبِ مِنْ مُسْتَصْحِبِهِ، تَرِدُ عَلَيْکُمْ فِتْنَتُهُمْ شَوْهَاءَ مَخْشِيَّةً، وَ قِطَعآ جَاهِلِيَّةً، لَيْسَ فِيهَا مَنَارُ هُدىً، وَ لا عَلَمٌ يُرَى.
Dikkatli olun! Fitne gelip çatınca tanınmaz, (hakla karışır), sırtını dönünce hakikat ortaya çıkar, gelince tanınmaz, gidince tanınır. Bu fitneler, rüzgâr gibi bir dönüp durmakta; bir şehire uğramakta, bir diğerinden geçip gitmektedir.
Bilin ki, uğrayacağınız fitneler içinde en çok korktuğum, Ümeyyeoğulları’nın fitnesidir. Çünkü bu kör ve karanlık bir fitnedir, hâkimiyeti yayılır, belası (iyi insanlara) özgüdür.
Görenler bu fitnenin belasından zarar görür, görmeyen insanlardan ise bu bela uzaklaşır.
Allah’a andolsun, Ümeyyeoğulları benden sonra size musallat olacak kötü buyruk sahipleridir. Onlar, kötü huylu, kocamış bir deveye benzer, sağılırken sağan kimseyi ısırır, elleriyle yere vurur, tekmeler, sütünü vermez.
Size böyle davranacak, sizden ancak kendilerine zararı olmayıp fayda vereni sağ bırakacaklardır. Onların belası içinizde uzun zaman sürecek; öyle ki içinizden birinin onları cezalandırması, ancak kulun erbabını, hizmetçinin efendisini cezalandırmasına benzeyecek. Size gelip çatacak olan Ümeyyeoğulları fitnesi çirkin ve korkunç bir yüze sahiptir. Yaptıkları cahiliye devrinin işleridir; onda ne bir hidayet meşalesi vardır, ne de (kurtuluş) bayrağı görülür.
Bilin ki fitneler gelip çattı mı, hak mıdır, batıl mı, bilinmeyecek, şüphe edilecek. Geçip gitti mi, halk uyanacak, bilecek, Gelip çatınca inkâra düşülecek, geçip gidince anlaşılıp bilinecek. Bu fitneler, kasırgalar gibi esip dönecek, tozup duracak, bir şehirden gelecek, bir şehri alıp verecek. Bilin ki size gelip çatacak fitneler içinde en korktuğum fitne, Ümeyyeoğulları’nın fitnesidir; çünkü o, hiçbir şey görmeyen kör, hiçbir şey göstermeyen karanlık bir fitnedir. Bu fitneye karşı tedbir yolu görünmez, belâsı herkesi kaplar; can gözü açık olana gelir çatar; körleşip onu görmeyendense geçer gider.
Allah’a and olsun ki Ümeyyeoğulları, benden sonra sataşacağınız en kötü buyruk sahipleridir; kocamış, kötü huylu deveye benzerler onlar; sütünü sağarken sağanı dişiyle ısırır; ayağıyla başına vurur; onu tekmeler durur; sütünü vermez olur.
Sizden, kendilerine yarayandan, yahut da hiç olmazsa onlara zararı dokunmayandan başkasını bırakmaz onlar. İçinizden birinin, onlardan öç alması, ancak kulun efendisinden, birinin hizmetinde bulunan kişinin, o kişiden öç almasından başka bir şey olamaz ve o zamana dek de onların belâsı sizin üstünüzden kalkmaz. Görünüşü çirkin, korkunç, câhiliye devrinin karanlıkları gibi kapkaranlık fitneleri gelip çatarsa size; o fitnede ne bir hidayet alâmeti vardır, ne bir yol gösteren bilgi.
نَحْنُ أَهْلَ الْبَيْتِ مِنْهَا بِمَنْجَاةٍ، وَ لَسْنَافِيهَا بِدُعَاةٍ، ثُمَّ يُفَرِّجُهَا اللّهُ عَنْکُمْ کَتَفْرِيجِ الْأَدِيمِ: بِمَنْ يَسُومُهُمْ خَسْفآ، وَ يَسُوقُهُمْ عُنْفآ، وَيَسْقِيهِمْ بِکَأْسٍ مُصَبَّرَةٍ لا يَعْطِيهِمْ إِلاَّ السَّيْفَ، وَ لا يُحْلِسُهُمْ إِلاَّ الْخَوْفَ، فَعِنْدَ ذلِکَ تَوَدُّ قُرَيْشٌ ـ بِالدُّنْيَا وَ مَا فِيهَا ـ لَوْ يَرَوْنَني مَقَامآ وَاحِدآ، وَ لَوْ قَدْرَ جَزْرِ جَزُورٍ، لِأَقَبْلَ مِنْهُمْ مَا أَطْلُبُ الْيَومَ بَعْضَهُ فَلا يُعْطُونِيهِ!
Biz, Ehlibeyt, o fitnelerden kurtulmuşuz, halka o zaman davetçi olamayacağız. Sonra Allah; Ümeyyeoğulları’nı zillet ve horluğa düşüren, tahtından indiren, onlara ölümü tattıran, onlarla sadece kılıç diliyle konuşan ve üzerlerine korku örtüsünü geren kimsenin eliyle bu fitneyi, hayvanın derisini yüzer gibi yüzer, sizden giderir.
O zaman Kureyş bugün bir kısmını istediğim hâlde bana vermedikleri şeyi vermek üzere beni devenin kesildiği kısa bir süre de olsa görmek için bütün dünya ve içindekileri feda etmeye hazır olacaktır. (Ama ne fayda!)
Biz Ehlibeyt, ondan kurtulmuşuz; o fitne için de halkı, kendisine çağıranlardan değiliz biz. Sonra Allah onları alçaltan, zorla, zorlukla sürüp götüren, onlara zehirden daha acı ağı ile dopdolu kadehi sunan, onlara ancak kılıç veren, onlara ancak korku ve dehşet elbisesi giydiren kişinin eliyle sizden o belâyı, o fitneyi, hayvanın derisini yüzer gibi yüzüp sıyıran kişinin eliyle giderir. O zaman Kureyş, bütün dünya ellerinde olsa, dünyada ne varsa hepsine sahip bulunsa, pek az bir müddet için bile olsa beni görmek için fedâ etmeye hazırdır. Ama ne fayda. Bugün, onlardan bir kısmını istiyorum da gene vermiyorlar bana.1
…
1 – Gerçekten de böyle olmuştur. Ümeyyeoğulları’nın son hükümdarı Mervan, Abdullah bin Ali bin Abdullah bin Abbâs’ın kumandasındaki Horasan askerini görünce ne olurdu demişti; bu gencin yerine Ebu-Tâlip oğlu Ali olsaydı.