Nehcü’l-Belâğa

Hutbe 85 – Tevhid ve Vaaz

وَ مِن خُطبَةٍ لَهُ عَليهِ السَّلامُ وَ فِيْها صِفَاتٌ ثَمَانٍ مِنْ صِفَاتِ الجَلاَلِ

Allah’ın celal sıfatlarını beyan etmektedir:

وَ أََشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَرِيکَ لَهُ؛ آلاْوَّلُ لا شَىْءَ قَبْلَهُ، وَ الاْخِرُ لا غَايَةَ لَهُ، لاتَقَعُ الْأَوْهَامُ لَهُ عَلَى صِفَةٍ، وَ لا تُعْقَدُ آلْقُلُوبُ مِنْهُ عَلَى کَيْفِيَّةٍ، وَ لاَ تَنَالُهُ التَّجْزِئَةُ وَ التَّبْعِيضُ، وَ لا تُحِيطُ بِهِ الْأَبْصَارُ وَ الْقُلُوبُ.

Allah’tan başka ilâh olmadığına, onun tek bir ilâh olduğuna, ortağı olmadığına, öncesi olmayan ilk olduğuna, sonrası olmayan ahir olduğuna şahadet ederim. Vehimler sıfatını bilemez; gönüller onu nitelikleriyle anlayamaz. Cüzlere bölünüp parçalanamaz, akıllar ve kalpler onu kuşatıp kavrayamaz.

و منهها: فَاتَّعِظُوا عِبَادَ اللهِ بِالْعِبَرِ النَّوَافِعِ، وَ آعْتَبِرُوا بِالاْي السَّوَاطِعِ، وَ آزْدَجِرُوا بِالنُّذُرِ آلْبَوَالِغِ، وَ انْتَفِعُوا بِالذِّکْرِ وَ الْمَوَاعِظِ، فَکَأَنْ قَدْ عَلِقَتْکُمْ مَخَالِبُ آلْمَنِيَّةِ، وَ آنْقَطَعَتْ مِنْکُمْ عَلاَئِقُ الْأُمْنِيَّةِ، وَ دَهِمَتْکُمْ مُفْظِعَاتُ الْأُمُورِ، وَ السِّيَاقَةُ إِلَى آلْوِرْدِ آلْمَوْرُودِ، فَ «کُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَائِقٌ وَ شَهِيدٌ»: سَائِقٌ يَسُوقُهَا إِلَى مَحْشَرِهَا؛ وَ شَاهِدٌ يَشْهَدُ عَلَيْهَا بِعَمَلِهَا.

…Ey Allah’ın kulları! Fayda veren nimetlerden öğüt, apaçık delillerden ibret alın. Açıkça anlatılarak korkutulduğunuz şeylerden sakının. Uyarma ve öğütlerden faydalanın, sanki ölüm pençesini size atmış; dilek, istek bağlarınız kesilmiştir.
Beklenmedik işlerin zorlukları sizi kuşatmış, sonunda varacağınız yere sevk etmiştir. “Her nefsin bir sürücüsü, bir de şahidi vardır.”1 Sürücü onu mahşer yerine sürer; şahitlerse onun yaptıklarına şahitlik eder.

1- Kaf/50

و منهها فى صفة الجنّة
دَرَجَاتٌ مُتَفَاضِلاتٌ، وَ مَنَازِلُ مُتَفَاوِتَاتٌ، لاَيَنْقَطِعُ نَعِيمُهَا، وَ لاَيَظْعَنُ مُقِيمُهَا، وَ لاَيَهْرَمُ خَالِدُهَا، وَ لاَيَبْأَسُ سَاکِنُهَا.

Orada birbirinden üstün dereceler, birbirinden ayrı, durulacak menziller vardır. Ne nimetleri biter tükenir, ne de halkı başka yere göçer. Orada ebedi kalınır, orda ebedi kalan yaşlanmaz, orayı yurt edinen zorluğa düşmez.