وَ مِنَ الْکَلَام لَه (عليه السلام) يَعْنِي بِهِ الزُّبَيْرَ فِي حَالٍ اقْتَضَتْ ذَلِکَ وَ يَدعُوهُ للدُّخُولِ فِي البَيْعَةِ، ثانِيَةً
يَزْعُمُ اَنَّهُ قَدْ بايَعَ بِيَدِهِ، وَ لَمْ يُبايِعْ بِقَلْبِهِ، فَقَدْ اَقَرَّ بِالْبَيْعَةِ، وَ ادَّعَى الْوَليجَةَ. فَلْيَأتِ عَلَيْها بِاَمْرٍ يُعْرَفُ، وَ اِلّا فَلْيَدْخُلْ فِيما خَرَجَ مِنْهُ.
Hz. Ali bu hutbesinde Zübeyr’i kastetmiştir:
(Zübeyr) Eliyle biat ettiğini, gönlüyle etmediğini sanmaktadır. Biatini ikrar ettiği hâlde kalbinde bunun aksini gizlediğini iddia etmektedir. Öyleyse ya bunu ispat eden bir delil getirsin, ya da çıktığı biatine geri dönsün.
Zübeyr için söyledikleri:
Sanıyor ki eliyle biat etti, gönlüyle etmedi. Oysa ki biat ettiğini ikrâr etmekte, kalbiyle etmediğini söyleyip yaptığını inkâr eylemekte. Peki, öyleyse ya buna dâir bir hüccet göstersin, tanık getirsin; yahut da çıktığı, bozduğu biate gene dönsün.