وَ مِن خُطبَةٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ وَ فِيْها صِفَاتٌ ثَمَانٍ مِنْ صِفَاتِ الجَلاَلِ
Allah’ın celal sıfatlarını beyan etmektedir:
وَ أََشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَرِيکَ لَهُ؛ آلاْوَّلُ لا شَىْءَ قَبْلَهُ، وَ الاْخِرُ لا غَايَةَ لَهُ، لاتَقَعُ الْأَوْهَامُ لَهُ عَلَى صِفَةٍ، وَ لا تُعْقَدُ آلْقُلُوبُ مِنْهُ عَلَى کَيْفِيَّةٍ، وَ لاَ تَنَالُهُ التَّجْزِئَةُ وَ التَّبْعِيضُ، وَ لا تُحِيطُ بِهِ الْأَبْصَارُ وَ الْقُلُوبُ.
Allah’tan başka ilâh olmadığına, onun tek bir ilâh olduğuna, ortağı olmadığına, öncesi olmayan ilk olduğuna, sonrası olmayan ahir olduğuna şahadet ederim. Vehimler sıfatını bilemez; gönüller onu nitelikleriyle anlayamaz. Cüzlere bölünüp parçalanamaz, akıllar ve kalpler onu kuşatıp kavrayamaz.
Ve bilirim bildiririm ki yoktur Allah’tan başka tapacak; şerîki yoktur, birdir ancak. Evveldir, ondan önce bir şey yok. Âhırdır, ona bir son ve sınır yok. Vehimler ona bir sıfat bulamaz; onu o sıfatla bilemez. Gönüller, onu bir keyfiyete bağlayamaz; o keyfiyetle anlayamaz. Cüzü’lere bölünemez; parçalara ayrılamaz. Gözler, gönüller onu kaplayamaz,kavrayamaz.
و منهها: فَاتَّعِظُوا عِبَادَ اللهِ بِالْعِبَرِ النَّوَافِعِ، وَ آعْتَبِرُوا بِالاْي السَّوَاطِعِ، وَ آزْدَجِرُوا بِالنُّذُرِ آلْبَوَالِغِ، وَ انْتَفِعُوا بِالذِّکْرِ وَ الْمَوَاعِظِ، فَکَأَنْ قَدْ عَلِقَتْکُمْ مَخَالِبُ آلْمَنِيَّةِ، وَ آنْقَطَعَتْ مِنْکُمْ عَلاَئِقُ الْأُمْنِيَّةِ، وَ دَهِمَتْکُمْ مُفْظِعَاتُ الْأُمُورِ، وَ السِّيَاقَةُ إِلَى آلْوِرْدِ آلْمَوْرُودِ، فَ «کُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَائِقٌ وَ شَهِيدٌ»: سَائِقٌ يَسُوقُهَا إِلَى مَحْشَرِهَا؛ وَ شَاهِدٌ يَشْهَدُ عَلَيْهَا بِعَمَلِهَا.
…Ey Allah’ın kulları! Fayda veren nimetlerden öğüt, apaçık delillerden ibret alın. Açıkça anlatılarak korkutulduğunuz şeylerden sakının. Uyarma ve öğütlerden faydalanın, sanki ölüm pençesini size atmış; dilek, istek bağlarınız kesilmiştir.
Beklenmedik işlerin zorlukları sizi kuşatmış, sonunda varacağınız yere sevk etmiştir. “Her nefsin bir sürücüsü, bir de şahidi vardır.”1 Sürücü onu mahşer yerine sürer; şahitlerse onun yaptıklarına şahitlik eder.
…
1- Kaf/50
(Bu hutbeden):
Allah kulları, fayda veren ibretlerden öğüt alın; apaçık delillerden ibret alın; adamakıllı anlatılarak korkutulduğu-nuz şeyleri duyun da çekinin, sakının; öğütleri dinleyin de faydalanın. Sanki ölüm, pençesini size atmıştır; dilek-istek bağları, sizden üzülüp gitmiştir. Beklenmedik, kötü, katı işler gelip kavramıştır sizi; güç ve çetin hallere düşürmüştür sizi; gidilmemesine imkân bulunmayan, varılmamasına çâre olmayan yere sürüp götürmüştür sizi.
Her insanın yanında bir sürüp götüren vardır, bir tanık vardır; sürüp götüren, toplanacağı yere sürer götürür onu; tanık da yaptıklarına tanıklık ederonun.1
…
1- “Ve üfürülür sûra, işte bugündür azap günü. Ve herkes, yanında bir sürüp götüren ve bir tanık olarak gelir.” (50, Kaf, 20-21) Sürüp götüren bir melekle tanıklık eden bir melek. Tanıktan maksat, insanın âzasıdır da denmiştir.
و منهها فى صفة الجنّة
دَرَجَاتٌ مُتَفَاضِلاتٌ، وَ مَنَازِلُ مُتَفَاوِتَاتٌ، لاَيَنْقَطِعُ نَعِيمُهَا، وَ لاَيَظْعَنُ مُقِيمُهَا، وَ لاَيَهْرَمُ خَالِدُهَا، وَ لاَيَبْأَسُ سَاکِنُهَا.
Orada birbirinden üstün dereceler, birbirinden ayrı, durulacak menziller vardır. Ne nimetleri biter tükenir, ne de halkı başka yere göçer. Orada ebedi kalınır, orda ebedi kalan yaşlanmaz, orayı yurt edinen zorluğa düşmez.
(Aynı Hutbede cenneti tavsif ederken buyururlar ki):
Dereceler vardır, birbirinden üstün; duraklar vardır, birbirinden ayrı. Ne nimetleri bitip tükenir; ne oradakiler başka bir yere göçüp giderler. Ne orada ebedî kalan kocar; ne orasını yurt edinen ümitsizliğe düşer.